İÇSEL DÜNYAMIZ..

İÇSEL DÜNYAMIZ..

Hayat insanoğlunu;

Kendi içsel dünyasında meltemlerle, lodoslarla, ılık esintilerle, dondurucu soğuklarla iştigal ettire dursun.

Bir yanda çıkmaz sokaklarda kalmış, kendisini arayan, ruhsal çalkantıların içerisinde, kimlik arayışına saplanandan, marjinallejenlere, maddiyatın verdiği rehavetle gözlerini dış dünyaya yumanlara…,

bir yandanda da, pozitif düşüncenin hakimiyetinde, umutlarını en üst seviyeye çıkarmış, kendini soyutlamadan, bütünlüğe entegre, birliğe güç, azme, çabaya, gayrete ortak, gözleri sevgi saçan, kalbi gülen, bilgilenen, bilgilendiren, sempatisini günden güne artıranlara kadar, gökkuşağı renklerinin arasında bir hengamenin içerisinde tutar.

İÇSEL DÖNÜŞ

Bir kuşun kanat çırpması ile diğer bir dala atlayım derken yere düşmesi,düştüğü yerden kalkıp, bir hamle yaparak, kendini toparlayıp; rüzgarların esintisi ile yükseklere, daha yükseklere kanatlarını açıp, engin gökyüzünde bulutlara kadar yükseklere çıkıp, yeryüzüne bakarak, kendi küçüklüğünü orada görüp, gerçeği yakalayarak, yavaş.., yavaş.., süzülerek.., ait olduğu yere, ağaçlara, ormana, börtü böceğe, işte ben geri döndüm demesi, ve gerçekliği yakalabilmekte var.

GERÇEKLİĞİ YAKALABİLMEK

Hayallerinin peşinden koşarak gerçekliğe ulaşmak; sabır, sebat, azim, çaba, gayret, sevgi, neşe, mutluluk, bilgi, tecrübe… sıra..sıra.., adım..adım.., zamanla, toplumla, içsel dönüşü sağlayarak ulaşılabilecek en önemli başlangıç noktası.

Gerçekliği yakalayabilen insanların toplumsal yargıları ve düşünce yapıları her zaman gelişimin önünü açarken, kendi içsel dünyasında da mutluluk kaynağını oluşturacaktır. Bu kaynak ile kendine ve dışarıya karşı ruhsal dünyasında da her zaman ayakta tutacaktır.

Toplumların ruh sağlığını ayakta tutan en büyük etmen bireylerin yaşam standartlarındaki müsbet gelişimlerdir. Hayatın idame noktasındaki müreffehlik ise geleceğe doğru müsbet, toplumsal içsel dönüşü ayakta tutacaktır. Değer verildiğini düşünen her birey, hep bir adım önde koşan bireydir. Toplumsal değerleri yüceltenler de bu bireylerin artışı ile orantılıdır.

KENDİNİ DİNLEMEK

Kendini dinleyen insan kendi kendisini müzakere edebilen insandır. Ruhsal alanda gelişiminin önünü açacak pozitif değişimlere sahip olabilmek için, çizdiği yolda yaşadığı deneyimler, öngörüler, eksiklikler, geç kalınmışıklar, acelecilikler, zamanlama hataları, vs.vs.. birer soru olarak karşısına çıksada, tekrarlamaması için düzeltme yollarını sabırla araştırıp bularak çözüme ulaşabilme noktasına kavuşacaktır. Kendini dinlemek; evhamlanmak, pinpirik olmak, salt sağlığına odaklanmak, fazla takmak anlamında yorumlamamakta lazım. Bu yönüyle bakıldığında negatif yöne saptıracağını, kaygı, stres, panik atak gibi durumlara sevk edebileceğini de unutmamak gerek.

SESSİZLİĞİN SESİ

Büyük şehirlerde yaşayanların bir çoğu sessizliğe özlem duymaktadır. Çünkü sessizlik ruhu dinginleştiren, huzur veren, rahatlatan, rüzgar misali serinlik duygusu veren dinlendirici bir unsurdur. Sessizliğin sesini merak edenlerde fazla derine dalmamak kaydıyla mutlu olacak yerde kalmasını da bilmesi gerekir.

MUTLULUĞUN ANAHTARI

Mutluluğun anahtarı her insanın kendi elinde. Hangi kapıyı, ne zaman, nerede, nasıl açaçacağını bilmesi ile ilgili olsada, anahtarıda kaybetmemesi, boynunda asılı tutması gerekir. Zira bu anahtarları çoğu zaman hiç ummadığınız akla gelmedik yerlerde kaybetmişte olabilirsiniz. Unutmamak gerekir ki yine bu anahtarları elde edecek olanda sizin sahip olduğunuz içsel dünyanızın size verdiği güç ve kuvvettir. Bu gücü her zaman dimdik ve ayakta tutmak gerekir.

Sevginin olduğu her yerde sizlerinde var olması dileğiyle,

Muhabetle kalın..

Güven Gürbüz

14 Şubat 2021 – Ankara

Ekolojik dengeden virüslere

Ekolojik dengeden virüslere

Yaşam döngüsü içerisindeki doğa; yaşamı ortak paydalara bölerek tüm canlılara kucak açmak için kendi kendini yenileyerek ayakta durmaya çalışıyor. Bu ayakta duruşu desteklemeyen insanoğlu ise kendi kendini yok etme yolunda ilerliyor. Ekolojik dengenin bozulması her türlü olumsuzluğa zemin hazırlasada, bu dengenin ayakta durması için harcanacak çabalardan muaf kalan çevreler, kendilerinde hissetmeleri gereken sorumluluğu ise görmezden gelmeye devam ediyorlar. Emisyon salınımlarından, sanayideki üretim kanallarının revizyonundan tutunda, bireylerin kişisel sorumluluklarına kadar bir çok husus, aynı bağlamda büyük öneme haiz konular arasında yer alıyor.

Ekolojik dengenin bozulması ile birlikte mevsimsel hareketlilikte gözlemlenen olumsuzluklar ise başlıbaşına düşündürücü olmaya devam ediyor. Anadolu’nun çölleşme yolunda ilerlediği savlarından, karadeniz ikliminin akdeniz iklimine dönüşeceğine, tarımsal üretimde geleceğe dönük, yabancı ülkelerde toprak kiralanmasına, yaşamda en elzem olan suyun sevk ve idaresinde alınacak radikal kararlara kadar bir çok konu yine aynı şekilde düşündürmeye devam ediyor.

Doğanın çektiği eziyetlerin baş sorumlusu, insanoğlunun sağlığı söz konusu olduğundaysa bütün akan sular duruyor.

İnsanoğlunun çare bulamadığı bir çok hastalığın sebep ve sonuçları artık mikrobik olmaktan çıkıp virütük nedenlere bağlanabiliyor.

Tıbbın çaresiz kaldığı her durumda virüsler yine başrolü oynamaya devam ediyor. İnsanoğluna karşı düşmanca davranan virüsler laboratuvar ortamlarında yapılan bir çok deneylerle sıkı bir incelemeye tabi tutularak araştırılsada, onlara karşı mücadelede yinede yetersiz kalınabilmekte. Virüslerin dünyanın varoluşundan bu günümüze kadar ki evrimleşmeleri, adına mutasyon denilen değişimlerle, insanoğlunu zorladıkça zorlayacağı aşikar gözükmekte. Doğada var olan adına virütük canlılar dediğimiz varlıkların ekolojik dengenin bozulması ile birlikte güçlendikleri gerçeğini de dikkate almak gerektiği açık ve net ortaya çıkmaktadır.

VİRÜSLERLE YAŞAMAYI ÖĞRENMEK

İnsanoğlu’nun yeterli ve dengeli beslenmesinden, doğaya, çevreye, kendisine ve topluma karşı olan sorumluluğundan bahisle, virüslerle birlikte yaşamayı öğrenmesi gerekliliği net ve açık ortada bir öğreti kuralı olarak karşımızda durmakta. Bu öğretiler; Okullarda ders statüsünde, işyerlerinde eğitim organizasyonlarında, medyada bilgilendirme programlarında, eğitsel çalışmalarla sergilenmesi gerekmekte. Kanun yapıcılar yasal statülerde kanunlar ve nizamlar yönünde öncü, takipçi, uygulayıcı, uygulatıcı, denetleyici rollerini hassasiyetle yürütmelidir.

Virüsler yok olmayacak. Milyonlara varan virüs türleri, adını bir çoğumuzun bilmediği bir çok hastalıklarında altında yatan gerçekler arasında oluğu bilincinden hareketle, gelecekte çok vahim sonuçlara canlıları taşımadan, ekolojik denge unsurunu da dikkate alarak hareket etmek ve bu yönde küresel hareketlerde, diğer ülkelerle de işbirliği içerisinde alınacak kararlara iştirak edebilmeliyiz.

EN BÜYÜK SORUN ÇEVRESEL SORUNLAR..

Dünyanın bir çok ülkesinde çevresel sorunlar bir çığ gibi büyümekte. En küçük kasabadan, büyük şehirlere kadar, çapı her ne olursa olsun çevresel sorunlar behemehal giderilmesi ve yetkililerinde önlemlerini yerinde ve zamanında alması gerekir. Toplum sağlığını tehdit edecek duruma gelmeden alınacak her önlem gelecek için bir güven unsuru olacaktır.

Avrupada sanayi teknojileri gelişip emisyon salınımları minimize edilmeye çalışılırken, gelişmekte olan bir çok ülkede maalesef eski teknolojilerle, revizyona tabi tutulmayan sanayi kolları gelecek için endişe verici olmaya devam ediyor.
Doğalgazın hava kirliliğini önleyici etkisi çok iyi bilinmesine rağmen, bir çok yerleşim alanlarında kömür tüketimi çevreyi ve insan sağlığını tehdit etmeye devam ediyor. Sanayinin atık suları deşarj ünitelerinden ve filreleme sistemlerinden geçirilmeden dere, ırmak, baraj ve deniz sularına karışmakta, burada yaşayan canlılarıda tehdit edebimekte.

DENETİM ŞART

Kanun yapıcıların yapması gereken en önemli görevlerinden biriside denetim mekanizmasının kurulması ve işletilmesidir. Bu mekanizmanın uygulayıcılığı, gelecekte çevre ve insan sağlığı için elzem bir konudur. Bu mekanizmada yer alacak unsurların ise eğitimli ve bilinçli olması, görevini yerini getirmeyenlerin ise cezai müeyyidelere tabi tutulması gerekir.

Ekolojik dengeden, iklimsel hareketliliklere, doğa dan insanoğluna, insanoğlundan tüm canlılara uzanan çetrefilli yolda, sonuç ne olursa ” SAĞLIK herşeyden önce SAĞLIKLI ORTAMLARDAN doğar” sözünden hareketle,Toplum olarak daha çok bilinçle hareket etmek zorundayız.

Sağlıcakla kalın

Güven Gürbüz

06 Şubat 2020 – Ankara

BİLİNÇLİ OLMAK

BİLİNÇLİ OLMAK

“Toplumların gelişiminde en büyük olguların başında gelen bilinç.

Bilinç kaynaklı atılacak her adım, nitelik ve nicelik bakımından, sonuca odaklı düşünce yapısının bir sentesi olarak ortaya çıkacaktır.

Karar mercileri ve uygulayıcıları aldıkları her insiyatifte yarar sağlama noktasında toplumun gelişimine de kaynak yaratacaktır.

Topluma düşen pay ise; bu mekanizmaların tesisinde yöneticilerine rolünü iyi kavramak ve seçimlerinde de isabetli davranmak mecburiyetindedirler. Demokrasilerde hakkaniyet ölçütü; Uygulamaların sonunda topluma sağlanan kazanımlar ve gelişimine olan katkılardır. Bu katkıların nerede, nasıl, ne için olduğu, adilena, hakkaniyet, insancıl yönleride dikkate alınması gerekir.

Toplumların gelişimine negatif etki yapan tüm unsurların yok edilmesi her zaman demokratik davranış kurallarının ilke olarak kabul edilmesine bağlıdır.

Eşitlik; bireylerin çağa uygun bir hayat tarzından adilane bir şekilde yararlanması ve yararlandırılması demektir. Toplumun bir kesiminin müreffeh düzeyi olağan üstünü gösterirken, bir tarafın aşağıda kalması eşitsizliği ifade eder. Bu eşitsizliğin giderilmesinde de en büyük etmen milli gelirin adil dağılımından geçmektedir. Toplumda yaşayan her bireyin milli gelirden adilane bir pay alması gelişimine mutlak katkı sağlayacaktır. Bu dağılımın gerçekleşmesinde de bilinç düzeyi yüksek idarecilere olan ihtiyaçta mutlaktır.

Hayatının idamesi için tüm gücüyle çalışmasına rağmen kazanımları ile zor ayakta duran ailelerin ve bu ailelerden oluşan toplumların bireyleri için geleceğin neyi ifade edeceğinin idrak ile oluşturacağı bilinç, atacağı bir sonraki adımın nereye gideceği noktasındadır. Bu noktadan hareketle atacağı her adımda, alacağı her kararda,bilinçle davranması gerektiğinin bilincine de ulaşmış olacaktır. Yöneticilerini seçerken; onların da bu bilinçle hareket edip etmediklerini iyi sorgulayacak ve demokratik haklarını kullanırken de yine BU bilinçle hareket edecektir.

Bilinçli olmak her şeyden önce bilgilenmekle edinilecek bir aşamadır.

Bilinçli olmak bir yana, bilinçli davranmakta önemlidir.

Bilgi sahibi olmadan, bilinç sahibi olmakta düşünülemez. Bilgilenmenin önünü açan tüm sosyal açılımlar iyi değerlendirilmeli, gelişen teknoloji ile birlikte bu imkanlardan da faydalı bir şekilde istifade etmekte gerekir. Zamanın bu yönde iyi kullanılmasıda yine önemli bir faktördür. Yoğun çalışma durumlarına maruz kalmasına rağmen yinede her bireyin bilgi ile aydınlanarak, topluma karşıda sorumluluk duyguları olduğunu bilmesi gerekir.

Dünya üzerinde var olan tüm toplumların iyi bir sentezi yapıldığında; bilinç düzeyinin yükselmesinde eğitime ve öğretime de verilen önemde aşikardır. Geleceğin emin ellerde geleceğe taşınması, müreffeh düzeyin gelişiminden, medeniyetin getirdiği imkanlardan, eşit yararlanmaya kadar bir çok aşama, aklın ve zekanın ürünü, bilgilenmenin özü, doğruluğun izini süren, bilinçle sağlanabilecektir.

Aklın ve bilimin yolunda düşünmeye, bilinçle davranmaya devam.

Sağlıcakla kalın..

Güven Gürbüz

27 Ocak 2021 – Ankara”

OKUYUP OKUTMAK

OKUYUP OKUTMAK

“Her gün ve her yerde okumanın, okutmanın önemine vurgu yapmak, gelecek nesillerin aydın insanlardan oluşmasına, topluma artı değer katacak düzeylere çıkmasına elbetteki kim karşı çıkar.

Medeniyetin izlerini yaşatmak, geleceğe miras kalacak değerlerin korunmasından, yaşatılmasına, örf, adet, gelenek, görenek, anelelerimizden, öz türkçemizin yaşatılmasından, milli duyguların gönlümüzde yer etmesinden, günümüzde bilimin yolunda, gelişime, gelişimin ardından çağa ayak uydurmaya, medeniyetler yarışında en ön saftlara ulaşmaya kadar bir çooook aşamalar okumak ve okutmak ile kısacası ÖĞRENME ile ilgili toplumsal yol haritasının ana unsurlarından birinin altını kalın çizgilerle çizer.

Atalarımızın bir çoğunun zamanında okul ( mehtep ) olmadığından, ilkokula dahi gidemedikleri, okur yazar olmadıkları için toplum içinde kendi içlerinde bir noksanlık hissettiklerini, onun içinde çocuklarını okutmanın ne denli önemli olduğunu çok iyi bildikleri için her daim; ” Oku. Oku da adam ol, bizim gibi olma. Görüyorsun halimizi. iyi yerlerde çalış..paran pulun, evin, barkın olsun. Ele güne, dosta, düşmana muhtaç olmadan ekmeğini kazan..Cahil kalma..” sözleri kulaklarımızda hala..En zor şartlar altında çalışırken bir gün dahi öf demeyen, aza az, çoğa çok, demeden, birbirini gözeten, koruyan, kollayan, el uzatan, yardımlaşan, paylaşmasını bilen, horlamayan, tepeden bakmayan, yokluğa rağmen mutlu olmasını bilen atalarımızın anıları mazinin derinliklerine karışmış olsada, bir gün düşünürken, sorgularken, okumanın, okutmanın önemini işaret eden atalarımızı hayırla yad edelim.

Günümüze gelindiğinde;

Etrafımıza baktığımızda çağın bizleri nerelere taşıdığını, teknolojinin sağladığı imkanların geldiği boyutu, nesillerin akıl ve fikir performanslarının neleri ürettiğini, bakış açılarını, cep telefonlarının dahi elde bir okul görevini yapabildiğini görmek aklımıza ilerisi daha nereye gidecek sorularını da getirmez değil..

Okuma, okutma, öğrenme ile tahsil yönünden kişinin gelişimi ve edinimleri bir yana;

Asırlar boyunca elden ele dolaşan, kütüphanelere giren, tarihten miras eserler digital ortamda kayıt altına alınsada, yinede aklımıza kitaplar, gazeteler ve dergilerin kendine has kokusu ile elimizden düşürmeyeceğimiz manevi olgularla özdeş duygularımızın içerisinde, ayrı bir ölçütü ve değeri olan eserleri, yapıtları, dökümanları, küpürleri asla göz ardı edemeyiz.

Memleket deyince okumak; memleketten havadis almak, öğrenip bilmek, bir gazete almakla başlıyor..

Şebinkarahisar’da Şebinkarahisarlıların desteği ile ayakta duran, her zaman Yeni kelimesi ile başlayan, adını memleketin adıyla birleştiren, hiç eskimeyen, kendine has matbaa kokusunu tüttüre, tüttüre, elden ele, gönülden, gönüle, dilden, dile dolaşan, memleket arzuhalinin mübaşiri, ahvali durumun habercisi, vukuatların takipçisi, yazarı çizeri ile duygu dünyasının temsilcisi, vs.vs..YENİ ŞEBİNKARAHİSAR Gazetesi..

Memleketimizde okumanın önemini iyi bilenler gazetesinede sahip çıkmasını elbetteki bilirler. 64 yaşına değen Yeni Şebinkarahisar gazetemize daha nice uzuuuun ömürler diliyoruz. Memleketimizin sesi soluğu olmak, objektif bakış açısı ile memleket değerlerine sahip çıkmak, gelişime açık, çağa uygun, geniş perspektifte, misyon ve vizyona sahip bakış açısıyla hizmet anlayışına bağlı gazetemize iyi ki varsın demek gerek. Desteklerimizle ömrüne ömür katmak, ileriye taşımak, gıpta ile bakanlarada parmak ısırttırmak gerek. Ne kadar çok sahiplenirsek o kadar çok büyüyecektir. Büyüdükçe sesimiz daha yükseklere çıkacaktır.

Okumanın, okutmanın önemi derken memleket gazetemizle konuyu bağlarken, elbetteki 64 yaşına değdiğinide vurgulamasak olmazdı. Emeği geçenlerin hepsine sonsuz şükranlarımızı sunuyoruz.

Okumaya, okutmaya devam..

Sevgi ve saygılarımla,

GÜVEN GÜRBÜZ

EMEKLİLER NE BEKLER..?

EMEKLİLER NE BEKLER..?

Gecelerin ne kadar uzun olduğunu hastalar, ömrün ne kadar kısa olduğunu elbetteki yaşlılar bilir.

Ömrün her döneminde; fikir, düşünce, davranış,huy ve karakterlerle birleşerek hoyratça harcadığı, adına ömür dediği hayatın sermayesini tüketen, bir gün nerelerde..?, nasıl..?, neden..?, niçin..? sorularının muhatabı yine kendisinin olacağı insanoğlu değilmi..?

Ömrünü tükettiği, yaşamın son çeyreğinde, ince çizgide, yaşama tutunmaya çalışan, kimselere muhtaç olmadan hayatını idame ettirmeye çalışan emekliler, yaşlılar ve onların sorunları elbetteki toplumunda sorunu. Bu sorunun çözümünde en büyük güç devlet baba..

Kimi zaman gurbet ellerde, el kapılarında sürüne, sürüne, kimi zaman ağız kokusunu çeke, çeke, kimi zaman geceyi gündüze kata, kata, aza az demeden, sabır, sebat, azim, gayret ile çalışıp, emekli olmuş, yaşlılıkla kimseye muhtaç olmadan, üç, beş kuruş devlet babanın verdiği emekli aylığı ile hayatını idame ettirmeye çalışan emekliler..

Analar, babalar, dedeler, nineler..

Kiminin arayanı soranı kalmamış, kiminin hayırsız çıkmış evlatları, bayramlarda dahi unutmuş hısım akrabaları, kiminin yıllar önce kopmuş yolları, kiminin hiç kimsesi kalmamış..Kimi hasta, kimi yatalak, kimi engelli, kimi yardıma muhtaç, kimi kirada, kimi evsiz, kiminin bir ayağı çukurda, kimi evlatlarını dahi evlendirememiş daha, kimi çaresiz, kiminin boynu bükük kalmış, bir köşede sessizce göz yaşlarını içine atar, görecek gözler nerelerde diye sorar olmuş..

EMEKLİLER DEVLET BABA BİZİ GÖRSÜN DİYE BEKLER..

Emekli cemiyetleri her daim sorunlarını dile getirmeye çalışsada, bazen anlaşılır, bazende uykuya yatılır, duyulmaz olur. Anlaşıldığında biraz yüzler gülsede, hayatın yükü bindikçe omuzlara, kaldıramadığında yine devlet baba imdadımıza yetiş denir. Yaşlılıkta olsun biraz gülsün yüzümüz diyen emeklilerin sesine kulak verecek, onların hayır duasını alacak yöneticilere bir nebze ulaşabilirse yazılanlar çizilenler, elbetteki bir ümit ışığı diye bekleyen gözleri mutlu edecektir.

Emeklilerinde elbetteki hakları hukukları yasal güvence altına alınmıştır. Anayasanın eşitlik ilkesi gereği haklarının korunması yöneticilerin sorumluluğundadır. Emekliler enflasyona yenik düşmek asla istemezler. Refah payı verilmesi ile sosyal güçleri korunmaya çalışılmasını isterler. Son yıllara damga vuran ‘İNTİBAK’ konusu, bir çok emeklinin en çok üzerinde durduğu konudur. Bu yasal düzenlemenin yılbaşından önce yapılması ve yeniyılda açıklığa kavuşturulması bir çok soruya da yanıt olacaktır. Keza emeklilik maaşı hesaplamalarında dikkate alınan hususların, yıllar nezdinde neler gördüğünü bilmek, varsa eksiklik veya noksanlık bununda telafi edilmesi kaçınılmaz olacaktır.

Emekliler ne bekler derken, bir çoğumuz ‘zam bekler’ diye yanıt verecektir. Devletin vereceği imkanlarla hayatını idame ettirmekten başka çareleri yoktur. Alım gücünün düşmesi ile birlikte bir çok emekli ek iş bulup çalışmaya, bir çoğuda bulmakta zorlanmaktadır.

İşsizliğin malum durumunda etkisi ile ne durumda olduğu bilinen gerçektir. Teknoloji ile birlikte gelişen otomasyon sistemlerinin devreye girmesi ile emeğin yerini, yavaş, yavaş, robotik uygulamalara, az adam ile çok iş yapılan iş gücü üretimlerine dönüştürmüştür.

Emeklilerin sorunları elbetteki bu kadarla kalmıyor. Onların en zor anında el uzatacak, devletin imkanlarının her daim sürekli ve elzem olduğu gerçeği ile karşı karşıyayız. Onun içindir ki emekliler müjdeli haberlerin verilmesini dört gözle bekliyorlar. Her gün gazetelerde yer alan aynı haberlerin telafuz edilmesi, oranların standartlaşmış esaslarla, tahminlerle açıklanması, spekülatif yaklaşımlar, kulislerde dolaşan haberler, vs..vs..yerine yetkililerin emeklilerin içini rahatlatacak açıklamalarının beklendiği unutulmamalıdır..

Atatürk’ün emekliler ve yaşlılar hakkında söylediği sözleri anımsatmakta fayda var.

Mustafa Kemal Atatürk’ diyor ki;

“Bir milletin yaşlı vatandaşlarına ve emeklilerine karşı tutumu; o milletin yaşama kudretinin en önemli kıstasıdır. Mazide muktedirken bütün kudretiyle çalışmış olanlara karşı minnet hissi duymayan bir milletin, istikbale güvenle bakmaya hakkı yoktur.”

Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ulu önderin bu sözleri her daim hatırlanmalı..Aynı çizgi ve düşüncede hayata geçirilecek uygulamalarla fiili olarak gösterilmelidir.

Güven Gürbüz

06 Aralık 2020