VAZGEÇEMEM SENDEN

Ne sen vazgeçebildin benden ,ne ben senden memleketim.

Bekle beni.. Gelemessemde yaz mevsiminde, zemheri ayıda olsa, kar,boran tutsada yollarını, kapansada eğribel geçidin, bekle kanatlanır yine gelirim.

Seni hor gören hayırsızlarında olsa, çomak soksalarda hergün arı kovanlarına, yine gelirim.

Tarihe karışsada ecdadımın o gül yüzlü ataları ,onların hatrı var. Yemez yedirir, giymez giydirir,koşturmaz koşar.

Tahta sedirin üstünde, arkana yastık, altına minder verir.

Seni hatırladım Hasan dayı; Nur içinde yatasın.çokmu şişmandın ne..?

Nefes alamazdında içerdin filitresine kadar cigaranı. ,Ama tırpanınıda fena sallardın hasat vakti tarlada.

Bir koca karpuzu yuvarlardık dilim,dilim yapar, takılırdın  “..Meykel’in en güzel kızını aldın hadi,hadi…” diye…

Her memlekete gidişimde mutlak görmeye gelirdin beni.

Sen koca bir çınar gibiydin. Ne zamanki duyduk sarıpta sırtına o koskoca yılları terk ettiğini bu dünyayı..

Gözlerimiz doldu şimdilerde.. Kimselerin kalmadı köyünde ama sen yine sen hayırlı çıktın.

Tepenin başında, Dikmenin eteğinde, seyredersin. Bir dikili taş başucunda.

Her gidişimde memlekete sen ordan el sallarsın bana, biliyorum arkadaşlarında yanında.

Unutmadık memleketi ben yine gelirim.  Bir fatiha okurum başucunda. Kardan yorgan örtsede sırtını,

Yol açar yine gelirim.


Kahvehane köşelerinde derin,derin çekerler sigaranın dumanını, boğulur giderler, dayanan çiğer değil sanki çelik tencere.

Alacaklılar kovalar birbirini şu küçük kasabada,.

“..Rençberlik zor zanaat oğul..” der. “Bu gün bana yarın sana.

Sarhoş tilki gibidir para,hangi gün hangi cepte kimse bilmez.Sabahladığı yerde kapanın elinde kalır.

Onun içindirki; kim kimi yakalarsa yarın, söz vereceğim birine borcum var,param gelmedi.belkide akşama kalmaz veririm.

Bekle gelir birgün ya hasatın bedeli alınca,ya inek düve satılınca,ya tavukların yumurtası birikip para edince.

Birde ağzı bozuklar vardır. Alfabenin ilk harfine aşıktırlar. Besmeleden çok söylenir.

Ne yapsın bura koca şehire benzemez,kadınlar çok girmez her yere,ondan mübahtır her söz.

Eskiden televizyonmu vardı. Girince evlere koca şehirlerin insanlarıda taşındı bir pencere arkası kadar yapyakın,artık..

Dinler oldular hanımların sözlerini. Birde üniversiteli kasaba oldu. Çekidüzen verdi birazda kendine, misafir gibi ağırlar anadolunun bağrından okumak için koşup gelen geleceğin genç aydınlarını.

 

“Bir gün geleceğüm Ankara’ya oğul.Beni gezdüreceksin değülmü.Bak gelince Anatkabirede gotur.Kulemüdür

nedür aha oriyada istirim getmi.Hestiyim herhal…ama acı kavunu kırağu çalmaz..ne gunler gorduk biz.

Sabahlara kadar patoz çektük,sabah yine gettük ekin biçtük..Eveli düven vardu..okuzleri modullarduk…

Yaman goşiydi o zaman.yerde tek bir saman çöpü bırakmuyduk..şimdi eylemi ya..motora biniler,

banamisin demi iki gunde iş bitiy…”

Hey gidi Dursun ağabey!..Bu sozlerin şimdi İnternete girdi..Sen gelemeden Ankaraya,kısa yoldan döndün öteki dünyaya..

Cennet bahçelerin mekanın olsun.Yıllarca hep söylediğin gelmelerin olmadı hiç.

Gücüme gittide diyemedim sana..Bir akşam üstü geldi evine,bir yudum su içti oğlunun elinden,sonra sırtına çektiği yorganın altında terk etti bizleri dediler. İnanamadım..

Yetişemedik cenazene, Ankara’da doğunun arabası indirdi Sivasta bizi,. Minibüs tuttuk hafik,zara,suşehri.

Geldik akşam oldu.Oysaki sen çoktan Hasan dayının yanına gitmişsin.Bomboştu sanki Meykel…

Bir an zannettim çıkıp geleceksin şu kapıdan içeri.

Kangal köpeğn varya hani şu kocaman kafalı ..bileğimden asıldı,ısırmadı ama çapaklı gözleri o şimdi yok buralarda diyordu.

 

Bir emicem var çok çalışır, hiç durmaz, bir köyüne aşıktır,birde yemeği geç pişiren ablama (yengem)

Oğulları gurbette şimdi.Yaşı yetmişe geldi,vazgeçmedi hergün selamlar okuduğu ineginden,düvesinden.

Sütü onlar verir,çökelek ondan,yağ ondan,kaymak ondan.Birde tarlada orak elinde ekin biçer,ot yolar..

Unu,bulguru da ondan.Yataktan kalkamaz olmadıkça bilmez hastanenin yolunu.Söğüd dallarının atıllıp

kaynadığı sıcak su kazanınından banyo yapar,sakalını kesmez simgedir o.yaşım yetmiş,işim bitmiş demez.

Fırın kurusu,kete ile,yanında yayıkta yayılmış ayranı katık yapar yerde bilmez kebap nedir,pizza nedir.

Mendili çizgili kare gibidir,selpak bilmez.her gün burnunu çekmez papatya kurutur yazın,kışın içer..

Grip nedir bilmez..Yazın kiraz pınarının oralardan inmez çünkü hep yeşildir orası,buz deryası pınarından su içer,..

Açar yüreğini kalbini,namaza durunca ayırmaz kimseyi dua eder her insan için.

Kahır nedir,çile nedir bir kaval sesi hepsini keser biçer.


Memleketten insan manzaraları değildir yazdıklarım,İnsanın ta kendisidir onlar yaratır manzarasını

Onlar çizer karın üstüne resmini,akıtır sel gibi acısını kederini pınarın suları ile kılıçkaya barajına doldurur.

Bir gün elektrik olacak sular.Karanlık içinde kaybolan yılların hatırası bir gün büyük şehirlere ışık olacak,

Fabrikada çarka direnç verecek,emekçinin yüreğinde titreyecek..

Bizler olmasak sizlerde olmazdınız diye yazacak karadağların beyaz döşüne..


Sağlıcakla kal memleketlim.


11-Ocak-2002 Çankaya-Ankara.

Güven Gürbüz

www.sebinmedya.com

Yazarı