Gövdene sığmaz başın. Sessizdir kavgaların.

Gövdene sığmaz başın. Sessizdir kavgaların.

Kavgalarımız vardır kavramadan. Neresinden tutsam dersin kabahatinden. Dokunma kopar, kalır bir tutam.
Birde ben dersin, ben anlasam. İçimizdeki köz, buram, buram. Koparıp atsam. Yüreğimin kırık parçasından.
Kavgalarımız vardır aldırmadan. Kemirir içleri yavaş, yavaş, anlamadan. Suçlusu kim bilir, kim nereden?
Şafak sökmüyor, sökmez bir baksan. Geceler uzun bir duysan. Biri açılan, biri kapanan. Tahta kapılardan.
Ses gelmiyorsa ıslak duvarlardan. Çığlığın, gözyaşın, feryadın. Gövdene sığmaz başın. Sessizdir kavgaların.

Küsler bir gün barışırlar. Kavgalarımız birbiriyle yarışırlar. İçimizde kalanlar. Sessiz, sessiz, yaşarlar.
Kimi gün yürek kan revan. Kimi gün nefes olur yetmeyen. Çektikçe aynı çekilen. Eseri rüzgarsız pencerelerin.
Hangi resim nereden? Hangi senenin neresinden? Bilmeyen seni resmeden.Esinlenen. Bil hangi ressamın eserinden?
Okumadığın kitaplarından. Kavgaların yaşamın derinliklerinden. Cümlesi dahi tamamlanmamış son yazılarından.
Kavgaları vardır sokağın. Saç, baş, yolanların. Hoca Nasrettin uyan. Bu kavgada nereden? Vardır bilmeyen soran.

Belki de Barışmışlardır

Nasreddin Hoca evinin bahçesindeki ağacın gölgesinde namaz saatini
beklerken telaşlı bir şekilde kapısının tokmağına vurulduğunu işitir.
Hoca, kapıyı açınca komşusunu görür ve; “Buyur komşu, nedir bu telaşın?”
deyince komşusu; “Sorma Hocam, karımla baldızım saç saça, baş başa dövüşüyorlar.” der.
Bunun üzerine Hoca merakla; “Komşu, ayıramadın mı?” deyince,
komşusu sızlanarak cevap verir: “Ne mümkün Hocam, bırak ayırmayı yanlarına bile yaklaşamadım.”
“Pekiyi, bu hanımlar ne diye kavga ediyorlar?” deyince komşusu;“Bilmiyorum Hocam!” der.
Hoca bir defa daha sorar: “Sakın, ‘sen yaşlısın, ben yaşlıyım’ diye kavga etmesinler?”
deyince komşusu;“Yok Hocam, yok başka bir konuda kavga ediyor olmalılar!” der.
Bunun üzerine Hoca rahat bir şekilde konuyu çözüverir:“Komşum, o zaman telaşlanmaya gerek yok!
Konu yaş değilse çabucak barışırlar, belki de şimdiye barışmışlardır bile.” der.

Umursamaz düşünmezse aklın. Güler, geçer, gelin der bana takılın. Kim anlasın halinden baksana sefilin.
Görmezler diyor halini her boydan tıfılın. Kolu uzanmaz her boyu uzun olanın. Sor halini birde halilin.
Dilden dile, kim diye melul. Allahın yarattığı her bir kulun. Vardır elbette ki bir izi tuttuğu yolun.
Sobada yanan ağaçtan odun olursun. Köz gider unutma kalır külün. Rüzgara katın, savurun. Varsın uçuşsun.
Ömürden ömür çalandır, bitmez kederin. Kiminin gözünde de, yoksa eğer bir ederin.Kavgalarda bitmesin sonun.

Barışırlar. Kimlerdir yarışırlar. Bu gün kavgada, yarın barışırlar. En yakındır bak, saç baş yolanlar.
Küçük, küçük, nedenler. Büyük olan bedenler. Kavgaya sebep, ele avuca gelmeyenler.Kartopu gibidirler.
Yanan ateşin sıcağını görünce erirler. Bu dağlarda karlar hiç eksik olmazlar. Kara kışa teslim olmazlar.
Bahar gelir uçuşurlar. Nice, nice, envayi kuşlar. Birbirlerini bulurlar. Mazi olurken eskiden kalanlar.
Düşününce akılda kalanlar. Nice gereksizmiş dediklerimiz kavgalar. Gün gelir pişmanlıkları hatırlatırlar.

Güven Gürbüz

06 Kasım 2024

Şebinkarahisar / Ankara

Kimi olur dilekle Kimi görür merakla


Kimi olur dilekle Kimi görür merakla

Bilinmeli önemi temkin ile tedbirin. Tedbir ile temkin iş bilenin. Nereleredir bu koşmaların? Bu ne acele vehimin?
Bilinir elbet umumi erkin. Yerindeyse eğer senin de gücün, kuvvetin. Niye düşünesin? Tereddüte mahal olsun?
Her nerede bak önün, ardın. Bilemezsen tez elden şimdi yandın. Bu gün var dersin.Yarın yerinde bulamazsın?
Efendim dedikleri ne olsun? Dayın olsun. Arkan olsun. Sırt olsun. Olmazsa ya dersin? Aklınla dalgamı geçersin?
Efendim, efendim, neylersin? Aklına sor önce söylesin. Düşününce bilirsin. Ağa da sensin. Efendi de sensin.

Kişi bilir derler kendi halini. lakin gideremezse ya endişesini. Bulamaz ustasını. Düşünür çırağını.
Şaşırır gören aceminin cesaretini. Kafasından atar düşüncenin esaretini. Düşün önce bul der kendini.
Açtı hayaller yelpazesini. Kendine çevirdi rüzgarın esintisini. Hesaba katarsa ya birde üşütmesini.
Dikti havaya kulaklarını. Kolaçan etti çevresini. Korkuda duyulan ecelin sesini. Yokladı ensesini.
Hatırladı Hoca Nasrettinin fıkrasını. Bırak dedi her düşündüğünün sanmasını. Rahatlattı içini.

Ben de Birisini Tıraş Ediyorlar Sanmıştım

Nasreddin Hoca tıraş olmak için berber koltuğuna oturduğunda ustanın olmadığını anlar,
fakat iş işten de geçmiştir. Çünkü berber çırağı çoktan Hoca’yı tıraş etmeye başlamıştır bile.
Berber çırağının hareketleri, aletleri kullanmadaki beceriksizliği artınca Hoca’nın da keyfi kaçar.
Tam bu sırada komşu dükkândan garip garip sesler gelmez mi? Sanki orda bir öküz böğürüyor.
Hoca, berberi biraz oyalamak için; “Bu ses nedir?” deyince berber çırağı;
“Önemli bir şey değil, komşumuz nalbanttır; herhâlde öküze nal çakıyor.” der.
Bu sözleri işiten Hoca rahatlar; “Oh, çok şükür, ben de birisini tıraş ediyorlar sanmıştım.” der.

Kendine geçmez filin dişi. Hortumu görür derler her bir işi? Cüssesinde duruşu. Yıkar devirir vuruşu.
Düşününce şöyle bir er kişi. Fili hizaya getirmek akıl işi. İyi ise her bakışı. Filinde vardır diz çöküşü.
Karıncanın yürüyüşü. Bir başkadır tırmanışı. Yerin altını eşişi. Yorulmak bilmez gidişi.Çalışmaktır işi.
Önünü, ardını, görmez kimi şaşı. Her tarafa oynar durmaz kaşı. Görünce yağmuru, yağışı. Değişir yalvarışı.
Cüssede değil marifet işi. Çalışmakta nihayet buluşu. Nedir o zaman endişesi? Düşündüren karşıdaki kişi.

Endişe ile olmaz temkin. Temkinli olmakla geleceğin. Attığın her adımın. Yarına kalacak izin. O’da senin.
Düşünce gayesi nedir zamanın. Kolayca akmasıdır her anın. Penceresinden bakmak gibidir evin. Görmelisin.
Dışarıda gece, gündüzün. Bazen sevinç, bazen hüzün. Önemi çoktur bu günün. O’nu da bekleyen var bir yarın.
Tezi yok bu günden yarının. Yarının beklediği bu günün. Devam demelisin.Yarını olmaz hep arkasına bakanın.
Acele giden derler ecele. Hayır değilse bir gece bekle. Kimi olur dilekle. Kimi görür merakla. Unutma

Güven Gürbüz

03 Kasım 2024

Şebinkarahisar / Ankara

Biliriz bilmesine Söyleme gerisine


Biliriz bilmesine Söyleme gerisine

Her geçen zaman. Bizlerden bir şeyler koparan. Gece, gündüz ile yol alan. Ömrü uğurlayan zaman.
Kimler gördü nerelerden? Hangi sular coştu bu derelerden? Yolu geçen bilir elbette buralardan.
Dervişin fikridir derler derinlerden. Zikri de o’ olur elbet tez elden. Duyulur çok uzaklardan.

Bilenler, yaş kemale erenlerden. Görenler dünü bilemeyenlerden. Fikirler nasıl çarpışır birden?
Zordur bazen ayırmak meyvayı dalından. Ceviz misali kabuğundan. Yiyince vazgeçilir mi tadından?

Zahmeti bilen Ahmet. Ahmeti gören Mehmet. Hasan, Hüseyin, devam et. Bizdeki rahmet. İyilikten kısmet.

Yola düşenin hali bir hat. Anlamaz her halden her zat. Yaptığın işte gönül rahat. Gerekmiyor izahat.
Bir ineriz. Bir çıkarız. Yolumuz nereye düşer görürüz. Yol da düşmek istermiyiz? Ama düşüreni biliriz.

Aldırmayın çoktur gülenlerimiz. Eskilerden kalma yenilerimiz. Ömür vefa ederse, daha neleri de görürüz.
Yol kenarına çekiliriz. Kendi kendimize söyleniriz. İçimizdeki sırrımız. Nasrettin Hocayı da biliriz.

Ben Senin Delikanlılığını da Bilirim

Günlerden bir gün Nasreddin Hoca, alışveriş yapmak için şehre gidecektir.
Ahırdan eşeğini çıkarır, evin önüne getirir. Şehirden siparişi olan komşular Hoca’nın başına toplanırlar.
Hoca, eşeğine binmeye çalışır, fakat her çaba boşunadır.
Bir kez daha denemek ister “Ha gayret” deyip bir daha eşeğin üstüne sıçrar
ama bu kez de eşeğin üzerinden öbür tarafına düşüverir.
Komşuları Hoca’nın gayretlerinin bu şekilde bitmesine bir taraftan üzülürler,
bir taraftan da ellerinde olmadan gülmeye başlarlar.
Bu durum karşısında canı iyice sıkılan Hoca komşularına dönerek;
“Yahu komşular, benim delikanlılığımı görmediniz. Ben, bir sıçrayışta değil eşeğe
binmek damın üzerine bile atlardım.” der.
Hoca, böyle der demesine de bir yandan da kendi kendine;
“Hey gidi Hoca, ben senin delikanlılığını da bilirim.” deyiverir.

Gönül meyhanesindeki sarhoş. Ne ekmek ister, ne aş. Bir bakışa bin bakış. Köşende dur da derler yakış.
Biz biliriz bize kim ola ki gardaş. Gönlümüzdekiler bize sırdaş. Ne çok soru sordun derlerse arkadaş.

Yolları yol eyledik yaz kış. Atlet, mintan, bir yarış. Göllerde yüzerken çırpınış. Havada kanat çırpış.
Er meydanında bitmeyen yarış. Akan ter ile yüzümüzde yapış, yapış. Her gün götürür bizden karış, karış.

Ömürden eser yüzdeki kırış, kırış. Dantel gibi ördü hayat geldi kış. Fayda etmez kendimizedir yakarış.
Bir ömürden kalanlar. Yazılacak bitmez bu satırlar. Kime kimden kalır ne miraslar. Bizimkisi atadan.

Boş çuvalın neresinden tutarlar. Ezip, büzüp, bir yerlere sıkıştırırlar. Kördüğüm atar. Çözdürmezler.
Memlekete uzanır yadigarlar. Onlarda tez elden unuturlar. Nice gelinler, kızlar, damatlar. Büyür sülaleler.

Her yazılanı masal sanırlar. Elde avuçta öğütürler. Ateşe de atar birde yakarlar. Kimbilir? Kimler ısınırlar.
Biz yazdık hatıralar. İçimizdeki defter ile rafa kaldırırlar. Rafın ömrü kısa derler. Tez zamanda unuturlar.

31 Ekim 2024 Güven Gürbüz  Şebinkarahisar / Ankara

GELİR HÜZÜN GİDER HÜZÜN KİME SÖZÜN


GELİR HÜZÜN GİDER HÜZÜN KİME SÖZÜN

Üzülmelerdir hüzün. Suçu ne? derler salkım söğüdün. Hep aşağı, aşağı, eğilir de uzar dalların.
Dolar dayanamazsa iki gözün. Her biri bir yere uzanırsa sözün. Kim bilir? Kim? Nasıl olsun?
Geçmişten gelirsin iyi düşün. Bu günde olacak bak dünün. Hesabı tutulmuyor, önün, arkanın.
Biri birini kovaladığı her koşanın. Sonu yoktur devamlı bu yarışın. Her devirde zafer kazananın.
Düşündükçe hep iyiyi düşün. En yakınında seni anlayan eşin. Hatırası neşedir güzel yaşamın.

Gidene hep ağıtlar yakılır. Akılda kalanlara bir bakılır. En güzel günler hep sevdiklerine anlatılır.
Başın yastığa uzanır. Tavanlara daha da yaklaşılır. Gözler sessizce kapatılır. Hikayeler sıralanır.
Kiminde hazan mevsimidir. Kiminde tasan en derindir. Her nere baksan istediğin sana görünür.
Silmek istersen sen eğer karanlığındır. Aydınlatmak istersen geleceğindir. Hangisi tercihindir?
Nasrettin hocadır bu neleri, neleri, hatırlatır., Hem hatırlatır, hem öğretir. Nasıl gördüysek öyledir.

Ben Senin Düğün Evinden Gelişini de Hatırlarım

Nasreddin Hoca akşam üzeri evine gelince hanımının suratının asık olduğunu görür ve sorar:
“Hanım, hayırdır, ne oldu sana?” Hanım daha da üzgün bir tavırla cevap verir:
“Daha ne olsun Hoca, sana söylemiştim ya!” “Neyi söylemiştin hanım, adamı meraklandırma!”
“Biliyorsun ya, bizim komşu hastaydı. . .” “Eee. . . Ne olmuş bizim komşuya?”
“Sizlere ömür, komşu ölmüş!” Hoca şöyle bir kafasını kaşıdıktan sonra;
“Hanım, komşumuza Allah rahmet etsin; fakat ben senin düğün evinden gelişini de hatırlarım!” der.

Gelir geçer zaman. Bilinmiyor yaşamadan. En yakınından. En uzağından. Hızla akan zaman.
Doğduğu günden itibaren ölmeye başlar insan. İyi düşün. Hastalıklar hizmetçisidir ölümün.
En çok sevdiklerimizdir yanyana olan. Onlarda kaçışırlar bir gün. O’yan. Bu yan. Bulamayan.
Bulamayan en çok arayan. Hayaller kuran. Kuramayan. İçine atan. Gam, tasa, yapan. Nerede gören?
Buluttan pencereler gökyüzünden. Geceleri yıldızlardır yanıp, sönen. Gündüz olunca bizi kandıran.

Açıp kapayıncaya kadar işte hayat. Gözlerini kapadığında serap. Çok düşündüğünde bitap.
Her şeyi yazmıyor her kitap. Her adım hayatta etap, etap. En iyi yapacağımız sevap.
Her ateşte pişmiyor kebap. Varlık ile yokluk olmaz ahbap. Tuttuğun sap. Elindeki kap.
Yaşadıklarını hatırlat. Oradan al, buraya sat. Sattıkça artsın kat, kat. Dolacak olan saat.
Zaman kendi içinde rahat. Yol aldıkça giden bir hat. Arama kimsede kabahat. Mutluluğu tad.

Güven Gürbüz

29 Ekim 2024

Şebinkarahisar / Ankara

Olacaktı olmadan, Olan oldu bilmeden.


Olacaktı olmadan, Olan oldu bilmeden.

Düşeriz yollara. Bilir, bilmez olur bakınca hallere. İnsanoğludur ne günler göre.
Yol dar gelir huysuzlara. Yaratır ummadığın yerde bir manzara. Gelmeyin ha nazara.
Aldırmayayım dersin zıplamalara. Zıplamalar düşürür en sonunda ummadığın yerlere.
Düşer düşmezlere. Anlat anlatabilirsen gören gözlere. Sığınmak kolaydır mazaretlere.
Eşe, dosta, bahane oluvere. Düşmemektir gayesi dillere. Düşerek inivermeler deyivere.

Örteriz üstünü küçük kusur. Kim ki üzerinde durur. Her akan su yolunu elbet bulur.
Ters gider bazen işler. Örgüyü örmez olur şişler. El ne yapsın, kafada biter işler.
Görür kimi nerede kimler? Ortaya çıkıverir gülünecek haller. Anlatana düşer izahatlar.
Arzuhale şahitler. Her birine anlam verir, vermezler. Belli olur istenmedik durumlar.
Hoca Nasrettine denk gelmeler. Çok konuşulur bilip bilmeler. Bakalım neler söyler?

Ben Zaten İnecektim

Günün birinde Hoca Efendi pazara gitmek için eşeğine biner ve yola koyulur.
Bir süre gittikten sonra eşek huysuzlanır ve ardından hoplayıp zıplamaya başlar.
Derken Nasreddin Hoca da eşekten düşüverir.
Düşer düşmesine de çevresine toplanan çocuklar toplu hâlde bağırmaya başlarlar:
“Nasreddin Hoca eşekten düştü, Nasreddin Hoca eşekten düştü.”
Hoca, şöyle bir sağına soluna baktıktan sonra büyüklerden kimselerin olmadığını
görünce eşe dosta rezil olmamak için;
“Çocuklar, eşekten düşmedim, ben zaten eşekten inecektim.” deyiverir.

Dağbaşında vardır nice, nice, kayalar. Hangi biri fırtınaya, sele, nasıl dayanalar?
‘Büyük dağın karı büyük olur’ derler. Rüzgar eser. Dolu vurur. Ne bahçe, ne bağ kalır.
Kimi yürür, kimi koşar. Kimi bineğinden düşer. Kiminin yürümekten hep ayağı şişer.
Düz ovada kimi şaşar. Kimi köşe, bucak, kaçar. Kimseyi tanımayanlar. Naçar da kalırlar.
Dünya halleridir hep bunlar. Vakitleri doldurur sorup, sormalar. Hep böyle oyalar.

Örtmek değildir üstünü karın. Erir gider, yakın olur etkisi sıcağın. Akar suların.
En güzel sözler. Tebessümle başlar. Boş salondaki alkışlar. Sessizliği anlatırlar.
O’nu duyacak kulaklar. Sukuneti kendinde bulurlar. Açıldıkça açılır nerelere yollar?
En güzel duygular. Çocuklukta başlar. Her gün hayaller o’nu besler. Yumulur gözler.
Yarınlar ne çok şeyler bekler. İyi düşünenler. Hep iyi bulurlar. Yok olur karanlıklar.

29 Ekim 2024

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara