BABALAR GÜNÜ

BABALAR GÜNÜ

Bir burukluktur yokluğunda, ısırgan otunun dağladığı parmak uçlarının iğnelenmesi misali bir an yerinden sıçratan.

Durgunlaşmaktır, maziden kalan acı, tatlı, hatıraların gizli çığlıkları kulaklarda bir an çınlayan.

“Babalar günüymüş, tüketim çılgınlığı”. “ Hediyemi, o da neymiş, Her gün babalar günüdür”, “Çok inandım, çok inandım..”  her yerde farklı sesler..

Güzeldir hatırlanmak. Yüreğinde kaybolmaya yüz tutmuş küllerin içinden karanlıkta seçilebilen ışık tanecikleri gibi, gör görmek istersen çoktur sebepler.

Dünyaya gelen yeni nesiller. Baba olarak hayata bir başkadır gülümsemek.

 Atadır ..Toprağın bir ucundan, bir ucuna uzanan kök sarmaşık gibi sımsıcak duyguların beyinde yarattığı fırtınalar sonrası, ılgıt, ılgıt esen bahar yeli gibi..

Kaşların inceden dokunuşudur kağıdın üzerine damla , damla mürekkep oluşu, şiire dönüşüp anlam ifade etmesi, Düşüncelerin aydınlığı  işaret etmesi, iyiye, doğruya, dürüstlüğe, ahlaka, edebe, hayaya davet edişi.  Babalık yapmak, cesur ve mertçe dimdik, dosdoğru, eğilmeden, bükülmeden belin. Babalık zanaatı, atadan miras, özüne, sözüne sadık, geleceğe miras yeni nesiller yetiştirmek.

Bir koca yüreğe sahip olmaktır. Bir Koca dağ gibi, eteklerinde bir ulu çınar, gölgesinde sep serin, uzan, uzana bildiğin kadar, çayır, çimen, daha yeşildir şimdi.

Sakın eğrilmesin kaşların. Hep gülsün yüzün, Hayat bir o kadarda sert olsada, kar yağsada eteklerine, buz tutsada elin ayağın..

Sakın donma, üşüme, acım deme, bir o kadarda susuz..

Sen babasın biliyorum. Annelerin göz yaşları hep dışarı akarmış, Ya babaların ki..? Bırak aksın akabildiği kadar hep içeri, kimseler görmesin sakın ha, kimseler duymasın..Sen bil yeter..Saçlarına düşen akları kestir berbere, boya sürme doğal kalsın, bıyıklarını hepten yok etme azucuk ucundan yeter, bırak öyle kalsın. Sen babasın..

Emri vaki olurda bir gün göçersen yalan dünyadan, dedelerinin, atalarının yanına gidiyorsun yabancı değil, nasıl olsa bir gün her yeni bir eski olup, bir araya gelecek.

Mutlu ol. Korkma yokluğunda güçsüz mü kalırım diye.

Sende bir baba olacaksın. Belki şimdi değil ama  bir gün elbet anlayacaksın.

Ey evlat!.. dur öyle..Babalar günüymüş..Doğrudur..

Yine doğru olan yüreğinde taşıdığındır..

Bir Fatiha yokluğunda en büyük hediyedir..Çarık, çorap, mintan, mendil..sağlam kalmaz yürekte taşıdığın kadar..

Hatırlanmamaktan değil,  ebedi  unutulmaktan olur içindeki sızı.

O’sızı değildir aslında, bilip bilmemekten geçer anlamsızlığı.

Öyle anlamlar ver ki içindeki zihin defterine yazılanların mürekkebi silinmez olsun.

Vefayı, vefasıza, cefayı, sefaya hatırlatsın.

Gün gelir bahar olur, gün gelir kar yağar..

Hepsi hayat yolunda masal kalır..

Hatırlanan en güzel anılar yaşanan mutlu anlar..

Gülümsemeyi, gülümsetmeyi, kattıysan hayatına değer, O’nun kıymetini bil yeter..

Babalar günü kutlu olsun..  

Güven Gürbüz

14 Haziran 2019 Ankara

BİZİM BAYRAMLARIMIZ

BİZİM BAYRAMLARIMIZ

Yaradanımızın yüceliğidir bizim bayramlarımız.

Nefsin, irade ile bir olup tattığı açlığın, uykusuzluk ile yoğrulup, insanlık faziletinin duygularımıza neşrettiği, mübarek ramazan ayının sonunda;

Bayram sevincine büründüğü, bir büyük hazinedir bizim bayramımız.

Nice gönüller bir olup, yardımlaşmanın, dayanışmanın, birliğin, beraberliğin, inanç sistemimizin bütünlüğüdür bizim bayramlarımız.

Daha çok kaynaşma, yakınlaşma, hatırlanma, uzakları yakın eden, gönüllerdeki sevgilere akın eden, aramızda olmayan ebediyete intikal edenlerin kabirlerinin ziyaret ve dualarımızla yüce rabbimizden niyazlarımızdır rahmet ve şefaat..

Bir bayramdan, bir bayrama;

Kimimizi alırken yaradanımız yanına, yeni doğanlarla nice yuvaları şenlendirirken,

geçmişten geleceğe köprü kurup, üzerinden geçtiğimiz uçuşan yılların yaşamımızdaki bıraktığı izlerin içerisinden sıyrılıp;

Nice bayramlara daha umut ve neşe ile kavuşabilmenin hazzını ruhumuza işleten bizim bayramlarımız.

Hayırlıyı, hayırsızı, vefalıyı, vefasızı, eleğin tellerinden süze süze geçirdiğimiz,

çuvalın dibine baktığımızda bir küçük delikten bile ne kadar boşa akan hayat tanelerinin birer,birer yok olduğunu anladığımız,

Ramazan ayı;kendi kendimizin mizan cetvelini çıkardığımız, ruhumuzun muhasebesidir.

Kebir defterimizde ahiretde hanemize yazılacak sevaplarımızın bol olması, Günahlarımızn silinip,
af ile rabbimize yönelişimizin mübarek ayın sonunda İnsanlığın faziletini daha çok hissettiren,
maneviyat dünyamızın en büyük hazzıdır bizim bayramlarımız..

Nice mübarek bayramlara daha kavuşmayı yüce rabbimiz nasip etsin, sevdiklerimizle beraber, hep birlikte.

Bu bayramda aramızda olmayan, ebediyete intikal eden sevdiklerimiz için okuduğumuz duaları, rabbimiz ruhlarına vasıl eylesin.

Bayramınız mübarek olsun.

03 Haziran 2019

Güven Gürbüz

SÖNÜK YILDIZLAR

SÖNÜK YILDIZLAR

“Geceleyin gökyüzünü aydınlatan milyonlarca yıldız.Her birinin bir diğerinden farkı yok gibidir.Yeryüzüne göz kırpar, bir yanar, bir sönerler. Aralarında sönük kalanlar ise çoook uzaklarda oldukları düşünülürler, oysaki onlar daha yakındadırlar, bilmezler ki onlar sönük yıldızlardır.

Akşamın karanlığı çökmeden daha, bir hüzün kaplasada içimizi, giden ömürden gidiyor, gelen sondan bir önceki. Hoş şatafat, narin davet, yeme, içme, gülme, çalgı, çengi, hayatın içinden sessizce sıyrılan duygu dünyasının ey muhteşem parlak yıldızları. Sizlerinde parladığı, parlayacağı, bir ömrün kaldrım taşları kadar sayılı değilmi..?

Yaşamın içinde kıyıda, köşede kalmış, parlaklığı fark edilmemiş nice yıldızlarımız yok mu..?

Hayatın cefasını çekmiş, her gün sinesinde bir çok başarıları ortaya dökmüş, ne hikmetse işine gelmemiş, birileri hep diplere itmiş, uzayın karanlığında kaybolup yitmiş, nice sönük yıldızlar misali..

Çıkara menfaate odaklı yaşam standartlarının zirvesinde umuda bekçilik yapan Parlak yıldızlar, İnanç sistemimizin içinde var olan temel odaklılık hususları iyi incelediğimizde, paylaşım kadar sahiplenme yetisinede sahip olmayı bilememiş, ne yazıkki fark etmeden kaybolan sönük yıldızları, cebinizde bozuk para gibi tüketmişsiniz..

Gökyüzü sizin olsun, varlık, variyet, bitmeyen hırslarınızla dolu servetiniz..Parlayın gökyüzünde alkışlayın her gün biri bir diğerinizi..Unutmayın ki ne istedi iseniz dünyadan, o’nu verecektir size yaratan, unutmamalı ki; ebedi istirahatgahınızdan ne umduğunuz, ne istediğinizdir önemli olan.

Ey sönük yıldızlar, bizlerde neden bu kadar parlak değiliz diye üzülmeyin. Sizlerinde parlayacağı gökyüzünüde yaratan tek tir. Önemli olan ne istediğnizdir.

Yıldızınız parlak, Sönük yıldızlar da aklınızda olsun. Çünkü her yeşeren doğada, yeşerdiği yerde biter. Yıldızlarda parlar ama gündüz olunca kaybolurlar..

Sevgi ve muhabetle..

18.05.2019

Güven Gürbüz

İNCE BAKIŞ

İNCE BAKIŞ

İnce bir bakıştır gözlerimizdeki ışığın parıltısı.
Anlatmak istedikleri o kadar çoktur ki;
Velakin sadece ince bir bakıştır.İnce bir bakış olarak kalacaktır. Söze çevirecek bir icat geliştirilmemiş şu ana kadar.
Aydınlattığı kadarıyla aydınlıktır, Aydınlandığı kadar görür.
Bazende hiç görmez. Boğar karşısındakini karanlığın kör kuyusuna.
Çıkart çıkartabilirsen.

Kalbinin ruhundaki derinliklere kadar iner.
Orada yaşayan yaşamın içindekilerle bir hengamedir gider yaşam.
Oradan sıyrılır yansır yüzümüze çoğu zaman.
Kelimeler anlatmaya yetmediği için veya suskunluğun derin çığlığı gibidir. Boğar çoğu zaman nefes almak ne mümkün.

Işıklar dünyasından gelmiş gibidir. Rengarenk doğanın sıcaklığını yaşatır sımsıcak.
Ümit verir, sevgi aşılar, ışıl ışıl olur bir anda fikirler gün ışığına çıkar.
Bakışların ince derinliğinde çok şeyler anlatır.
Anlayan anladığı ile kalır, anlamayan yine aynı, mahsun, mahsun, eğrilir kaşları, manasızca çevrilir ne tarafa baktığını bilmeden başı.

Döner dünya gibi döner, hayat bir ömür ile yoğrulur gider.
Geriye ince bir bakış kalır.
Anlayanları ile yaşar ömrü vadettiği yere kadar.

Ne demiş şair; “Hayat dediğin durak, durak. Bir gün düşüp, bir gün kalkarak. Kaçırınca treni, Bir de Ah…. çekerek..(G.G)”

İnce bakışlı, hoş sözlerle,

Yarınlarınız hep güzel olsun.

28 Nisan 2019 Ankara
Güven Gürbüz

ADAM GİBİ ADAM

Güneşin harman yerine düşen güzelliği altın gibi parlıyor,

Başakların üzerinde yan gelip yatıyor.

Güneşten kararmış, beti benzi atmış, çokta susamış,

Karaoğlan bağdaş kurmuş, azığını açmış, kavalını beline takmış,

Katıklı çorba ile fırın kurusunu tanıştırmış,

Tanıştırmakla da kalmamış midesinede aşırmış..

Karaoğlan mektebin yolunu tutmuş, Anası bir yandan seslenmiş,

 “Okuyup da başımıza avukat mı olacaksın?”

 

Ayağında çarığı, cebinde papağı,

Boş vermiş ağalığı, bulursam kaçırmam demiş adamlığı.

Adam olmak için okumuş, okumuş da büyümüş.

Diyar-ı memleketleri kat etmiş..Etmişte ne iş görmüş..

Adam olmuş ama adamlığın ne demek olduğunu unutmuş.

Düşünmüş sonra aslında adam olamamış.

Adam olmak meziyet demekmiş, çekilen eziyet demekmiş,

Yürekle yetiştirmiş, içinden gelirmiş.

Her adamım diyen adam değilmiş,

Adam dediğin aslını inkar etmezmiş.

Anlamış, anlamış anlamasına da yaşta kemale ermiş.

Saatin ibreside dönmekten dönmez hale gelmiş,

Akrep ile yelkovanda biribiri ile neredeyse aynı boya çıkmış.

Yerinde duramamış zamana yenik düşmüş.

 

Karaoğlan’ın memleketinde şimdi..

Güneşte tarlaya düşünce yakıp kavurur olmuş,

Hasat ne kelime, hasatsızlık kaderi olmuş, pınarları kurumuş,

Azık torbası kuru ağacın dalında derken, çürümüş toprağa gazellerle birlikte karışmış.

Katıklı çorba gitmiş, yerine kağıtlı çorba gelmiş.

Fırın evleri kapanmış, fırın kurusu da unutulmuş.

Kavalını eller, papağını yeller kapmış.

Büyümek, adam olmak için hayaller kurduğu köyünde,

Yaşlı dedeler, ninelerde neredeler? Diye sorduğunda..

Tepenin arkasını işaret ettiklerin de anlamış.

Ebedi mekanlarında, toprak ananın bağrında,

Bir mermer taşı bile yok mezar başlarında, yorgan gibi örtmüş kuru otlar üzerinde..

Dizlerinin üzerinde, çöktüğü yerde, bir yağmur damlası düştü…

Ne yağmur damlası .? .Bu gözden akan yaşı.

Dirseğini kaldırıp, mendil yaptı kolunu,

Anladı ki “Her can tadacak bir gün mutlak ölümü”

 

Ders almak isterse insanoğlu derler o kadar çok ki..

Düşününce şöyle bir karnımız öyle tok ki,

Kurduğumuz dünyalarda anlatılacak o kadar çok ki,

Bakınca etrafınıza, anlattığınızda dinleyecek o kadar yok ki..

 

Adam olmak kolay değil. Adam olmak meziyet demek.

Adam olmak Selam vermek, adam olmak hal hatır sormak demek.

Adam olmak büyüğüne saygı, küçüğüne sevgi demek.

Adam olmak büyüğüne yer vermek,

Adam olmak sevmesini bilmek, öğretmek, anlayış göstermek demek.

Adam olmak o kadar çok şey demek ki, o kadar kolay istersen düşünmek.

Sadece adam olmak demek değil, adam da yetiştirmek demek.

Adamlığını bilmeyenlere adamlığını öğretmekte demek değil,

Adam olmanın ne demek olduğunu öğrendiğinde,

Öğretmesinide, öğretmeyi bilen adamlarıda, adamların arasına katmak demek.

Adamlardan adam gibi toplum, adamlardan milli şuur uyandırmak,

Adamlarla vatana, millete, toprağına ve insanına adam gibi sahip çıkmak demek.

Adamlığın en büyük özelliklerinden biriside sahiplenme yetisinin var olması demek.

Bu yetisi gelişmemiş adam, nasıl adam olur diye de sormak gerek.

 

Güven Gürbüz

www.sebinmedya.com

Genel  Yayın Yönetmeni

Pazartesi, 04 Ekim 2010 13:50