Yoktur az öğrenip, çok bilmek.



Yoktur az öğrenip, çok bilmek.

Merakımızdandır sorup öğrenmek. Elimizde değildir sonucunu bilip, bilmemek. En iyisi mi derler yakından görmek.
Hayat yolundan gelip, geçmek. Yoktur az öğrenip, çok bilmek. Bilip, bilmemek. Ne ola ki derler, buradaki hikmet.
Sorup, sormamak. Soracağını anlatamamak. Tutup ucundan gösterememek. Gösteremeden daha henüz elinden de kaçırmak.
Fikirden fikir çıkarmak. Fikiri önce kafamız da yoğurmak. Kıvamına getirmek. Ölçüp, tartmak. Müzakeresini yapmak.
Meydanda toplanıp bir olmak. Bir arada konuşmak. En iyisini zor mu anlatmak? Bulunur elbet bir yoldan kenara çıkmak.

Hamurun içindeki unu. Merakın sonu. Düşününce sapını, samanını. Hatırlatır tarlanın ucunu. Başını. Sonucunu.
Değerini bilen ölçen tartan. Çilesini çeken eken, biçen. Değirmen de öğüten. Alnından nice,nice, terleri akıtan.
Emeksiz yemek olmaz diyen. Hazırlayıp önüne sunan. Yanıtsız kalmaz her bir sorulan. Vardır başından sonundan.
Mühim olan anlatmasını bilen. Çok eser çıkmaz her ustadan. Usta dediğin çok çalışıp üreten. Merakı ölçüye döken.
Bahsedelim Nasrettin hocadan. Ne dersler var buradan çıkarılan. Karar vermeyelim hemen. Hesap, kitap etmeden.

Bilen Var Bilmeyen Var, On Altısı Bir Kile

Hoca, günün birinde başını alıp kırlara gezmeye çıkar.
Epeyce dolaştıktan sonra nasıl olduysa önünden geçmekte olan bir tavşanı yakalar.
Tavşanı hemen yanında bulunan heybenin gözüne koyar ve evine dönmeye karar verir.
Hoca’nın amacı, tavşanı eşine dostuna gösterip onların tanıyıp tanımadıklarını öğrenmektir.
Komşularına haber göndererek;“Bu akşam bize gelin, sizlere tuhaf bir yaratık göstereceğim.” der.
Hoca’nın hanımı da çok meraklı biridir. Heybeyi açar, fakat açmasıyla beraber tavşan heybenin
gözünden zıplayarak kaçıverir. “Eyvah, Hoca buna çok kızacak!” diye düşünüp dururken aklına bir fikir gelir.
Aceleyle karşısındaki rafta duran buğday tasını heybenin gözüne kor ve ağzını sıkıca bağlar.
Akşam olur. Davetliler bir bir Hoca’nın evine gelirler. Herkes merakla bir şeyleri beklemeye koyulur.
Derken Hoca, heybeyi eline alır, ağır aksak açmaya çalışır.
Fakat bu sırada buğday ölçeği”Pat!” diye yere düşüvermesin mi?
Herkesin birbirine şaşkın şaşkın baktığı bir anda Hoca, hemen söze girer ve;
“İşte arkadaşlar;bilen var, bilmeyen var. Bunun on altısı bir kile eder!” deyiverir.

Öğrenilmek üzere geliştirilir öğretiler. Azından çok üretmek. Olmuyor dilemekle dilek. Dilekle merakı birleştirebilmek.
Tembellik yapmamak. Koşup, koşturmak. Sonucuna ulaştırmak. En büyük mutluluk sonucunu görmek. Bilmek. Merakı gidermek.
İşin aslı torbada saklı. Ağzı kapalı. Çıkarsa bir meraklı. Merakı olur iki taraflı. En iyisi mi der. Bulur bunu insan aklı.
Merakta içimizde canlı. Olsa da olmasa da iki kulaklı. Gelir bir gün önümüze kapalı. Öncesi de var evveli. Sonrası ne halli?
Kimi anlatır pek dilli. Kimi var ölçülü. Hepsini birleştirmeli. Değerine dönüştürmeli. Bunu kim yapar? Orta da dönen belli.

Her fıkra da gülebilmek ne tatlı. Düşünüp taşınmalı, bal kaymaklı. Nasıl yapar bunu marifetli? Sonucu hesaplı, kitaplı?
Tadına göredir kanaatler ne demeli. Önce sofraya oturup bir de tatmalı. Fikirler beğenilmeli. Tatlılığın içine katılmalı.
Acılı başı dumanlı. Kim ister sonu acılı. Geçmez günler hep sancılı. Sorarlarsa nerede bindallı. Arayıp, tarayıp, bulmalı.
Anlatmakla olmaz hiç bir zaman tek taraflı. En iyisi mi derler karşılaştırmalı. Bir tarafa bakarken, diğerini kaçırmamalı.
Vardır bilenli, bilmeyenli. Her sonuçta vardır bir ederli. Değerli. İnsanı değerli kılan belli. Dürüstlüğü en önde tutmalı.

19 Ekim 2024

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara

 

BİR TUTAN BİR KALDIRAN


BİR TUTAN BİR KALDIRAN

Geleceğin güvenli yaşamı bu günde. Yeniliğe her atılan ilk adımda. Başlamak baştan.ilk İlkte. En önde.
Başı olmayanın ucu aranır hani nerede? Uçsuz bucaksız bir yerde. Sağlamlık başında. Başarı sonunda.
Başlamak bitirmenin yarısında. Devamı gelmezse ya, ortası sonunda. Hayallerimizi aramayalım akan suda.
Tedbirin tedbiri vardır kendinde. Ne yaparsan bildiğinde. Bilmeden yapılanda. Hüsran olmasın sonunda.
Tutmak acaba hangi yanında? Ne varsa sağında,solunda. Kaçan nerede? Kaybolan orada. Düşün bul sonunda.

Görür işimizi bildiğimiz. Bildiğimizin içindeyiz hepimiz. Birimizden olmaz biz. Bizler olursa hepimiz.
Birlikte tuttuğumuz. Birlikte geliştirdiğimiz. Kimlere ola ki faydamız? Bizlerden olur hep çoğaltmamız.
Gözümüz. Kulağımız. Bakıp gördüğümüz. Duyup öğrendiğimiz. Bilgimiz paylaşmamız. Düşününce biz içindeyiz.
Gayemiz toplum olmamız. Birlikten güç doğurmamız. Ne içindir tüm tedbirimiz? Geleceğimiz güvenliğimiz.
Her işin başında var her birimiz. İyi düşünmeli geride duranımız. Neredeyse aklımız.Tedbirdir almamız.

Biliyorsun Savurganlığı Sevmem

Nasreddin Hoca ateş yakacaktır. Belli ki hanımı da yemek yapma hazırlığındadır.
Hoca, duvarda asılı olan körüğü alır ve ateşi körüklemeye başlar,
işini bitirdikten sonra da körüğün ağzını iyice bağlayarak yerine asar.
Bütün bu olanlara bir anlam veremeyen Hoca’nın hanımı; “Yahu Hoca Efendi,
bu körüğün ağzını niçin bağlıyorsun?” der. Hoca bu, lafın altında mı kalır;
“Yahu hatun, bunu bilmeyecek ne var? Eğer körüğün ağzını tıkamasam içerisindeki
hava uçup gidecektir. Biliyorsun ben savurganlığı sevmem.” der.

Yokluktan uzanır çağ varlığa. Varlığı kaptırdık mı azınlığa? Kim maraba? kim ağa? Sormalı karşıki dağa.
Dağa da başladı artık kar yağmağa. İneklerde yanaşmıyor süt sağdırmağa. Kimler koşacak onlara da bakmağa?
Su karıştı süte kaymağa. Bakmaz kimse hiç etten kopan tırnağa. Böcek dadandı eyvah, asma dalındaki yaprağa.
Şiştikçe şişer oldu kurbağa. Bir olur karışırlar ırmağa. Adım attıklarında toprağa. Gündüz karışır karanlığa.
İhtiyaç hangi bir örneğe? Soru sormayın gölde yüzen ördeğe. Yemini asmışlar direğe. Sabır dayanan yüreğe.

Bu gün işe yarayan. Yarın aranıp bulunmayan. Yanıt arar her soran. Oturduğu yerden de var her işi yapan.
Arkasında güç olmadan varmıdır doğan doğadan. Bahsedenler yapaydan, sanaldan. Her birini bilen bizi yaratan.
Aslına dönüş her olaydan. Doğru bilinenler kaybolmasın yanlıştan. Düşününce anlaşılan.Belli olur hangi taraftan.
Hırs ile kalkan. Kazanç için dayanan. Yokuş yukarı uzanan. Teker gibi olur tutulmayan. O’dur sonra yuvarlanan.
Güç ile akıl iradeden. Kazanır iyi muhafaza eden.Geleceğe taşıyan. Kazanır sevgiyi öne çıkaran. Dağıtan.Paylaşan.

Güven Gürbüz
14 Ekim 2024
Şebinkarahisar / Ankara

YENİ YIL MESAJI

YENİ YIL MESAJI

Ömür gelir, geçer, yıllar bahane. Varı olan bilir çok şahane. Yokluk gören anlatsın daha ne. Düşmüşüz der yıllar insanoğlunun diline. Dokunmayın gitsin yalan dünyanın haline. Çok söylersin duyulmazsın. Az görünür bilinmezsin. Bu gün gerçeksin. Yarın yalansın. Ömür törpüsüsün. Yaşa gitsin, azın çoğun olsun. Evir, çevir, bitmesin. Yalan dünya kime ne söylersin. Kandırma bizleri vefasızsın.

Aldırma yıllara gelir, geçer. Bulur kimi sefasını sürer. Bulamayana sorma, gam, keder. Hayat işte böyle sürer gider. Yol yakındır bir gün biter. Uzak görenler ah, vah, çeker. Gün gelir neler görür. Karnı büyük dünya övünür.

Yenilerde aranır hep hikmet. Varsa inancın dua et. Arama kabahat. Sabret, şükret. Sonu iyi olsun nihayet.

Benden kime ne hediye. Yazdık anlaşılsın diye. Bir sözcük bir kafiye. Bilen bilmeyene ne söyleye. Dostluk diye diye. Gel otur beriye. Ömür biter bakma geriye. Duyan duymayana selam söyleye.

Yeni yılda yeni umutlar sizi bekler. Arzumuz gerçekleşsin dilekler. Benden size en samimi dilekler. Boşa gitmesin verilen emekler. Emekler kazanca dönüşsünler. Harca, harca, bitmesinler. Maddi, manevi, yüzünüzü güldürsünler.

Sağlık, sıhhat, neşe ve mutlulukla nice mutlu yıllara…

Güven  Gürbüz 31.12.2024 Şebinkarahisar / ANKARA

İÇİNDEKİ, DIŞINDAKİ, GÖR HAKİKATİ


İÇİNDEKİ, DIŞINDAKİ, GÖR HAKİKATİ

Bilmediklerimizdir düşündüren. Öğrendiklerimizdir bilgilendiren. Hangisi,nereden? Elbette ki bulması bizlerden.

Bakar görürürüz. Bildiğimizi düşünürüz. İçindeki değil,dışındakidir belki de hakikatimiz. Üşengeçliktir nedenimiz.
Çok iyi bilirsek önce vaktimizi düşünürüz. Zaman kaybı der geride çekiliriz. Uğraşmamak için bahanelerde üretiriz.
Kendimizedir düşüncelerimiz. Kazandırandan ötesini bilmeyiz. Her şeyden önce cebimiz. Sonra midemiz. Zevklerimiz.
Kimimiz. Kendimizden başkasını çok beğenmeyiz. Kimimiz. Sorsalar her şeyi çok iyi biliriz. Bilemediğimiz. Hepimiz.

İnsanoğluyuz. Gelip geçiciyiz. Başkasından akıl almayı severiz. Kendimiz üretelim diyede, neme lazım çok düşünmeyiz.
Edebiyat, felsefe, sosyoloji deriz. Öğrenmek için çokta merak etmeyiz. Gelişmeyi ümit eder,mütemadiyen hep bekleriz.
Dünyada neler oluyor? der merak ederiz. Bize neler sunuluyorsa onlardan öğreniriz. Sunulmayanlar nelerdir? demeyiz.
Üşengeçmiyiz? Bilemeyiz. Olumsuzlukları üzerimize almayız.Her gün pembe güller dağıtanları ararız. Hangi çiçekçideyiz?
Mutluluğumuz için her şey deriz. Başkalarının mutsuzluklarını niye göremeyiz? Bizimde başımıza geldiğinde fark ederiz.

Hoca Nasrettin fark eder. Fıkralarında neler söyler? İşte mizahından esintiler. Anlattıkca hepimizi serinletirler.

Bir Gram Bal İçin Birkaç Kilo Odun Yiyemem

Bir dostu Nasreddin Hoca’ya birkaç kilo keçi boynuzunu hediye getirir ve;
“Hocam, çam sakızı çoban armağanı, bizim oralarda olanlardan sana hediye getirdim.”der.
Hoca Efendi, keçi boynuzlarını ve dişlerini şöyle bir kontrol ettikten sonra;
“Sağ ol komşu, bir gram bal için bir birkaç kilo odun yiyemem.” der.

Çağ değiştikçe düşüncelerde değişir. Değişmeyen doğanın kanunları içindeler. Dönüp, dolaşıp, yine aynı yere gelinirler.
Gücümüzün yetmediği tek ilahi adalettir. Sığındığımız noktalar. Doğuştan kalbimizde işaretlidirler. Yaşadıkça görünürler.
Kader der birleştirir. Yol der uzaklaştırır. Akan yıllar. Döner. Dolaşır. Her bedende ayrı yüzler. Değiştik neler derler.
Nereden gelir bize hediyeler? En çok sevdiğimiz insanlardır. Bizi mest eder. Gülen yüzler. Alkışlayan eller. Koşan ayaklar.
Buluşmalar, sarılmalar. Ne gam kalır, ne keder. Hayat hep böylemi sürer gider? Ne zamanki araya girer yıllar. Başlar sorgular.

Atalardan miras genlerimiz. Açıldıkça açılan, sonra saçılanlarımız. Nesiller boyu süregelenlerimiz. Yine hep birlikteyiz.
Bizim bizlerden aradığımız. Kısa ömrümüze çok şeyler sığdırmamız. Tüm sorun,imkan ve olanak sorunlarımız. Nasıl gideririz?
Yaşarken paylaşımcılığı öğrenmeliyiz. Hepimiz dünyaya sığıyoruz. Sınırlardan ibaret mekanlarımız. Aynı hamurdan yoğrulmuşuz.
Yaşarken gördüğümüz canlılar alemimiz. Bilmediğimiz ne kadar var, kim bilebiliriz. Sırları içinde barındıran yaradanımız.
Bir kıvılcım da tüm varlığımız. Atomlarımız. Moleküllerimiz, Elementlerimiz. Uzayın derinliklerindeyiz. Fazla düşünmeyiz.

10 Ekim 2024

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara

ACEMİNİN İŞİ KAÇIRDIĞI KİŞİ

ACEMİNİN İŞİ KAÇIRDIĞI KİŞİ

Usta deyince kaldırır ağır taşı. Rüyada gerçekleşir aceminin düşü. Kolay olmaz hakikatte düşüşü, kalkışı.
Ehli olmaktır her işte kişi. Yetişmekle başlar ilk işi. Bir olmaz yazı, kışı. Düzelir zamanla elbet gidişi.
Ustası bilir marifet işi. Kimseler sevmez hiç gösterişi. Belli olur gidişi. Hal, hale yol açar bilmeli kişi.
İyi bilirsen yaptığın işi. Kolay olur elbette öğretişi. Kimedir huzursuzun serzenişi? Bıktırır aceminin işi.
İçi seni yakar derler, benide dışı. Zarar ile kalkanın zor işi. Neresinden dönsek kar der uzaklaşır er kişi.

Her işte bekleriz selamet. Yanlış işte kopar kıyamet. Ne olur derler biraz sende sabret. Her nerede bir hayret.
Söyleriz deriz bize her şey serbest. Olmaz öyle önce şeytanı defet. Aklından gelen kuvvet. O da düşüncedir elbet.
Vesvese eder seni derdest. Bırakmaz yakanı serbest. Görür yaradan seni de elbet. İnançlıysan önce allaha dua et.
Yaz bulutu gibidir fırsat. Gelir geçer tut bir kenara at. Asılmasın sonra surat. Yeri geldiğinde sıraya kat.
Düzgünse asla bozulmaz fıtrat. Güzel huylar en güzel at. Nasrettin hocayla artar, anlaşılır bir kat. Anla heyhat.

Bir Yanına da Keten Ekeyim

Hoca, her zaman tıraş olduğu berberin dükkânına vardığında ustanın gelmediğini görür,fakat tıraş da olması gerekmektedir.
Ne yapsın kalfanın koltuğuna oturur. Kalfa, Hoca’nın yüzünü şöyle güzelce sabunladıktan sonra usturayı her kullanışından
sonra kopardığı pamuğu Hoca’nın yüzüne yapıştırır. Bir pamuk, iki pamuk derken Hoca’nın bir yanağı bembeyaz olur.
Yüzünün kesilmesine daha fazla dayanamayan Hoca koltuktan kalktığı gibi cübbesini giyer ve kavuğunu başına geçirir.
Bu durum karşısında şaşıran kalfa; “Hocam, nereye böyle daha tıraşın bitmedi.” deyince Hoca;
“Aman oğlum, görmüyor musun yüzümün bir tarafına pamuk ektin, izin verirsen öbür yanına da ben keten ekeyim.”
der ve yavaş yavaş berber dükkânından ayrılır.

Varırlar kapısına. Kim çıkar bilinmez karşısına. Arzular kavuşmaktır hizmetin en alasına. Bakmalı nihayetine.
Sorsan çare olmaz bilmeyene. Bilmeyen ne desin elalemine. Güvenir bilen bildiğine. Bilmezsin neden anladığına.
Hüsran karışmasın işin gidişine. Kestirmek zor olur zararın ne gelir peşine. En iyisimi dön gerisi gerisine.
İşin aslı bakışı bakışına. Bakışı güzel değilse aldanma ağıt yakışına. İnsanoğludur ne gelirse başına. Tek başına.
Aklı yerinde olanın bak yakarışına. Dert bana der, derman sana. İnananlar sığınır yaradanına. Sabır düşer sana.

Uzundan kısa hikaye çıkarmı çıkar. Uzunu anlatmak çabuk yorar. Diyeceksiniz ki kim anlar? Okudukça bıkmayanlar.
Yıllardır anlatılır efsaneler. En çok inananlar yabancılar. Dünyanın her bir yanındalar. Nice dersler almaktalar.
Bizim erenler. Ne çok şeyler söylerler. Anadoludan gelen kültürler. Anlatımlara fıkralarla arada bir eşlik ederler.
Anlaşılsın diyedir tüm gerçekler. Gülmekle eş değerdir düşülen bazı haller. Haller karşısında kimler ne diyecekler?
İyi anlayıp düşünecekler. İşini bilmeyene öğretmeyecekler. Öğreteceklere nasihat diyecekler. Örnekler sunacaklar.

10 Ekim 2024

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara