YENİ YILLAR, YENİ HEDEFLER

YENİ YILLAR, YENİ HEDEFLER

“Yeni yılın adının 12 ay sonra eski yıl olacağını bildiğimize göre, hedeflerimizin de uzun vadede ümit vadedeceğini düşünebiliriz.

Gördüğümüz, duyduğumuz, yaşadığımız her ne kadar gün varsa, hepsini aylara böldüğümüzde, bir çoğumuzun hedeflerinin şaştığını görmemek elde değil.Kısa günün karı dediğimiz anlarıda düşünerek, içimizdeki özgüvene tutunup, yine içimizdeki yaşama arzusuna dayanarak, şaşan hedeflerimizin hepsini bir kalemde silip, yeni hedeflere, yeni bir defter açıp, yine bu hislerle, yani aksiyonlarla, umuda yolculuğa devam diyebilmeliyiz.

Bir yılımızın envanteri, gelecek yılların envanterine zemin hazırlasada, değişmeyen, değişmezler olduğu müddetçe, hedeflerimizinde sekteye uğramaması için bir neden gözükmüyor. Değişmezlerin sırtını dayadıkları varsayımından öteye geçmeyen aksiyonları, onların gizli saklı hedeflerinide su yüzüne çıkarmaya, elbetteki muktedir olanları da ortaya çıkaracaktır. Atalarımızın dediği gibi ” Rabbena!…Hep bana..” anlayış tarzının temsilcileri, her ne kadar da aynaya bakıp yüzlerini görmeye cesaret edemeselerde, aynalar asla yalan söylemeyecektir.

Ne düşündüğümüzden çok, ne anladığımız büyük anlam ifade edebilmedikten sonra, önümüzü görmemiz mümkün olmayabilir. Yol haritalarını açıklayan kaptanların, açılacakları denizlerdeki ganimetlerinin hayali ile yaşaya dursun, bizleri en çok düşündüren gemilerdeki tayfalar, yolcular. Hancının gözü, cepteki nazı, paracağızı, olduğunu düşünürsek, yolcunun kıymeti verdiği para kadar olacaktır. Oysaki denizlerin coşkun suları hiçte arzu ettiğimiz gibi olmayabilir. Yaşamın içindeki fırtınalar, gökyüzünde uçup dans ederken, kolunu, bacağını, parmağını, tırnağını, yelkenlere dokundurursa diye de düşünmemek hata olur. Geleceğini var sayarak, ocağı korlu tutsakta, yayladan gelecek yoğurda sarımsak dövmeye kalksakta, basiretsiz olursak, nihayetinde de ocağa atılacak odun kalmazken, yayladan da yoğurt gelmeyebilir. Kısacası atalarımızın dediği gibi, Dereyi görmeden paçaları sıvamak tabirini de kullanabiliriz.

Eski yılın şanslıları, karagözlü, kara kaşlıları kimler diye baktığımızda, yine boy, boy afişlerde onları görmek, mutlak isabet. Sahip oldukları her türlü gücün rehavetinde, hemen her köşede umut simsarlığı yaptıklarını görmezsek şaşmayalım. Kimi zaman boynumuz bükük kalsada, boynu büküklerin bir göreni de elbet mutlak çıkacaktır. Ya yolunu şaşırıp, ya aklını yitirip, ya da sadete gelerek, ya da kimbilir vicdan muhasebesine yenik düşerek. Af için, özür için, inançları gereği, vs.vs..Yine bakışlarında ki gizemi çözemeyip yarı yolda bırakacağını da elbet aklımıza getirecek.

Yinede umut ettiğimiz güzel geleceğin mutlak düşünürleri bir yerlerden ses verecektir.

Umudun mutluluk aşılayan güzel insanlarının da olduğunu elbetteki biliyoruz.

Onların diğerleri gibi çok ortalıkta gözükmemelerinin sebebini iyi düşünürsek bulabiliriz. Paranın saltanatının hükümdarları onları pek sevmeyebilirler. Nihayetinde işine gelenin, işine geldiği yerde cirit attığını gördükçe, böyle düşünmemek elde olmayabilir.

Ama bizler yine de aldanmayalım. Düşünce gücümüzün zirvesinde, karanlıkta dahi ak ile karanlığın arasındaki ince çizgiyi ayırt edebilelim. Tıpkı üçüncü göz diye tabir edilen algılarımızda olduğu gibi, bizleri yanıltmayacaktır.

Yeni yılda yeni hedefler, yeni aksiyonlarla dolu, sonu ulaşılabilir, hakkın, adaletin, hukukun yerini bulduğu gibi, yerli yerine oturması ümidiyle.

Nice mutlu, umutlu, uyumlu, uygun, uslu, usturublu vs.günlerin, ayların, yer aldığı yıllara..

02 ocak 2022

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara

OLDUDA BİTTİ MAŞALLAH

OLDUDA BİTTİ MAŞALLAH

Toplumsal kültürümüzün içinde yer alan, ılımlı,olumlu,sakin, sorumlu, temkinli, düşünceli, sabırlı, sebatlı, edebli, ahlaklı vs.vs.bir çok kavram, pozitif algının oluşmasında önemli bir yere sahip olduğunu biliriz.

Ancak söz konusu yaşam felsefesi olduğunda bir irkiliriz.Sorunların vuku bulduğu ortam ve koşullarda, neyin, nasıl, nerede, niçin oluştuğunu, kimin, nerde, ne için, nasıl sonuçların doğduğunu da irdeleriz. Bu zaman ve saatlerimiz, kendi içimizdeki çatışma ortamlarında olmadığımız müddetçede daha sağlıklı sonuçlara da ulaşmamız kaçınılmaz olabilir. Yoksa bir çok durumların oldu da bitti maşallah denilerek çözüldüğünümü zannettiğimizde, bir köşede hep saklı kalır. Ne zaman ki karşılaştığımız her olumsuzlukta, sorguladığımız, sorguladıklarımız da olduğu gibi.

Yaşam çoğrafyamızda yerini alan, ‘Yeni’ ile başlayan her şeye acaba..? sorusunu da eklemek bazen kararlarımıza da ışık tutmaz değil. Beynimizin, düşünce mekanizmamızı, geç tetiklediği zamanlarının da olduğunu var sayarsak, maşallah ile bitmesini beklediklerimiz maazallah olabilirde. Hayatımızda en çok telafuz edilen kelimeler arasında yer alan ‘İnşallah’ kelimesi çoğu zaman, umut etmek, dilek, dilemekten öteye geçmese de, bir yerde pozitif düşünmeyi tetiklediği şekliyle algılanabilirde.

Karar mercisi her kim olursa olsun, oldu da bitti ile bitiyorsa sonunda bir eksikliğin de çıkması muhtemel olabilir. Muhtemele oynayan işi şansa bıraksada, bahtı kapalıysa denebilir. Ya bir de endişesi kaygısını artırıyor, bir de acele edeyim diyorsa, şapkayı çamura da düşürebilir. Başının üzerinde yeri olanın, çamuruda görünmez olabilir mi..?

Olduda bitti maşallah denilip geçilen, birden çok eylemler, fiiller, kararlar, tutumlar, davranışlar, toplumsal düşüncenin birlik ve bütünlüğünü yansıtmayacaktır. Karar odakları her gün, her saat, her dakika kendini çek etmek durumundadır. Hele ki toplumun geneline etki edecek bir kararsa sorumlulukta o kadar ağır olacaktır.

Günümüze doğru dönersek, gündemlerin içinde yer alan birçok konununda, olduda bitti maşallah cümlesini çağrıştırdığını görmez değiliz. Peki ya bunların sonuçları..?

Kamudan özele uzanan geniş bir yelpazede sorgulamalarımız bitmeyecektir.

Kamu yatırımları, destekler, hibeleri ile kurumlarda. Kurulan, kurulmuş, kurulacak, STK dediğimiz kurumlarda. Bizleri yönetsin dediğimiz siyasi partilerde, ekonomiye motor olsun dediğimiz Şirketlerde. Kapımızın önündeki esnaflarda. Gıdadan, giyime, elektronikten, sağlığa kadar bir çok alanlarda, faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlar vs.vs.vs ve onların idare edicilerinde, tepeden tırnağa her birinde ayrı, ayrı..

Varlığı tabelasından ibaret kalmaması gereken STK ları, Toplumsal bütünlük sağlamak yerine parçalı yapıdan medet umanları. İki dudak arasında, kulaktan dolma bilgilerle çalışanlarına kıyım yapanları, işsizliği fitilleyen basiretsiz yöneticileri. Ülkemizde faaliyet gösteren yabancı sermaye veya ortaklı yurt dışı talimatlarla yönetilen işyerlerinin aldıkları kararları. Toptancılarla perakendecilerin arasında geçenleri. Stokçuluktan fayda sağlamak isteyenleri. Piyasa ekonomisi deyip köşelere saklananları. Bir yanlışın peşinden bin yanlışı doğuracak kararları paylaşanları vs.vs.vs bir kenara atmamalıyız.

Toplumsal yönetimin arz mekanizması, ihtiyacın doğduğu talep mekanizması arasında düzgün işlevliği ile oturaklı olmalıdır. Olduda bitti maşallah denilerek alınan her kararın sonucu tartışılır olmaktan öte geçemeyebilir.

Denetim denilen olgu işlevliğini kaybetmediği, sorgulama kavramı da görevini yaptığı müddetçe, işlevlik sağlıklı yürüyecektir. Varsa bir haksızlık, haksızlığın hangi boyutta nasıl oluştuğu, rakamsal anlamda ortada görünür olsa veya olmasa dahi, giderilmesi de o kadar anlam ifade edebilmeli. Bu anlam olduda bittilerle değil, somut kavramlarla ifade edilebilir, gerçeğe ışık tutabilir, müdahillerinde katkılarıyla, sonuca ulaşılabilir olmalıdır.

Yönetimsel icraatlar anlamında baktığımızda, olduda bitti maşallah diyerek geçiştirmek, çoğu zaman kuru bir sözden öte geçemeyecek, rantabl olamayacaktır. Gerçekliği yakalabilmek adına, uzun vadede faydayı yansıtır olması beklensede, kısa vadede yaşanan olumsuzluklarda da derin izler bırakabilir.

Toplum bireyleri olarak, hayatımızın her aşamasında, olduda bitti maşallah denilerek bitirilen her işin, sadece sünnetle anladığımız gibi bitmediğini bilmek gerek.

Sevgi ve saygılarla,

Güven Gürbüz

26 Aralık 2021

Şebinkarahisar / Ankara

 

GELECEĞE ADIMLAR

GELECEĞE ADIMLAR

“Geleceğe atılacak adımlar, insanoğlunun akibetini şekillendirecek kaldırım taşları olarak karşımıza çıkar her zaman.

Geçmişten günümüze atılan adımlara baktığımızda bilanço, bizi çoğu zaman şaşırtmaz. Işık kaynağımız bilgi, cehalete kurban gitmeden, basiretli davranabilmeyi de bilmek gerekir.

Ekonomide olduğu gibi, hayatta en çok karşımıza çıkan en büyük soru, gelecek hakkında olur. Geleceği bilmek mümkün olmasada, tahminler üzerinden hareket etmek yanıltabilirdi. Yüzdelere vurulsada, koşullara bağlansada, terimlere dayansada, ustalara sorulsada, yine İlim ve bilim son noktayı koyacak. Geleceğe atılacak her adımda bu iki bağlacın önem arz edeceği unutulmamalıdır.

Yaşam kesitlerinden karelere baktığımızda, çizilen her bir yolun temel gayesi başarıyı yakalamak olsada, başarı düşüncesi her zaman bilgiyle yoğrulsada, tecrübeyle en iyi şekilde pişecektir. Tecrübe denilen zor kazanım, genç nesillerinde en çok ihtiyaç duyduğu, başarıyı daha kısa zamanda sağlayabilme noktasında, hamurun mayası görevini de üstlenecektir. Geleceğe atılacak adımlarda tecrübe, saha kenarında seyirci gibi dursada, başarısızlıklarda da sarı kartın, kırmızı kartın, ne zaman gösterileceğini iyi bilir. Tecrübeli oyuncu gol yememeyi daha çabuk öğrenirken, diğeri golleri, yiye, yiye, bir gün yememeyi öğrenecektir. Velakin zaman, geleceğe doğru hızla akıp giderken, başarı da nihayet ‘ohbe..’diyecektir.

Geleceğe karşı ne kadar meraklıyız? Sorusu sorulmasa da, her insanın içini kemiren bir çok konularda da başarıya etki edecektir. Olumlu yönü temkinli olmayı artırsada, olumsuz yönü kaygı ve endişeyi artıracaktır. Başarı bu noktada tecrübeyi de ekarte etmeye kalkışmazsa şaşmamak lazım.

Yaşamda edinilen bir çok tecrübeler, terimlerin içinde gizemli bir unsur olarak hep yer alacaktır. Bu terimlerin manasında yatan gerçekler, geleceğinde tılsımlı anahtarları olarak bir kenarda duracaktır. Bu anahtarları yerinde ve zamanında kullanmak, strateji denilen olgununda önünü açarak, geleceğe daha emin adımlar atılmasını sağlayacaktır.

Öngürülerimiz, bize boş kaldığımız zamanlarda bir çok soruyu sorarken, es geçtiği tek bir nokta dahi, bizleri ciddi yanılgılara sevk edebilir. Bu yanılgılar, diğer toplum bireyleri hakkında bizleri yanlış bilgilendirmeye, yanıltmaya, hata yapmaya, daha da ileri giderek maazallah geleceğimizden çalmaya kadar götürebilir. Öngörülerimiz için en iyi sentezi yapabilme noktasında olabilmek, akıl ve mantığın işbirliği ile sağlanabilir.

Geleceğe doğru akan zaman, bizleri bir gün çok gerilerde bırakacak. O bir gün, her gün olabilir. Bu günde olabilir. Bittiği noktada varlığımız sıfırı gösterdiğinde, bizim için zaman bitmiş olacak. Zamanın kıymetini bilmek, geleceğe atılacak adımlarda bizleri uyaran, her gün tetikleyen, uyanık kalmayı öğreten, değerlendirilmesi gerekenlerin olduğunu hatırlatan, bir araç olabilmeli. Saatimizin her atan saniyesi bu anlamda bizler için en büyük uyarıcı.

Geleceğe doğru atılacak adımlarda zaman, hep sizden yana işlesin.

Başarılarınız hep yanınızda olsun.

Sevgi ve saygılarla,

Güven Gürbüz

12 Aralık 2021

Şebinkarahisar / Ankara

DÜŞÜNCE DÜNYASINDAN YENİ YILA UMUTLA


DÜŞÜNCE DÜNYASINDAN YENİ YILA UMUTLA..

” Yaşamın varoluştan bu yana insanoğluna kattığı evrimsel değişimler, geleceğin şekillenmesinde de etken bir unsur. Bu unsur değer yargılarından başlayıp, bilimsel sonuçlara kadar bir çok aşamada kendini gösteredursun. Geldiğimiz noktada, sahip olduğumuz düşüncelerin bizlere, neler katıp / katamadığını düşünmekte gerekiyor. ‘Bir arpa boyu kadar yol alamadık’ diyenlerin dediklerine katılan olacağı kadar, katılmayan kesimlerinde, neden katılmadıkları düşüncesi önem kazanabilir. Düşünmek akılla başlasa da, duyguyla sonda bulabilir. Duygular çoğu zaman yanıltsada, şefkatin ve merhametin galip geldiği noktalarıda bir kenara atmamak lazım.

Yılların saatin akreple yel kovanın köşe kapmaca oyunundan ibaret olduğunu görmekte bir seçenek olabilir. Umursuzluğun boyutları, düşünce yorgunluğuna kadar uzarken, okumanın ve bilgilenmenin önemi her geçen gün daha da çok değer katacak. Bilgili insanların oluşturduğu toplum, geleceğin refah payından da çok pay almaya uzanırken, ağacın gölgesinde uyuklayan, ağustos böceği misali zamanı tüketenler, gözlerini açtıklarında, değişim karşısında şaşkınlıkla bakacaklardır. Zamanın göz açıp kapayıncaya kadar geçtiğini fark edemeyen gözler, düşünmenin önünde engel olduğunu anlayacaktır. Tüm uzuvları ile canlı, yaşam kimliğinde yazan etkinliklerinin bilinci ile bu döngüde ne kadar sağlam ayakta durursa, o kadar çok toplumsal katkıya ortak olacaktır. Bu ortaklık geleceği yeni nesillere güvenli ellerle emanetlerini taşıyacaktır.

Yeni yıla girmeye sayılı günler kala, umutla bakan gözleri aramak nerdeyse zor olmaya başlasada,bıkkınlık, yılgınlık, tahammülsüzlük, tereddüt, endişe, kaygı vs.vs gibi olumsuz tüm detayları bir kalemde kenara atıp, umuda yeşil ışık yakmak en iyi seçenek olmak durumunda.

Salgınla başlayıp, geçim sıkıntısına kadar uzanan süreçlerde, olağanüstü durumlar ne kadar güçlükleri beraberinde getirsede, mücadele ederek , toplumsal dayanışma ile bunları halt edeceğimize inanmalıyız. İnanç; insanoğlunu ayakta tutan tılsımlı bir güç gibidir. Düşüncenin içerisindeki payı, mücadelede en ön saftlarda yer alır. Bu güce inanmak, dört elle sarılarak kaybetmemek lazım. Bir çoğumuzun son yıllarda en çok ihtiyaç duyduğumuz duygusal ağımızı zenginleştirecek motivasyonlara ihtiyacımız olduğunu çok biliyoruz. Bu motivasyonlar aile de başlayıp, iş hayatına kadar uzanan her aşamada en büyük ilacımız olacak. Bu ilacı eczanelerde aramak yerine toplumsal kaynaşma ile çok kolay bulabilmeliyiz. Umut aşılayan, meyvesini önce kendisi toplayacaktır. Suladıkça büyüyen umut ağacı, her yıl meyvesinden bir çoğuna tattıracaktır.

Dünyada en etkin ilacı bulan Türk aklı, milli gururumuz olurken, izlenilen yolda kararlı adımları atanlarda takdire şayan oldular. Umudun meyvesi değerli ellerde, değer bulurken, değerlerimize değer katanlarıda asla unutmamalıyız. Sadakat sevginin en büyük aynası. Kendimizi yakışıklı veya güzel göstermesini istediğimiz kadar, kendimizi ne halde bulduğumuzda önemli.

Gelecekten beklentilerimiz yeni yılla birlikte kat be kat artarak devam ederken, geleceğe katacaklarımızda kataloğumuzda yer almalıdır. Unutmayalım ki, ürettiğimiz kadar tüketeceğiz. Üretenler arasında olmak tüketenler arasında olmaktan evladır. Üretmek akılda doğup, fiiliyatta yön bulan en büyük hazinemiz. Düşüncede, emekte, hizmette, anlayışta, hoşgörüde, şefkatte, sevgide..vs.vs..her alanda. Doğurganlığın düşüncedeki rahmi beyin, sağlıklı ortamlarda, haz bulacak, ürettikleri ile değer katacaktır.

Yeni yılda düşüncenin olgun meyvelerini topladığımız bir yıl olmasını temenni ediyorum.

Mutlu ve umut dolu yılların hiç eksik olmadığı nice yıllara,

Sevgi ve saygıyla,

Güven Gürbüz

05 Aralık 2021

Şebinkarahisar / Ankara

BİLMEMEK AYIP DEĞİL.YA ÖĞRENMEMEK..?

BİLMEMEK AYIP DEĞİL.YA ÖĞRENMEMEK..?

Hayatın acımazsızlığının hüküm sürdüğü yaşam koşulları etkisi altına aldığı kesimleri, her ne kadar da, sisin, pusun, içerisinde göstermesede; öğrenmesini, bilgilenmesini, düşünmesini, karar almasını, yön bulmasını, vs.vs. etkilemeyecektir.

Düşünen varlık yol alan varlıktır. Varlığımızın nedeni yaşam, hayatın ince çizgilerinin çizdiği kalın portrelerinden yansırken, bakanla, görenin arasında gidip gelmekte. Bakanın bakıp geçtiği, görenin düşünüp taşındığı hal ile bilenler bilmeyenlere anlatsın imajı ile yollar akıp gidiyor.

Zamanında gurbete çıkarken yaşanılan sorunların üzerinden yıllar geçmesine rağmen, fazlaca değişmeyen sadece memleketin yıllara inat sulueti değil. Yaşam ve bu döngünün içerisindeki yaşam mücadelesi.

Şiirlere ara versekte, arada bir de seslerine de kulak vermeyi ihmal etmeyelim ne dersiniz..?

BENNEM BİLMİYRİM Kİ;


Gam gasevet sarmış buğday rengini.

Söyle hele artuh, bileh bizde derdini.

Gelin dedi “Çekemem köyün çilesini”

Herif vurıy duvara gafasını.

Sallıy başını.

“Bennem bilmiyrimki”


Ambar gurumuş, zahra yetmiy.

Hangisini saya, dertleri bitmiy.

Beş çocuk köşede zırliy.

Gelin ağlıy, Ana ağlıy.

Dede gafıyı sallıy.

“Bennem bilmiyrimki”


Bıldırda beyliydi ne bu çile?

Zemheride mi? Deyi, çıkacuk yola.

Herifin mintanı dönmüş çula.

Emice hersleniy. Birde geline çala.

Görümce aciy .

“Bennem bilmiyrimki”


Şehere varınca gurbet dedi.

Durdu birden. Yüreği darlandı.

İki gödük arpayı da sattı.

Gurbet yoluna baktıda baktı.

Yazıhane önünde.

“Bennem bilmiyrimki”


Gayfe önünde telledi iki parmak cıgarayı.

Çok istiyrim dedi gızlarıda okutmayı.

Ensesine değdi bir el. baktı ki dayı.

Sert taşa vurduk derken baltayı.

Dayı da sustu.

“Bennem bilmiyrimki”


Köy yolunda çatısız evler.

Dili olsada söylese taşlar duvarlar.

Gurbet elde ahirete göçenler.

Döndüğünü bilemeden bir gün gelirler.

Yazanda sustu.

“Bennem bilmiyrimki”


Güven Gürbüz

18.11.2013

Ankara “

Yıllara nisbet, çekilen onca acıların, çilelerin, gam ve kederlerin hepsi mazinin derinliklerinden seslense de, duyacak kulaklar kuşaklandı. Kuşaklar doğdu. sonra yeni kuşaklar geldi.

Eskiler mi..? Kuşak bile değil,başka bir şeydi diyenler de çıkacaktır.

Neler değişti? Sırtını dönenler, kendini beğenmişler, akıllı doğanlar, şıp öğrenenler, kendini ezdirmeyenler, kuralcılar, dara gelemeyenler, ses çıkaranlar, eğitimliler, kültürlüler, geniş dağarcıklılar, okumuşlar..vs.vs.vs.vs. Uzadıkca uzayan tabirlerler dolu yaşam kuşakları.

Yıllar yeni kuşaklara modernleşmenin yolunu açsada, mutluluğun yolunu ne kadar açtığı tartışılacak belki.

Yoklukta mutluyduk diyenlerin anlattıkları kitap sayfalarını süslerken, hayretle bakıp, kendi eserlerini sergileyecekler sergilerde. O kadar çok olacak ki okuyanları. Belki de gelir kapısı dahi olacak.

Mazinin derinliklerinde kalan kalın urganlar. Kuşak değil urgan. Bir şeylerin yanında, yukarıdan aşağı sallanıp duracak. Yine işe yaradığında hatırlanacak belki. Yazılan hikayelerde çorbanın içindeki baharat gibi tadı kalsa da, tadıldığı yerde kalacak.Belkide çelikten halatlarız diyenlerde çıkacak ileride. Övgü de sonsuz, takdir de sınırsız, düşüncede arsız, metalaşan bir çok değerlerin yanında.

Karda, kışta, kıyamette, yokluğun dibe vurduğu tabiatta, şehirlerde, kasabalarda, köylerde, bodrum katlarında, gecekondularda, akan derelerin kokuları arasında, çamurlu yollarda, yürümeyle bitmeyen yollarda, sinilerde, yer sofralarında, sedirlerde, ocak başında.En eski karelerde. Ondan daha öncesi, yavaş, yavaş, kaybolan anılarda, saklı kalacak. Güneşin her doğuşunda bir kare daha canlılığını kaybederken, objektiflerde imrendiren kareler en önlerde koşacaklar.

İklim Değişikliği adı yeni çağrışımlarla başka ne değişikliği düşünceleri ile hayat sürüp gidecek. Kuşaklar birbirini ne kadar iyi anlarsa, gelecekte o kadar doğru yön bulacak.

Önemli olan verenin neyi verdiği. Atalarımızın dediği gibi; ” El öğüdü verir, öğünü vermez.”

Yaşadığımız son noktaya kadar, sağlık ve selametle..

Güven Gürbüz

27 Kasım 2021

Şebinkarahisar / Ankara