Gelişelim..Kalkınalım

GELİŞELİM..KALKINALIM…

Şebinkarahisar’da, Şebinkarahisar’ın gelişimi ve kalkınması adına yürütülen özel ve kamu faaliyetleri hakkında kamuoyuna yapılan açıklamalar da; ilgi ve alakanın beklenildiği şekliyle icra edildiği beyan edilse de, sonuç olarak fiiliyatta gerçekleşen veya gerçekleşecek olguların somut ifadesi her daim arzu edilmektedir. Keza halkın büyük çoğunluğu faaliyetlerin geçici değil kalıcı halde olmasını, soyuttan somuta geçişi ve kalıcı uzun vadeli olması en büyük beklentilerdir.

Sulama faaliyetleri hakkında yapılan açıklamalar müsbet olsada, gölet inşaatları ile uzun vadede halkın tasarrufuna, halkında icracı olmasına, gelir getirici unsurları tetiklemesi gerekir. Harcanan meblağların geri dönüşü rantabıl olmalıdır. Doğalgazın getirilmesi ile çevreye olacak katkılar ve yaşantıya katkısı olumlu olacağı bilinsede, kullanım alanlarında katılımcılığın da bir o kadar fazla olması önemlidir. Her yeni uygulama beraberinde fayda kadar gider unsurunu da beraberinde getirecektir.

Yol konusu en önemli sorun olarak masada dursada, çözümü yine yıllara sirayet edeceği aşikar gözükmekte. Yolun kısalması tünelle sağlansa bile, yolların rehabilitesi, tüneller, köprüler, viyadükler, geçitler, altyapı, üstyapı, aydınlatma.. Kullanım sıklığı, ticari ağa katkı, çevre yolu bağlantıları ile süreç uzun vade de beraberinde diğer yatırımlarında gelme talebini tetikleyecektir.

Yatırımlar yapılırken geri dönüşü, kazanımlar ile yeni yatırımlarında önünü açması beklenir. Özel sektörün de devreye girerek arz ve talep dengelerine katkı sağlayacak girişimciliklerini de teşvik edebilmesi gerekir. Madencilik, yer altı kaynaklarının işletilmesi, turizm alanlarında yapılacak yatırımlar, tabiat parklarının yaygınlaştırılması, sportif alanlarda yapılacak yatırımların teşviki, tarım ve hayvancılık alanında yatırımlar , rehabilitasyon merkezleri, organize sanayi merkezleri, yöresel sanatlar işleme atölyeleri, tarım ve hayvancılık ürünleri işleme merkezleri, pazarlama, satış, kurumsallaşma..vs.vs.vs..

Şebinkarahisarlı iş adamlarının bir araya gelerek oluşturacakları holding türü yapılanmalarla, yatırımlar kanalize edilebilme noktasında olması gerekir. Keza dernekleşmelerle birlikte fiiliyatta görünür ciddi girişimler, Şebinkarahisar ve yöresi nezdinde fazlaca gözlemlenmese de, metropollerde ki icracılık düşündükleri şekli ile müsbet olabilir. Arzu edilen yöre kaynaklarının tedarikçi pozisyonunda işletmeye dönüştürülebilmesidir.

Şebinkarahisar mülki amirleri tarafından sosyal medya kanallarına yansıyan halkla iç içe görünümlü ve alakalı, uygulayıcı, uygulatıcı, denetleyici, dinleyici, gözlemleyici, takipçi tutum ve davranışları her daim umulan durumlar olması ve gerçekleştirilmesi olumlu bir gelişmedir. Her daim teşekkürlerimiz arz ederiz.

Başkent Ankara’da sorunların takipçisi ve uygulamaların çabuklaştırılması yönünde yapılan yerel idarecilerin icrai faaliyetleri de önem arz etmektedir. Eğribel tünelinin faaliyete geçmesi yönünde Şebinkarahisarlıların ne kadar üstünde durucu ve ısrarcı olduğunu tüm kamuoyu bilmektedir. Keza sahile açılan bu kapı gelecekte staretejik açıdan da önem arz eden bölgemize daha da önem kazandıracaktır. Yatırımların seyrinde gelecekte; çoğrafi, staretejik, jeopolitik, ekonomik, güvenlik,vs.bir çok unsurlarında dikkate alınarak icra edilmesi ve uygulanması, kısa, orta ve uzun vadede planlı ve koordineli olmasıda büyük önem arz etmektedir.

Şebinkarahisar’ın nüfusunun azalması endişe verici diğer önemli bir unsur olarak karşımızda durmaktadır. Bu azalış yöremiz üzerindeki yatırımcı gözleri negatif etkileyebilir. Eğitim ve Öğretim alanında her na kadarda yatırımcı gözler hevesli olsada, önümüzdeki en büyük engeli göçün önünü alamamaktan geçmektedir. Yerel halkın yerinde istihdamına dönüş plan ve projelere acilen ihtiyaç duyulmaktadır. Bu yönde STK’ların girişimleri ise yetersiz kalmaktadır. Oluşturulacak toplumsal, komite, konsorsiyum, sempozyum, kongre vs sosyal birlikteliklerle konu her daim masada sıcak tutulmalıdır.

Vilayetlik konusunda 2023 öncesi konunun ülke genelinde gündeme gelmesi arzu ediliyor. Şebinkarahisar’ın önünü açacak girişimciliğin de behemehal aktif hale dönüştürülmesi gerekir. Memleketin bayındırlaşması yönünde geç kalınmasına rağmen gözle görülür hareketlenmeler projelerle izah edilmeye ve saha uygulamaların da gösterilmeye çalışılsa da, yapılacak çok daha ivme kazandıracak aksiyonlara ihtiyaç duyulduğu aşikar.

Siyasi girişimciliğin yerel yöneticiler nezdinde yapıldığı düşünülen Vilayetlik talebi, şartların ve koşulların daha da olgunlaşması gerektiğini işaret ediyor. Ülke genelinde Vilayetlik talebleri bir çok ilçelerin dile getirdiği ve hükümetinde dikkatinde olduğunu düşünüyoruz. Halkın taleblerinin başlarının üstünde yer bulacağını düşünerek yetkili kurum veya kuruluşları başlarında ki idareciler nezdinde hatırlatıcı olalım.

Memleketin taşının toprağının işlenmesi, istihdamın yerinde sağlanması, göçün önlenmesi adına,

Memleket sevdasına gönül verenlere saygıyla,

Güven Gürbüz

04 Nisan 2020 – Ankara

DEĞERLERİMİZ..

DEĞERLERİMİZ..

“Geçmişten günümüze bir çok değerlerin kendi içinde kendi kendini yok ettiklerini düşünsekte, aynanın arka yüzünü çevirdiğimizde, her birimizin ne kadar negatif ve pozitif etklilerinin de olduğunu göz ardı etmemek gerekir.

Sahip olduğumuz değerlerimiz, memleketimizin gelişiminin önünde koşan büyük adımlar atan sporcular misalidir. Onları değerli kılacak, yüreklendirecek, platformlarda önde tutacak, bizlerin verdiği değer ve önemle çok alakalıdır.

Yaşam döngüsü içerisinde dünyamız açık hava satış pazarı. Bu pazarda nasıl ki ülkeler kendilerini ürünleriyle pazarlama yarışında, kalitede, sağlamlıkta, güvenirlilikte pazarlamaya çalışsalarda, bizlerinde bu pazarda yer aldığımızı unutmamak gerek.

Kendi terazisini kendisine göre ayarlayan satıcı olmaması gerekse de, satıcıların da birer alıcısı olduğunu unutmamak gerek. Boşuna söylememiş atalarımız ” Her kelin bir kör alıcısı bulunur..” diye

Değerlere sahip çıkarken; bulunan makam, mevki, imkan, fırsat, olanak vs..her ne kadar çokta önemli olmasada, içten bir gülüş, candan yaklaşım, sempatik, düşünceli, anlayışlı vs.. olmakta kişilikler babında bir çok anlamları içerisinde barındıracaktır. Keza bir çok kapının açılmasının önünde yatan en büyük gerçekte kişilikli örnek bireyler olmaktan geçiyor.

Günümüz şartlarında, hayatın hengamesinde, denizde çırpınan balıklar gibi bir oraya, bir buraya savrulsakta ve yine acı gerçeklere baktığımızda büyük balığın, küçük balığı yuttuğunu görsekte, umutlarımızı tüketmemek zorundayız.

Memleketin gelişmişliğinde geçmişten günümüze gelene kadar, ağır aksak yürüyen bir deve misali yol alırken, kaç yıl geriden geldiğimizi, nüfusu atırmaya çalışırken, etmenlerin ne kadar gözden uzak tutulduğunu, genelden, özele akışın ne kadar adilane ve hakkıyla olduğunu anlatmaya gerek yok.

Yöneticilerimizi seçerken dahi göz önüne aldığımız kriterlerin bizler için ne anlam ifade ettiğini dahi bilmekten aciz hale düşmemeliyiz, düşersek, sonuçlarından da doğacak imkanlardan da, fırsatlardan, şartlardan, koşullardan da o kadar söz etmeye hakkımız olacak. Büyüklerimizin sözlerinde olduğu gibi ; ” İğneyi kendimize çuvaldızı başkasına “

Geçmişe takılıp kalmak geleceği kaçırmak olmamalıdır. Geleceği yakalamak için bu günden tezi yok, durmadan, oyalanmadan, afallamadan, sendelemeden koşar adımlarla yol almak zorundayız. Bizleri yönetenleri teşvik etmek, motivasyonuna katkı sağlamak, el ele vermek, birlikte koşmak, araştırmak, sormak, sonuçları paylaşmak, yeri geldiğinde eleştirmek, yeri geldiğinde övmek, eksikliklerini, noksanlarını, hatalarını, kırmadan, incitmeden yazmak, çizmek, kısacası paylaşımcı olmakta gerek.

Değerlerimiz adı altında açılan parantezin içine aklımıza gelemeyecek kadar bir çok unsurlarında girdiğini unutmamak gerek.

Atalarımız kişilik unsurlarından bahisle bir çok tabirler geliştirmişler. ” Burnuyla su içmek ” gibi, kendisine hiç bir söz söylenmesine müsade etmediği gibi, “Tepeden bakmak” tabiride bu söz ile eş anlamlı olmakta. Böyle bireylerden yönetici olmayacağı gibi değerlerimizide kaybetmeye başlarız. Bulunduğu makam, mevki, imkan, fırsat, olanak, vs,vs..verdiği güç her ne kadar onları bu hale getirmişse bile, yine atalarımız bunada bir yanıt bulmuşlar “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır..” çözüm yine insan davranışlarını, çözümsel sonuçlara taşımakta bitiyor.

Değerlerimiz geleceğin kaldırım taşları, taşlar yerinden oynadığında yeri belli olur. Her biri ne kadar önemli olsada, değerini bilecek, yeni değerler üretecek, yaşatacak, koruyacak, kollayacak, sahiplenecekler de bizleriz.

Değerlerimizi değerli kılan dostlara,

Sevgi ve muhabetle,

22 Mart 2021

AYNI TAS, AYNI HAMAM.

AYNI TAS, AYNI HAMAM.

” Mevsimlerin haftalık, havanın günlük, insanların anlık değiştiği zamanımızın, memleketin üzerinde estiği ya da esemediği rüzgarların, neyi değiştirdiği, neyi değiştiremediği, üzerine ne koyduğu, koyamadığı, neleri aldığı.

Nesillerle birlikte nereden nereye geldiği veya gelemediği gözler önünde uzayıp gittikçe;

etrafınıza şöyle bir baktığınızda hep bir ağızdan;

“ESKİ TAS, ESKİ HAMAM” diyenlerde çıkacaktır.

Okuduğumuza, yazdığımıza, çizdiğimize baktığımızda, ne kadar çok yazamadığımızı, ne kadar çok okuyanın olmadığını, her birinin bir noktaya kayıp, o noktalarda sabit kaldığını, başını dahi çevirmeye takati kalmamışların, nerelerde bir araya gelip ” Körler sağırlar, birbirini ağırlar ” sözünü çağrıştırdığını gördükçe ne demek gerek;

” Aynı tas, aynı hamam ” sözü, diyenleri haklı çıkarabilir.

İçi boş birliktelikler, içi boş ağırlamalar, içi boş haberler, içi boş reklamlar, içi boş sözler, bakışlar, çaresizlikler, üretgensizlikler, aynı kafalar, hep başını sallarlar. İstikamet aynı, yol aynı, çizgi bir. Olursa..

Çağ ise hızlı adımlarla koşarken,

Çağlayanın önü kesilmiş. Suların bağ, bahçe, verimli tarlalara akması gerektiği yerde, denize akar olmuş. Topraklar atıllıktan çoraklaşırken, heyelanlar ise almış başını gitmiş.

Çarenin çarelerini düşünmek bir yana, çaresizlik çaremiz diyenlerde türemiş ise..

Ne kadar iç yakıcı bir kelime devamında gelen ” DEVAM “

“Aynı tas, aynı hamam, devam” yerine, “Tasımız gümüşten, hamamımız lüküsten ” diyebilirdik de. :)

Darwin, meşhur bir şekilde şöyle demiştir: “Ne en güçlü olan tür hayatta kalır, ne de en zeki olan… Değişime en çok adapte olabilendir, hayatta kalan!”

Belki de bu söz ile bir çok bilinmezlere işaret fişeğini çaksada, gelişime muhtaçlıktan olsa gerek, ‘ Fişeğin nerelerde, nasıl çakıldığını, nereleri aydınlattığını, nereleri de kararttığını artık görebilmekte lazım.’

Diyenlerimizde çıkacaktır.

Tarihin derinliklerinden gelen eserlerimiz hayatta değiller. Zoraki canlandırılmaya çalışılsa da kifayetsiz kalmış.

Tarihin izlerini taşıyan mezartaşları bile yok edilmiş.

Hitabeler, yazıtlar, hisarlar, burçlar, sarnıçlar, alet, edavat, yapılar, binalar, çeşmeler, konaklar, hanlar, hamamlar, dini temalar, ibadethaneler,vs, vs,vs..Kültür mirası en güzel eserler..

Değişime adapte olabilmek yıllara nazır bir durum;

Yıllar boşa akan ırmaklar misali silip süpürüp giderken, İcracı mercilerde sefa sürmek yerine, cefa çekene el uzatıp, taş üstüne taş koymak gerekirken,

‘Rabbena!…Hep bana..’

demek yerine, yenilere yer açmak, yeni fikirlere açık olmak varken, aynı zihniyetin ürünlerinin köşe başını tutması yerine,

Yeni zihniyetlerin önünün açılması, hayatta kalanlarında bir başarısı olabilirdi.

Fikirleri öldürmeyin. Konuşanları susturmayın. Horlamayın. Hakir görmeyin. Hep ben bilirim demeyin..

Değişimi önce zihninizde olgunlaştırarak başlayın.

Zihinde olgunlaşmadan başlayan fikirle başlanılan her işte, doğmamış çocuğa elbise biçmekten öteye geçemezsiniz. Zihnin algılayamadığı her işte geri kalmışlığın izini sürmeye devam edersiniz. Oysaki medeniyet çağın gelişimine bağlı adaptasyon sürecine yerinde ve zamanında adapte olmakla başlıyor.

Mecazi anlamda, hayatta kalmak demek;

Çağın nimetlerinden her toplum ve bireyleri gibi yerinde ve zamanında yararlanmayı ifade etmektir. Bir çok medeniyetlerin gerisinde kalmak demek, çağa ayak uyduramamanın bir gereği olarak ortaya çıksada, temel olan insan ve o insanları yönetenlerinde tasarufundadır.

Toplumları oluşturan insan, hakkaniyetler çerçevesinde, hak ettiği yerde, hakettiğini almalı. Haketmeyenlerin neden haketmedikleri de sorgulanmalıdır. Zihnimizdeki adalet kavramı ölçüsü hakkaniyet ve eşitlik ise bu yolda ilerlemek, çağa ayak uyduran, eserleriyle, yapıtlarıyla, doğal varlıklarıyla, toplum yapısı ile dimdik hayatta kalabilmek olmalıdır.

Düşünce yelpazesi geniş tüm dostlara, dostluklara..

Selam olsun..

07 Mart 2021

Güven Gürbüz / Ankara

MEMLEKET DEDİĞİNDE..

MEMLEKET DEDİĞİNDE..

Memleket dediğinde akan sular durur. İnsan dediğin de sarar, sürür.

Memleket için insan bulmak olmaz amaç, İnsan için memleket bulunmaz nimet.

Her konuştuğu insanın önce kendisi içindir, şüphe duyarsan eğer yanıt çevresindedir.

Baktığınızda çevrenize çevrede kalmamıştır. Çevre şimdilerde hayalindedir.

Sosyal medyada sarar hem kendini, hem çevresini, yazılanla, çizilenle sürer kendi tarlasını.

Velakin çıkan mimet değil, kendine göre ganimet.

Hiç bir şey tutmaz yerini memleketin tarlasında biten bir tek buğday tanesini.

Gel bir de tanrıya şükret.

Memleket dediğinde sapla saman ayrılır.

Ne yoğurttan süt çıkarılır, ne sütün içine su katılır.

Her gördüğü sakallıya dede derse insanoğlu, dede de yolunu şaşırır.

İnsanoğlunun ne dediğine değil, ne düşündüğüne bakılmalı.

Ne demiş alim; “Derviş’in fikri ne ise zikri de o’dur.”

Memleket dediğin de ata yadigarıdır. Ecdadiyedir.

Çok uzakta olmakla, çok yakında olmayı mesafe olarak görmemek lazım.

Kurduğun gönülbağı da önemlidir yaşatmasını bilen için.

İnsanoğlu tokluk için, memleket çokluk için uğraş versede, su akar yoluna bakar.

Arklar dolar, çağlayan gibi akar. İnsanoğlu bakar. Memleket el sallar.

Biri gider fani olur, memleket kalır herkes sevdalanır..

Be hey dost deyipte sardıysan belini, bir günde incitir tatlı gönlünü.

İnsanoğlu değilmidir, dünden daha deli, akıllı olan memlekettir..

Özlettirirse kendini, akıllandırır da deliyi.

Ya birde, deli deliyi görünce saklarmış çomağını.

Eh orasını bilemem ama ne demiş memleketin eskileri ;

” Deli olmadan da olunmaz veli.”

Uzun lafın kısası memleket meselesi.

Yazmasını bilirse insan ya akıldan yazar, ya da fikirden.

Medet umarsan eğer, bir eğri semer, ya durur üstünde atın, ya yere düşer katır.

Elinde yazdığın koca bir satır. Ya parçalar atar, ya krem gibi sürülür şifa niyetine olur.

Memleket içinse yazılanlar, ne orada toprağım yok diye sırtını döner, ne bağım var diye kendini över.

Memleketse mevzu bahis olan, geride kalan teferruat der.

Bizler iyi olsun, iyilik olsun der de, sürer, eker, biçersek, kafamızın içindekileri,

iyiliklerin içerisinde yeşerir yemyeşil, arpası, buğdası, fiği.

Memleketin üstünde buharlaşan her bir canlının nefesi, buhar olur, bulutu bulur, yağmur olur, insanoğlunun tepesine yağar.

Ne kadar düşünürsen düşün unutma ki çoktur işin.

İster yakınlaşın, ister uzaklaşın, mesafede değildir köşen, dibin.

İki gözün arası yakındır ama, biri bakarken öbürü de aynı yere bakar.

Şaşı olma. Sevgi dağıtmakta aşı ol. Şifa ol, derman ol.

Bilmezlerse de değerini, fark etmiyor. Ha bu dünyada.., ha o dünyada.

Kalma sakın rüyada. Gerçekci ol, akıllı ol.

Değer dediğin nasıl bir eder,..? Sürdükçe devam eder.

İster insan ol, İster memleket..

Memleket dediğinde dur, düşün. Daha çoktur işin.

Memleket rüzgarınız bol olsun..

Sevgilerimle,

Güven Gürbüz

22 Şubat 2021 – Ankara

VİLAYETLİĞİN İADESİ UNUTTURULDU mu..?

Şebinkarahisarlıların talebleri unutturuldu mu?

1933 yılında Vilayetliği alınarak Giresun iline bağlanmasının ardından geçen zaman bir yüzyılı tamamlayacak gözüküyor.

Şebinkarahisarlıların İllik mücadelesinin altında yatan en temel hissiyat aynı durumda iken Vilayetliğini geri alan ilçelere tanınan ayrıcalık.

Osmanlıdan gelen tarihi geçmişi çok iyi bilinmesine ve adını Ulu önder Atatürk’den almasına rağmen Vilayetliğin iadesi öneme haiz mi, değil mi? diye düşünmek dahi düşündürücü.

Vilayetlik konusu ülke gündemine geldiğinde ilk İl olacak yerlerden biri Şebinkarahisardır diyen Canikli’nin sözleri unutulmadı.

Şebinkarahisar’ı İl Yapma Komitesi varmıydı..? diyenlere sormak lazım..Nerede hani? Tarih sayfalarında mı kaldı?

Vakıflar, Dernekler, STK’lar…Bilerek veya bilmeyerek unuttular mı, UNUTTURDULAR mı..? Neden bahis konusu dahi olmuyor artık?

Kalkınıp, gelişeceğiz, büyüyüp çoğalacağız, yollar yapılacak, köprüler kurulacak, Üretimi artırıp, istihdam yaratacağız, elele vereceğiz hep birlikte kazanacağız, Bir yanımızı gurbet, bir yanımız sıla, gelin girelim kolkola..Yıllardır konuşulanlar bundan ibaret.

İCRAAT..

İçerden başka, dışarda başka konuşan, konuşanların ağzına gem vuran, paye kapma, Ün yapma, şirin olma, yer kapma, öne çıkma..vs..vs..peşinde koşan zihniyetlerin, dostlar alışverişte görsün tutumları ile peynir gemisi maalesef yürümüyor.

Bakmayı iyi bilen, susmayı iyi beceren, baş sallamayı; hatır kırmayayım, gönül alayım gözüyle bakan, ben becerememem, sen iyi bilirsin, pofpofla gitsin…Arada bir toplanalım, ziyaretleri çoklaştıralım, siyasileri unutmayalım, önünü iliklemedin mi? Saygı, saygı…
Manzara resimleri sosyal medyada renkli, renkli…

Salt yapılması gereken rütunlarda değil amacı olgunlaştıran etmenler. Hedef kitlenin arzularında saklı gerçek hissiyat. Atalarımızın arzuları Vilayetliğin iadesinin temel sebebibini iyi anlatamamakta veya UNUTTURALIM GİTSİN demekte..

Sosyal Medyayı iyi takip edenler iyi bilirler ki; Vilayetliğin iadesi konusunda suskunluk maalesef devam ediyor. Ümitsiz vaka durumunda..Hukuki yollar tükenmiş..Otoritenin alacağı kararlar çerçevesinde gündeme oturursa ne ala..Yerel Yönetimlerin sessizliğide gözlerden kaçmıyor..Şurada da Vilayetliği dile getirdik diye bir açıklama gözle görülür bir şekilde uzun zamandır mevcut değil.

Yerel yapıların yapılandırması, revizyonu, organizasyonel yapıların olgunlaştırılması, tecrübeli yöneticiler, profesyonel alt yapılar, eğitimli kadrolar vs.vs çerçevesinde bir çok değişimlere ihtiyaç duyulduğu aşikar.

Halkın bir çok konularda yeterli bilgi ve görüş paylaşımlarının yapılmadığı, sosyal medya üzerinden verilen mesajlarda yüzeysel bilgilerle, kıst çevrelerce, kısıtlı bilgilendirmelerle geçiştirildiği, haber kanallarının ise zoraki bilgi akışı içerisinde, belirli konularda yüzeysel olduğunu görmekteyiz.

İlçeyi Vilayetliğe taşıyacağı varsayılan etmenlerin çoğaltılması ile yeniden İl olmak istiyoruz diyerek tekrardan bir ses duyuralım diyenler dahi kalmamış. Bu etmenlerin başında; bayındırlaşma, kalkınma, nüfus, yol, sanayi, tarım, ekonomi…vs..gelsede, görecek gözlere de ihtiyaç olduğunuda göz ardı etmemek gerek..

Eğer biz duygu ve düşüncelerimizi paylaşmassak, uykuya yatmaya devam ediyoruz demektir..

Vilayetliğin iadesi demekte ne oluyor diyenler için;

Akıllara tek bir soru ve yanıt geliyor..

VİLAYETLİĞİN İADESİ UNUTTURULDU mu..?

Güven Gürbüz

22 Temmuz 2020