İNSAN MI..?

 

 

 

 

 

 

İNSAN MI..?

Gökyüzünü çaldılar,
Koca, koca, binalar.
Yoksula bakmadılar,
Maddiyata tapanlar.

Kuruyan pınarları,
Yok olan ağaçları,
Eskimiş mevsimleri,
Giden gelir mi geri?

Kula, kulu kul yapan.
Ecdadı hiçe sayan.
Vatanını unutan.
Değil mi ki insandan?

Kibir boyundan büyük.
Ne bilir büyük, küçük.
Akıllar hepten kaçık.
Dökülmüş açık, saçık.

En büyük geçim derdi.
Kimi, kimse bilmedi.
Halin nedir sormadı.
İnsan, insana kadı..

Güven der bilmeyelim.
Haksız mı? sormayalım.
Nerdeymiş? görmeyelim.
Ne demiş? duymayalım.

Güven Gürbüz
3 Kasım 2019 Şebinkarahisar & Ankara

VEFASIZ..

VEFASIZ..

UNUTULMUŞLAR BİRER, BİRER.
ADINA DA KADER DİYENLER.
BİR TENHA DA O’NU GÖRMÜŞLER.
KENDİNE BİR DE DOST BİLENLER..

GÜNEŞE DÖNENLER YÜZÜNÜ.
KARANLIĞA GÖMER ÖZÜNÜ.
BİLMEZLER Kİ, ÖZÜN SÖZÜNÜ.
KALP SÖYLER, AÇAR DA GÖZÜNÜ..

KİBİR EYLEME, DUR BİR KERE.
SARILMA DOST DİYE AKREBE.
KİMİ BEY OLUR, KİMİ MARABA.
ŞİMDİ KİM BİLİR Kİ, NEREDE.

KIYMET BİLMEZ,HEPTEN UÇARSIN.
KANADIN DA YOLUK BİLMEZSİN.
YAR YAMANDIR DAĞLAR, GÖRMEZSİN.
YAR DEDİĞİN DİYAR, SEVMEZSİN.

UNUT DEDİLER VEFASIZI.
İÇİNDE YOKTUR HİÇ BİR SIZI.
MAKAM, MEVKİ, ŞÖHRET, HIRSIZI.
MADDİYAT İÇİN ÇALAR SAZI.

PARA, PUL İÇİN OLMUŞ ARSIZ,
ARSIZ OLUR SONUNDA GAMSIZ.
İKİ KAPILI HAN, KAPISIZ.
ANAHTARI KALP DEDİR,SAPSIZ.

BİR HAYALDİR HEP ADIN ADSIZ.
HER İKİ CİHANDA BİR SENSİZ.
OĞLUN, KIZIN, KALINCA SESSİZ.
BULAMAZSIN KUYULAR DİPSİZ.

BIRAK YALAN DÜNYADA KALSIN.
YILLARA NİSBET ALTIN TASIN.
KİMEDİR TUTTUĞUN O YASIN.
BU GÜNDE VARSIN, YARIN YOKSUN.

GÜVEN DER; SÖZÜN BAK SÖZ OLUR.
KİMİ ALTIN, KİMİ PAS KALIR.
CAHİL İLE SOHBET MASALDIR.
ALİM İLE İRFAN MİRASTIR.

30 EKİM 2019 – ŞEBİNKARAHİSAR -ANKARA

GÜVEN GÜRBÜZ

MAKARA İPLİĞİ

 

MAKARA İPLİĞİ

Yırtık, sökük, kopuk, bir şekilde düzeltilir elbet..

İğne ile iplik birlikte bir çok işi başarırlar.

Önemli olan ipliği iğne deliğinden geçirip, sonrada mahareti gösterip, işe yarar hale getirmek, “Pek de güzel olmuş” dedirtmektir cümle aleme..

Yaşamın içinden gelen seslerdir kulak verdiğimiz.

Çoğu zaman duymazcılıktan gelinen, bazende hiç önemsenmeyen, sırtımıza giyip, çıkardığımız elbise gibidir unutulmaya yüz tutmuş değerlerimiz.

Hatalarımızı, eksiklerimizi, noksanlarımızı tamamlayan, iğne, iplik misali birbirine tutturduğumuz yamalarımızdır doğallığımız..

İğnenin, ipliğin ne önemi var ki deriz hep..

Bir gün gelir makarada iplik bittiğinde, makara çöpe, iğne perdeye iliştirilir..

Ne zaman ki, bir makara iplik daha sahneye çıkana kadar..Ne zaman ki yırtığımızı, söküğümüzü görür isek,kimselere güldürmeden ahvalimize..

Bardaktan boşalan su misali, ipliğinde makaradan boşalması gibidir ömür.

Maharetin sahibi, gördüğü işin iğne, iplik ile olduğunu bilsede, hep önde gider, güzel iş çıkardım der, diktiği elbiseleri, yamaları, sökükleri, yırtıkları göstererek. Kimbilir yılın terzisi de seçilebilir. Kendisini tutamaz da kibir abidesine de dönüşebilir maazallah.

Önemli olan başarmak ise eğer, başarıya ortak olanları da unutmamak gerek.

Makarada ipliğin bitmesi, iğnenin yere düşüp kaybolması değildir salt eksikliklerinde hiç biri işin düzgün gitmeyeceği gibi.

Kimi iğnenin deliği küçük, görmeyen gözlerin delikten geçiremediği ip, ipin çürüğü, birde gözlüğe gerek duymak gibi..

Hayat denen yolda iğne, iplik, misali.

Bir başkasının iğne ipliğine göz dikmek değildir en iyisini yapabilmek için.

Sahip kılabilmektir, emeğin ürettiğine, emeği üretene..

Bir ömrün sonunda;

Giydiğiniz en son elbiseye bakamadan daha, hayata gözlerinizi yumarken.

İpliğin son kez sarktığını görememektir kaput bezinin bir köşesinden sallandığını..

İğne iplik misali dikebildi isek kafamızın içindeki düşüncelerin yırtığını, söküğünü, bir sonra ki sefere kadar sağlam tutabilmekte önemlidir.

Söz içinde söz, Söz ola..

Sevgilerimle,

05 Eylül 2019

Güven Gürbüz

 

EMEKLİYE, EMEKLİYE….

EMEKLİYE, EMEKLİYE….

Rüzgar esmiyorsa eğer, yağmur çise bile atmıyor, doğa ananın kalbi küt, küt, atmıyorsa eğer.

Bırak dalında kalsın yaprak demiyorsa, neyleyim bahar seni, neyleyim çoraklığını, mevsimler senin olsun.

Nankörlük diz boyu, vefasızlık kader, İnsanlık sefalet, fakirlik dipte, hasret kitap sayfalarında kalmış ise.

Özlem bitmiş, ateşi sönmüş ise sevgi meşalesinin, neyleyim dostluk seni, neyleyim makamını, mevkini. Saraylar senin, köşkler senin olsun.

Kelimeler kopuk, kopuk, sözcükler düşük yapmış. Şiirler korkak, besteler titrek, güfteler tat vermiyorsa.

Kitaplar raflarına terk edilmiş, sayfalarını güveler yemiş eski kitaplar. Değer paraya eş değer. Duygular metalaşmış sa eğer.

Neyleyim edebiyat seni. Ömrüm yeter ise bekleyeyim. Tarihin gizli çığlıkları duyulur belki diye bekleyeyim.

Bir ömür geçer, har ile, gür ile..Hatıralar unutulur zaman ile, mekan ile..

Gidenler gitti, yeniler bizim ile, bu gün, bu gündür deyip, her gün başka sazlar ile aşk, meşk, dostlar kahvehanesinden yankılanır. Sokaklar daha loş, lambalar renkli, gecenin karanlığına aldırmadan sabahın gün ışıklarına uykulu gözler ile baksın..

Ey ömrüm..Sevdiklerime, gönlümün görünmez saraylarında makam verdim, mekan. Onlar oralarda, onlarsız da yaşayacaklar gözlerim dünyaya son kez bakana dek.

O’hayırsızları, O’vefasızları, kendilerine. Zalimleri ise hakka havale ettim. Hayırsız, vefasız; ettiğini kendine, Zalimlik yapanlarda yaradana elbet verecektir hesabını.

Sen memleketim; pınarlarından akan soğuk sular gibi çağladı gönlümüzde duygularımız, şiirlere doldu, kitaplara aktı belki ama, bir çağlayan olamadı.

Dağlarına, taşlarına, köyümüzün tozlu yolları misali anlatamadı vurdum duymazlara. Tozudukca tozudu, Şimşekler çaktı, seller aktı, yollar bozuldu, gidenler gördü de yollarını aşanlar, görmedi şehirler, görmedi kasabalar.. Bir yer var uzakta o köy bizim köyümüz diyenler. Ne gittiler, ne gördüler. Söyleyenleri de duymadılar..

Köy değildir sözdeki esas. Sözlerdir anlatamadıkları anlamak istemeyenlere.

Köy; unutulanlardır, Köy; bir köşede kaderine ter edilmişler, Köy; anlaşılamamışlar, Köy anlaşılmak istenmeyenler. Köy; Hakkı, hukuku, hiçe sayılmış, savunanı kalmamışlar…

Ben yoruldum hayat diyor şarkının sözleri, gelme üstüme..Söz söyleyen çok olur, söz üstüne. Önemli olan derman olmaktır sözün üstüne..Bahar’ı bahar, çiçekleri dallarında açtıran, susuz bırakmadan en küçük otu, çiğnemeden geçmektir yol üzerinde, karıncayı dahi ezmeden..

Emekli olmak böyleymiş işte…

Emekliye, emekliye, duygularla dolu çıkmak zirveye. Oradan baktığımızda uçsuz, bucaksız yaylaya..

Kuşların sesi daha iyi duyulur, rüzgarın anlattığı hayat öyküsünü anlamaktır kendi kendine..

Sevgi pınarından sevgilerle..
14 Temmuz 2019 Ankara

Güven Gürbüz

BABALAR GÜNÜ

BABALAR GÜNÜ

Bir burukluktur yokluğunda, ısırgan otunun dağladığı parmak uçlarının iğnelenmesi misali bir an yerinden sıçratan.

Durgunlaşmaktır, maziden kalan acı, tatlı, hatıraların gizli çığlıkları kulaklarda bir an çınlayan.

“Babalar günüymüş, tüketim çılgınlığı”. “ Hediyemi, o da neymiş, Her gün babalar günüdür”, “Çok inandım, çok inandım..”  her yerde farklı sesler..

Güzeldir hatırlanmak. Yüreğinde kaybolmaya yüz tutmuş küllerin içinden karanlıkta seçilebilen ışık tanecikleri gibi, gör görmek istersen çoktur sebepler.

Dünyaya gelen yeni nesiller. Baba olarak hayata bir başkadır gülümsemek.

 Atadır ..Toprağın bir ucundan, bir ucuna uzanan kök sarmaşık gibi sımsıcak duyguların beyinde yarattığı fırtınalar sonrası, ılgıt, ılgıt esen bahar yeli gibi..

Kaşların inceden dokunuşudur kağıdın üzerine damla , damla mürekkep oluşu, şiire dönüşüp anlam ifade etmesi, Düşüncelerin aydınlığı  işaret etmesi, iyiye, doğruya, dürüstlüğe, ahlaka, edebe, hayaya davet edişi.  Babalık yapmak, cesur ve mertçe dimdik, dosdoğru, eğilmeden, bükülmeden belin. Babalık zanaatı, atadan miras, özüne, sözüne sadık, geleceğe miras yeni nesiller yetiştirmek.

Bir koca yüreğe sahip olmaktır. Bir Koca dağ gibi, eteklerinde bir ulu çınar, gölgesinde sep serin, uzan, uzana bildiğin kadar, çayır, çimen, daha yeşildir şimdi.

Sakın eğrilmesin kaşların. Hep gülsün yüzün, Hayat bir o kadarda sert olsada, kar yağsada eteklerine, buz tutsada elin ayağın..

Sakın donma, üşüme, acım deme, bir o kadarda susuz..

Sen babasın biliyorum. Annelerin göz yaşları hep dışarı akarmış, Ya babaların ki..? Bırak aksın akabildiği kadar hep içeri, kimseler görmesin sakın ha, kimseler duymasın..Sen bil yeter..Saçlarına düşen akları kestir berbere, boya sürme doğal kalsın, bıyıklarını hepten yok etme azucuk ucundan yeter, bırak öyle kalsın. Sen babasın..

Emri vaki olurda bir gün göçersen yalan dünyadan, dedelerinin, atalarının yanına gidiyorsun yabancı değil, nasıl olsa bir gün her yeni bir eski olup, bir araya gelecek.

Mutlu ol. Korkma yokluğunda güçsüz mü kalırım diye.

Sende bir baba olacaksın. Belki şimdi değil ama  bir gün elbet anlayacaksın.

Ey evlat!.. dur öyle..Babalar günüymüş..Doğrudur..

Yine doğru olan yüreğinde taşıdığındır..

Bir Fatiha yokluğunda en büyük hediyedir..Çarık, çorap, mintan, mendil..sağlam kalmaz yürekte taşıdığın kadar..

Hatırlanmamaktan değil,  ebedi  unutulmaktan olur içindeki sızı.

O’sızı değildir aslında, bilip bilmemekten geçer anlamsızlığı.

Öyle anlamlar ver ki içindeki zihin defterine yazılanların mürekkebi silinmez olsun.

Vefayı, vefasıza, cefayı, sefaya hatırlatsın.

Gün gelir bahar olur, gün gelir kar yağar..

Hepsi hayat yolunda masal kalır..

Hatırlanan en güzel anılar yaşanan mutlu anlar..

Gülümsemeyi, gülümsetmeyi, kattıysan hayatına değer, O’nun kıymetini bil yeter..

Babalar günü kutlu olsun..  

Güven Gürbüz

14 Haziran 2019 Ankara