Memleket sevdasıdır bu gönüllerde yaşar..

Memleket sevdasıdır bu gönüllerde yaşar..

“Memleket adını duyduğumuzda bir garip his kaplar çoğumuzun içini.

İçi kırılıpta çıkartılacak ceviz gibidir. Kabuğunun incesi bir yana, kalın olanın da kırılmamaya yemin etmişçesine o kadar inat, o kadar, kat be kat. Katran rengi demli çay gibi göstermez içini, yakar bazen boğazını, zehir gibi gelir yutkunmak ne mümkün. Göçler ülkesini çağrıştırır bir an masalımsı anlatımla zihnimizin bir köşesinde. Oluk oluk akan şellanenin çağlayan sularının çığlık çığlığa yankılanan seslerinin arasında.

Ben buradayım dersiniz. kendinizden başkasının duymadığını bilerek.

Bükülen dudağın arasından, iki gözün yanlarından nemlenirken hafiften yanaklarınız; burnunuzu hafiften yavaş, yavaş çektiğinizi hisseder ve dönüp baktığınızda maziye kimbilir neler aklınıza gelir neler..? Ecdadın ayak sesleri işitilir kapı önünden. Yan odada kılınan namazdan gelen hafif sesli okunan duayı duyar gibi olur, sonra irkilir, camdan dışarı baktığınızda bulutları görür, kimbilir nelere benzetirsiniz.

Şiirlere dayarken sırtımızı, bazen hafiften eğriliyoruz bir tarafa. Sözcüklere tutunarak doğrulsakta, duygular bir o kadar acımasız. Bazen yazdıklarımızı da silerken bir kalemde; ‘Tüh be..aslında güzel şeylerdi niye sildim ki..?’ diyebiliyor insan.

Yine bir memleket şiirinde soluklanalım ne dersiniz;

‘ MEMLEKET ‘

‘Bir yanımız sıla oldu, bir yanımız gurbet..

Açtık dört biryanda çiçek gibi demet demet.

Ana, baba, bacı, gardaş düştük yola Ahmet.

Geldik şehirli olduk, bittik sılada kaldık..

 

Sarıldık boynumuza hayale daldık Ahmet.

Düşündük sonra, boşamıydı çekilen zahmet..

Ne zaman yağacak diye beklerken hep rahmet.

Bir güneş gibi doğdu zihnimizde memleket..

 

Bahar idi, Bulutlarla dolu dolu olduk..

Hatırladık “Nerede?” diye sılayı sorduk.

Tutmadı kol, ne kanat, ilk basamakta kaldık.

Nefes durdu, zihin bulandı, hayale daldık.

 

Geçti yıllar, göçtü dostlar, yok arayan soran…

Zemheri ayında yolları tutar kar boran..

Hayırsız, vefasız kimi, yok hal hatır soran.

Görmez ince mintanlıyı sırtı kalın olan.

 

Ne demişler “Tırnağın varsa başını kaşı..”

Kemale ermiş yaşı, yapar sevgiden aşı.

Tutar fidan yeşerir, eğilmez asla kaşı..

Güçlü olur hep, çıkar suyu sıkınca taşı…

 

Yaşanır hayat bu, daldan dalada taşınır.

Ömür dediğin yol gibi aştıkça aşınır..

Kapanır bir gün gözler, ruhumuzda taşınır..

Hayırlı insan, hayırlarıyla yaşatılır..

 

Çok görmeyin dost, Dereden tepeden bu sözler..

Atadan eser, duygudan doğar, gözden akar…

Ya mendil siler, ya kol yetişir, yada bakar…

Memleket sevdasıdır bu gönüllerde yaşar…

 

28 Haziran 2011

Güven Gürbüz

www.guvengurbuz.com ‘

Memleketten göçenlerin bir yanı sılada kalırken,bir yanının adı da gurbet oluyor. Şehirleri doldururken, sılayı da tükettik. Zor günlerimizde memleket geldiğinde aklımıza, bulutlar misali içimizde dolu dolu olduk. Ne yağmur olup yağabildik, ne rüzgar gibi esebildik. Yaş kemale erdiğinde geride, tükenip gideni, değişip biteni, tanımayıp geçeni, vs.vs görür olduk.

Maziden kalan en son hatıraları şiirlere sığdıramasakta, gönüllerimize hapsettik. Kimi, nerede, nasıl çıkartacağını bilemeden içimizde büyüttük. Dünyaya gelemeden daha kimbilir bizlerle birlikte göçüp gidecek. Yazdıklarımızı çok görmemek gerek. Havadan, sudan gelsede, dereden, tepeden essede, atalarımızdan mirastır. Dinlerken bazen hüzünlere doğru akar, yolunu bulamadığında yine kendine döner. Neden diye sorulduğunda; Yanıt da gelir;

“Memleket sevdasıdır bu gönüllerde yaşar..”

Memleket sevdalılarına saygılarla,

Güven Gürbüz

19 Eylül 2021 Şebinkarahisar / Ankara

ŞEBİNKARAHİSAR NEREYE BAĞLI..?

ŞEBİNKARAHİSAR NEREYE BAĞLI..?

Şebinkarahisar’ın nereye bağlı olduğunu bilmeyen insanlara verilecek yanıtın Giresun Vilayeti olacağını bilmeye gerek olmasada, bir an düşünüp durunca sadece Şebinkarahisar diyebiliyoruz.

Vilayetliğinin iade edilmeyişi hala içlerinde ukde kalanlar, bu talihsiz kaderin İade ile son bulmasını büyük hayallerle beklemeye devam ediyor. Bu bir efsaneye dönüşüp, kimbilir ileride daha neler, neler anlatılacak. Karahisar kalesinden Karaboğa’nın sesi yankılanacak, Fatihin otağ kurduğu yerler gösterilecek, camilerinden okunan ezan sesleri, bir zamanlar ibadet edilen kiliseleri, coşkun, coşkun akan tarihi pınarları, Meryemana manastırının gerçek tarihi, Romalıların yaşayıp, yaşamadığı, toprağın altında yatan engin tarihi, birer, birer, dile gelip kitaplar dolusu yazılara konu olacak.

Atatürk’ün Şebinkarahisar adını vermesi, bir de Vilayet yapması, ama maalesef kısa süren o’tarihsel sürecin bir yasa ile son bulması, elbetteki tarih önünde hep sorgulanacak.

” Şebinkarahisar zamanında efendim işte şuraya da bağlıymış, yok buraya da..Hayır, hayır, en çok buraya bağlıymış. Yapma ya.. O’zamanlar İlliği elinden alınan ilçeler zamanla tekrar il olmuş ya onlar nasıl olmuşlar acaba..?” sözleri her yer de söylenir durur olmuş. Artık bitkin ve yorgun bir halde düşünmekten bitap düşen düşüncelilerde düşünmekten vaz geçmişler. Boş ver diyenlerin sayısı da artınca, kimbilir biri de çıkar Vilayet yapıyorum derse, mucize olarakta tarihte yerini alır.

Şebinkarahisar’ın yerel yaşam şartları ve koşulları, karadeniz ikliminden uzak coğrafi yapısı, farklı ekonomik, kültürel yapısı, örf, adet, gelenek ve görenekleri her ne kadar da sürdürülmeye çalışılsa da, Karadeniz den daha çok Orta Anadoluya bakan yüzü ayna gibi parlamaktadır. Tarihsel geçmişinden gelen bir çok özellikleri ile anlat, anlat bitmez.

Şebinkarahisar’dan sonra, Giresun’un deniz görmemiş yüzünde kalan Alucra, Çamoluk gibi ilçeleri de düşünecek olursak, Coğrafi yapılanmada bir Vilayetin gerekliliği alenen ortada gözükür iken, hiç ses seda çıkmayan, sesi çıkması konuşması gerekenlerin de kenardan, kıyıdan, köşeden seyirci gibi bakmasına da bir anlam vermek mümkün değil. Acaba neden..? sorusuna ise yanıt bulanlarınız olduğunu da çok iyi biliyorum.

Şebinkarahisar’ın Vilayeti Giresun’a bağlı olmasını göstermek üzere aralarında ki mesafeyi de kısaltmak ve ticari ağa katkı sağlamak üzere Eğribel tüneli’de vücuda getirilip bitirilmesine az kaldı. Ha gayret..Ha gayret..Bitti şunun şurasında ne kaldı ki.. diyenler..Aradan geçen uzuuuun yılları hesaba katmaz isek iyi iş çıkardılar diyenleri de biliyorum.

Eğribelle ilgili çok mühim bir günün akabinde yazdığım şiirim aklıma geldi. Fırsat bu fırsat yazımın içine de serpiştireyim dedim.

E Ğ R İ B E L

Bahar gelince açar rengarenk çiçekler.

Selama durur yükseğinden uçan kuşlar..

Türküsünü söyler, estikçe esen rüzgar..

Dağlar arasında garip kalmış Eğribel..

* * * *

‘Hasta düştüm’ der ‘baba’, ‘Vilayet ne yana..?’

Zemheride fırtına, Çığ düşmüş yoluna.

Sol yanını tutmuş sancı, gelde dayana.

Eğribel kapalı. Başın sağolsun Ana..

* * * *

Karahaber gelir, memleketten duyulur.

Bakmaz efendi.. Daha ne kadar uyunur.

Top atıldı bak, toplaşan yola koyulur..

Eğribel der, ‘Değmen gitsin böğrüm delinir..’

* * * *

Dediler ki gelmiş bakanı, bakmayanı.

Toplanmış ahali, doldurmuşlar meydanı.

Tez elden bite demiş, her dile geleni.

Eğribel der, ‘ Devlet baba uzat elini..’

* * * *

Bu gün dost, bayram var taşında toprağında.

Delinir dağlar, görünür ışık ucunda.

‘Bilmemki’ der, ‘hangi mevsimlerin sonunda.’

Eğribel der, ‘yollar şimdi benim koynumda..’

* * * *

‘Koşun’ der ‘uşaklar’, ‘Karahisar göründü.’

Alucra, Çamoluk, Suşehri de bilindi..

Anadolu ses verdi, sahilden duyuldu.

Eğribel der; Sağır kulaklarım açıldı..

* * * *

Selam sana Vilayet, elbet geleceğim.

Bir mektupta yazdım postaya vereceğim.

Dağlar yol verirse, kar, kış, demeyeceğim..

Kollar sıvalı, geliyorum der Eğribel.

* * * *

Güven’der, dövünme hiç, gel söyle, git söyle.

Bülbül ötsün, gül övünsün, türkünü söyle..

Vefa bil, dost kal, gelince çileler dile..

Eğribelinde gün gele beli doğrula..

 

Güven Gürbüz
28.Nisan.2015 Ankara.

Şebinkarahisar’ın Eğribel tünelinden aşarak Giresun’a bağlandığını bilenler daha çok olacaktır. Eğribel daha çok bağlayacak inşallah.

Metropollerde yaşayanların Şebinkarahisarlılara en çok sordukları sorunun “Nerelisin..?” , “Nerede burası”, ” Nereye bağlı” dediklerinde verilecek yanıtın her ne kadar da şöyleydi. böyleydi desekte, Şebinkarahisarlıyım yanıtı ile son nokta konacak. ” Vilayettik, Vilayet olacağız, gönlümüzde vilayet, Olmalı Vilayet, Olacak Vilayet vs.vs.vs..” sözleri daha çok konuşulacak ve dillendirilmeye devam edecek.

Vilayetliğin tez elden verilmesi dileğiyle bu haftaki yazımızı da sonlandıralım.

Ümitlerimiz bol olsun..

Güven Gürbüz..

22 Ağustos 2021

Şebinkarahisar – Ankara..

Gelişelim..Kalkınalım

GELİŞELİM..KALKINALIM…

Şebinkarahisar’da, Şebinkarahisar’ın gelişimi ve kalkınması adına yürütülen özel ve kamu faaliyetleri hakkında kamuoyuna yapılan açıklamalar da; ilgi ve alakanın beklenildiği şekliyle icra edildiği beyan edilse de, sonuç olarak fiiliyatta gerçekleşen veya gerçekleşecek olguların somut ifadesi her daim arzu edilmektedir. Keza halkın büyük çoğunluğu faaliyetlerin geçici değil kalıcı halde olmasını, soyuttan somuta geçişi ve kalıcı uzun vadeli olması en büyük beklentilerdir.

Sulama faaliyetleri hakkında yapılan açıklamalar müsbet olsada, gölet inşaatları ile uzun vadede halkın tasarrufuna, halkında icracı olmasına, gelir getirici unsurları tetiklemesi gerekir. Harcanan meblağların geri dönüşü rantabıl olmalıdır. Doğalgazın getirilmesi ile çevreye olacak katkılar ve yaşantıya katkısı olumlu olacağı bilinsede, kullanım alanlarında katılımcılığın da bir o kadar fazla olması önemlidir. Her yeni uygulama beraberinde fayda kadar gider unsurunu da beraberinde getirecektir.

Yol konusu en önemli sorun olarak masada dursada, çözümü yine yıllara sirayet edeceği aşikar gözükmekte. Yolun kısalması tünelle sağlansa bile, yolların rehabilitesi, tüneller, köprüler, viyadükler, geçitler, altyapı, üstyapı, aydınlatma.. Kullanım sıklığı, ticari ağa katkı, çevre yolu bağlantıları ile süreç uzun vade de beraberinde diğer yatırımlarında gelme talebini tetikleyecektir.

Yatırımlar yapılırken geri dönüşü, kazanımlar ile yeni yatırımlarında önünü açması beklenir. Özel sektörün de devreye girerek arz ve talep dengelerine katkı sağlayacak girişimciliklerini de teşvik edebilmesi gerekir. Madencilik, yer altı kaynaklarının işletilmesi, turizm alanlarında yapılacak yatırımlar, tabiat parklarının yaygınlaştırılması, sportif alanlarda yapılacak yatırımların teşviki, tarım ve hayvancılık alanında yatırımlar , rehabilitasyon merkezleri, organize sanayi merkezleri, yöresel sanatlar işleme atölyeleri, tarım ve hayvancılık ürünleri işleme merkezleri, pazarlama, satış, kurumsallaşma..vs.vs.vs..

Şebinkarahisarlı iş adamlarının bir araya gelerek oluşturacakları holding türü yapılanmalarla, yatırımlar kanalize edilebilme noktasında olması gerekir. Keza dernekleşmelerle birlikte fiiliyatta görünür ciddi girişimler, Şebinkarahisar ve yöresi nezdinde fazlaca gözlemlenmese de, metropollerde ki icracılık düşündükleri şekli ile müsbet olabilir. Arzu edilen yöre kaynaklarının tedarikçi pozisyonunda işletmeye dönüştürülebilmesidir.

Şebinkarahisar mülki amirleri tarafından sosyal medya kanallarına yansıyan halkla iç içe görünümlü ve alakalı, uygulayıcı, uygulatıcı, denetleyici, dinleyici, gözlemleyici, takipçi tutum ve davranışları her daim umulan durumlar olması ve gerçekleştirilmesi olumlu bir gelişmedir. Her daim teşekkürlerimiz arz ederiz.

Başkent Ankara’da sorunların takipçisi ve uygulamaların çabuklaştırılması yönünde yapılan yerel idarecilerin icrai faaliyetleri de önem arz etmektedir. Eğribel tünelinin faaliyete geçmesi yönünde Şebinkarahisarlıların ne kadar üstünde durucu ve ısrarcı olduğunu tüm kamuoyu bilmektedir. Keza sahile açılan bu kapı gelecekte staretejik açıdan da önem arz eden bölgemize daha da önem kazandıracaktır. Yatırımların seyrinde gelecekte; çoğrafi, staretejik, jeopolitik, ekonomik, güvenlik,vs.bir çok unsurlarında dikkate alınarak icra edilmesi ve uygulanması, kısa, orta ve uzun vadede planlı ve koordineli olmasıda büyük önem arz etmektedir.

Şebinkarahisar’ın nüfusunun azalması endişe verici diğer önemli bir unsur olarak karşımızda durmaktadır. Bu azalış yöremiz üzerindeki yatırımcı gözleri negatif etkileyebilir. Eğitim ve Öğretim alanında her na kadarda yatırımcı gözler hevesli olsada, önümüzdeki en büyük engeli göçün önünü alamamaktan geçmektedir. Yerel halkın yerinde istihdamına dönüş plan ve projelere acilen ihtiyaç duyulmaktadır. Bu yönde STK’ların girişimleri ise yetersiz kalmaktadır. Oluşturulacak toplumsal, komite, konsorsiyum, sempozyum, kongre vs sosyal birlikteliklerle konu her daim masada sıcak tutulmalıdır.

Vilayetlik konusunda 2023 öncesi konunun ülke genelinde gündeme gelmesi arzu ediliyor. Şebinkarahisar’ın önünü açacak girişimciliğin de behemehal aktif hale dönüştürülmesi gerekir. Memleketin bayındırlaşması yönünde geç kalınmasına rağmen gözle görülür hareketlenmeler projelerle izah edilmeye ve saha uygulamaların da gösterilmeye çalışılsa da, yapılacak çok daha ivme kazandıracak aksiyonlara ihtiyaç duyulduğu aşikar.

Siyasi girişimciliğin yerel yöneticiler nezdinde yapıldığı düşünülen Vilayetlik talebi, şartların ve koşulların daha da olgunlaşması gerektiğini işaret ediyor. Ülke genelinde Vilayetlik talebleri bir çok ilçelerin dile getirdiği ve hükümetinde dikkatinde olduğunu düşünüyoruz. Halkın taleblerinin başlarının üstünde yer bulacağını düşünerek yetkili kurum veya kuruluşları başlarında ki idareciler nezdinde hatırlatıcı olalım.

Memleketin taşının toprağının işlenmesi, istihdamın yerinde sağlanması, göçün önlenmesi adına,

Memleket sevdasına gönül verenlere saygıyla,

Güven Gürbüz

04 Nisan 2020 – Ankara

DEĞERLERİMİZ..

DEĞERLERİMİZ..

“Geçmişten günümüze bir çok değerlerin kendi içinde kendi kendini yok ettiklerini düşünsekte, aynanın arka yüzünü çevirdiğimizde, her birimizin ne kadar negatif ve pozitif etklilerinin de olduğunu göz ardı etmemek gerekir.

Sahip olduğumuz değerlerimiz, memleketimizin gelişiminin önünde koşan büyük adımlar atan sporcular misalidir. Onları değerli kılacak, yüreklendirecek, platformlarda önde tutacak, bizlerin verdiği değer ve önemle çok alakalıdır.

Yaşam döngüsü içerisinde dünyamız açık hava satış pazarı. Bu pazarda nasıl ki ülkeler kendilerini ürünleriyle pazarlama yarışında, kalitede, sağlamlıkta, güvenirlilikte pazarlamaya çalışsalarda, bizlerinde bu pazarda yer aldığımızı unutmamak gerek.

Kendi terazisini kendisine göre ayarlayan satıcı olmaması gerekse de, satıcıların da birer alıcısı olduğunu unutmamak gerek. Boşuna söylememiş atalarımız ” Her kelin bir kör alıcısı bulunur..” diye

Değerlere sahip çıkarken; bulunan makam, mevki, imkan, fırsat, olanak vs..her ne kadar çokta önemli olmasada, içten bir gülüş, candan yaklaşım, sempatik, düşünceli, anlayışlı vs.. olmakta kişilikler babında bir çok anlamları içerisinde barındıracaktır. Keza bir çok kapının açılmasının önünde yatan en büyük gerçekte kişilikli örnek bireyler olmaktan geçiyor.

Günümüz şartlarında, hayatın hengamesinde, denizde çırpınan balıklar gibi bir oraya, bir buraya savrulsakta ve yine acı gerçeklere baktığımızda büyük balığın, küçük balığı yuttuğunu görsekte, umutlarımızı tüketmemek zorundayız.

Memleketin gelişmişliğinde geçmişten günümüze gelene kadar, ağır aksak yürüyen bir deve misali yol alırken, kaç yıl geriden geldiğimizi, nüfusu atırmaya çalışırken, etmenlerin ne kadar gözden uzak tutulduğunu, genelden, özele akışın ne kadar adilane ve hakkıyla olduğunu anlatmaya gerek yok.

Yöneticilerimizi seçerken dahi göz önüne aldığımız kriterlerin bizler için ne anlam ifade ettiğini dahi bilmekten aciz hale düşmemeliyiz, düşersek, sonuçlarından da doğacak imkanlardan da, fırsatlardan, şartlardan, koşullardan da o kadar söz etmeye hakkımız olacak. Büyüklerimizin sözlerinde olduğu gibi ; ” İğneyi kendimize çuvaldızı başkasına “

Geçmişe takılıp kalmak geleceği kaçırmak olmamalıdır. Geleceği yakalamak için bu günden tezi yok, durmadan, oyalanmadan, afallamadan, sendelemeden koşar adımlarla yol almak zorundayız. Bizleri yönetenleri teşvik etmek, motivasyonuna katkı sağlamak, el ele vermek, birlikte koşmak, araştırmak, sormak, sonuçları paylaşmak, yeri geldiğinde eleştirmek, yeri geldiğinde övmek, eksikliklerini, noksanlarını, hatalarını, kırmadan, incitmeden yazmak, çizmek, kısacası paylaşımcı olmakta gerek.

Değerlerimiz adı altında açılan parantezin içine aklımıza gelemeyecek kadar bir çok unsurlarında girdiğini unutmamak gerek.

Atalarımız kişilik unsurlarından bahisle bir çok tabirler geliştirmişler. ” Burnuyla su içmek ” gibi, kendisine hiç bir söz söylenmesine müsade etmediği gibi, “Tepeden bakmak” tabiride bu söz ile eş anlamlı olmakta. Böyle bireylerden yönetici olmayacağı gibi değerlerimizide kaybetmeye başlarız. Bulunduğu makam, mevki, imkan, fırsat, olanak, vs,vs..verdiği güç her ne kadar onları bu hale getirmişse bile, yine atalarımız bunada bir yanıt bulmuşlar “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır..” çözüm yine insan davranışlarını, çözümsel sonuçlara taşımakta bitiyor.

Değerlerimiz geleceğin kaldırım taşları, taşlar yerinden oynadığında yeri belli olur. Her biri ne kadar önemli olsada, değerini bilecek, yeni değerler üretecek, yaşatacak, koruyacak, kollayacak, sahiplenecekler de bizleriz.

Değerlerimizi değerli kılan dostlara,

Sevgi ve muhabetle,

22 Mart 2021

AYNI TAS, AYNI HAMAM.

AYNI TAS, AYNI HAMAM.

” Mevsimlerin haftalık, havanın günlük, insanların anlık değiştiği zamanımızın, memleketin üzerinde estiği ya da esemediği rüzgarların, neyi değiştirdiği, neyi değiştiremediği, üzerine ne koyduğu, koyamadığı, neleri aldığı.

Nesillerle birlikte nereden nereye geldiği veya gelemediği gözler önünde uzayıp gittikçe;

etrafınıza şöyle bir baktığınızda hep bir ağızdan;

“ESKİ TAS, ESKİ HAMAM” diyenlerde çıkacaktır.

Okuduğumuza, yazdığımıza, çizdiğimize baktığımızda, ne kadar çok yazamadığımızı, ne kadar çok okuyanın olmadığını, her birinin bir noktaya kayıp, o noktalarda sabit kaldığını, başını dahi çevirmeye takati kalmamışların, nerelerde bir araya gelip ” Körler sağırlar, birbirini ağırlar ” sözünü çağrıştırdığını gördükçe ne demek gerek;

” Aynı tas, aynı hamam ” sözü, diyenleri haklı çıkarabilir.

İçi boş birliktelikler, içi boş ağırlamalar, içi boş haberler, içi boş reklamlar, içi boş sözler, bakışlar, çaresizlikler, üretgensizlikler, aynı kafalar, hep başını sallarlar. İstikamet aynı, yol aynı, çizgi bir. Olursa..

Çağ ise hızlı adımlarla koşarken,

Çağlayanın önü kesilmiş. Suların bağ, bahçe, verimli tarlalara akması gerektiği yerde, denize akar olmuş. Topraklar atıllıktan çoraklaşırken, heyelanlar ise almış başını gitmiş.

Çarenin çarelerini düşünmek bir yana, çaresizlik çaremiz diyenlerde türemiş ise..

Ne kadar iç yakıcı bir kelime devamında gelen ” DEVAM “

“Aynı tas, aynı hamam, devam” yerine, “Tasımız gümüşten, hamamımız lüküsten ” diyebilirdik de. :)

Darwin, meşhur bir şekilde şöyle demiştir: “Ne en güçlü olan tür hayatta kalır, ne de en zeki olan… Değişime en çok adapte olabilendir, hayatta kalan!”

Belki de bu söz ile bir çok bilinmezlere işaret fişeğini çaksada, gelişime muhtaçlıktan olsa gerek, ‘ Fişeğin nerelerde, nasıl çakıldığını, nereleri aydınlattığını, nereleri de kararttığını artık görebilmekte lazım.’

Diyenlerimizde çıkacaktır.

Tarihin derinliklerinden gelen eserlerimiz hayatta değiller. Zoraki canlandırılmaya çalışılsa da kifayetsiz kalmış.

Tarihin izlerini taşıyan mezartaşları bile yok edilmiş.

Hitabeler, yazıtlar, hisarlar, burçlar, sarnıçlar, alet, edavat, yapılar, binalar, çeşmeler, konaklar, hanlar, hamamlar, dini temalar, ibadethaneler,vs, vs,vs..Kültür mirası en güzel eserler..

Değişime adapte olabilmek yıllara nazır bir durum;

Yıllar boşa akan ırmaklar misali silip süpürüp giderken, İcracı mercilerde sefa sürmek yerine, cefa çekene el uzatıp, taş üstüne taş koymak gerekirken,

‘Rabbena!…Hep bana..’

demek yerine, yenilere yer açmak, yeni fikirlere açık olmak varken, aynı zihniyetin ürünlerinin köşe başını tutması yerine,

Yeni zihniyetlerin önünün açılması, hayatta kalanlarında bir başarısı olabilirdi.

Fikirleri öldürmeyin. Konuşanları susturmayın. Horlamayın. Hakir görmeyin. Hep ben bilirim demeyin..

Değişimi önce zihninizde olgunlaştırarak başlayın.

Zihinde olgunlaşmadan başlayan fikirle başlanılan her işte, doğmamış çocuğa elbise biçmekten öteye geçemezsiniz. Zihnin algılayamadığı her işte geri kalmışlığın izini sürmeye devam edersiniz. Oysaki medeniyet çağın gelişimine bağlı adaptasyon sürecine yerinde ve zamanında adapte olmakla başlıyor.

Mecazi anlamda, hayatta kalmak demek;

Çağın nimetlerinden her toplum ve bireyleri gibi yerinde ve zamanında yararlanmayı ifade etmektir. Bir çok medeniyetlerin gerisinde kalmak demek, çağa ayak uyduramamanın bir gereği olarak ortaya çıksada, temel olan insan ve o insanları yönetenlerinde tasarufundadır.

Toplumları oluşturan insan, hakkaniyetler çerçevesinde, hak ettiği yerde, hakettiğini almalı. Haketmeyenlerin neden haketmedikleri de sorgulanmalıdır. Zihnimizdeki adalet kavramı ölçüsü hakkaniyet ve eşitlik ise bu yolda ilerlemek, çağa ayak uyduran, eserleriyle, yapıtlarıyla, doğal varlıklarıyla, toplum yapısı ile dimdik hayatta kalabilmek olmalıdır.

Düşünce yelpazesi geniş tüm dostlara, dostluklara..

Selam olsun..

07 Mart 2021

Güven Gürbüz / Ankara