AYNI BAĞIN TADI BİRİ DE BİR BİNİ DE

AYNI BAĞIN TADI BİRİ DE BİR BİNİ DE

Ham meyve dalında.Tadı gelir olgunlaştığında. Tartmaz dalıda nihayetinde. Dayanamaz yere düşer sonunda.
Marifeti sorun kimde ? Elbet bakanında. El emeği, göz nurunu dökeninde. Zamanında sulayıp büyüteninde.
Bakarsan işte bağda. Bakmazsan derler dağda. İlgi alaka olmalı her zamanda. Emeğinin karşılığı meyvasında.
En güzel yemişler çiçek açar ne zamanda? Baharda. Meyvesi yaz ayında. İnsanoğlu hep yanında.Keyfi de yerinde.
Her bir tatlar. Ayrı, ayrı, her biri yetişse de dallarında. Tadı aynıdır hepsinde. Marifet yetiştiricisinde.

Doğdu. Yaşadı. Öldü. O’da bir allahın kuluydu. Meyve ağacının dalında neler buldu? Olgunluğu onda gördü.
Hey gidi insanoğlu yaradan ne verdi? Ağaç dallarında nice meyveler sundu. Kıymetini bilene neler sordu?
Dikilir tohum idi. Ekildi toprağa fidan oldu. Sulandı boy attı. Ağaç oldu kök saldı. Meyvalarla doldu taştı.
Her canlı aleminde. Yaradan bilir ne sırlar kendinde. İbreti alem, alması sende. Yaratan anlatmış kitabında.
Doyarsa yeter bilmesi sende. Aç gözlülük koşmasın en önde. Her birininin tadı yerinde. Çünkü hepsi aynı bağda.

Birinin de Bininin de Tadı Aynı Değil mi?

Hoca günün birinde Akşehir’deki bağına üzüm kesmeye gider.
Kestiği üzümleri bir sepete doldurduktan sonra eşeğine binerek evinin yolunu tutar.
Bağ dönüşü karşılaştığı mahallenin çocukları Hoca’nın eşeğinin başını tutarlar;
“Hocam üzüm, Hocam üzüm…” demeye başlarlar. Hoca üzümü vermeden geçmenin mümkün olmadığını
anlayınca sepetten çıkardığı bir salkım üzümü çocuklar arasında paylaştırır.
Çocuklar dağıtılan üzümü az bulurlar. İçlerinden biri;
“Hocam, bu ne, bu kadar çocuğa bir salkım üzüm yeter mi?” der.
Hoca daha fazla vermek istemez ama çocukları da kırmak istemez;
“İyi de çocuklar, bunların hepsi aynı bağın üzümü.
Birinin de bininin de tadı aynı değil mi?”deyiverir.

Yaşamı anlatmakla geçer her bir günümüz. Nice ahlarla, vahlarla biter ömrümüz. Zamanında görse deriz gözümüz.
Biri diğerini tutmazsa sözümüz? Ne tarafa dönse deriz arkamız, önümüz. Hiç bitmez gece, gündüz, istememiz.
Sorarız birbirimize biz kimiz? Allahın yarattığı birer fani kullarız. Akıldan başka ne var en önemli sermayemiz?
Yaşarken ne çok bilgiler bilmeliyiz? Her bilgiyi okuyarak öğrenmeliyiz. Nesillerimizle hep yarınlara taşımalıyız.
Marifet bağda. Arama dağ başında. Gücün varsa, dağda kur bağını da, bostanını da. Her hikmet başlar önce akılda.

Geleceğe en güzel örnek. Yetiştirmekle en güzel emek. Sabırla, selamete ermek.Bir halı gibi dokumak, ilmek, ilmek.
Bağda yetişen üzüme bak salkım saçak.Gel de bunu kim toplayacak? Bir elin uzanacak. Bir elin tutacak.Sepete dolacak.
Bak şimdi kimler görecek? Çoluk, çocuk, üşüşecek. Tadını kimler merak etmeyecek? Göz hakkıdır elbet ki verilecek.
Kimi az bulacak. Kimi tadına doymayacak. Kimi daha çok isteyecek. Kimse kimseyi kırmayacak. Hele çocuksa bir duracak.
Biz yazdık kim okuyacak? Misali kendinde kim bulacak? Meyve bahane diyecek. Her kim ki hakikati önce kendinde bulacak.

09 Ekim 2024

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara

 

MERAKLA BAKANLAR VAKTİ UNUTANLAR


MERAKLA BAKANLAR VAKTİ UNUTANLAR

Beklentiler merakın tetikleyicisi. Merakla beklenen en etkileyicisi. En önemlisi gece, gündüz, dememesi.
Sonucunun bilinmemesi. Bekledikçe yenilerini de eklemesi. Çoğalması. Büyümesi. Bir balon gibi şişip kalması.
İnsanın en çok sevdiği mutluluk habercisi. O’da kimmiş? Neyin nesi? Havada kanat çırpan kuşun çıkardığı sesi.
Bir o’yana, bir bu yana, dağılması. Merakın bilinmeyen noktası. Hiç aklına gelmeyecek kişilerin de senaryo yazması.
Ne diyelim bundan ötesi. Merak ile beklemesi. Sonucu yakın ise eşe dosta güvenmesi. Telaşeye de mahal vermemesi.

Geçmişten günümüze değişiyor şartlar. Daha düne bakanlar. Yaşayıp görenler. Bir de bakmışsınız kendi haline gülerler.
Keşkelerle başlayan sözler. Pişmanlıklarla alır başını giderler. Derinden düşünceler. Acelecilikleri de ortaya koyar.
Birbirimizde aradığımız en güzel taraflar. Olmasın asık suratlar. Birbirini anlasın anlaması gerekenler. Gün gelir, geçer.
Mevsimler birbirini kovalar. En güzel yıllar bir masal gibi anlatılırlar. Kiminin bakmazları. Kiminin aldırmazlıkları.
Beklentilerimiz geleceğimizdeler. Endişemiz kaygılarımızdalar. Ne olacak? diye sormalarımızdalar. Yarınlarımızdalar.

Bizim Akşehir’de Araba Tekerine Bile Bakmazlar

Nasreddin Hoca bir Ramazan ayının yaklaştığı günlerde doğduğu Sivrihisar’daki yakınlarını ziyarete gider.
Şehrin girişine vardığında bir de ne görsün, herkes toplanmış gökyüzünde Ramazan ayı doğacak mı, doğmayacak mı, ona bakıyor.
Hoca dayanamayıp; “Hayırdır, neye bakıyorsunuz?” deyince, halk toplu hâlde;“Ramazan ayına bakıyoruz.” der.
Bunun üzerine Nasreddin Hoca; “Yahu hemşerilerim, bizim Akşehir’de bunun araba tekeri gibi olanına bile bakmazlar,
siz incecik ayı göreceğiz diye vaktinizi boşa harcıyorsunuz!” der ve yoluna devam eder.

Her yazıda bir giriş. Hoca Nasrettin fıkrasına varış. Ne güzelde anlatmış. Kim, nerede, neye, nasıl, bakarmış? Acaba nedenmiş?
İçimizdeki arayış. Merakla bekleyiş. Kiminin ki hüsranla bitmiş. Kiminin ki bir türlü bitmemiş. Sormuşlar acep ne iş?
Bildikçe bilgilenmekte her iş. Her bir toprağı işlemekse karış, karış. Sulayıp bakmakta her gün yetiştirmekte elbet bir iş.
Her yeni bir güne mutlu bakış. Akşamdan sabaha neler değişmiş? Kimler merak etmiş? Kimi yetişmiş,görmüş? Kimin de bekleyiş?
Nefes alıp vermekte yaşayış. Sağlıkta bir arayış. Mutlulukta bir kavrayış. Azimle, sebatla, her bekleyiş. Her güne bir gülüş.

Gelecek durmadan geliyor. Kapıdan, bacadan, evimize giriyor. Güneş bir başka doğuyor. Gün, güne, bir bilsen nelerle uyanıyor?
Nesiller nesilden nesile çoğalıyor. Hücrelerimizse ölüyor. İnsan da tükeniyor. Meraksa bitmiyor. Beklentiler yorgun düşürüyor.
Ömrün son çeyreğinde son bir çiçek açıyor. Gönül penceresinden eğilip zar, zor, suluyor. Perdeleri çekme diyor gündüz olmuyor.
Hangi bahardı bilmem nasıl anlatsam diyor. En güzel giyeceklerimdi beni seyrediyor. Çoçuklar yollardan bakıyor. El sallıyor.
Merakla bakılıyor. Sonra sokaklarda boşalıyor. İçin mi kararıyor? Yoksa aydınlanıyor? Kimseler neden bakmıyor? Neler oluyor?

Güven Gürbüz
06 Ekim 2024
Şebinkarahisar / Ankara

Sözümüz, iki gözümüz.


Sözümüz, iki gözümüz.

Dostluk, sevgi, bağları. Kemanın yayları. Çıkardıkça sesleri. Hatırlatır geçirilen nice kışları, yazları.
Sevenlerin dosta ziyaretleri. Açılır her daim kapısı, pencereleri. Birbirini gördükçe eser bahar yelleri.
Hasretlikler sonrası kavuşmaları. Sarılıp, koklaşmaları. Çözülür birden dizinin bağları. Hatırlatır anıları.
Sırtına sarmışsa o’koskoca yılları. Taşmışsa heybeleri. Zamandan kopan her bir parçaları. Süsler masaları.
Dostluğun sofrasındadır payları. Yeşertir gönülden bağları. Her birinde bir tad, nice, nice, nice, meyvaları.

Her insan arar kendi denginden. Ahenginden. Kendine de uysun der huyundan, suyundan. Ayırmayın o’zaman yolundan.
Hangi kuş memnundur sor kafesinden? Her ötüşünde özgürlüğün bir ötesinden. Yankılanır her içini, içine çekerken.
Kim ki bilmezse kendini kendinden. Nazarı da dağılır üfürüğünden, nefesinden. Bahanesi olacak kim bilir neresinden?
Bilen bilir bildiğini bilgisinden. Bilmeyen ne bilsin ötekisinden, berisinden. Sen sen ol anla evirip çevirmesinden.
Hoca Nasrettin bu, anlaşılır neresinden? Dostluğundan. Sevgisinden. Anlayışından. Hoşgörüsünden. Fıkranın dilinden.

Bizim Eve de Uğrardı

Nasreddin Hoca’nın hanımı olmak zor mu zor; geleni olur, gideni olur.
Hoca’nın hanımı gündüzleri hep komşuları tarafından ev oturmalarına çağırılır.
Gitse olmaz, gitmese olmaz, ne de olsa Hoca hanımı… Belki de Hoca hanımı olmanın
verdiği sorumluluktan dolayı kimsenin gönlünü kırmaz ve davetlere gider.
Hanımının çok gezdiğini bilen bir komşusu günün birinde Hoca’ya;
“Hocam, yanlış anlamayın ama senin hanım galiba çok geziyor…” der.
Nasreddin Hoca, komşusunun sözü nereye getirmek istediğini bildiği için;
“Adam sen de! Eğer senin dediğin gibi çok gezmiş olsaydı arada sırada bizim eve de
uğrardı!” deyiverir.

Sözün; meclisi, içerisi, dışarısı, olmaz. Her söz; laf ola, beri gele, bilmez. Söz, söz olacaksa uzakta bulunmaz.
İncedir gönül telleri mızrap istemez. Dokundukça titrer, anlamayan hissetmez. İçindeki nağmelerdedir hiç görülmez.
Sözümüz, iki gözümüz. Her yerde dostluğu benimseriz. Gideriz. Geliriz. Hoş sohbeti iyi biliriz. Dikkatleri çekeriz.
Bilir bilmeze kanmaz. Her bilen bildiğine inanmaz. Düşünür. Taşınır. Çok düşünmekten de aşınır. Nihayeti anlaşılır.
Sıcaktır sözün özü. Ocakta kalan ateşin közü. Isıtır soğukta bizi. Yakarsa elimizi kalır izi. Tanımalı önce kendimizi.

Hayat yolundan gelip geçenler. Anlattı kimi, kimilerine nice hikayeler. Sonucuna bakılanlar. Her birinden ayrı dersler.
Kimi oldu en güzel öğretmenler. Kimi çabuk kızdı, kulağı çekilenler. Ne eziyetler. Ne meziyetler. Unutulur birer, birer.
Gel gidelim dosta gönül derler. Dost bağından gelen sesler. Nedir acaba kulağı tırmalayanlar? Evrilir, çevrilir, yollar.
Bil ki ömür dediğin kısadır. Geceyi, gündüzü kim uzatır? Zaman gelir darlatır. Çok düşündükçe ağlatır. Zaman bu zamandır.
Arama kabahat nedir? Dostu, dosta söyletir. Sineye çeken iyi bilir. Dostlukların uzaması hep böyledir.Kusur aramamalıdır.

05 Ekim 2024

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara

RUHUNA ÇARELER BEDENİNE ŞİFALAR

Ruhuna çareler Bedenine şifalar

Anlatamadık anlatmaları. Anlatmalardan anlamaları. Anlayanları, anlamayanlara, bulmalı anlatanları.
Maksat ile hasıl olmaktır nihayeti sormaları. Nihayetin sonu maksat ile son buldurur olgunlaşmaları.
Kim ki gelir kapına anlatırsa sana arzuhalleri. Ya medet derde sorar da neredendir bilmez kerametleri.
Keramet sendedir derler koru iyi niyetleri. Nereyedir iyi sormalı, ah bu gidişlerin her çeşit azametleri.
Kim yarattı bu cihan-ı alemleri? Bırak dipten, köşeden, konuşanları. Uyandıramazsın sonra uyuyanları.

Şükret yaratana, uzansın semaye eller. Okunsun dualar. Birbirine merhamet ile gelişir iyi davranışlar.
Ruhuna çareler. Bedenine şifalar. Boşunadır çare olmaz metalar. Yaradılışta gizlidir. Bilen yaratandır.
İnandık dediler cümle alemler. Okuyunca kitabı bildiler. Yaratan bahşeder. Akıl sermayemizdir derler.
Arama boşuna olmaz her ağaçta meyvalar. Sulamadıkça yeşermez dallar. Kesilen dalda kalır budaklar.
Ham iken olgunlaşır bakıldıkça bakılır. Her kim ki uyuyanların içindeki sır. Uyuyan uyanır.Vakit kısalır.

Hoca Nasrettin bilir anlatır. İsteyene vereni işaret ettirir. O’ nelere, nelere, kadirdir der. Örnekler verir.

Bizim Mollalar Horul Horul Uyuyorlar

Nasreddin Hoca mollalarına Kudurî [dinî kitap] okuturken yanına bir kadın gelir ve;
“Hocam, çocuğum hiç uyumuyor, bana bir muska yazıversene.” der. Hoca da;
“Al bu Kudurî’yi, çocuğun yatağının yüksekçe bir yerine koy.” deyince kadın
dayanamaz; “Hocam, Kudurî, muska mıdır?” diye sorar. Hoca da;
“Kudurî, muska mıdır, değil midir bilmem, ama ne zaman okumaya başlasam bizim
mollalar horul horul uyuyorlar.” der.

Ecdadımız bilirdi revan oldu, aştı nice yolları. Kurdu her nere gitse yüce divanları. Anlattı her bir bilenleri.
Gelenekleri. Görenekleri. Örf ve adetleri. Ananeleri. Hepsinin içinde saklı geçmişten gelen en iyi örnekleri.
Anlattılar iyi huyları. Tarif ettiler kötü alışkanlıkları. Toplumda oluşturdular hep en güzelinden kaynaşmaları.
Bizler nasıl inkar ederiz ataları? Geleceğe mirastır bizlere bıraktıkları. Her şeyin üstündeydi vatan sevdaları.
Yerinde sayma dedikleri. Yaşatıp, geliştirmekti bahsettikleri. Tepeden öne geçirmez kimse arkadan koşanları.

Medet arama sakın ola ki olmayanda edep. Yaratan bilir vardır her birinde sebep. En başında yer alır adap.
Her kime iyiliğin bildiğin hep. Düşmesin yorulunca düşüncen bitap. Öğreneceğin çok şey var önünde kitap.
Yeryüzü karıştı baksana çare aradıkları hep harp. Her nere koşsalar yolları sarp. Bir çare deriz bizlere yarap.
Kalmadı ar, namus, edep. Kötülüğe kim sebep? Zalimlerin başlarında kep. Bakarda göremeyizmi sanırlar hep?
İnananlara en güzel hitap. Ne yazmış iyi oku inandığımız yüce kitap. Şifa olurmu hiç inanmadan içilen her hap?

Güven Gürbüz
04 Ekim 2024
Şebinkarahisar / Ankara

 

İLK ARZU ÇÖZÜLÜR MEVZU


İLK ARZU ÇÖZÜLÜR MEVZU

Anlaşılmaz deme anlaşılır. Kendi içinde tartışılır. Ardına, arkasına, bakılır. Karşılaştırılır.
Kim? kimin için, neye karar alınır? Akşam batacak güneşe bakılır. Karanlığa önce ışık hazırlanır.
Her kim ki bilmez nereden bilinir? Bildiğini kendine saklar da, arar durursun, nereden görünür?
Karara göre kendinde karar. Sonucunda doğmasın zarar? Esasın ardında ne var? Herkes ona bakar.
İlk söylenecek sona kalır. Neden sondan başa nasıl dönülür? Örülmüş kazaktır, tek, tek, sökülür.

İlmek ilmektir yaşamda her bir gün. Yaşayıpta görerek geçer ömrün. Ne zaman gün gördün bir gün?
Biri benzeri değildir diğerinin. Diğeri aynısı olacak değildir yarının. Hakikat karşı duranın.
Çıkarır karşına yol dediğin. Boşuna değildir bazen eğilip büküldüğün. Bittiği yerdir hep sözün.
Kaybolmasın özün, sözün. Boş değildir ardı her hakikatin. Kendinden öte sarfettiğin senin dikkatin.
Arzu halinde yatar her bir inceliğin. Nasrettin Hoca dediğin. Yaşadıklarıyla içindeydi hakikatin.

Borç Para İsteme

Nasreddin Hoca bir gün yolda giderken arkadaşlarından biri yanına yaklaşır ve Hoca’ya;
“Hocam, senden bir isteğim var. . .” diye söze başlar.
Hoca, arkadaşının niyetini hemen anlar; kendi kendine;
“Mutlaka yine para isteyecektir.” diye düşünür ve ona;
“Benim de senden bir arzum var, gel ilk önce sen onu yerine getir,
sonra ben seninkini dinleyeyim.” der. Arkadaşı;“Peki Hocam, nedir benden isteğin?”
deyince Hoca; “Ne olursun, benden borç para isteme de ne istersen iste.” deyiverir.

Tutmazsa sözünü söz veren. Sorulur da öğrenilir ki cümle alemden. Kaybeder her bir gün kendinden.
Anlayan bilir esasını niyetinden. Bırakmaz tedbiri elden. Anlaşılır ayan, beyan. Belli gelişinden.
İsteğin en iyisi haklısından. Haklısını bulamazsan arzusundan. Dile getirmeli uygunsa en hasından.
Güle, güle, demezsen gülemeyebilirsin. Boynunu büküp bakabilirsin. Hatırlasın dersin unutulursun.
Hayattır esasın. Yaşadıktan sonra masalsın. Yaşadıkça çok anlatılırsın. Neresinden baksan yalansın.

Mizanı tutmaz kitaba tersten bakanın. Okumadan bakıp geçenin. Velakin farklıdır amacı her bir dersin.
Bilmeli kişiyi kişiden. Kişinin içinde vardır hepsinden. Sen ki iyi olanı seçmeyi bilmelisin içinden.
Yana yatanlara bakarsın. Çamura batanları da görürsün. İş işten geçmeden önce sen tedbirini almalısın.
Bilirsen kendini, özünde bir olansın. Bunlara kanmazsın. Arzun isteğin varsa ilk baştan söylemelisin.
Her kim ki bilmedi değerinden. Vaz geç onun ederinden. Kaybedenler kaybeder kendini bilmediklerinden.

20 Eylül 2024

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara