DÜNYA SINIFTA KALDI

 

 

 

 

DÜNYA SINIFTA KALDI

Uygarlıklar ve medeniyetler asırlar boyunca müreffehliğin yolunu açacak metotları geliştirmeye, ilerleyip, güç olmaya, hükmetmeye meyletmişler ve yıkılanlar tarihe, ayakta kalanlarsa gelişen çağlarla birlikte birlikler kurmaya, ittifaklar oluşturmaya doğru adımlarını büyütmekteler.

Amaç; adına Dünya dediğimiz, kendisi büyük gözüken, evrende küçük bir yer tutan gezegenimizde yaşam formatı içerisinde yerlerini muhafaza edebilmek, Geleceğin getirebileceği tehlikelere karşıda gardını alabilmeyi bilim sayesinde başarmaya çalışmak.

Günümüzde salgınların küresel bir güç olarak karşımıza çıkması, bunların çapları küçük dairelerle devam ederken, birden büyük bir çapa dönüşmesi Corona 19 ile birlikte kendini gösterdi.

Dünya mücadelede yetersiz kalırken bir çok insanda aramızdan ayrıldı ve ayrılmaya devam ediyor. Salgınların tarih boyunca değişik satıhlarda, kendi çap ve alanı dahilinde kayıplar yaşattığı bilinsede, son durum geldiğimiz noktada durumun vahametini bir kez daha ortaya koyuyor.

Dünya ülkelerinin liderlerinin salgının başından itibaren sergiledikleri tutum ve davranışları alkışlanacak, takdire şayan olacak bir tutumu sergilemedi. Dönüp dolaşıp yolun tekrar başına dönmek soru işaretlerinide beraberinde getirdi.

DÜNYA SINIFTA KALDI..

2020 yılının son ayına girerken salgın tuttuğu istatistiklerle bizlerle adeta alay ederken, Aşının küresel boyutta ne durumda olduğu, çalışmaların son durumu hakkında geçilen yüzlerce haber arasında oranların telafuz edilmesi, hala salgının yıllara sirayet edeceği yolunda sinyalleri güçlü kılmakta.

Salgının başından itibaren ekonomi ile orantılı çizilen yol haritaları uygulamalara tuttuğu ışık salgının dahada yayılmasına, güçlü olanı ayakta tutarken, güçsüzü çekip almasına zemin hazırladı. Medeniyet yolunda ilerlemek bir yana, medeniyette sınıfı tozu dumana kattı. Masalar ve sandalyelerin nerelerde nasıl kurulduğu, kimlerin bu masalarda neler konuştuğu dahi tartışılır hale geldi. Ülkelerin birbirlerine sorumluluk atması, yayılım sürecinde izlenilen yanlış politikalar halkın nezdinde iyi bir tutum sergilemediğini gösterdi.

Tıp kendi içinde çelişkilerle dolu bir süreç içerisinde, sağlığa gönül vermiş çalışanları ile birlikte zorlu sürecin üstesinden gelmeye çalışsada kayıplar kaçınılmaz oldu. Daha çok kayıplar yaşamamak üzere alınması gereken aksiyonların bir an önce alınması, Aşı ile birlikte toplum sağlığınında güvence altına alınması elzem hale geldi ve geçiyor.

Salgına karşı mücadelede bilgilenmenin önemi her ne kadarda en büyük unsurların başında gelsede, kanun yapıcılarında yerinde ve zamanında alacakları kararlarda yayılım sürecine etki mekanizması kuracağını inkar edemeyiz. Bu konuda gösterilen ve gösterilemeyen duyarlılıklar sorgulanabilir. Önemli olan eleştriyel alanlarda konunun daha dikkatle alınmasıdır. Keza İnsan hayatının hiç bir hatayı kabul etmediği, tedbir anlamında bakıldığında uyum sürecine katkı büyük öneme haiz bir konudur.

Her geçen gün ve dakika toplum nezdinde salgın vahametini gözler önüne sererken, izlenecek tutum ve davranışlarından dolayı toplumun her bir ferdi dahil olmak üzere, kurum ve kuruluşları ile birlikte vebal altındadır. Bu vebalin telafisi mümkün olmadığı gibi vicdani sonuçlarıda vardır. Toplumda derin izler bırakan salgının bünyelerde bırakacağı hasardan, zorlu tedavi süreçlerine kadar bir çok alanda, akıl, ruh ve beden sağlığında bırakacağı izleri, travmaları, psikolojik saplantıları, asla ve asla görmemezcilikten gelemeyiz.

Dünya ülkelerinin salgına karşı mücadelede sergiledikleri tutumlar halk ve yönetecileri nezdinde her daim sorgulanacaktır.

Çözüm sürecin gün ışığı olacaktır.

Salgının önüne set çekecek aşının bir an önce halkın kullanımına sunulması, hesap kitap işleri, ekonomi, stareteji, ittifak, birlik, vs.denilerek uzatılmaması, İşbirliği içerisinde halkın sağlığı güvenli hale getirilmelidir.

Güven Gürbüz

27 Kasım 2020 – Ankara”

” GELECEK NEREYE GİDECEK..? “

” GELECEK NEREYE GİDECEK..? “

“İnsanoğlunun mutlu olamamasının yegane sebeplerinden biri olan bitmek tükenmek bilmeyen hırsları, geleceğin nereye gideceği hakkında yol haritasını çiziyor ve yanıtlarıda bir, bir, hazırlıyor.

Çevremize baktığımızda gördüğümüz her insansal hareketlerin evrimleşme sürecini nereden nereye taşıdığını, geçmişten günümüze hangi alanlarda gelişirken, hangi alanlarda kayıplara sebep olduğunu, her şeyden önemliside; yaradılışımızda yatan insani değerlerin nelerle yüzleştiğini bizlere çok güzel anlatıyor. Bu anlatımlardan her insanın kendine nasıl bir pay çıkarması gerektiğininde yanıtını aslında veriyor. Bunu görebilmek içinde bir üçüncü göze sahip olmak gerekmiyor..

Geçmişte ihtiyaç duyduğumuz, yokluğunda çareler üretmekten geri durmadığımız, sabır ve sebatla, kanaat göstererek katlandığımız, yinede mutluluk kelimesi ile özdeşleştirerek gerek fiziki, gerekse ruhsal dünyamızda, benliğimizle birlikte, sahiplenme yetimizide kaybetmeyerek, yardımlaşma, dayanışma, anlayış, hoşgörü, sevgi, saygı, ahlaki, edebi, vicdani duygularımızı kaybetmeden, sosyal hayatın içerisinde, yaşam mücadelesi ile birlikte yaşam sağlamayı başardık. Hırslarımız sivrilmedi. Öne geçme, söz geçirme, biat etme, diktecilik, büyüksünme, tepeden bakma, kayırmacılık,vs.gibi sosyal tavır ve davranışlar günümüze geline kadar bu kadar değildi.

Her sebebi ve sonucu salt teknoloji ile bağdaştırmak yerine, neslin yetişmesinde yıllara nazır eğitim,öğretim evrelerinde elde edilen katsayıların hesabını iyi yapabildik mi..? Amaç, hedef, oluşum, sonuç..? Hırslarına yenik düşen, maddi olguların ağır basması, rahatlığın rehaveti, imkanların sağladığı ekabirlik, uyurgezerlik, yanılmalar, yanıltmalar, düşüncesizlikler..vs..sorgu alanlarını genişletebiliriz..Adil paylaşım, Gelirde adalet, dağılım, toplumsal dengeler, düşünceye saygı, eleştiriyel sabır, akılsal yanıtlar, bilinçsel hareketlilikler, toplumsal hareketliliğe katkılar..sonuçlara doğru ilerlerken toplumsal düzende hiyerarji ve toplumsal akıl ve ruh sağlığı ve gelinen son nokta günümüze bakış açımız.

Bir çok insanlarla yapılan bir çok anketlere şöyle bir göz gezdirdiğimizde düşüncelerimizin temelinde yatan; hayatı idame ettirme noktasından başlayarak, genişletme, refah düzeyi, imkanlar, fırsatlar, olgunluk, saygınlık, özgürlük, bağımsızlık gibi terimler zihinlerin bir yerlerinde yer ederek, yanıtlara şekil vermekte..En uçuk noktasında ise hüküm veren hırsların bir noktada mutsuzluğunda yolunu açtığını fark edebilmek gerekiyor.

Geçmişten günümüze gelişen teknoloji bir çok yenilikleri hayatımıza taşısa dahi, manevi olgularla hiç işi olmadığını bildiğimiz halde, o’nu sosyal hayatında içine entegre ederek çizdiğimiz yolda, hayali kalabalıklarda, aslında yalnızlığı yaşadığımızı dahi algılayamaz hale gelebiliyoruz. Sanal hayatın içinde, okyanuslarda yüzen balıklar misali yüzen hayal dünyamızın renkli görüntüleri film seyreder gibi sona ererken baka kaldığımız bir hayatın canlılığınıda düşünmek gerek.

Gelecekte bir gün gelecek sözünde olduğu gibi, elbetteki aşamaları aşa, aşa, duygu dünyamızda başımıza atılan, ruhsal bombaları yiye yiye, düşe kalka, hep bir yükseğe doğru çıksakta, her zaman en aşşağılarda kaybolan değerlerimizi arayacağız. Tarih arşivlerinde saklı kalacak bir çok sayfalarında, en temel belirgin özelliğin, çağlar değişsede, değişmeyen tek olgunun, kaybedişlerin, günümüze yansımaları ile özlem ve yok oluşlara bakış olarak kalacak.

Gelecekte bir gün; sosyal hayatta, sevgi, saygı, sadakat, vefa, vs kelimeler baz alınarak, aile, hısım, akraba, dostluk, arkadaşlık, bağlamında neyi ifade ettiği, önceden verilen önem ile günün karşılaştırması, gelinen noktada kayıplar..Doğada, Çevrede, iklimlerde, toplumlarda, çoğrafyalarda, ülkelerde, insanoğlunun insiyatifinde gelişen teknolojik hareketlilikler sonucu gelinen noktada kazanımların, kaybedişlerden daha çok olmadığı,refah düzeyine katkı sağlasada, ruhsal çöküşleride körüklediği, göz ardı edilen, İnsani değerlerin en büyük siper olduğu, O’nu yaşatmak yerine, hırslara yenik düşenler sayesinde gelinen nokta gözler önüne serilecek.

Yaşam döngüsünün kendi içerisinde değersel hareketlerle akıl ve ruh dünyamızı ayak tutması, Hümanizmin asıl felsefesini oluşturan insan olgusunun özünden kayıplar yaşamaması, düşüncelerinin pozitif algıları artırması, mutluluk direncini sevgi ile perçinlemesini, öğretici, aydınlatıcı, yaşatıcı, taşıyıcı olması, geleceğin nereye gideceği yönünde olumlu bir perspektif oluşturacaktır.

Geleceğin nereye gideceğine dair yüzlerce soruya yanıtı elbetteki gelecek verecek olsada, bizler bir noktadan sonra gelecekte yer almayacağımıza göre, bu günden geleceğe İnsani değerler üzerine yatırım yaparak yaşamasını, yaşatmasını, taşınmasını sağlayabilirsek, üzerimize düşen görevide yerine getirmiş olacağız.

Güven Gürbüz

29 Ekim 2020

Şebinkarahisar & Ankara”

KAYIP 2020

KAYIP 2020

Dünyamız evrende canlılarla birlikte ayakta kalmaya devam ettiği müddetçe, İnsanoğlu geleceğini şekillendirecek bilimin yolunda hızla ilerlemek zorunda. Gezegenlerde yaşam formatı oluşturmaktan, genlerimizin tıbbi alandaki elde edilen başarılarla geleceğe taşınması, iç ve dış etkilere karşı güçlü olmasının sağlanması, beynimizin irademizle entegre çalışması, Art niyetli her türlü iç ve dış tehditlere karşıda savunmasız bırakılmaması için çaba harcanmalı. Tıb geldiği noktadan çok daha ileride olması gerekir. Bu yönde yapılacak her olumlu çalışma İnsanoğlunun kaderini bir adım öne çıkaracaktır.

“Korona günlerinin başladığı günden bu güne kadar neler yaşandı..? Tarih yapraklarında yer alacak bu günlere dair anılar, izlenimler, yaşanılan talihsizlikler, kayıplar, acılar, keşkeler, ihmalkarlıklar, önlemler, umursuzlar, yönetenler, yönetemeyenler, kaygılar, tasalar, endişeler, mutsuzluklar, bir, bir yerini alırken, kafalardaki soru işaretleride yanıtını ya bulacak, ya bulamayacak, ya da yarınlara bırakacak.

Şu bir gerçek olarak kalacak ki, kayıp 2020 bir daha geri gelmeyecek..

Dünyayı kasıp kavuran salgın COVİT19’un 19’u 2019 yılını işaret etsede, 2020 can alıcı yıl olarak sahnede yerini aldı.Teknoloji ile birlikte çağ belirsizlikleride beraberinde getirirken şüpheci senaryolarında sahnede dolaşmasını engelleyemiyor.

İnsan nesli çoğaldıkça sorunlarında artacağı var sayılıyor. Ülkelerin tıbbi alanda yaptığı çalışmalardan bahisle; Genetik bilimin ağırlığı, DNA çalışmaları, tıbbi ilaç sanayi, laboratuvar etkinlikleri, bunların denetimleri..Ülkelerin bu alanlardaki aktif legal ve illegal çalışmaları,uygulamaları, demeçler, açıklamalar. Elektronik iletişimin tıb ile bağlantıları, radyasyon, ışınlar, mikroskobik canlı türleri, uzay çalışmaları ile bağlaşımlar.

soru : Gelecek nereye gidecek..?

Gelişemeyen ve ya gelişmekte olan ülkelerin; içinden çıkamadığı, idame noktasında, yaşam döngüsünün doğallığı içerisindeki hayati sorunlar, bilimin fazlaca kayda alınamadığı ortamı beraberinde getirsede, Ekonomik alanda sorunsuz ülkeler son sürat uzay çağını yakalama peşinde ilerlemeye devam edecektir. Bütçeleri her ne olursa olsun bu alanlara kaydırılacaktır.

Belgesellere konu olan teknoloji ve bilimin içerisindeki yüzlerce sorulara, bilim adamları yanıt ararken, gelinen noktada; senaryolarında artık gerçeğe dönüşmeye başladığını inkar edemiyoruz.

Dünyamız dışındaki evrende veya evrenlerde yaşam formatı ve canlıların var olacağı savından hareketle, İnsan DNA sına müdahale, kopyalama, yeni canlı ırklarının evrende var olduğu ve olacağı, İnsan gözünün nasıl ki gözle görülemeyen canlıları ancak mikroskobik ortamda görülebiliyorsa, o’nun ötesinde teknolojinin yetersizliği ile vakıf olunamayan durumlarında olası olduğu düşünülebilir.

Virüslerle mücadelede yaşanan zorlu süreçler sonuca ulaşmayı her ne kadar uzatsada, Ülkelerin; insanlığın geleceği yönünde alacağı her kararda anonim düşünce perspektifinde birleşmeyi mecbur kılıyor.

Sanayi’nin rant karmaşası içerisinde planlı, plansız yapılaşması, küresel hareketliliğede ciddi etki yapmakta. İklimsel hareketler göz önünde bulundurularak alınacak ortak kararlarla geleceğin gelmeden yok olmasına müsaade edilmemelidir. Enerji hammaddelerinin üretiminden, atmosfere salınımlardan, canlı organizmalarının gelişiminden, robotik gelişime, otomasyon sistemlerine kadar bir çok konu birbirine entegre çalışmaları beraberinde getirmekte. En büyük sorumluluk Yönetici pozisyonundaki yöneticilerde.

Güven Gürbüz

12 Ekim 2020

YENİLİKÇİLİK

 

 

 

YENİLİKÇİLİK

“Toplumların önünü açan en büyük eylem; Yenilikçilik. Hemen her alanda aranan ve insanları kendine getiren, düşünmeye iten, iyiye kullanıldığında topluma fayda sağlayan en büyük toplumsal olguların başında geliyor.

Yenilikçilik çağa ayak uydurma, teknolojiyi rantçıların tekeline değil, toplumun yararına angaje edebilme, yöneticilerin profesyonel, sermayedarların merhametli, çalışanların sadakatli, verimli, motive, Yokluğun minimize edildiği, milli gelirin adil dağıldığı bir düzene yönelmesi demek.

Dini temaların; insanın yaradılışında gizli, o’nu içten, dıştan temiz, dürüstlüğü, çalışkanlığı, sadakati, merhameti, sevgiyi ön plana iten, ruhsal dünyayı iç ve dış huzuru, barışı, dostluğu, hümanizmi koruyan, bağlayıcı olmasını sağlayan olgu olmasına destek olması demek.

Yenilikçilik; Yenilenmek bir anlamda gençleşmek demek. Çağa uygun fikir ve görüşlerin sentezini iyi yapabilmek, toplum olabilme güdümüzün altında yatan içsel nesnelerin gelişimini düşünceye adapte edebilme, öğretilerin akla ve bilime uygun olabilmesini sağlamak, gelişmeye açık öğreticilerden kaynak yaratabilme, yeni nesillerin aydınlık zihinlerden oluşumuna destek vermek demek.

Günümüze gelindiğinde yenilikçilik; Salt var olanı geliştirmek olarak algılanmakta. Unutulan o dur ki gelişim ancak ve ancak geleceği omuzlarında taşıyacak ve devredeceklerle sürecelik kazanır. Bunun için de yeni ve genç yüzlere yol açılmalıdır.

Bilim ve teknoloji alanında yapılan yenilikçi hareketinde; bir çoğu kazanımları ülkelerin ortak çıkar alanlarına yönlendirmek yerine rant ve güvenlik gibi alanlarla bağdaştırarak önüne set çektiklerini ve gelişimin önünü tıkadıklarını kabul etmek istemezler. Oysaki yenilikçilik ile bilim teknolojiyi insanlık yararına olmasını öncülük etmelidir.

Yönetimsel alanlarda yenilikçilik ise eğitim ve öğretimle desteklenen, akıl, mantık, bilimsel sonuçlarla özdeş, deneyim, tecrübe, liyakat gibi unsurların ön plana çıktığı, basiretli, geleceği gören, ona göre hareket eden, akla ve bilime önem veren, mantıksal düşünce yeteneğini, insani değerleri dikkate alan ve herşeyden önce ” ÖNCE İNSAN” diyebilen yönetimsel kadroların önünü açmak demek. Bu kadroların zaman kavramına bağlı olarak yenilenmesi, tecrübelerinde devrine dikkat edilmesi gerek.

Toplumsal olarak bakıldığında yenilikçilik; bizleri yönetenlerin, toplumun her kesiminde, her dalında, her kolunda, en tepeden, en aşağıya kadar, yenilenip, yenilenmediğine bakmamız lazım. Toplumun bir ferdi olarak yalın, sade ve objektif bakış açımıza sahip çıkarak yenilenmesine destek vermeliyiz. Oy kullanmadan, yetki kullanmaya, icracı olmaktan, uygulayıcı olmaya kadar her alanda yenilikçiliği teşvik ve sorumluluğumuzu yerine getirmekten vicdanen hür ve bağımsız kalabilmeliyiz.

Yenilikçilik; her hal ve durumda dahi, nefes aldıran, oksijen sağlayan, temiz kan sağlayan, ayak tutan, yaşatan, geliştiren, gelişen bir organizma gibidir. Toplumun içinde yaşayan bizler yenilikçiliğin önünü açan en temel unsurlar olduğumuzu unutmamalıyız..

Güven Gürbüz

08 Eylül 2020″

“FELAKETİN ADI FELAKET..”

“FELAKETİN ADI FELAKET..”

– GÜVEN GÜRBÜZ –

“Küresel iklim değişikliklerinin sorumlusu; sorumsuz insanoğlu’nun, bitmek tükenmek bilmeyen hırsları, en küçüğünden en büyüğüne kadar vebal altında bırakmaya, kendi sonları bir yana, geleceğide tehdit etmeye, dünyayı cehenneme çevirmeye doğru gidiyor.

Sanayi devleri üretimi sermayeyi büyütmeye, Ülke yöneticileri iktidar heveslerini devam ettirmeye, halk birbirinden gördüğünü yapmaya, Aklın bilimin yolunda deyip, tersini icra etmeye..vs.vs.vs odaklanırken, birbirlerini uyutmaya devam ettiği müddetçe küreselliğin ne manaya geldiğini anlamak zor olsa gerek…

Dünya ekonomi devleri, evrende tek yaşanabilir alanımızda, parsel, parsel, ekonomi haritaları ile paylaşmaya devam ederken, kartellerden, tröstlerden bahsedilmezken, Ülkelerin yöneticilerinin dünya haritasındaki öngörüleri, planları, aksiyonları, hedefleri, birliklerin teşkil edilmesi, güç oluşumları, gruplaşmalar, çıkar çatışmaları, savaşlar, yoksulluk, açlık, susuzluk, terimleri günbe gün daha çok konuşulur hale geldi..

Küresel hareketlenmenin boyutları kıvılcım gibi büyüsede, tepkimeler cılız kalırken, doğa intikamını insanoğlundan almaya devam edecek. Canlı olduğu bile tartışmalı adına Virüs denilen canlıların, küresel iklim değişikliğinin bir sonucu olarak, buzullarında yok olmaya başlaması ile birlikte yeni dünya düzeninde yerlerini, adına ister biyolojik silah, isterseniz doğanın savaşçıları denilsin, İnsanoğlu’nun karşısında harp ilan ettiğini inkar edemeyiz..

İnsanoğlunun akıl denen hazinesini; yaşamın sürecelliğinde; adilane, paylaşımcılığı destekleyen, doğayı koruyan, hümanizmi yayan, aklın ve bilimin gerektirdiği şart ve koşullarda kullandığı müddetçe kendi neslininde devamında geleceği emin ellere bırakacaktır. Yoksa gelecek gelmeden kısaldıkça kısala bir gün kaçınılmaz son nükleer gerçeklerle yüzleşecek ve kendi sonunu getirecek.

Bizler; kendi ülkemizde yaşam şartları ve koşullarımızın daha iyi düzeye çıkarmak üzere, her ne kadarda gayret ve çaba içerisinde olsakta, küresel boyutun etkisinde olacağımızı da unutmamak lazım. Değişime ayak uyduranlar ayakta kalırken, diğerleri birer, birer, yok olurken seyretmek yerine, aklın, bilimin öncüsü, eğitim ve öğretime de ayrı bir önem vermek zorundayız. Geleceğimiz olan nesillere hümanizmi aşılayamadığımız müddetçe, gelecek bizleri asla iyi yad etmeyecektir.

Doğanın üzerindeki hakimiyetimizi sonsuz olarak göremeyiz. Doğanın hepimizin üstünde bir güç olarak bizlere yol gösterdiğini görmemiz lazım. Karşılaşılan doğal afetler sonrası ders almak yerine, ders alanları görmemiz lazım. Bile bile lades diyenler unutmamalıdır ki sorumlulukların gereğini yapmadıklarından dolayı kayıp insanların vebali omuzlarındadır. Makam ve mevkiler sorumluluğun en son haddesidir. Bu hadde makam ve mevki söz konusu olduğunda, makam ve mevkiler vazgeçilmez değildir. Onurlu insanlar, iyi yönetici olmadıklarını idrak ile hareket etmeli görevi devretmeli, bükemedikleri elleri öperek görevleri devretmelidirler. Aksi takdirde insanlık onurunun bir önemi kalmaz.

Küresel hareketler teknoloji çağında evrimsel devrimleri evrende canlılar üzerinde teşhir etmeye devam edecek.

Bundan en çok etkilenenler; aklını başına alarak, İnsanoğlunun yaşam kaynaklarını doğa ile eşdeğer kılmak, hırslarının esiri olmamak zorundadırlar. Sonun başlangıcı yok oluşlar olmamalıdır. Doğa yaşarsa canlı yaşar, Doğanın kanunları insanoğlunun kanunlarının çok, çok üstündedir.

Felaketin asıl adı tedbirsizliktir. Tedbirin olduğu her yerde felaketler minimize edilir. Tedbiri almak ve ona göre yönetimsel faaliyetlerini icra durumunda olan yöneticiler; felaketler sonrasında ders almalıyız demesi beyhude bir sözdür.

Ülkemizde meydana gelen bir çok deprem felaketleride örnekti..

Giresun felaketi, topluma ciddi bir örnektir.

Yapılaşmanın getirdiği sorumluluğa, doğanın kurallarına saygıya, kentleşmenin önemine, yöneticilerin profesyonelliğine, kaynakların yerinde ve zamanında kullanımına, kaliteli, denetimli, sağlam, yapı malzemelerinin kullanımına kadar onlarca unsur birer faktör olarak karşımızda durmakta.

Geleceğe atılacak her adımda kaliteli, eğitimli, profesyonel yöneticilerin eksikliği fark edilecektir. İnsan unsurunun olduğu yerde İnsanoğlu en büyük sorumludur. İnsanoğlu küresel hareketlerde başı çeken en temel unsurdur. İnsanı insan yapan en büyük olgu merhamet duygusudur. İlim ve bilim bilmek onu en iyi icra edebilmek merhamet olgusu ile yoğrulur olgunlaşır. Merhameti olmayanın bilgisi tehlikenin baş tetikleyicisidir. Yarar yerine zarar getirir. Ülkeleri yönetenlerin bir tek sözünün milyonlarca insanı etkilemesi gibi..

26 Ağustos 2020

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara”