HATIRLAMAK, EMİN OLMAK, UNUTMAMAK.

HATIRLAMAK, EMİN OLMAK. UNUTMAMAK.

Durgun gölde yüzer gibidir. Dökülen yapraklar. Çoğaldıkca kapatırlar. Suya yapışırlar.
Ağaçlar pekde masumdurlar. Mevsime inat, dimdik ayaktalar. Rüzgara göre dallarını sallarlar.
Yaşarken gördüğümüz sahneler. Bir göl misalidirler. İçinde yüzen sorular. Gelip geçenin önüne çıkar.
Kimi bildiğinden. Kimi bilemediğinden. Kura çeker gibi çıkar en dibinden. Sorarlar acaba neden?
Bilen bilir diyeceğini. Kim, kimin, tarlasını süreceğini. Sözü değiştirme söyle artık söyleceğini.

Falancadan filanca sorulur. Eğrisine, büğrüsüne, bakılır. Acaba neresinde ne vardır?
Gelince yanıtlar şaşırılır. Dayanamayıp tekrar, tekrar, sorulur. Meğersem cevabı çokta kolaydır.
Bilmediğinden değildir kiminin. Önemi çoktur velakin zamanın. Mahsuru yoktur dönüp bakmanın.
Zamanı gelince saymanın. Yolu yordamıdır emin olmanın. Ne gerek vardı derler, inek altında buzağı aramanın.
Hoca Nasrettin dururmu? Sorulara yanıt bulmadan olurmu? Eh artık anlaması da bu kadar zormu?

Eşeğin Ayakları

Günün birinde Nasreddin Hoca sabah erkence evinden çıkar, Akşehir Çarşısı’na gider.
Karşısına gelen bir adam selâm verdikten sora Hoca’ya hiç beklemediği bir soru sorar:
“Hoca Efendi, acaba eşeğinin kaç ayağı vardır?”
Eşeğinden inen Hoca bastonuyla eşeğinin ayaklarını teker teker saymaya başlar:
“Bir…, iki… üç… dört… Eşeğimin dört ayağı varmış!”
Bu olaya yakından tanık olanlar şaşırıp kalırlar.
İçlerinden biri dayanamayıp Hoca’ya tekrar sorar:
“Aman Hocam, eşeğin kaç ayağı olduğunu bilmiyor muydun? Niçin teker teker saydın?”
Hoca, gülerek etrafındakileri şöyle bir baktıktan sonra;
“Elbette biliyorum, hiç bilmez olur muyum?
Ama bu sabah eşeğimin ayaklarına bakmayı unutmuştum.
‘Belki sayısında bir değişiklik olmuştur. ’ diye tekrardan sayıverdim!” der.

Günlerimiz geçer tane. tane. Bizlerde herşeye var bir bahane. Hayat başka nasıl olur şahane?
Bir bakmalı kendimize. Yakıştıralım sorduğumuza. Akıl, fikir, düşünce, bir hiza. Kim kıza?
Makbuludür güzeli hoş cevabın. Günahını alma sakın sana kalsın sevabın. Her şeye çok çalışsın aklın.
Emin olmalı her birinden. Cevapta versek şakadan. Zarar gelmez sayıp, saydırıp, sarıp, sarmalamadan.
Hatır için olur bazen. Hatırlamak ise her zaman. Biraz yakından. Biraz uzaktan. Ne var bundan?

Eksilir günler gider ömürden. Yakınca çok çıkar yakacağın kömürden. Kaçamazsın sonra dumanından.
İçerisi ısınır. Dışarısı boğulur. Adına soba denir orada yakılır. Sönmesin diye attıkca atılır.
Soba gibidir yanar yanasıcası. Karakış gününde yoktur başka çaresi. Yaz gelince unutulur gerisi.
Ana bakar, yaşar, yaşayan. Düşündükçe çok olur kaşıyan. Yara derin olursa kanatan. Bilmem ne anlatsan.
İnsanoğlu benzetilir yaşama. Her gün gelir geçer bir aşama. Görmediğine kim şaşa? Her iş gelir akılsız başa.

24 Şubat 2024

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara

Kimler şaşarmış? Hala anlaşılamamış.

Kimler şaşarmış? Hala anlaşılamamış.

Yola çıkanın hali belli olmaz. Uzayası varsa, çeksen kısalmaz.
Düşene, kalkana. Uçana, kaçana. Aşina olduk çaktırmadan işini yapana.
Salt bizmiyiz düşünür, taşınır? Görür elbet cümle alemce bilinir.
Neler oluyor şaşılır. Düşünür, taşınır. Sorunlar acaba nasıl aşılır?
Emanet ederiz hepimiz bir bilene. El elden kimbilir neler dilene?
Biz biz olalım. Kulak asmayalım. Yinede her kulaktan kulağa söylenene.
Bu gün burada gördüğümüz.Yarın neyi buluruz? El değer değiştirilir yerimiz.
Ararız, tararız acep nerede buluruz? Bizler mi? Dünkü yediğimizi unuturuz.

Gezdik gördük cihanı alemi. Nerelerde bulduk daha dün buralarda gezeni?
‘Nerelere de uzatmışlar’ dedik ellerini. Rüzgarda savrulan eteklerini.
Benim ki yakışmaz demişler. Neler yapmışlar? O’köşeden alıp bu köşeye koymuşlar.
Garip insanoğlu bir başına, bir başına garip. Şekiller değişmiş olmuş acayip.
Haysiyet onur kime yakışır? Hiç bir şey anlamamış.Gözgöze gelince nasılda bakışır.
Yalanlar, dolanlar, sözlerine karışır. Masumiyet derler adına itişir, kakışır.
Anlamayana anlatmak dağa taşa. Taş yarılır da toprak olur dökülürde başa.
Söz geçmez yere bakan göz ile kaşa. Hoca Nasrettin’de bu işe şaşa.
Meğersem nelerde geliyormuş başa. Bilemedik değişim karışıyormuş işe.

Eşeğin Başı Değişmiş

Hoca eşeğini bir ağaca bağladıktan sonra şöyle bir gezmek ister.
Gezer tozar, ziyaretlerini yapar gelir ki ne görsün, eşeğinin yuları çalınmış.
Duruma çok üzülen Hoca pazarda dolaşırken bir taraftan da eşeklerin başındaki yularları kontrol eder.
Tam bu sırada bir bakar ki eşeğin birinin kafasında kendi eşeğinin yuları. . .
Doğruca eşeğin yanına varan Nasreddin Hoca eşek sahibinin duyacağı bir ses tonuyla;
“Yahu, yular bizim eşeğin yularına benziyor, fakat eşeğin başı değişmiş!” deyiverir.

Değiştirdiler huyu husu. Gideriz yolumuzda kuzu, kuzu.
Eksik etmeyiz davulumuzu zurnamızı. Horanda bulur meydan bizi.
Birlikte yaparız düğünümüzü. Kaçırmayız üç vakit yemeğimizi.
Nerede yaşarsak,birbirimizide bulursak. Orada kurarız derneğimizi.
Toplanır cümle alem. Her elde vardır bir kitap kalem.
Bilmem acaba ne söylesem? Bilemeden nelerden de bahsetsem?
İrkilir kimi bakar etrafa. Sorarlar; ‘meylin hangi tarafa.
‘ O’nu alalım derler bu rafa. Soralım bir de sarrafa.
Altın gibi değerli kılınır. Vitrin bulunur dizilir.
Acaba kimin içindir? Karıştırma işi.. hepsi bizim içindir.

Biz bilemedik dünya eğriymiş. Neresini doğrultsak oradan kaçarmış.
Kimler şaşarmış? Hala anlaşılamamış. İpin ucu baştan kaçırılmış.
Hepimiz bir olur alışırız. Kimseyi bulamazsak birbirimizle yarışırız.
Başkalarına hiç benzemeyiz. Sevdalarımızı kendimize yakıştırırız.
Makam mı dersin tut kaçırma. Mevki mi hiç şaşırma.Yolunu karıştırma.
Koltuğa sarıl kaptırma. Orası olmazsa şurayı da kaçırma.Gelde inanma.
Çok söyledik hepimize. Anladık ki koşarız neresi gelirse işimize.
Hesaba katmayız takılanı peşimize. çekilmeyide biliriz köşemize.
Okşarlar, severler başımızı. Baş tacı yaparlar iyi yaparsak işimizi.
Ama asla bozdurtmayalım dürüstlüğümüzü.Tanırız çoğumuz birbirimizi.

Biz dedik. Odunu, kömüre kattık. Sobamızı aldık nerelere kurduk?
Ateşini biz yaktık. Halılar,kilimler serdik. Üşüyenleri ısıttık.
Yaz gelince unuttular. Denizlere, göllere, havuzlara, koştular.
Yaz da geçecek, güz de gelecek demeyecekler. Kimi, nerden, diyecekler.
Döner değirmen misali zaman.Fayda etmeyecek unutulan. Duymasın el aman.
Bu ne heyelan? Aşağıdan, yukarıdan.Acıyacak zannetme seni senden çalan.
Kimi akar gider bir yandan. Kimi tutamaz o yandan. Zaman, bu ne zaman?
Her işin başı ilk baştan. Balık kokmasın baştan. Anlar iyi anlayan.

20 Şubat 2024

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara

Biz söyledik biz dinledik.

Biz söyledik biz dinledik.

Süzülerek gelir gümüşten rengi. Kimi tüketmiş ellerin derdi? Hangi dağdan, ne bileyim, der gibi.
Bu dağlar bizim der. Bittiği yerde yar. Tepesinden kanatlanır uçar. Nice,nice, kartallar.
Dağlar ve sular. Bir araya gelince coşar. Eşlik eder gökkuşağı renkleriyle onlara bahar.
Her birinin eteğindeler. Geceleri yıldız gibi parlarlar. Kenar çizgileri bulunmayanlar.
Özgürlüğünü dağlara salmış köyler. Hepsi birer,birer. Hasretlik çektiklerine selam gönderirler.

Tarlalarında boy atar. Öğütülür çuvallara dolar. Beklemeyin boşa bizim ekmeğimiz bayatlar.
Köylerde kurulur yere sofralar. Açılır üzerine türlü, türlü keteler. Gelsin diye beklenirler.
Duyanın duymayana ses verdiği dostlar. Hasta düşersen yatağına kimler gelir? Kimler koşar?
Unuturmu hiç der, birbirini sevenler. Her biri, bir yandan, yollara düşenler. Gelen gelenedirler.
Her yerden bir ses yankılanır. Sağırım diyenin kulağı açılır. Hoca Nasrettin’de neler anlatır?

Evinizi de Hatırlayın

Nasreddin Hoca günün birinde hastalanır. Yatak yorgan derken, Hoca’ya geçmiş olsun ziyaretleri başlar.
Bir gün böyle, iki gün böyle… Bu arada Hoca da yatağın içerisinde ağrıların etkisiyle kıvranmaktadır.
Geçmiş olsuna gelen komşular da ilk geldiklerinde; “Hocam, geçmiş olsun, ne oldu, nasılsın?”
dedikten sonra hastayı bırakıp kendi aralarında sohbeti koyulaştırmaktadırlar.
Hoca’nın hanımı da gelenlere şerbet ikram etmekte, bu arada vakit de ilerlemektedir.
Çünkü her gelen oturmakta, bir türlü kalkmayı hatırlayamamaktadır.
Hocanın ağrısı çoktur ama misafirlere de “Kalkın gidin,” diyemez.
Ne kadar inlerse de, sızılarsa da, oflarsa da hepsi boşuna…
Bütün bu ofultuların sonunda hiç kimse yerinden bile kıpırdamaz.
Vakit epeyce ilerleyince misafirlerden birisi;
“Hocam, kusura bakma, geç oldu biz gidelim, daha sonra yine geliriz.
Bir emrin olursa haberimiz olsun.” deyince, Hoca taşı gediğine koyuverir:
“Vallahi komşular bu öğüdümü iyi öğrenin:
Bundan sonra hasta ziyaretine gittiğinizde evinizi de hatırlayın, başka bir diyeceğim yok, haydin güle güle.”

Çoktur bizim dağların bahanesi. Erir gider kalmaz yerinde her bir kar tanesi. Artar hep derelerin sızısı.
İnsanoğluna kolaydır benzetmesi. Hasta düşenin birdir gündüzü, gecesi. Nasıl çıksın ki acıdan sesi?
Kim anlaya halden bilen varmı? Kalp çok incedir kırmaya değermi? Acep bir bilen varmı, söylermi?
Güleni, güldüreni, biliriz seveni, sevdireni. Çok ararız hep halden de anlayanı. Kim dağıtacak dumanı?
Eksikliğin olmasın deriz dost sana. Halden de anla bak bir sağına, soluna. Allah neler,neler, verir kuluna.

Oturup kaktığımız yer tanır. Ezilir, büzülür, katlanır. Uzundan kısası makbüldür.
iyidir, güzeldir. Kimler mutlu edilir? Uzatmaya gelmez halden hale, haller anlaşılır.
Ölçü ölçüyü getirir. Ekilenler biçim zamanı içindir.Biçileceklerse zamanında biçilir.
Yola erken düşülür. Varacağın yerde de beklenir? Her ne iş ise, işin sahibinden bilinir.
Düşünmekten öte icraattır. Önem kazanır her zaman fiiliyattır. Sonucu katiyattır.

Biz söyledik biz dinledik. Dostlarımızı hatırladık, unutmadık. Bir yerlere uzandık.
İçinde neler, neler diktik büyüttük. Her gün uyandığımızda suladık, büyüttük.
Atalarımızdan gördük. Büyüklerimizden duyduk. Okuduk. Okuttuk. Büyüdük. Büyüttük.
Biz bu değirmenlerde nice unlar öğüttük. Uyuduk kaldık. Uyandık. Unuttuğumuzu da hatırladık.
Zaman çok değilmiş bilemedik. Saatimizi zamanında kuramadık. Kime ne dedik? Bizde buyuduk.


13 Şubat 2024

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara

VEREN BİLİR, GÖREN ANLAR.


VEREN BİLİR, GÖREN ANLAR.

Ne kapılar açılır açmasını elbet bilene. Her zaman güvenmelisin tatlı diline.
İzinsiz girilmez derler dost bağına. Bağında ne nimetler vardır sunar sana.
Uzanır gider gurbet bir yana. Sıla bir yana. Gelmek mümkün olmazsa yanyana.
Dostun selamı gönülden anlayana. Getiren, götüren, sağ olsun derler sorarlarsa sana.
Velakin ne söylense boştur anlamak istemeyene. Bilmezsen de ses etme otur bir yana.
Ne kapılar açılır açmasını elbet bilene. Her zaman güvenmelisin tatlı diline.

Gücü verende, alanda bir. Kimine ne çok verir? Kimi azı nerede bulur? Her biri sorudur.
Cüsseye bakmaz her iş. Aldatmasın cüssedeki gülüş. Her neren bir geliş, arkasında bir dönüş.
Deveye bakıp büyütür. Pireye bakar küçültür. Kim nerede, neyi, nasıl yürütür? Düşündürür.
Var dediğimizde bir eksik. Yok dediğimizde bir fazlalık. Yoktur dengesizlik. Hepsinde bir bilgelik.
Yaradanda her bir sır. Yaşadıkça öğretir. Bizdeki fazladan meraktır. Düşünene her şey yanıttır.

Dost sohbetinde açılır muhabbet. Kim bilir içinde neler vardır sepet, sepet.
Yerli, yersiz, konuşma, biraz da sabret. İçinde varsa birikenler gün gelir açılır nihayet.
Kiminin ki meraktan ibaret. Kiminin içinde vardır bir hidayet. Arada bir sen de sözet.
Bilinmez hangi konu da nedret. Kapısı görünmeyendir nedamet.Tatlı dilde, güleryüzde selamet.
Olurmu şimdi fıkrayı da beklet. Nasrettin hocaya da soralım birde sen anlat.

Evlerimizi Çoktan Başımıza Yıkmıştı

Nasreddin Hoca vaaz vermek için kürsüye çıktıktan bir süre sonra sözü dolaştırıp develere getirir:
“Ey cemaat, Allah’a şükredelim ki, deveye kanat vermemiş.”
Bu söz üzerine cemaatten birisi merakla sorar: “Hocam, sebebi ne ola ki?”
“Kardeşlerim, eğer Allah deveye kanat verseydi, evlerimizi çoktan başımıza yıkmıştı.”

Su ile dolu değildir her kuyunun dibi. Ne kadar sallasan uzarda gider gibi.
Her şeyin var bir sebebi. İlimde saklıdır edebi. Okuyanlar anlar aydınlatan kitabı.
İlim, irfan bilir habibi. Kanatlarını açarda uçar gibi. Yaratan bilir sebebi.
İsterse o açar açılmayan kilidi. Her canlı gördüğüne inandı. Bulabildiğine sevindi.
Kimine çok verdi. Kimi hiç bulamadı. Akıl geldi. Araya girdi. Düşünceyi usunda buldu.

İnandık biz yaratana. Akıl fikir ihsan eylesin dedik yarattığı kullarına.
Büyük olur cüssesi aldanma kendinden korkana. Küçükte ne cesaret var bir bilsene.
Hepsi yürür bir cihana. Konar gider taşına, toprağına. Düşme çok konuşanın peşine.
Hiç rastladın mı eşine. Hele bir bak sıfatına. Kim kime benzer bir baksana.
At imzanı kendine. Ayna da bak hep suratına. Neler anlatacak kim bilir sana.

09 Şubat 2024

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara

DEĞİL ZAMAN. FARKA FARK ATAN İNSAN.

DEĞİL ZAMAN. FARKA FARK ATAN İNSAN.

Bir bak hele virane evlere. Neler söyler bir sor Vefasız kullara.
Yağmur yağmıyor suya hasret derelere. Terketti gitti kimler hangi uzaklara.
Bırakma kendini be bre. Ne böyle hara, güre? Düşer kalırsın bir gün dara, dura.
Adını yazdılar bak kalenin surlarına. Resmini de bastılar kağıt kartpostallara.
Gelen, geçen, benzetti nice hallere. Maziden doğdu hayaller nice gönüllere.

Geldi geçti dedi ömrüm kimler bile? Kimler düşmedi genç yaşta gurbet ele.
Ha bu gün, ha yarın gitti ömrün sele. Selam söyleyin dedi sıladan esen yele.
Ne tez büyüdüler, boylu boslular bak hele. Bülbüller öttükçe nazar değmesin bahçedeki güle.
Hep birlikte verelim diyenler elele. Koptu birbirinden yapıştılar birer dala.
Yürür yürüyenler bahtile. Söylenmez akla gelen her söz ile. Sarılalım tatlı dile.

Ağır yük yerinden kalkmaz.Hafif insan ağırdan almaz. Zaman geçer sapmaz. Yaş geçer anlamaz.
Dönmezse boynun bir yanları göremez. Gelir geçer bahar yeli gibidir fırsat kaçırılmaz.
Gençlikte taş taşı. Kim görür ağır işi.İhtiyarlıkta ye aşı. Oynatana boşver gözü, kaşı.
İçilir kahvedir. Kırk yıl hatrı vardır. Muhtaç olan dara düşendir. Hatır orta yerde kaldır.
Uyandır. Bu ne haldır? Geçer zaman ne zamandır. Düşünme her şeyi boş yere ayan beyandır.

Hoca Nasrettini bulurlar. Yine neler sorarlar?

Gençlikle Yaşlılığın Hiç Farkı Yokmuş

Nasreddin Hoca komşuları ile bir sohbeti esnasında;
“Gençlikle yaşlılık arasında hiçbir fark yokmuş.” der.
Bunun üzerine çevresindekiler; “Olur mu Hocam, hem de dağ gibi fark var.” deyince Hoca;
“Komşular ben bunu denedim, gençliğimde bizim evin önünde bir taş vardı.
O zamanlar kaldırmak istedim, kaldıramadım.
Geçenlerde aklıma geldi, taşı tekrar kaldırmak istedim, yine kaldıramadım.
Bu sebepten anladım ki gençlikle yaşlılığın hiç farkı yokmuş.” der.

Biz güleriz halimize nice olur? Budanmayan gülleri kimler soldurur? Bülbülü kim durdurur?
Nice bahçeler kurulur. Güller bülbüller bir araya gelir. Kim ki unutulanları hatırlatır.
Al başını desinler aklını. Tut desinler aklında fikrini. Aç sevgi dolu sepetini.
Gülde gelir. Bülbülde konar. Hayran kalır herkes bakar. Nereden nerelere yol açar.
Ömürden doğar. İnsanoğlu her yerde yaşar. Ne soğuklar. Ne sıcaklar. Gelir geçer.

Akıl yaşta değil başta. Akacak varsa gözünde iki damla yaşta. Bırak gitsin her yaşta.
Gelir geçer zaman. Anlamazsın bir zaman. Düşüp, kalktıkça insan. hatırlatır yaran, beren.
Kim sarar dertlerini bekleme. Kalbin çarpar başlar tekleme. Söz bittiyse fazlada ekleme.
Görür mevlam hal bileni. İyi dinle hakkı haktan bileni. Çok aradım deme kalbten seveni.
Sen bulamadıysan o bulur seni. Yaşlısını, gencini. Her zaman isteyelim herşeyin hayırlısını.

06 Şubat 2024

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara