Memleket sevdasıdır bu gönüllerde yaşar..

Memleket sevdasıdır bu gönüllerde yaşar..

“Memleket adını duyduğumuzda bir garip his kaplar çoğumuzun içini.

İçi kırılıpta çıkartılacak ceviz gibidir. Kabuğunun incesi bir yana, kalın olanın da kırılmamaya yemin etmişçesine o kadar inat, o kadar, kat be kat. Katran rengi demli çay gibi göstermez içini, yakar bazen boğazını, zehir gibi gelir yutkunmak ne mümkün. Göçler ülkesini çağrıştırır bir an masalımsı anlatımla zihnimizin bir köşesinde. Oluk oluk akan şellanenin çağlayan sularının çığlık çığlığa yankılanan seslerinin arasında.

Ben buradayım dersiniz. kendinizden başkasının duymadığını bilerek.

Bükülen dudağın arasından, iki gözün yanlarından nemlenirken hafiften yanaklarınız; burnunuzu hafiften yavaş, yavaş çektiğinizi hisseder ve dönüp baktığınızda maziye kimbilir neler aklınıza gelir neler..? Ecdadın ayak sesleri işitilir kapı önünden. Yan odada kılınan namazdan gelen hafif sesli okunan duayı duyar gibi olur, sonra irkilir, camdan dışarı baktığınızda bulutları görür, kimbilir nelere benzetirsiniz.

Şiirlere dayarken sırtımızı, bazen hafiften eğriliyoruz bir tarafa. Sözcüklere tutunarak doğrulsakta, duygular bir o kadar acımasız. Bazen yazdıklarımızı da silerken bir kalemde; ‘Tüh be..aslında güzel şeylerdi niye sildim ki..?’ diyebiliyor insan.

Yine bir memleket şiirinde soluklanalım ne dersiniz;

‘ MEMLEKET ‘

‘Bir yanımız sıla oldu, bir yanımız gurbet..

Açtık dört biryanda çiçek gibi demet demet.

Ana, baba, bacı, gardaş düştük yola Ahmet.

Geldik şehirli olduk, bittik sılada kaldık..

 

Sarıldık boynumuza hayale daldık Ahmet.

Düşündük sonra, boşamıydı çekilen zahmet..

Ne zaman yağacak diye beklerken hep rahmet.

Bir güneş gibi doğdu zihnimizde memleket..

 

Bahar idi, Bulutlarla dolu dolu olduk..

Hatırladık “Nerede?” diye sılayı sorduk.

Tutmadı kol, ne kanat, ilk basamakta kaldık.

Nefes durdu, zihin bulandı, hayale daldık.

 

Geçti yıllar, göçtü dostlar, yok arayan soran…

Zemheri ayında yolları tutar kar boran..

Hayırsız, vefasız kimi, yok hal hatır soran.

Görmez ince mintanlıyı sırtı kalın olan.

 

Ne demişler “Tırnağın varsa başını kaşı..”

Kemale ermiş yaşı, yapar sevgiden aşı.

Tutar fidan yeşerir, eğilmez asla kaşı..

Güçlü olur hep, çıkar suyu sıkınca taşı…

 

Yaşanır hayat bu, daldan dalada taşınır.

Ömür dediğin yol gibi aştıkça aşınır..

Kapanır bir gün gözler, ruhumuzda taşınır..

Hayırlı insan, hayırlarıyla yaşatılır..

 

Çok görmeyin dost, Dereden tepeden bu sözler..

Atadan eser, duygudan doğar, gözden akar…

Ya mendil siler, ya kol yetişir, yada bakar…

Memleket sevdasıdır bu gönüllerde yaşar…

 

28 Haziran 2011

Güven Gürbüz

www.guvengurbuz.com ‘

Memleketten göçenlerin bir yanı sılada kalırken,bir yanının adı da gurbet oluyor. Şehirleri doldururken, sılayı da tükettik. Zor günlerimizde memleket geldiğinde aklımıza, bulutlar misali içimizde dolu dolu olduk. Ne yağmur olup yağabildik, ne rüzgar gibi esebildik. Yaş kemale erdiğinde geride, tükenip gideni, değişip biteni, tanımayıp geçeni, vs.vs görür olduk.

Maziden kalan en son hatıraları şiirlere sığdıramasakta, gönüllerimize hapsettik. Kimi, nerede, nasıl çıkartacağını bilemeden içimizde büyüttük. Dünyaya gelemeden daha kimbilir bizlerle birlikte göçüp gidecek. Yazdıklarımızı çok görmemek gerek. Havadan, sudan gelsede, dereden, tepeden essede, atalarımızdan mirastır. Dinlerken bazen hüzünlere doğru akar, yolunu bulamadığında yine kendine döner. Neden diye sorulduğunda; Yanıt da gelir;

“Memleket sevdasıdır bu gönüllerde yaşar..”

Memleket sevdalılarına saygılarla,

Güven Gürbüz

19 Eylül 2021 Şebinkarahisar / Ankara

SORMA.BU NE ZAMAN.

SORMA. BU NE ZAMAN..

İnsanoğlu hayat yolculuğunda inişli, çıkışlı, dönemleri yaşayıp, dağ, taş, dere,tepe, ırmak, nehir ile içiçe, engelleri aşa aşa ilerlerken, karşılaştığı zorlukları ve uğradığı haksızlıkları gördükçe elbetteki bazen deriiiin bir iç çekecektir. Her ne kadar da kendi öz eleştirilerini yapsa da, geride çiçeğini kaybetmiş bir vazo gibi kenardan bakacaktır.

Bu yolculuğun sonunda, geride kalan istasyondan, gardan, limandan, terminal den başka bir şey bulamazken, gözlerini etrafa diktiğinde, çevresinde aradığı simaların olmadığını gördükçe, hüzün bulutlarının arasında bir sağanak yağmur gibi yağmayı arzu edecektir. Yağmuru yağdıracak iklim, gökyüzüne küsmüş ise, biçare ruh dünyası, kimbilir yine ne fırtınaları beyninin içerisinde estirecektir.

Hak etmedikleri halde bir çok insanın değerli kılınarak payelere şahsedilmesi, onların kendilerine layık gördüklerini başkalarına layık görmediklerini anladıkça da, bu insanları bu hale getirenleride sorgular dururuz.

Yeni nesillerle birlikte, büyüğünü itibarsızlaştıran, adeta beğenmeyenlerin, üstelik yaşlanınca bir de alay konusu yapması, velhasılı artık hiç bir şeyin eskisi gibi olmadığı, olamayacağını, düşünür karamsarlığa da kapılırız.

Zorluklar içerisinde kalanların adeta çile çektiklerini gördükçe üzülür, diğer tarafta imkanların bolluğuna kavuşanların da, birilerine sırtını dayayanların olduğunu gördükçe de, dayısı olduğu için olduğunu düşünür, yine bunun da, yaradanın nezdinde bir imtihan olduğuna bağlarız..

Bir çoğunun kendi kurdukları dünyalarından dışarı çıkamadıklarını, bir kısmının çıkar ve menfaat uğruna özünü yitirdiğini, elde ettiği varlığın kibiri ile yüzüne yansıttığı ifadeden, kimseleri tanımadığını da gördükçe daha ne denir ki..?

Ya yarınların sonunda; İlerleyen yaşlarında çekildiği köşesinden çizdiği portre hiçte hoş görünmeyecektir belkide.

Hüzünlü yüzüne hayatın çizdiği resmin, eski makamından geriye yellerin esişi, dostlarının nefesinden oluşan rüzgarı temsil edecektir.

İnsanlara değer vermeyen, onları horlayan, hakir görenlerin ihya olamayacağını düşündükçe düşünür, ok’un yerinden fırlaması gibi düşüncelerin de saplandığı yerde kalması gibi gelir bazen hayat.

Bir çıkış yolu ararken kendi içimizde ki ben;

En sonunda gönül yaylalarına doğru düşer yola. Bir selam verir dostlar meclisine, şükreder sağ olduğuna, yarının ne olacağını bilemeden.

Yine şiirlerle yolculuğumuzda durak, durak, yol alırken, şiirlere de sırtımızı dayasak ne çıkar..?

“Bu ne zamandır bu, sorma bu ne zaman..”

“Kimini ağa yaptınız, kimini bey.
Fakire kapı önü, zengine saray.
Ha babam, ye babam, yokmu soran. Be hey..
Bu ne zamandır bu, sorma bu ne zaman.

Anasını beğenmez oldu körpe tay.
Kurt kocadı, tazıları aldı alay.
Tutmaz oldu tas,tava,tencere, kalay.
Bu ne zamandır bu, sorma bu ne zaman.

Kimine çile düşer, çekerde, çeker.
Kimine dayı düşer, yaşarda, yaşar.
Bilmezki yaradanın imtihanı var.
Bu ne zamandır bu, sorma bu ne zaman.

Akrebe benzemesin, zalım akrebe.
Satmış özünü, bulmuş mal, mülk, maraba.
Sıfatıda değişmiş, tanımadı galiba.
Bu ne zamandır bu, sorma bu ne zaman.

Yaş erdi kemale, daldı bir hayale.
Karabulutlar çökmüş, o hoş cemale.
Tükenmiş makamı, düşmüş dilden, dile.
Bu ne zamandır bu, sorma bu ne zaman.

Adam olmaz, hatır bilmez, bu nasıl huy.
Aç kulağın aç, sen, sen olda, gelde duy.
Ok fırladı yerinden gardaş, koptu yay.
Bu ne zamandır bu, sorma bu ne zaman.

Güven’der gidelim gönül yaylasına.
Bir selam verelim dostlar meclisine.
Bu gün sağız, yarın ömrün neresine.
Bu ne zamandır bu, sorma bu ne zaman.

Güven Gürbüz
26 Ağustos 2016
Şebin Medya “

Hepimiz bir gün ebediyete intikal edeceğiz. Geride baki kalan hoş bir seda olacak.

Bizler yine kendi kendimize söylediklerimizle, ettiğimiz sitemlerle, bakmakla görmenin farklı şeyler olduğunu anladığımızda, bir çok trenin garlardan, bir çok geminin limandan çoktaaan ayrıldığını anladığımızda, zamanın acımasızlığına bakıp, akrep ile yelkovanın hep bizleri kandırdığını düşüneceğiz.

Oysa ki zaman, hep şimdi ki zaman. O’da şu an. Ve yine bizleri geçiyor.

Yine çok gerideyiz. Çünkü hala düşünmekteyiz..

Dostlukların baki olması dileğiyle.

Sevgiyle kalın..

Güven Gürbüz.

ESARETE KARŞI DURUŞ

ESARETE KARŞI DURUŞ..

“30 Ağustos esarete karşı Türk milletinin karşı duruşu, birlik ve beraberliğimizin ispatı, bağımsızlığa giden yolda Türk milletinin özünde var olan milli şuruun yarattığı inanç, irade ve kararlılığın bir göstergesidir. Cumhuriyetimizin kuruluşunun da önünü açan mihenk taşıdır.

Türk ordusunun zaferlerle dolu şanlı tarihinin destanlarını anlatır kitaplar. O’nunla özdeş milli kahramanları anlat, anlat, bitmez. Dişiyle, tırnağıyla, nasırlı elleriyle, her türlü yokluğa rağmen, cesaretle, azimle, gayretle, Türk milletinin üstün şuuru ile nice zaferler kazanarak tarih sayfalarına damga vurmuş, asaletini tüm cihan-ı aleme duyurmuş bir milletiz.

Yaşasın Türk milletinin şanlı zaferleri.

Zafer Bayramını dünden daha çok kutlama ve dünyaya milli birlik ve beraberlik duygumuzun yüceliğini göstermek durumundayız.

Tarihsel süreçlerin birbirini takibi ve dünya barışının tesisinde izlenecek yolda, kararlığın vatan savunmasında ki yerini ve önemini, sosyolojik açıdan en iyi anlatan ve bayram olma özelliğini kazandıran bu olgunun, iyi kavranılması ve anlatılması da gerekir.

Milli şuurun ne demek olduğu, Vatan söz konusu olduğunda Türk milletinin azminin ve cesaretinin ne demek olduğunu idrak ile gelecek nesillere de aşılamak gerekir. Her ne pahasına olursa olsun canımızdan daha çok sevdiğimiz aziz vatan topraklarının bir karışına dahi halel getirmeyeceğimiz aşikardır.

30 Ağustos Zafer bayramının anlam ve önemini küçüğünden, büyüğüne her Türk insanın bilmesi gerekir.

Zaferler bir milletin asli mücadele, savunma, koruma, kollama, kurtarma ve sonuçta başarının zirvesine ulaşmayı temsil eder. Her Zafer bayramı kutlamalarında da bu bilinç ile hareketle, bu milli duygunun yaşatılması sağlanır. Zaferlerin kahramanları yad edilir.Adları yaşatılır. Tarihsel gerçeklerin arkasında yatan temel olgunun barış olduğu, mutlak iradenin karşılaştığı zor durumda, hareket tarzının gelişiminde, izlenen yol ve karşılaşılan zorlukların neticesinde, zorlukların aşılarak, doğan bir güneştir zaferlerimiz.

Türk milletinin bağrından çıkan, ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, Vatanı müdafada bir saniye dahi tereddüt etmeden canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Ruhları şad olsun.

Ulu önder Atatürk’ün önderliğinde kurtulaşa erdik. O’nu övmek, övmelerin en şanlısıdır. O’nun anmak anmaların en şereflisidir. O’nu her daim gönlümüzde yaşatacağız. Unutmadık, Unutmayacağız.

Milli duygularımızn coştuğu günlerde elbetteki şiirlerin de sırası geliyor. Onlarda okunmak istiyor. Paylaşmak istedim.

UNUTMADIK!…….
UNUTMAYACAĞIZ!….

Cihan-ı alemde bilir, Milli kahraman.
Unutturamaz adını geçsede zaman.
Sinesinde yattığın, ecdatımdan kalan.
Her karış toprağında vardır bir hatıran..

Nice canlar oldularda yollara revan.
Bir nefes gibi bir oldu, yek vücut halktan.
Dağ, taş, inilerdi kaçarken hain düşman.
Bir millet uyandıda, kuruldu tek vatan..

Her Türk bilir elbet kadrini rahat uyu..
Bilmeyene vefa, dipsiz derin bir kuyu.
Sadakattir öğretir, O’asil duyguyu,
Hatırlatır elbet gösterirde deryayı..

Atatürk deriz sana, Atamızdan gelir.
Seni ne çok severiz cümle alem bilir.
Yıkılır düşman, elbet şaşar, Vatan yaşar..
Sevginle memleket nice dertleri aşar.

Cumhuriyet ayakta, yıkılmaz kaledir.
Her türk asker doğar, her zaman siperdedir.
Hainler dünden daha çoktur, tetiktedir..
Aşar geçeriz, sevgin yüreğimizdedir.

Sen ölmedin. Öldü demek bize yakışmaz.
Gazi Mustafa Kemal bir daha bulunmaz..
Memleket olur, insan olur, ruhsuz kalmaz..
Eser durur rüzgarlar, Bayrak yere inmez..”

yıl :2014 / Şebinkarahisar – Ankara

Güven Gürbüz

Zaferler denilince ilk aklımıza gelen ulu Önder atamızı da anmak istedim. O’yüce insan aramızda olmasa da her daim gönüllerimizin bir köşesinde, ayrı bir yeri ve önemi olacaktır.

Sevgi ve saygılarımla,

30 Ağustos 2021

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara

ŞEBİNKARAHİSAR NEREYE BAĞLI..?

ŞEBİNKARAHİSAR NEREYE BAĞLI..?

Şebinkarahisar’ın nereye bağlı olduğunu bilmeyen insanlara verilecek yanıtın Giresun Vilayeti olacağını bilmeye gerek olmasada, bir an düşünüp durunca sadece Şebinkarahisar diyebiliyoruz.

Vilayetliğinin iade edilmeyişi hala içlerinde ukde kalanlar, bu talihsiz kaderin İade ile son bulmasını büyük hayallerle beklemeye devam ediyor. Bu bir efsaneye dönüşüp, kimbilir ileride daha neler, neler anlatılacak. Karahisar kalesinden Karaboğa’nın sesi yankılanacak, Fatihin otağ kurduğu yerler gösterilecek, camilerinden okunan ezan sesleri, bir zamanlar ibadet edilen kiliseleri, coşkun, coşkun akan tarihi pınarları, Meryemana manastırının gerçek tarihi, Romalıların yaşayıp, yaşamadığı, toprağın altında yatan engin tarihi, birer, birer, dile gelip kitaplar dolusu yazılara konu olacak.

Atatürk’ün Şebinkarahisar adını vermesi, bir de Vilayet yapması, ama maalesef kısa süren o’tarihsel sürecin bir yasa ile son bulması, elbetteki tarih önünde hep sorgulanacak.

” Şebinkarahisar zamanında efendim işte şuraya da bağlıymış, yok buraya da..Hayır, hayır, en çok buraya bağlıymış. Yapma ya.. O’zamanlar İlliği elinden alınan ilçeler zamanla tekrar il olmuş ya onlar nasıl olmuşlar acaba..?” sözleri her yer de söylenir durur olmuş. Artık bitkin ve yorgun bir halde düşünmekten bitap düşen düşüncelilerde düşünmekten vaz geçmişler. Boş ver diyenlerin sayısı da artınca, kimbilir biri de çıkar Vilayet yapıyorum derse, mucize olarakta tarihte yerini alır.

Şebinkarahisar’ın yerel yaşam şartları ve koşulları, karadeniz ikliminden uzak coğrafi yapısı, farklı ekonomik, kültürel yapısı, örf, adet, gelenek ve görenekleri her ne kadar da sürdürülmeye çalışılsa da, Karadeniz den daha çok Orta Anadoluya bakan yüzü ayna gibi parlamaktadır. Tarihsel geçmişinden gelen bir çok özellikleri ile anlat, anlat bitmez.

Şebinkarahisar’dan sonra, Giresun’un deniz görmemiş yüzünde kalan Alucra, Çamoluk gibi ilçeleri de düşünecek olursak, Coğrafi yapılanmada bir Vilayetin gerekliliği alenen ortada gözükür iken, hiç ses seda çıkmayan, sesi çıkması konuşması gerekenlerin de kenardan, kıyıdan, köşeden seyirci gibi bakmasına da bir anlam vermek mümkün değil. Acaba neden..? sorusuna ise yanıt bulanlarınız olduğunu da çok iyi biliyorum.

Şebinkarahisar’ın Vilayeti Giresun’a bağlı olmasını göstermek üzere aralarında ki mesafeyi de kısaltmak ve ticari ağa katkı sağlamak üzere Eğribel tüneli’de vücuda getirilip bitirilmesine az kaldı. Ha gayret..Ha gayret..Bitti şunun şurasında ne kaldı ki.. diyenler..Aradan geçen uzuuuun yılları hesaba katmaz isek iyi iş çıkardılar diyenleri de biliyorum.

Eğribelle ilgili çok mühim bir günün akabinde yazdığım şiirim aklıma geldi. Fırsat bu fırsat yazımın içine de serpiştireyim dedim.

E Ğ R İ B E L

Bahar gelince açar rengarenk çiçekler.

Selama durur yükseğinden uçan kuşlar..

Türküsünü söyler, estikçe esen rüzgar..

Dağlar arasında garip kalmış Eğribel..

* * * *

‘Hasta düştüm’ der ‘baba’, ‘Vilayet ne yana..?’

Zemheride fırtına, Çığ düşmüş yoluna.

Sol yanını tutmuş sancı, gelde dayana.

Eğribel kapalı. Başın sağolsun Ana..

* * * *

Karahaber gelir, memleketten duyulur.

Bakmaz efendi.. Daha ne kadar uyunur.

Top atıldı bak, toplaşan yola koyulur..

Eğribel der, ‘Değmen gitsin böğrüm delinir..’

* * * *

Dediler ki gelmiş bakanı, bakmayanı.

Toplanmış ahali, doldurmuşlar meydanı.

Tez elden bite demiş, her dile geleni.

Eğribel der, ‘ Devlet baba uzat elini..’

* * * *

Bu gün dost, bayram var taşında toprağında.

Delinir dağlar, görünür ışık ucunda.

‘Bilmemki’ der, ‘hangi mevsimlerin sonunda.’

Eğribel der, ‘yollar şimdi benim koynumda..’

* * * *

‘Koşun’ der ‘uşaklar’, ‘Karahisar göründü.’

Alucra, Çamoluk, Suşehri de bilindi..

Anadolu ses verdi, sahilden duyuldu.

Eğribel der; Sağır kulaklarım açıldı..

* * * *

Selam sana Vilayet, elbet geleceğim.

Bir mektupta yazdım postaya vereceğim.

Dağlar yol verirse, kar, kış, demeyeceğim..

Kollar sıvalı, geliyorum der Eğribel.

* * * *

Güven’der, dövünme hiç, gel söyle, git söyle.

Bülbül ötsün, gül övünsün, türkünü söyle..

Vefa bil, dost kal, gelince çileler dile..

Eğribelinde gün gele beli doğrula..

 

Güven Gürbüz
28.Nisan.2015 Ankara.

Şebinkarahisar’ın Eğribel tünelinden aşarak Giresun’a bağlandığını bilenler daha çok olacaktır. Eğribel daha çok bağlayacak inşallah.

Metropollerde yaşayanların Şebinkarahisarlılara en çok sordukları sorunun “Nerelisin..?” , “Nerede burası”, ” Nereye bağlı” dediklerinde verilecek yanıtın her ne kadar da şöyleydi. böyleydi desekte, Şebinkarahisarlıyım yanıtı ile son nokta konacak. ” Vilayettik, Vilayet olacağız, gönlümüzde vilayet, Olmalı Vilayet, Olacak Vilayet vs.vs.vs..” sözleri daha çok konuşulacak ve dillendirilmeye devam edecek.

Vilayetliğin tez elden verilmesi dileğiyle bu haftaki yazımızı da sonlandıralım.

Ümitlerimiz bol olsun..

Güven Gürbüz..

22 Ağustos 2021

Şebinkarahisar – Ankara..

RİVAYET ODUR Kİ

 

RİVAYET ODUR Kİ..

“Hayatımızın her aşamasında duygu ve düşünce dünyamızda yaşadığımız değişikler bizleri hem aşındırıp, hem de güçlendirerek bir yerlere taşır. Bazen kendimizden kaybettiklerimiz, bazen de toplumsal kaybedişler hep birer soru işareti olarak kalır. Kimi zaman yanıt bulsa da, çoğu zaman yanıtlar askıda da kalabilir.

Duygu ve düşüncelerin anlatım da şiirlerin payı ise elbetteki küçümsenemez. Kimi anlar anlamaz, kimi anlamaz anlar gibi yapar.

Şiirlerin doğduğu yerin gönüllerimiz olduğu bilinse de, bittiği yeri de kimseler bulamaz. Ya Irmaklar misali denizlere akar, ya akarken buharlaşır gökyüzüne karışır. Ama ve yine de şiirler tekrar toprağa karışır, yine yetişir dal verir, çiçek açar, her mevsimde olmasa da mevsiminde güzelliği daha çok fark edilir.

Etrafımıza bakıpta çevremizde gördüklerimiz, yaşadıklarımız, hissettiklerimiz aslında hayat bilgisi sayfasından derlemelerdir. İnsanoğlun bildiği ölçüde bilgili olduğu var sayılsa da, bilmediklerini de aslında bildiğinin de farkına varabilir.

Dikkatlice yoğunlaştığımız da aslında şiirlerin ne kadar çok şeyleri hatırlattığıdır.

Nedir bunlar;

hayatımızı idame ettirmek için çalışıp çabaladığımız yıllarda, bir çoğu haksızlıklara uğradığını düşünmüştür. Haksızlık yapanların zalim olduğunu düşünür, zalimi yaradana havale ederken, doğruluktan da asla sapmamayı tavsiye etmeliyiz.

Hayatın baki olmadığını bilmektir aslolan, dünyada elde ettiklerinin gücü ile fırtınalar estirenlerin de bir gün sonunun geleceğini düşünür, bu güce sırtını dayayanların da bir gün düşebilecekleri sefil durumları da unutmamaları gerektiğini söyleriz.

Tüm olumsuzlukları görüpte, görmezcilikten gelenlerin haline baktıkça da ne denir ki.? Bir de üstelik bunları adeta tasdikleyen çıkarcıları gördükçe, onların da bir gün sonlarının ne olacağını düşünür, yine doğruluğun mükafat olacağına inanmalıyız.

Böbürlenmenin, hayatın verdiği nimetlerin içinde yüzenlerin kendi başarıları gibi göstermelerine rağmen, Lutfun allahtan geldiğini düşünmediklerini düşünür, oysa ki sonunda geldikleri yere, toprağa döneceklerini hiç akıllarına dahi getirmediklerini görürüz. Yaptıkları haksızlıkların da birgün hesabının ahirette sorulacağını düşünür ve noktayı koruz.

” RİVAYET ODUR Kİ..

Zalimdir reva gören garibe çileyi.
Hak bilir elbette çektirdiği ezayı.
Görür Rab, garibin yaptığı havaleyi.
Gönül düçar olmuşta, tutarsa sineyi.
Rivayet odur ki; Doğru tutar kaleyi.

Devran biter, makam kimseye baki değil.
Zenginim der, maddiyat ile avlar gafil.
Bilmez, kuruşa tamah eden olur rezil.
Bilir cümle alem, işte odur en sefil.
Rivayet odur ki; Doğruluktur hep kefil.

Çökmüş bulut gibi yarab, bu ne rehavet.
Kimi ekmek bulamaz, kimi bol şatafat.
Dönüp bakmaz zalim, at sırtında son sürat.
Dalkavuklar hep sırada, düşmüşler bitab.
Rivayet odur ki; Doğruluktur mükafat.

Böbür yok. Kendine bilme herşeyi ihsan.
Lutuf tanrıdan, kendini bilme tek insan.
Dünya malı sendemi..?, Etten kemikten sen.
Çürür beden sende, bir gün toprak olursan.
Rivayet odur ki; Sorulur fani kuldan.

Burnunla su içme sakın, burnunda kalmaz.
Büyüksünme sakın, boyundan fazla olmaz.
hepside inanır amma.., Yaradan kanmaz.
Büyük olan insan, asla tepeden bakmaz.
Rivayet odur ki; İnançsız adam olmaz.

30 Temmuz 2017 Ankara – Şebinkarahisar

Güven Gürbüz – Şebinkarahisar – Ankara”

Şiirlerle yaptığımız yolculukta dura, kalka, nefes alıp, vererek, devam ediyoruz.

Bazen yazmaya hiç bir şey bulamadığımızda imdada yetişen şiirler, duygu dünyamızın vazgeçilmezleri arasında yerini korumaya devam edecek. Yeter ki inanarak ve severek okumasını, okutmasını bilelim.

En güzel günler sizleri kucaklasın.

Güven Gürbüz

16 Ağustos 2021

Şebinkarahisar / Ankara