RAMAZAN AYINA GİRERKEN

RAMAZAN AYINA GİRERKEN

Güven Gürbüz - 5

 

 

 

 

 

 

 

 

Ey!.., yeri, göğü..

cihan-ı alemleri,
canlı, cansız, tüm varlıkları,
yaratan yüce Rabbim..

Doğru yoldan,
dinimizden, imanımızdan,
kitabımız kuran’ımızdan,
Hz.Muhammed (SAV) efendimizin yolundan,
İslamın yolundan,
Kuran’ın yolundan,
senin yolundan,
ayırma bizleri Allahım..

Dualarımızı kabul et.
Günahlarımızı affet.
Cennetinde en iyi yerlere,
gelmeyi hepimize nasip et.

Adını bildiğimiz, bilmediğimiz, bilemeyeceğimiz,
Gördüğümüz, görmediğimiz, göremeyeceğimiz,
Duyduğumuz, duymadığımız, duyamayacağımız,
Tüm canlı ve cansız varlıkları yaratan,

Sırrı sende gizli, bedende ruhları,
ete, kemiğe bürüdüğün nice bedenleri,
atomu, elementi, molekülleri,
uzayı, evreni, sonsuzlukları,
güneşi, ay’ı,yıldızları,
yeri, göğü, bulutları,
dünyamızı,
Yaratan sensin.

Koru hep inananları.

Sadece ve sadece sana inanırız.
Sadece ve sadece sana kulluk ederiz.

Sen..gören, bilen, işiten,
Sen..gördüren, bildiren,işittiren.
Sen tek yaratıcımız, Sen tek ilahımızsın..
Senden başka ilah yok.

Her ne gelirse senden gelir,seni biliriz.
Senden yardım diler,sana sığınırız.

Dosta, düşmana,muhtaç eyleme.
Dara düşürüp, muhannete muhtaç bırakma..
Elden avuca düşürme,hemen al yanına.

Şükür sana ya Rab..
Geldi onbir ayın sultanı.
Nurlu ışığınla aydınlattın dört bir yanı.
Oruç ile ibadetin,manevi huzurun, en güzel zamanı.

Şükürler olsun sana.
Kavuşturdun bizleri Ramazana,
Sevindirdin, bahşeyledin her müslümana.

Güven Gürbüz

www.guvengurbuz.com

05 – 06 – 2016

BİR PENCEREDEN

BİR  PENCEREDEN

– Güven Gürbüz –

Bir bulutun içindeki güneş gibi doğsa  gönlümüze tüm sevgiler.

Bulutların arkasından masmavi gökyüzü görünse,  baktıkça  deniz gibi , deryaların içinde kaybolsa gözlerimiz.

Aydınlığı yakalayabilmek sonra, gözlerimiz kamaşırcasına, sarılsak birbirimize, tüm dostlukların elleri kenetlense birbirine.

Akşam karanlığı çöksede üzerimize yorgan gibi, soğuk kış gecelerinde bizlerde,  altında ısınabilmeyi öğrensek. Isıtabilmeyi…

Görebildiğimizide fark etsek. Düşmeden yürüyebilmeyi.

Çocuklar gibi tertemiz duygularla bakabilmeyi hayata.

Kalpleri katılaşmış, keçe gibi sarılmış olsada kimilerinin ruhları, bizler kendi sıcaklığımızda onlarıda ısıtabilsek. Ve artık anlatabilsek bakmak ile görmek arasındaki farkı.

Keşke, ama hep keşke, görebilsek gerçek düşüncelerle, ayırt edebilsek, yaradanımızında olduğunu bilerek, haklıyla, haksızı ..

Sonra, şafak vakti tekrar uyanabilsek.

Çocuklarla elele, sofralarda, onların başlarınıda okşayarak, sevgilere sevgi katabilsek.

 Sevebilmeyide öğrensek. Dünyanın herhangi bir yerinden çıkan feryadı, mahallemizin bir köşesinden, hatta kapımızın önünden çıkan bir feryat gibi hissedebilsek. Duyarlı olabilmeyi de öğrensek.

 Hemen şimdi, yanıbaşımızda içli, içli, içten içe gözyaşı döken bir babanında, gözlerinizin içine baka, baka,  baka kaldığında, içine doğru akan gözyaşlarınıda hissedebilsek.

Tüm hislerden hisler doğsa, yaşamanın gayesinin, kendini yaşatmaktan öte, toplumunda mutluluk ve huzur içinde yaşaması için, bu gün biz de ne düşündük, neler yapabildik acaba..? Ne olduk..? Diyebilsek..

Yüce rabbimiz hepimizin kalbini selamet eylesin..

Güven Gürbüz

 

YAŞLILAR HAFTASINDA

Gel basayım diyemeden bağrıma, Bir ağrı gibi girdi sol yanıma,

Gençlik sızısı imiş, şerbeti tatlı, vakti dardaymış, selam almadan verdi geçti…

Mektep dediler geleceğe merdiven, dayan yüreğim dayan, çok gezenmi bilirmiş, yoksa çok okuyan..?

Koşa koşa nede çabuk geçtik bu yoldan.

Saçlar ağarmış, yüz kırışmış, meğerse ömür yaşamla yarışmış..

Günler aylara, aylar yıllara yapışmış..takvimin yaprakları geceyle gündüze karışmış. şimdi kimbilir nerelerde okunmaz olmuş..

Aç desem gül yüzünü gençlik baharını göreyim, o siyah saçlarına kolonyalar süreyim.

Nede tez küstün bana, soracaktım daha, küçüklüğümü rahmetli ana ve babama…

25 indeydim.. bu adam yetim kaldı. Küçük oğlum daha kırkıncı günündeydi..

Bir akşam vakti, Anam ile gençliğim bu dünyadan beni terk etti..

Dediler allah sevdiğini çabuk alırmış yanına, anam hakkını helal et diyemedim sana..

Yirmibeşinde bir baksana.  Gücün var ise gelde ömür gelde beni bir tutsana…

Kanatlandık gökyüzünde, Dere, Irmak, dağ, ova…

İndiğimizde yeryüzüne hepsi etmedi bir kova…

Tam dedik ki geldik tava…

Dostlar arkadaşlar yolları şaşırmışlar, çoğu hava civa…

Görünce hatırladılar…Saçıma başıma baktılar..

“Nede tez gocamışsın” dediler. Mor sümbüllü gönül bağımı kuruttular.

Çırpınırsın serçe misali, kalbimde sesin çıkmaz, etrafta kargalar hep konuşur susmaz.

Bu ömür gençliği bitirdi..Felek ömürden ömür götürdü…

Sevdiklerim bir gülücüğü mıdar etti..Boşuna ağarmadı, bulutlara baktıkça rengini beyazlattı…

Ah güvenim ah…

Yaşlılar haftasıymış bu hafta, hangi ada, hangi parsel pafta,

Aynı suyu içtiğin tasta, gençlik gitti diyorlar hepsi yasta, daha dur acelen ne…

Gülsün yüzün, açsın rengin, yaşlılıkta torunların birazda sana gülsün…

Sende bir ömürsün…yaşlılık ikinci çocukluktur..Nede olsa iki ayağının üstünde durursun..

Şükredelim mevlaya, getirdiği için bizide dünyaya, kimi uçakla, kimi yaya..

Ömür kanmaz renkli hülyaya.

“Gel sende yazma artık..Bitsin..” Deselerde, Alıp kalemi ellerine senide silselerde,

Mendilinide cebinden alsalarda, gömleğinin kolu yeter akan terini, gözdeki yaşını silmeye…

Yarım asır akmış, ömür cezvesinden, fincanın kulpu kırık, kenarları tırtıllaşmış,

Altıntaki tabağını beğenmez..Masa ters dönmüş , halı kıvrışmış..

Yaşlılık ömürle yarışmış..Nefesi yetmemiş birde tutulmuş…

Oğul demiş seslenmiş..Kimseler duymamış…Gecenin bir vaktinde rüyasına karışmış.

Adın güven, Olmasada seni gören. Bilir duyan, Hatırlar okuyan..

“Gönül bir gün bir gün solacak, İnanki söylerim toprak dolacak…….”

Diye yazıyor gençliğimden kalan bir arkadaşın resminin arkasında,

Bir diğerinde…” Yazı Yazdım satıra…Ölüm gelmez hatıra…..”

Yaşlılar haftasında yazdıklarım bir gram kadar olsada, ömürde daha yazılacaklar varsada..

Gönüllerde yaşadıkça gençleşiriz biz, limonu yine parmaklarımızla sıkarız.

Ne suyuna bakar yüzümüzü ekşitiriz, Ne tadına bakar yere atarız…

Mandalinaya nisbet, portakala kısmet, ömrümüzü sırtlanırız,

Yine dağ bayır aşarız…Bir pınarın gözesinden akar su oluruz,

Kürünün taşlarında yosun tutar el sallarız..

Ne küser, ne ağlar, nede yas tutarız…Kurarız ağaçların dallarına salıncakları sallanır,

Yakar mangalları tozu dumana katarız…Toplanır dostarımızla eski günleri yad ederiz..

Kısmetimiz varsa, birde nasibimiz, hep yine olmayanlarla paylaşırız..

Kim yaşlı derse onunla yine bileklerimizi sıvazlar güreşiriz…

Güneşe bakar güneşlenir, mehtaplı gecede gönül çiçeğimizle dertleşiriz…

Sağlıcakla kalın..Genç kalın…

Güven Gürbüz

www.sebinmedya.com

Genel yayın Yönetmeni

Cuma, 18 Mart 2011 13:09

Bir Yanımız Eksiliyor..

Elimizden tutmuş hastalıklar, biri çeker bir yana, diğeri öte yana..

Ne anlatacağız ona, buna..Dert ile çile var ise, Çare ile dermanda yine insanoğluna..

Kimi gün ah ile, kimi gün vah….

Boşuna dememiş erenlerden biri….

Leyleğin ömrü vak vak ile..Senin ömründe lak lak ile geçer..”diye..Çok konuşana…

Eksiliyoruz bir yandan..

Geçim derdi sarmış dört biryandan, Varlığın sahibi anlarmı dardan..

Üç kuruş maaşa zamma, ayak direyen, çalışanına verdiğinde gözü olan patrona,

Miskinlikten sırtını dayayandan hamam duvarına…Kim yetişir imdat diyenin çığlığına…

 

Bir yanımızdakinden de eksiliyor..

Okula gidiyor yarı aç yarı tok..cebinde parası kalmamış, okula tabanvay yapmış..

Beden yürür..baş yürür..hayalleri beyninde büyür..gün gelir bu belde bükülür..

Büyüğünde merhamet, küçüğünde hissiyat olmaz ise..

 

Dünyadan bir yanlar eksiliyor…

Toprağa düşüyor masumane canlar..

Ortadoğu ayaklandı, Şahı padişahı korku saldı..Oligarşiyi ateş sardı..

Yananı görür allah, birde yandıranı..

Düzeni kurmuşlar adı Monarşi…Babadan miras oğula memleketi umumiye..

Her kimde ki varlık, varsa birde variyet..İşte o yerde hepten elinde selahiyet…

Yıllardır sürer.. Dünyanın hali böyle, Sen biliyorsan doğrusunu söyle..

Kim alıyor çulsuzun fikrini birde gayile…?

 

Bir yanımız eksiliyor..

Hısım akraba benzerse akrebe, karı koca, bacı gardaş, gerek duymazsa hürmete,

Kucak açmazsa çalışıp didinerek, alın teri akıtıp gelecek hikmete,

Beklerse havadan düşsün kısmet diye sepete,

Daha ne denir.. Yinede gökten yağdıkça yağana şükretmeyen kul saffet’e…

 

Eksiliyor bir yanımız…

Ne vefa gördük dosttan, ne cefa ayrılmadı bizden..

Parmak sayısı kadar şimdilerde nankör olmayanlar..

İnkar eder yediğini kul kula.., Takıştırır birini birine gelmez yola.

Döner sola, döner sağa.., Ne vardı sanki burnun değdide kaf dağına.

Bir gün kalırım orada da demedi tek başıma..

 

Eksiliyor bir yanımız..Tutmuyor sol yanımız..Ne vefasız insanlarız..

Çoluk çocuk çoban oldu, kuzuyu kurda verdi..

Büyüttü fidanları dedesi, gücü çok bulunca kaptı eline nacağı derhesi,

Kesti kökünden.. Kurudu gitti şimdiden bahçesi..

Demediler oğul.. Çok büyüdüm zannettme..Sakın büyüğüne kastetme,

Bir dirhem aklın var ise küstürtme ah ettirme…

Alırsan ahı, bulursun vahı..Dizinde derman kalmaz.

Gençlik saltanatı çok sürmez..Bükülür belin kimseler dönüp bakmaz…

Boşuna dememişler bir yanımız eksiliyor..

 

Yaşına hürmet ederim erenler…Senide beğenmez bir gün hoşluğum diyenler…

Hoşluk olur boşluk..Gün ağarır vakit olur kuşluk..Gözlerin mahmur..Sözlerin hamur..

Yoğrulur teknede . Bileklerin yorulur…Ateş yanar, sac kavrulur…

Ömür dediğin budur işte..Pişen keteden yemeye vakit kimbilir ne vakit kavuşur..

Akıyor alnımızdan terler, Eloğlu değilmi gülerde geçerler…

Boşuna değildir anlayana bu sözler..


Boşuna dememişler..

Her geçen gün..

Bir yanımız eksiliyor…

 

22.02.2011

Ankara – Çankaya

Güven Gürbüz

Şebin Medya

Genel Yayın Yönetmeni

DOĞUNUN HİSARI, ŞEBİNKARAHİSAR’I……….

Kuzeydoğu Anadolu Bölgesinin değişmez kaderi kalkınma ve gelişme sorunu.

  Doğudan batıya göçü, batıdan doğuya çevirmek, akan dere ırmağını tersine akıtmak gibi bir şey olsa gerek.

 Gelişimin durduğu yerde, arayışın gelişmişe yönelişi, metropollerin yükünü gün be gün artışına davetiye çıkarmaya yetiyor. Kıtkanaat geçimin insanoğlunun sırtında kambur oluşu, günden güne başını biraz daha öne eğişine, sosyal gelişiminide zayıflatmaya devam ediyor.

  Metropollerde yaşayanlar, ata yadigarı memleket topraklarından uzak, sıla özlemi ile tüm zorluklara rağmen yaşam mücadelesini sürdürmekle yükümlü. Bu yükümlülüğünü nasıl ve ne şekilde yerine getirdiği ise ayrı bir sorun. Ekonomik açıdan ise hep tartışma konusu. Bir yanda ise, en güzele, en rahata, en iyiye, daha da çoğuna, özlem içerisinde, çoğu kez kişisel benlikler dahi, kimi gün siyaset uğruna, kimi gün mevkii, kimi gün şan, şöhret uğruna ne oldum delisi olmayada yetiyor..

  Sosyal adaletsizlik boyutunda gayri adilane gelir dağılımı, zengini daha zengin, fakiride daha fakir olmaya itiyor…

   Yıllardır memleket topraklarında gelişimin önünü açmak için çabalayan Şebinkarahisarlılar, 1933 yılından günümüze kadar tek bir şeyin hayali ile avutuldular..   VİLAYET OLMAK.

    Vilayet olmaktaki gerekçeleri, 1933 yılında alınmış illik hakkının iadesi, staretejik durum, az gelişmişlik, yoğunlukla yaşanan göçler, kültür ve turizm açılımı, çoğrafi koşullar vs..bir çok sebeplere dayandırıldı. Günümüze kadar bir çok ilçe bu gerekçelerden sadece bir tanesine karşılık il ilan edilirken, Şebinkarahisar’ın illik mücadelesi hep göz ardı edildi. Dikkate alınmadı. Kayda değer görülmedi.

  Son yerel seçimlerde iktidara bel bağlayan halkın büyük bir çoğunluğu, Belediye başkanlığıda iktidardan olsun dedi. İktidardan olmak iktidarlı olmak, hakimiyet, güç, hizmet, söz, güvence vs..olsa gerekti..Eşitlik ilkesinden pay almak bu payı adilane dağıtmak, demokrasilerin vaz geçilmez kurallarından, insana insan gibi hizmet etmek en güzel adaletli hizmet olsa gerekti..Adaletin terazisi elinde tutana göre değişmeyeceğine göre, ilahi adaletinde tecelliside elbet yarım kalmayacaktır.

  Bir memleketin önünün açılması, gelişip, kalkınması için çaba ve gayret ile uğraşanlara, siyasi gözlüklerle bakmak yerine, “..Burası hepimizin memleketi, acısı, sevinci, derdi,kederi, çileleri, elemleri,sorunları ile hepimizin memleketi, bizim memleketimiz….diyerek, bir ananın evladına sahiplenişi gibi sahiplenmek, müsbet adımların atılması için yardımcı ve destek olmak gerekmez mi? Bir adım yanaştığında, on adım yanaşmak, sarılıp özlemlerimize, ..hasretlerimiz bitsin, memleketimizin yüzü gülsün artık…demek bizlere yakışmazmı..? Nerde atalarımızdan kalan o şefkat ve merhamet..? Nerede hani komşusu aç iken tok yatmak olurmu…. sözünü söyleyen dillerimiz..?

  Giresun Milletvekili sayın Özkan ve arkadaşları tarafından hazırlanarak yasa teklifi haline getirilen önerge ile Şebinkarahisar’ın Vilayetlik konusunun, meclis komisyonlarına alınıp, görüşülmeye başlanmasını ümit ediyoruz. Ülkemizin manevi   duygularla dolu değerli milletvekillerimizden, memleketimiz Şebinkarahisar’ın 76 yıllık özlemine artık tamam diyerek, yöre insanınmız ile birlikte Şebinkarahisarlıları sevindirmelerini bekliyoruz..

  Bir çok Şebinkarahisarlı asil ve duygulu insanlardır. Kendilerine karşı duyulan manevi hisleri iyi duyar ve hissederler. Vefasızlık göstermez..Vefasını gösterenleride asla unutmazlar..Sözünde durmayan siyasilerede yeri geldiğinde en sert yanıtını vermektende çekinmezler. Bu yanıt demokratik anlamda sandıktadır..Şebinkarahisarlılar kurdukları dernek ve vakıflarda aldıkları kararlara sadıktırlar..

 Eğer isterlerse diyebilirler ki…   “..Vilayetlik hakkımız yoksa…Sizede verilecek Oyumuz yok..”

    Yurdun ve dünyanın her neresinde olursak olalım, kalbimiz hep memleketimizde atmaktadır..Oralar bizim ata yadigarımızdır..Gönül arzu ederdi ki..Oralarda hizmet etsek..Oralarda çalışsak..Oralarda kazansak..Oralarda büyüse torunlarımız..Oralarda yetişse fidanlarımız..Ekmek kapımız oralarda olsa…Yurdumuzun her bir karış toprağı aynı oranda kalkınsa gelişse..

  Mevcut potansiyel durumlar buna elverişli olmasa dahi bir gün yöremizde de gelişip, kalkınacağımıza, yükünü kaldıramayan metropollerden geriye dönüşlerin mutlak surette gerçekleşeceğine doğa kanunları bile evet diyecek..İnsanoğlunun gelişim evrenselliği, doğa ve tabiatla eş anlamda süreğenliğini devam ettirdikçe, doğa insanoğluna istediğinden hep fazlasını vermeye muktedirdir..yeterki   içimizdeki pozitif enerjiyi açığa çıkarmasını bilelim..

    Şebinkarahisar bir garip diyar, Gece gündüz çağıldar sular,Aşıklar; “.. senden başka vefalı var mı yar ..”der…Ne küser, ne surat asar, o bize bakar, biz ona..Kalsakta en sona..Ne sıcağa pes ederiz, nede soğukta donar..Eğribelde tıkansada yollar, Devlet baba der..yürüyerekte aşar bu ayaklar..

   Bu memleket ne bakanlar gördü, ne milletvekilleri, ne başkanlar ve de şaşkınlar.. Vilayete giden eğimli dar yollar, hiç birinden de verdiğin söz ne oldu diye sormadılar..Olsaydı ağızları, konuşsaydı dilleri, söyleseydi Eğribel yollarında tercüman olurdu da muhabbet kuşları, anlatırdı halleri..Ne hastalar yollarda kaldılar, Vilayetine kavuşamadan mefta oldular.   Zemheride soğumadan teri yürümekten, derin bir nefes en içten….”Hakkımı helal etmiyorum..” dediler..Gözlerini yumdular..Duysun şimdiden duyması gerekenler..Nerede kaldı yapılacak tüneller..Vilayet olsaydı buralar..Çoktan yapılmazmıydı yapılması gereken yollar, tüneller, otobanlar…

    Yazdıkça yazılır yazıldıkça bitmez bu yazılar..Yazarlarımızda yazdılar..Yazacaklar..Anlaması gerekenlerden kimbilir ne kadarı anlayacaklar..Ümit ediyoruz ki anlaması gerekenler bir an evvel anlasınlarda bir yöre insanının sesine kulak versinler..Şebinkarahisar’ın da tıpkı kendisi gibi 1933 yılında vilayetliği elinden alınıp, tekrar   illiği iade edilen ilçeler gibi İL yapılsın..

Desteğini esirgemeyen insanlarımıza sonsuz teşekkürler..

Güven Gürbüz

www.sebinmedya.com

Genel Yayın Yönetmeni

Salı, 06 Nisan 2010 16:17