SORMA.BU NE ZAMAN.

SORMA. BU NE ZAMAN..

İnsanoğlu hayat yolculuğunda inişli, çıkışlı, dönemleri yaşayıp, dağ, taş, dere,tepe, ırmak, nehir ile içiçe, engelleri aşa aşa ilerlerken, karşılaştığı zorlukları ve uğradığı haksızlıkları gördükçe elbetteki bazen deriiiin bir iç çekecektir. Her ne kadar da kendi öz eleştirilerini yapsa da, geride çiçeğini kaybetmiş bir vazo gibi kenardan bakacaktır.

Bu yolculuğun sonunda, geride kalan istasyondan, gardan, limandan, terminal den başka bir şey bulamazken, gözlerini etrafa diktiğinde, çevresinde aradığı simaların olmadığını gördükçe, hüzün bulutlarının arasında bir sağanak yağmur gibi yağmayı arzu edecektir. Yağmuru yağdıracak iklim, gökyüzüne küsmüş ise, biçare ruh dünyası, kimbilir yine ne fırtınaları beyninin içerisinde estirecektir.

Hak etmedikleri halde bir çok insanın değerli kılınarak payelere şahsedilmesi, onların kendilerine layık gördüklerini başkalarına layık görmediklerini anladıkça da, bu insanları bu hale getirenleride sorgular dururuz.

Yeni nesillerle birlikte, büyüğünü itibarsızlaştıran, adeta beğenmeyenlerin, üstelik yaşlanınca bir de alay konusu yapması, velhasılı artık hiç bir şeyin eskisi gibi olmadığı, olamayacağını, düşünür karamsarlığa da kapılırız.

Zorluklar içerisinde kalanların adeta çile çektiklerini gördükçe üzülür, diğer tarafta imkanların bolluğuna kavuşanların da, birilerine sırtını dayayanların olduğunu gördükçe de, dayısı olduğu için olduğunu düşünür, yine bunun da, yaradanın nezdinde bir imtihan olduğuna bağlarız..

Bir çoğunun kendi kurdukları dünyalarından dışarı çıkamadıklarını, bir kısmının çıkar ve menfaat uğruna özünü yitirdiğini, elde ettiği varlığın kibiri ile yüzüne yansıttığı ifadeden, kimseleri tanımadığını da gördükçe daha ne denir ki..?

Ya yarınların sonunda; İlerleyen yaşlarında çekildiği köşesinden çizdiği portre hiçte hoş görünmeyecektir belkide.

Hüzünlü yüzüne hayatın çizdiği resmin, eski makamından geriye yellerin esişi, dostlarının nefesinden oluşan rüzgarı temsil edecektir.

İnsanlara değer vermeyen, onları horlayan, hakir görenlerin ihya olamayacağını düşündükçe düşünür, ok’un yerinden fırlaması gibi düşüncelerin de saplandığı yerde kalması gibi gelir bazen hayat.

Bir çıkış yolu ararken kendi içimizde ki ben;

En sonunda gönül yaylalarına doğru düşer yola. Bir selam verir dostlar meclisine, şükreder sağ olduğuna, yarının ne olacağını bilemeden.

Yine şiirlerle yolculuğumuzda durak, durak, yol alırken, şiirlere de sırtımızı dayasak ne çıkar..?

“Bu ne zamandır bu, sorma bu ne zaman..”

“Kimini ağa yaptınız, kimini bey.
Fakire kapı önü, zengine saray.
Ha babam, ye babam, yokmu soran. Be hey..
Bu ne zamandır bu, sorma bu ne zaman.

Anasını beğenmez oldu körpe tay.
Kurt kocadı, tazıları aldı alay.
Tutmaz oldu tas,tava,tencere, kalay.
Bu ne zamandır bu, sorma bu ne zaman.

Kimine çile düşer, çekerde, çeker.
Kimine dayı düşer, yaşarda, yaşar.
Bilmezki yaradanın imtihanı var.
Bu ne zamandır bu, sorma bu ne zaman.

Akrebe benzemesin, zalım akrebe.
Satmış özünü, bulmuş mal, mülk, maraba.
Sıfatıda değişmiş, tanımadı galiba.
Bu ne zamandır bu, sorma bu ne zaman.

Yaş erdi kemale, daldı bir hayale.
Karabulutlar çökmüş, o hoş cemale.
Tükenmiş makamı, düşmüş dilden, dile.
Bu ne zamandır bu, sorma bu ne zaman.

Adam olmaz, hatır bilmez, bu nasıl huy.
Aç kulağın aç, sen, sen olda, gelde duy.
Ok fırladı yerinden gardaş, koptu yay.
Bu ne zamandır bu, sorma bu ne zaman.

Güven’der gidelim gönül yaylasına.
Bir selam verelim dostlar meclisine.
Bu gün sağız, yarın ömrün neresine.
Bu ne zamandır bu, sorma bu ne zaman.

Güven Gürbüz
26 Ağustos 2016
Şebin Medya “

Hepimiz bir gün ebediyete intikal edeceğiz. Geride baki kalan hoş bir seda olacak.

Bizler yine kendi kendimize söylediklerimizle, ettiğimiz sitemlerle, bakmakla görmenin farklı şeyler olduğunu anladığımızda, bir çok trenin garlardan, bir çok geminin limandan çoktaaan ayrıldığını anladığımızda, zamanın acımasızlığına bakıp, akrep ile yelkovanın hep bizleri kandırdığını düşüneceğiz.

Oysa ki zaman, hep şimdi ki zaman. O’da şu an. Ve yine bizleri geçiyor.

Yine çok gerideyiz. Çünkü hala düşünmekteyiz..

Dostlukların baki olması dileğiyle.

Sevgiyle kalın..

Güven Gürbüz.

ESARETE KARŞI DURUŞ

ESARETE KARŞI DURUŞ..

“30 Ağustos esarete karşı Türk milletinin karşı duruşu, birlik ve beraberliğimizin ispatı, bağımsızlığa giden yolda Türk milletinin özünde var olan milli şuruun yarattığı inanç, irade ve kararlılığın bir göstergesidir. Cumhuriyetimizin kuruluşunun da önünü açan mihenk taşıdır.

Türk ordusunun zaferlerle dolu şanlı tarihinin destanlarını anlatır kitaplar. O’nunla özdeş milli kahramanları anlat, anlat, bitmez. Dişiyle, tırnağıyla, nasırlı elleriyle, her türlü yokluğa rağmen, cesaretle, azimle, gayretle, Türk milletinin üstün şuuru ile nice zaferler kazanarak tarih sayfalarına damga vurmuş, asaletini tüm cihan-ı aleme duyurmuş bir milletiz.

Yaşasın Türk milletinin şanlı zaferleri.

Zafer Bayramını dünden daha çok kutlama ve dünyaya milli birlik ve beraberlik duygumuzun yüceliğini göstermek durumundayız.

Tarihsel süreçlerin birbirini takibi ve dünya barışının tesisinde izlenecek yolda, kararlığın vatan savunmasında ki yerini ve önemini, sosyolojik açıdan en iyi anlatan ve bayram olma özelliğini kazandıran bu olgunun, iyi kavranılması ve anlatılması da gerekir.

Milli şuurun ne demek olduğu, Vatan söz konusu olduğunda Türk milletinin azminin ve cesaretinin ne demek olduğunu idrak ile gelecek nesillere de aşılamak gerekir. Her ne pahasına olursa olsun canımızdan daha çok sevdiğimiz aziz vatan topraklarının bir karışına dahi halel getirmeyeceğimiz aşikardır.

30 Ağustos Zafer bayramının anlam ve önemini küçüğünden, büyüğüne her Türk insanın bilmesi gerekir.

Zaferler bir milletin asli mücadele, savunma, koruma, kollama, kurtarma ve sonuçta başarının zirvesine ulaşmayı temsil eder. Her Zafer bayramı kutlamalarında da bu bilinç ile hareketle, bu milli duygunun yaşatılması sağlanır. Zaferlerin kahramanları yad edilir.Adları yaşatılır. Tarihsel gerçeklerin arkasında yatan temel olgunun barış olduğu, mutlak iradenin karşılaştığı zor durumda, hareket tarzının gelişiminde, izlenen yol ve karşılaşılan zorlukların neticesinde, zorlukların aşılarak, doğan bir güneştir zaferlerimiz.

Türk milletinin bağrından çıkan, ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, Vatanı müdafada bir saniye dahi tereddüt etmeden canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Ruhları şad olsun.

Ulu önder Atatürk’ün önderliğinde kurtulaşa erdik. O’nu övmek, övmelerin en şanlısıdır. O’nun anmak anmaların en şereflisidir. O’nu her daim gönlümüzde yaşatacağız. Unutmadık, Unutmayacağız.

Milli duygularımızn coştuğu günlerde elbetteki şiirlerin de sırası geliyor. Onlarda okunmak istiyor. Paylaşmak istedim.

UNUTMADIK!…….
UNUTMAYACAĞIZ!….

Cihan-ı alemde bilir, Milli kahraman.
Unutturamaz adını geçsede zaman.
Sinesinde yattığın, ecdatımdan kalan.
Her karış toprağında vardır bir hatıran..

Nice canlar oldularda yollara revan.
Bir nefes gibi bir oldu, yek vücut halktan.
Dağ, taş, inilerdi kaçarken hain düşman.
Bir millet uyandıda, kuruldu tek vatan..

Her Türk bilir elbet kadrini rahat uyu..
Bilmeyene vefa, dipsiz derin bir kuyu.
Sadakattir öğretir, O’asil duyguyu,
Hatırlatır elbet gösterirde deryayı..

Atatürk deriz sana, Atamızdan gelir.
Seni ne çok severiz cümle alem bilir.
Yıkılır düşman, elbet şaşar, Vatan yaşar..
Sevginle memleket nice dertleri aşar.

Cumhuriyet ayakta, yıkılmaz kaledir.
Her türk asker doğar, her zaman siperdedir.
Hainler dünden daha çoktur, tetiktedir..
Aşar geçeriz, sevgin yüreğimizdedir.

Sen ölmedin. Öldü demek bize yakışmaz.
Gazi Mustafa Kemal bir daha bulunmaz..
Memleket olur, insan olur, ruhsuz kalmaz..
Eser durur rüzgarlar, Bayrak yere inmez..”

yıl :2014 / Şebinkarahisar – Ankara

Güven Gürbüz

Zaferler denilince ilk aklımıza gelen ulu Önder atamızı da anmak istedim. O’yüce insan aramızda olmasa da her daim gönüllerimizin bir köşesinde, ayrı bir yeri ve önemi olacaktır.

Sevgi ve saygılarımla,

30 Ağustos 2021

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara

RİVAYET ODUR Kİ

 

RİVAYET ODUR Kİ..

“Hayatımızın her aşamasında duygu ve düşünce dünyamızda yaşadığımız değişikler bizleri hem aşındırıp, hem de güçlendirerek bir yerlere taşır. Bazen kendimizden kaybettiklerimiz, bazen de toplumsal kaybedişler hep birer soru işareti olarak kalır. Kimi zaman yanıt bulsa da, çoğu zaman yanıtlar askıda da kalabilir.

Duygu ve düşüncelerin anlatım da şiirlerin payı ise elbetteki küçümsenemez. Kimi anlar anlamaz, kimi anlamaz anlar gibi yapar.

Şiirlerin doğduğu yerin gönüllerimiz olduğu bilinse de, bittiği yeri de kimseler bulamaz. Ya Irmaklar misali denizlere akar, ya akarken buharlaşır gökyüzüne karışır. Ama ve yine de şiirler tekrar toprağa karışır, yine yetişir dal verir, çiçek açar, her mevsimde olmasa da mevsiminde güzelliği daha çok fark edilir.

Etrafımıza bakıpta çevremizde gördüklerimiz, yaşadıklarımız, hissettiklerimiz aslında hayat bilgisi sayfasından derlemelerdir. İnsanoğlun bildiği ölçüde bilgili olduğu var sayılsa da, bilmediklerini de aslında bildiğinin de farkına varabilir.

Dikkatlice yoğunlaştığımız da aslında şiirlerin ne kadar çok şeyleri hatırlattığıdır.

Nedir bunlar;

hayatımızı idame ettirmek için çalışıp çabaladığımız yıllarda, bir çoğu haksızlıklara uğradığını düşünmüştür. Haksızlık yapanların zalim olduğunu düşünür, zalimi yaradana havale ederken, doğruluktan da asla sapmamayı tavsiye etmeliyiz.

Hayatın baki olmadığını bilmektir aslolan, dünyada elde ettiklerinin gücü ile fırtınalar estirenlerin de bir gün sonunun geleceğini düşünür, bu güce sırtını dayayanların da bir gün düşebilecekleri sefil durumları da unutmamaları gerektiğini söyleriz.

Tüm olumsuzlukları görüpte, görmezcilikten gelenlerin haline baktıkça da ne denir ki.? Bir de üstelik bunları adeta tasdikleyen çıkarcıları gördükçe, onların da bir gün sonlarının ne olacağını düşünür, yine doğruluğun mükafat olacağına inanmalıyız.

Böbürlenmenin, hayatın verdiği nimetlerin içinde yüzenlerin kendi başarıları gibi göstermelerine rağmen, Lutfun allahtan geldiğini düşünmediklerini düşünür, oysa ki sonunda geldikleri yere, toprağa döneceklerini hiç akıllarına dahi getirmediklerini görürüz. Yaptıkları haksızlıkların da birgün hesabının ahirette sorulacağını düşünür ve noktayı koruz.

” RİVAYET ODUR Kİ..

Zalimdir reva gören garibe çileyi.
Hak bilir elbette çektirdiği ezayı.
Görür Rab, garibin yaptığı havaleyi.
Gönül düçar olmuşta, tutarsa sineyi.
Rivayet odur ki; Doğru tutar kaleyi.

Devran biter, makam kimseye baki değil.
Zenginim der, maddiyat ile avlar gafil.
Bilmez, kuruşa tamah eden olur rezil.
Bilir cümle alem, işte odur en sefil.
Rivayet odur ki; Doğruluktur hep kefil.

Çökmüş bulut gibi yarab, bu ne rehavet.
Kimi ekmek bulamaz, kimi bol şatafat.
Dönüp bakmaz zalim, at sırtında son sürat.
Dalkavuklar hep sırada, düşmüşler bitab.
Rivayet odur ki; Doğruluktur mükafat.

Böbür yok. Kendine bilme herşeyi ihsan.
Lutuf tanrıdan, kendini bilme tek insan.
Dünya malı sendemi..?, Etten kemikten sen.
Çürür beden sende, bir gün toprak olursan.
Rivayet odur ki; Sorulur fani kuldan.

Burnunla su içme sakın, burnunda kalmaz.
Büyüksünme sakın, boyundan fazla olmaz.
hepside inanır amma.., Yaradan kanmaz.
Büyük olan insan, asla tepeden bakmaz.
Rivayet odur ki; İnançsız adam olmaz.

30 Temmuz 2017 Ankara – Şebinkarahisar

Güven Gürbüz – Şebinkarahisar – Ankara”

Şiirlerle yaptığımız yolculukta dura, kalka, nefes alıp, vererek, devam ediyoruz.

Bazen yazmaya hiç bir şey bulamadığımızda imdada yetişen şiirler, duygu dünyamızın vazgeçilmezleri arasında yerini korumaya devam edecek. Yeter ki inanarak ve severek okumasını, okutmasını bilelim.

En güzel günler sizleri kucaklasın.

Güven Gürbüz

16 Ağustos 2021

Şebinkarahisar / Ankara

 

Bir hikaye idi,sayfası kalmadı.

Bir hikaye idi,sayfası kalmadı.

“Bir ömrü tüketip baktığınızda geriye; Sisin bulutun içerisinde sıkışıp kalmış gibidir en son fotografımız. Dökülen gazelleri seyre dalıp, ağacın son halinden kalan kuru dallarından güneşe son bakışımız. Sırtına giydiği urbanın rüzgara karşı dik duran elbisesinin kabuklarının, yavaş.., yavaş.., inceldiğini görmektir. Seyrettiğimiz filmin son sahnesi gibidir. Bir ara verelim demeye gelmeden. Her düşen yağmur taneciğinin yavaş yavaş süzülerek toprağa inmesi, daha köküne ulaşamadan ağacın, buharlaşıp uçup gitmesidir.

Yazdığın en son şiirin son mısrasında takılıp kalmasıdır, dur daha bitmedi demeye fırsat kalmadan, biteceğini anlamaktır. Noktanın da sırasını almaya hazır beklediğini görmektir. En çok sevdiklerinizin bal yaptığı o’ oymak, oymak dallarınınızın sırtında kovanların kalmadığı, arıların ise başka trafikte seyrettiğidir, gelen, geçene konup, havalanan, duruma göre ses çıkardığını duyup, bazende duymazcılıktan geldiğinizdir acı sesinin yankılanmasını.

Bir dağın yamacından dikliklere bakarken, nefesinin koyduğu sınırlara bakarak, en kolayı aşşağılarda gezdirmektir kendinizi. Üzerinize sıçrayacak göleklenmiş su birikintisine basacakta birisininin, üzerinize sıçrayacak çamur zerreciklerine bakarak, sıçrayıpta kenara çekilememektir. Aradığınız gözlerin mehtapta hayaller kurduğunu gördükçe genceciğin, rüzgarın nereden eseceğine aldırış bile etmediğini görmektir orada kendinizi. Sonra susmaktır, sessizce bir ağacın gölgesinde serinleyerek, bir yudum su uzatan hayırsevere ” Allah razı olsun ” demektir. Söylediğinizi kendiniz bile zor duyarak. Mutlu olabilmektir bazen sevdiklerinizin de hatırladığını hissetmek. Anılara yaslayıp bağrınızı, onun mahzun hikayesini dinleyip, gözlerinizin yavaş, yavaş kapandığını uyuyakaldığınızı bile fark etmeden, kimbilir belki de son uykunuz olduğunu dahi bilemeden.

Yaşlılık üzerine kısa bir gezinti yapsakta, yine yetmedi anlatmaya. Kelimeler yine kısa oldu. Ne kadar çekip uzatsanda fazla uzatmaya gelmiyor. Sonra kopuyor bir tarafından lastik misali. Sinirlerimizde zayıflamışsa, sazın telleri gibi eski sesini çıkartmasa da, boğuk sesin uğultusuna dayanamayıp kopmaktansa, yine yenilere, hep yenilere, daima yetinelere, anlatmakla bitmeyecek hikayelere, bol şanslar dileyerek veda edelim yazımıza..

Yine eskiden şiirlerimden son rütuşları yapalım derim.

YAŞLANDIK MI NE…?

Yıllara verdi kendini esti rüzgar.
Dağ,taş,ova,dere,tepe,ırmak, nehir.
Sildi, süpürdü, mazi oldu anılar.
“Aldımya seni senden” derde kim anlar?

Gelmez geriye,bekleme hiç boşuna.
Son kez el salla uçan gurbet kuşuna.
Her insanın gurbeti kendi içine.
“Ya döner,ya dönmez dost” Der de kime ne?

Yetimliğini vurma sakın yüzüne.
Kalmaz bu devran elbet döner tersine.
Sende anlarsın kalınca tek başına.
Erir giderde,karışır gözyaşına.

Çileden çile,candan can olur tende.
Gönülde yaşarda,terk eder bir günde.
Anlar elbet yaş kemale erdiğinde.
“Nerede?” derde,bulamaz en derinde.

Bir hikaye idi,sayfası kalmadı.
Yazarı kim idi? Kimse bilemedi.
Dediler “İnsanoğlu,O’bir hiç idi.”
“Şurada yatar bak,karatoprak oldu.”

Güven der, sözlerden söz ola biline.
Sözlerden kitaplar olupta okuna.
Kalpten kalbe giden yollarda görüne.
Irmaklar misali coştukca coşana.

08 Şubat 2017

Güven Gürbüz
Şebinkarahisar – Ankara

En güzel günler sizlerin olsun. Yaşlanmayı hücrelere bırakıp, ruhunuzu hep genç tutmaya çalışın. En güzel gençlik ruhumuzda canlandıkça, yazılacak güzel şeyler hep sırasında acele edecek bizi de yazsın diye. Kelimelerle dost, şiirlerle ahbap, türkülerle arkadaş, bu hayat yolunda tüm sevenlerime mutlulukla..

Güven GÜRBÜZ

08 Ağustos 2021

Şebinkarahisar / Ankara “

” BAŞLIĞINI SİZ BULUN!… “

” BAŞLIĞINI SİZ BULUN!… “

” Küresel ısınmanın etkisiyle dünya coğrafyası ciddi boyutlarda doğa olaylarına gebe hale geldi. Bu gebelikten doğan olumsuzluklar tüm dünyayı etkisi altına almakla beraber zarar ve ziyanlar ve de kayıplar had safhaya çıktığı da artık hissedilir ölçüde görülmeye başladı. Bunun üzerine bir de bilinçsiz toplum kesimlerinin vurdum duymaz tutumları tuz biber olmaya yetiyor. Üzerlerine çok ciddi sorumluluk düşen yöneticiler ise kendi söylediklerine kendileri dahi inanamaz hale gelebiliyorlar bazen. Dünyanın bu hale gelmesinin en büyük sorumlusu, yönetilmesi gereken yöneticiler olduğu gerçeği ile de karşı karşıyayız gibi duruyor. Eğer yöneticileri de yönetecekleri de aramaya kalkarsak bunun sonu hiç gelmeyecek gibi gözükecek.

Uzun yıllar boyunca küresel ısınmanın etkileri tartışılıp kararlar alınması beklenirken, konulara sırtını dönen yöneticiler, meydana gelen sorunların ceremesini insanoğluna yüklemekle kenardan seyirci kalmamalıdır.

Yenilikçi toplumlar olarak örgütlü ve bilinçli olma yolunda emin adımları atmak zorundayız. Yoksa insanoğlunun varlığı sadece suluetinden ibaret kalacak.

Eriyen buz dağları, yükselen sular, kıyı cenneti kentleri tehdit etmeye başladı.

Var oluştan bu yana buz dağlarının erimesiyle birlikte, buzulların altında yaşıyan virüsler, doğanın sularına karışmaya başladı. Dünyanın bir çok ülkelerinde erimeden dolayı bu durum tsunami tehditinin varlığı karşısında teyakkuza geçirdi. Kutuplar tehdit altında.

Ülkeler çıkar hesapları peşinde. Dünyanın uydusu ayın dünyaya yakınlaşması ile birlikte önümüzdeki yıllar da dünya da gelgit olaylarının artması kaçınılmaz hale gelecek. Uzay çöplüğü bir yana, meteor ve astoit çarpmalarına karşı güvensiz ortam uzay güvenliği ile birlikte dünyayı da tehdit ettiği yine gündemlerde. Ülkeler işbirliğine çağrılırken yine umursuzlar sırtları dönük uykuya yatmaya devam ediyor.

Dünya ısındıkça ısınıyor. 40 dereceleri normal görmeye başlayacağımız dönemler kapıda diyenlere de şaşmamak lazım. Aşırı sıcaklık doğa ananın canını sıkmaya devam ediyor. Orman yangınları tüm dünya da ciddi bir tehdit oluşturuyor. Yanan ormanların yerine yeni fidanlar dikilsede, yanan ormanların yeri ancak yıllar sonra doldurulabiliyor, ya da gözü doymayan rantçılara kalıyor.

Yasalar, kanunlar, nizamlar sürekli değişikliği uğrarken, Doğanın anayasası değişmiyor. Doğa kanunları kendi hükmünü uygulamak için kimseye sormuyor. Yine dereler taşıyor, bulutlar şiddetle yağmurunu boşaltıp gidiyor, hortumlar aniden oluşup kentleri dümdüz ediyor. Yer altının da doğa olayları arasında ki payı düşündürmeye devam ediyor. Depremler, yer sarsıntıları, heyelanlar, yok olan yeraltı kaynak suları, yanardağ faaliyetleri, obrukların oluşumu vs.vs..peşpeşe birbirini izliyor..

İnsanoğlu’nun alması gereken radikal kararlar alınmadığı müddetçe çağın bizleri hiçte iyi bir yere götürmediği gerçeği ile karşı karşıyayız. Dünya ülkelerinin başındaki en üst yönetimden, en alta doğru tüm yöneticilerin sorumlulukları tartışılır hale gelmeye başladı. Yönetemeyenlerin sorumluğu yönetebilme kabiliyetinde olanlara devredilmesi elzem hale geldi.

Küresel ısınmaya yol açan etkenlerin faaliyet alanları; en az %25 tam kapanmaya, modernasyonu ve revizyonları %50, uygulama alanlarında ki denetimleri %25, artırım sağlanarak hedefler ve aksiyonların oluşturulması ve behemehal aktifleştirilmesi, uluslararası anlaşmalarla sabit hale getirilmesi beklenir.Zaman hızla akarken kayıpların azaltılarak minimize edilmesi gerekir.

İnsani çerçevelerde alınması gereken önlemlerin göz ardı edilmesi, geçiştirilmesi, vurdum duymaz davranılması, uykuya yatılması, görmezcilikten gelinmesi vs.vs. ileride daha ciddi tehditleri beraberinde getirmesi, daha vahim sonuçlara mahal verebilir.

Ülkeler uzay çağından bahisle, nükleer silahlanmalara üstü kapalı ve açık meylettikleri gerçeği, dünyayı saran ciddi tatbikatlarla gözler önüne serilmeye çalışılmakta. Üzerinde düşünülmesi gerek konunun önemi ” Su uyur, düşman uyumaz” sözünü çağrıştırıyor. Bu nedenledir ki, sorunların kaynağına inilmedikçe hiç bir sorun sorun olmaktan çıkmayacaktır.

Ülkemizin geleceğinde söz sahibi olan yöneticilerin de elbettek bu konuları düşünmediğini düşünemeyiz. Ancak düşünmelerin neresinde durduğumuzu da bilmek, yerinde ve zamanında düşünerek aksiyon planlarını uygulamaya geçirebilmeliyiz.

İnsanoğlu’nun yüksek idrak gücüyle, düşüncelerini geliştirerek,yönetimsel kavramlar ve sosyal yaşamın gereği olan vazifeleri ile birlikte, uygulama ve kavrama yeteneğini olgunlaştırması beklenir.

Bilinçli toplum olma, hep bir adım önde koşma yolunda, tüm vatan, millet, memleket sevdalılarına..

Sevgi ve hürmetle..

Güven Gürbüz

01 Ağustos 2021 Ankara”