HAYAT PENCERESİNDEN

Söğüd ağacının gölgesine oturdu. Sigarasını yaktı, derin bir iç çekti, sonra tüttürdü etrafa.
Terlemişti, kavurucu sıcağın altında. Uzun bir yol katedmişti. Fazla kalmamıştı köyüne ulaşmaya.
Oğlu gelecekti gurbetten görmeye, izin alamamıştı patronlarından gelememişti. Canı sıkılmıştı iyiden iyiye. Nasıl sıkılmazdı ki ?Yıllardır görmemişti yüzünü. Üstelik torunlarıda büyümüştü. Ne vardı sanki patronlar? bir yaz mevsiminde olsun izin verselerdide gelebilseydi.
Telefonda seside titrekti zaten oğlunun. Maddi durumuda iyi değildi.
Belki borç, harç para bulup gelecekti yanına.keşke dedi..ah keşke dedi yine..
Yutkundu,. boğazına birşeyler düğümlendi. Islanmıştı mendili, kasketini çıkardı sildi, sildi..sildii..

Ne diyecekti eve vardığında  Ah hanım ah..dedi kendi kendine.
 Gelemedi yavrucuğun bak, bu yaz bahar aylarında..Birde neler hazırlamıitın, börekler, çörekler, birde en sevdiği yemekler..Kaldımı ki bu dünyada kulun kula hürmeti..Anlayacak gönül sahibi..Nerden bilsinler hanım..Onlar hep zengindiler..Senin canların uzaklarda.. onlarınki yanlarında..Sarılırlar gece gündüz birde aşık oldukları paralarına, alır götürür kalplerindeki nurları.. Bilirmisin ki ay hanım türkülerde onu söyler..”Ben ağayım ben paşayım diyenler, kapıları kilitlemişler, gel helede gülüm gel hele…”

Lastik ayakkabılarını giydi ayağına, serinlemişti ayağının tabanı.
Heybesini omuzuna att?. Kasketinin tereğini başının arkasına gelecek şekilde taktı.
Köyceğizi görünüyordu artık. “Hemen şu yamacı aştımmı  geriye ne kalır” dedi.
Tarlasının kenarına varmıştı. Bir su gözesinden sular yavaş yavaş yeryüzüne doğru çıkmaya uğraşıyordu.
Heybesini bıraktı yere. Eşleledi elleriyle gözeyi açtı. ılık, ılık, akan su, gözeyi geniışlettikçe çoğalıyor, Gittikçe soğuk soğuk akmaya başlıyordu.
“Hey gidi Allahım..” dedi.
“Tarlamın bir kenarında bir su gözesi çıkmış.. ” Sevincinden ne yapacağını şaşırdı. Su gözesinin etrafını taşlarla çevirdi. Bir süre sonra elleriyle açtığı çukur sularla dolmuştu. Bulanıklığı gitmiş. Bemberrak olmuştu.
Eğildi gözeden içti kana kana buz gibi suları..

Epeyce zaman geçmişti. Eve vardığında.
Kapının önünde hanımı  eşiğin kenarına oturmuş bekliyordu.
Yanında oğlunu göremeyince şaşırmış kalmıştı. Gözleri karardı birden. Yere yıkıldı.
Hanımının koşarak ona doğru koştuğunu gördü. Ancak dizlerinin dermanı kesilmiş. Yığıla kalmıştı yere.
Hanımı hemen komşulara seslendi. Bir traktör geldi. Römorkuna uzattılar boylu boyunca.
Hastaneye vardıklarında ölmüş olduğu anlaşıldı.
Doktorlar akrep sokması sonucu oluşan bir zehirlenme vakası olduğunu söylediler.

Babasının ölüm haberini alan oğlu, artık patronlarından izin alabilmişti.
Babasının cenazesine gelebilmişti.
Gözyaşları içinde toprağa verildi.
Gelgelelim insanoğlu hiçbir şeyden ders almıyordu. Okuyanlara ibret olsun.
Kendini o insanların yerine koyması gerekenler, koysun artık.
insanların gariblikleri üzerine, keyfi kurallarla, para pul uğruna telef koymasınlar.
Paylaşsınlar sadece parayı, pulu değil, birde insanlıklarını. Hiçbir zaman unutmasınlar.
Bir gün herkesin giyeceği aynı elbise, ister beğensinler, ister beğenmesinler.
Kaput bezinden rengi bile allı morlu değil..

05.kasım.2004 Ankara – Çankaya

Güven Gürbüz

Benim Yazılarm

Bir pınar’ın gözesinde buz tutar. Sıcak bir el görse erir benim yazılarım. Dolar, boşalır kürün’ün içine, ordan taşar yine sığmaz kabına, ince bir dere olur, söğüt ağaçlarının arasında kendine yol açar. Akar, akar, Yol üstünde, bir dikili taş üzerinde sebildir yazar Şu karşıki dağlarda doğmuştur.

Konuk olmuştur bazen bir garibin sofrasına Kimi gün bardak içinde, kimi gün avuç içinde. Hayat değirmeninde dönmüş, aktığı yer bir gün beş yıldızlı otelin teras katı olmuş, bir bardak rakıya karışmış. Güldürmüş kimilerini. Bazen kahkahaya boğmuş, bazen bir de bakmışsın gözde yaşa dönüşmüş geçen yıllara isyan edercesine..

Hor görmüş kimileri, karıştırmış sayfalarını, mürekkep dökülmüş üzerine, Kurumuş. yine de okunmuş.

Karıştırmışlar sofralarını bazıları, Biz demir kaşıkla yarışırken, sende nereden çıktın tahta kaşıkla diye.. Yarış zannetmişler.

Korkmayın. Benim yazılarım yarışmaz, yarışamaz Yarışmak için yazılmaz..
O’nun Öz ve öz bir dayısı bile olmadı Kaldı   ki ayısı Olsaydı bir dayısı, sağlam olurdu arkası.

Vefa beklemedi hiç bir dostundan, dostluktan vefa bekleseydi çekmezdi cefa

Tek geldi bu dünyaya.. Ne bacısı, Ne gardaşı, olmadı hiç birisi de.

Dalıpta rüyaya kaçmadı yalana, riyaya.  Okusun okuyabildiği kadar sadece sevenleri yeter.

Boyalı mankenler gibi sahnede dolaşamaz benim yazılarım. O kadar güzel bacakları olmadı hiç.
Makyajsız yetişir baskıya benim yazılarım. Hor görmesin kimse de.. Olsun. Kıbarlık adına gerdan süzmeye de gerek duymadı hiç.

Olduğu gibi göründü, Göründüğü gibi oldu.

Mevlana’nın dediği gibi;..”Ne insanlar gördüm sırtında elbisesi yok, Ne elbiseler gördüm içinde insan yok”

Kemençenin yayı gibi incedir, ince Kopar vidasından, yine tutar. Kin gütmez kimseye. Anadolu ezgilerinin eşliğinde dökülür Kılıçkaya barajının durgun sularına benim yazılarım.
 Bir Fatih’in otağ kurduğu memleketine çok yazar. Bir de kendi gibi sazdaki püsküle değil, agızdan çıkan güzel sözlere değer verenlere.

Çoktur dostu, arkadaşı, hemşehrisi.. Onlar yeter ona.. Salt onlar için yazsa yine yeter.
 Kimi garib insanlardır. Bir gülücüğe mest olur. Sırtını sıvazlar.. Yeter onundur o an dünyalar.   Kimi arkadaşı milletvekili oldu. Kimi doktor.., Kimi avukat, Kimi mühendis. Kimi tüccar Sonuçta insandır hepside Benim yazılarım, senlerin yazıları, Yazsa hep yazılmaz denilenleri. Ayırmasa insanları senler, benlerle, Dost ve kardeş olsa hep yazdıklarımızla. Farklı olsa da sırtımıza giydiklerimiz, Bir gün aynı yerde buluşacağız. İşte o gün hepimiz aynı elbiseyi, yakasız gömleği giymeyecekmiyiz?

Bir buğulu gözden kafiye olup dökülen yazılarım. Dünyanın öbür ucundaki akrabasına klavyeden ses verdi.. Saz verdi, söz verdi, selam verdi.. Rüşvet diye almadılar. Kırılmadan yazdı yine de Oysaki onlarda çoktan uymuşlardı sisteme, kaybolup gitmişlerdi lüx dünyalarında. Gelde yazma dedi..Benim yazılarım, gelde yazma.. Dedemin bir sözü geldi hemen aklıma.. “..Ektiğim biçtiğim nohut..Şehre geldin de oldun mu leblebi..”

Benim yazılarımda rahat durmaz, yine bir hikaye anlatır;

Yıllardır birbirini hiç görmeyen iki arkadaş memlekette karşılaşmışlar. Sarılmışlar birbirlerine.  Şaşırmış dona kalmışlar. Birinin sılada geçmis ömrü, diğeri gurbette.
 Gurbetten gelen sormuş;
– Nasılsın.. iyi misin, Nasıl halin vaktin iyi mi, keyfin nasıl ?
Sıladaki başlamış anlatmaya;
-Ne olsun Allaha şükür halim vaktim yerindedir, yıllardır çalıştım, didindim, birşeyler yaptım evlerimiz arabamız oldu. İki de kızım var. Ama okumadılar. İkisi de hayırsız çıktı. Biri evlendi kocası hapiste, öbürünün de kocası içkici çıktı, hergün geçimsiz. Beni de yıldırdılar. Neydelim kader böyleymiş..
-Eeee anlat bakalim nerelerdeydin bu zamana kadar sen ne yaptın, Ne iş gördün? Biriktirdin mi birşeyler yaptın mı?
Gurbetten gelen başını hafif öne eğmis;
-Ben bir birikim yapamadım, Ne arabam oldu, ne evim.. Allaha şükür iki mercedesim oldu. Çalıştığımı, kazandığımı ogullarıma harcadım. İki oğlum var. Büyüğü okudu hakim oldu.
Küçükte geçen yıl makine mühendisi olarak işe başladı.. Allah izin verirse büyük oğlum yardım edecek. Emekli de oldum. Memlekete yerleşeceğiz hanımla.
Kıssadan hisse; Çocuklarımızı yetiştirelim. Onlar için çaba harcayalım.
 

Bir gün yazılarım bitecek dostlarım..
Benim yazılarım işte..
Kimi gün memleketin kendi şivesi olur, anlatır toprağınıi taşını. Kimi gün alafranga olur, oturaklı.. Kimi gün alaturka.. Kimi sözler eskidir..Çarıkla, potin, gibi ayrılır hemen. Kimi virgül noktanın yerini alır, kimi ünlem soru işareti olur..İdare edin işte. Bir gün bunlarda olmayacak belki..Duygu da yüklü, satırda   kifayet etmesede.

Son satırlarımı yazarken Sene1984 de askerlik yaptığım Tatvan’da Vangölü kenarında yazdigim, satırları ilave etmeden geçemeyeceğim.

Görmeden Yaşamak,
Öğrenmeden bilmek,
Ağlamadan gülmek,

Nasıl ki mümkün değilse,

Acıyı tatmadan rahatı,
Çileyi çekmeden emeği,
Hasreti yaşsamadan sevgiyi,
Bilmek mümkün değildir.

Saglıcakla kalın

Güven Gürbüz, 07 04 2003-Çankaya-Ankara 12:34

KOCAMANCIKTI ama DÜNYAMIZDI

Karanlık çökerken sisli mahallemizin dar sokaklarına, bizler hala saklambaç oynardık.

Sokak lambaları bir  yanıp,söner sonra yanmaya karar verir aydınlatırdı birden.Yaşasın diye bağırır,

Sevindirik olurduk. Komşumuzun oğlu Muharrem’in annesi camdan yanık bir sesle bağırırdı;

“Yerlere döşenesice,baban gelir şimdi sen gelme eve daha,görürsün gününü!…”

Bizim Muharrem burnunu çeke,çeke evinin yolunu tutar.bahçe kapısında bekleyen annesi,

hışımla kolundan tuttuğu gibi çekerdi eve..

Kış gelince odun,kömür alabilen aileler mutlu sayılırdı.Kocaman kamyon gelirdi sallana,sallana,

Kornaya basınca sıçrardık birden yerimizden..Yol ortasına yıkılırdı karaelmas kömürü.

Çoluk,çoçuk toplaşır,bayır aşağı çeke,çeke indirirdik kovalarla kömür yığınını.

Akşam olurdu. cayır,cayır yanan sobanın etrafına oturur,üstünde kaynamakta olan demliğin çay kokularını

içimize çekerdik.Bir yer sofrası kurulur güle,oynaya yerdik…

Kocamancıktı.Nede olsa bizim dünyamızdı.Sohbet ederdik,hayal kurardık,

Kimimiz şoför olurdu.ulaşılmaz hedef.en yeni bildiğimiz o zaman murat124 arabalardı.birde Anadol vardı.

Bir gün hatırlarım kaza yapmış yol kenarında duruyordu,sahibinin kenara çektiği bir at arabasının çılgın atı samanı çıkan arabayı kemirmekteydi.

Kimimiz berber olurdu,Söz ulan derdi içimizden biri;

Ben berber olursam hiç kimsenin kafasını sıfıra vurmayacağım,yazık günahtır.

O zamanlar uzun saç bırakılmazdı Annem rahmetli derdiki uzun saç adamın gücünü alır..

Bizde kanardık tabii,nede olsa çoçuktuk..

“Aman oğlum pis yere basma,şeytan cin olur,ağzın eğrilir allah korusun.”

Bizde ağzımızı mahsus eğer böylemi derdik,uzaktan beş parmağı görünce tamam,tamam daha yapmıyacağım diyen bizler,

o küçüklüğün toz pembe yollarında geçen yıllar.İşte bizler…

Şimdilerde atariden aşağısı kurtarmıyor,şimdikiler bir alem..Sorsanız hepsi astronot olmak ister.

Kimse bahçedeki ota,çöpe bakmaz.üstelik bir çöpte o atar.kim süpürmek için uğraşmak ister..? sorsanız hepsi kaçar.

En küçüklük arkadaşım aklıma geldi şimdi.

Adı Kenan dı.Annesi vefat etmişti,ağlamasına evde zaptedememişler bizim eve gelmişti.

Annem onu kucağına alıp sevmiş teselli verirken bizlerde onunla birlikte sulu pınar olmuştuk.

Karaönlük giymek,hayatta ilk tanıştığımız üniforma oldu.O renkle özdeş hayatımız,o rengin

üstünde beyaz yaka ile ışıl,ışıl parlardı.İlkokula yeni başlayacaktım.

Annem Rahmetli sipariş verip bir önlük diktirmişti.Önlük eve geldi.

Taktığım gibi sırtıma mahallenin ortasını buldum.çoçuklara göstermek için..

Birden gülüşmeler başladı..Birisi ordan

“Heheeeee hee o kız önlüğü.” diye …

Koşa,koşa geldiğim evde annemin eteğinden çekiştire,çekiştire ağladığımı hatırlıyorum.

Bana kız önlüğümü diktirdin diye yapmadığımı bırakmadım,kadıncağız sonra değiştirip

Erkek önlüğü aldı benimde okula ilk başlamam gerçekleşti,Kara önlük tarih boyunca

evrimleşip maviye,sonrada gökkuşağına kavuştu.Tarih bizim küçüklüğümüzde karatahta’da

Tebeşir tozunun karıştığı bir bez parçası oldu.

Kocamancıktı ama bizim dünyamızdı.Tam 33 yıl öncesiydi…Yokluk vardı yanında çoçukluk.

Bodurdu yetişemedi boyu,yetiştikleri yettide arttı bile.Anasının kollarında idi.adı küçüklüktü.

Şimdi hiç bir eser kalmadı o yıllardan belki ama anısı dün gibi taze yatmakta gönlümüzün ta en uc köşesinde.

Şimdilerde aramızda olmayan nicelerinide rahmetle anıyorum.

O günlerin anısına bu yazımı yadediyorum.

Varlıkta yok olan,Yoklukta mutlu kalan tüm insanlar için diyecek tek bir söz kalıyor.

Gönül ne kahve ister,ne kahvehane,

Gönül bir dost ister kahve bahane…

Sağlıcakla kalın,Dost kalın.

15 Mart 2003 – Ankara-Çankaya

Güven Gürbüz

www.sebinmedya.com

Genel Yayın Yönetmeni

Yazarı

ESKİ BİR YAZIMDAN “BENİM YAZILARIM..”

BENİM YAZILARIM

Bir pınar’ın gözesinde buz tutar,sıcak bir el görse erir benim yazılarım..

Dolar,boşalır kürün’ün içine,ordan taşar yine sığmaz kabına ince bir dere olur,

Söğüd ağaçlarının arasından kendine yol açar.akar,akar…

Yol üstünde,bir dikili taş..üzerinde sebildir yazar..Şu karşıki dağlarda doğmuştur..

Konuk olmuştur bazen bir garibin sofrasına..Kimi gün bardak içinde,kimi gün avuc içinde..

Hayat değirmeninde dönmüş, karışmış……

Güldürmüş kimilerini. Bazen kahkaya boğmuş, bazen bir de bakmışsın gözde yaşa dönüşmüş geçen yıllara isyan edercesine..

Hor görmüş kimileri karıştırmış sayfalarını,mürekkep dökülmüş üzerine kurumuş,yinede okunmuş.

Karıştırmışlar sofralarını bazıları “..biz demir kaşıkla yarışırken,sende nerden çıktın tahtakaşıkla?” diye..

yarış zannetmişler. Korkmayın Benim yazılarım yarışmaz,yarışamaz..Yarışmak için yazılmaz..

Onun Öz ve öz bir dayısı bile olmadı..kaldıki ayısı..Olsaydı bir dayısı,sağlam olurdu arkası.

Vefa beklemedi hiç bir dostundan,dostluktan vefa bekleseydi çekmezdi cefa..

Tek geldi bu dünyaya,ne bacısı,ne gardaşı, ne ağabeyi, olmadı hiç biriside.

Dalıpta rüyaya kaçmadı yalana,riyaya. Okusun okuyabildiği kadar sadece sevenleri yeter.

Boyalı mankenler gibi sahnede dolaşamaz benim yazılarım, o kadar güzel bacakları olmadı hiç.

Makyajsız yetişir baskıya benim yazılarım. hor görmesin kimsede,enverustayıda bitirmedi belki,olsun.

kibarlık adına gerdan süzmeyede gerek duymadı hiç. Olduğu gibi göründü,göründüğü gibi oldu.

Mevlana’nın dediği gibi; “..Ne insanlar gördüm sırtında Elbisesi yok,Ne elbiseler gördüm içinde insan yok.”

Kemençenin yayı gibi incedir,ince..kopar vidasından,yine tutar.Kin güdmez kimseye.

Anadolu ezgilerinin eşliğinde dökülür Kılıçkaya barajının durgun sularına benim yazılarım.

Bir Fatih’in otağ kurduğu memleketine çok yazar, birde kendi gibi sazdaki püsküle değil, ağızdan çıkan güzel söze değer verenlere.

Çoktur dostu, arkadaşı,hemşerisi onlar yeter ona onlar için yazsa yine yeter.

Kimi garib insanlardır. Bir gülücüğe mest olur,sırtını sıvazlar yeter onundur o an dünyalar.

Kimi arkadaşı milletvekili oldu,kimi doktor,kimi avukat,kimi mühendis.kimi tüccar..

Sonuçta insandır hepside..Benim yazılarım,senlerin yazıları,

Yazsa hep yazılmaz denilenleri,ayırmasa insanları

Senler,benlerle..Dost ve kardeş olsa hep yazdıklarımızla.Farklı olsada sırtımıza giydiklerimiz..

Bir gün aynı yerde buluşacağız..İşte o gün hepimiz aynı elbiseyi yakasız gömleği giymeyecekmiyiz ?

Bir buğulu gözden kafiye olup dökülen yazılarım,

dünyanın öbür ucundaki akrabasına klavyeden ses verdi..saz verdi,söz verdi,selam verdi..

Rüşvet diye almadılar başka.Kırılmadan yazdı yinede..

Oysaki onlarda çoktan uymuştu sisteme,kaybolup gitmişti lüx dünyalarında.

Gelde yazma dedi..benim yazılarım,gelde yazma.

Dedemin bir sözü geldi hemen aklıma ” ..Ektiğim biçtiğim nohut şehre geldinde oldunmu leblebi..?”

Bir gün yazılarım bitecek dostlarım.

Benim yazılarım işte..

Kimi gün memleketin kendi şivesi olur. anlatır toprağını,taşını.

Kimi gün alafranga olur oturaklı..Kimi gün alaturka..Kimi sözler eskidir, Çarıkla potin gibi ayrılır hemen.

Kimi virgül noktanın yerini alır, kimi ünlem soru işareti olur.

İdare edin işte..bir gün bunlarda olmayacak belki,duyguda yüklü,satırda kifayet etmesede…………………….

 

…………….Ancak son satırlarımı yazarken..Sene1984 de askerlik yaptığım Tatvan’da Vangölü kenarında …

Yazdığım,bana hayatım boyunca ilke olan şiirimsi satırları ilave etmeden geçemeyeceğim.


Görmeden Yaşamak,

Öğrenmeden bilmek,

Ağlamadan gülmek,

Nasılki mümkün değilse,


Acıyı tatmadan rahatı,

Çileyi çekmeden emeği,

Hasreti yaşamadan sevgiyi,

Bilmek mümkün değildir.


Sağlıcakla kalın,


Güven Gürbüz

Şebin Medya Genel Yayın Yönetmeni

21.02.2003-Çankaya-Ankara13:57

Unutulmak yazgımıdır?

“..Hayat böyle bu gemide,

Eskiler yiter yenide.

Beni değil kendinide,

Unutursun mihribanım.”

Nidalarıyla bir türkü çalıyor radyoda,ve devam ediyor……

“..Sitem ettin gündüz gece,

Unuttunya büyüyünce,

Ömürde geçti böylece.

Unutursun Mihribanım..”

Unutulmanın insanoğlunun bir yazgısı olduğuna inanmıyorum.

Hayat felsefesi,bireysel egolar,tatminsizlik,örf ve adetlere karşı antipatik hisler,psikoloji,toplumsal yaşayış tarzı,beğenmeme,v.s

Arayan,soran insanda unutulur.

Kendisini hayatta bir kez dahi arayıp,sormadığınız halde,sizi hep arayan,soran bir dost düşünün,o size muhtaç veya mecburmuşta arıyor,soruyormuş gibi algılarsanız,bir gün gelir o sizi arayan soran insanda sizi bir daha arayıp,sormaz. O zaman unutulduğunuzu değil,unutulmayı hakettiğinizi düşünün.

“Her koyun,kendi bacağından asılır ” derya atalarımız..

Akraba ilişkilerinde;

Bir toplumda düşünün kendinizi, bir akrabanızla yanyana geldiğiniz anda,bir başkası sizlerin akraba olduğunuzu hatırlatsa,şaşırır ve herhalde büyüklerinize yüklerdiniz hatayı. Bilmiyorduk ki dersiniz.

Oysaki kopma toplumsal kopma. Bir çığ gibi büyümekte. Maneviyat ayaklar altına alınmakta,hatta bıraksanız kimileri yabancı toplumların yaptığını yani 18 yaşını bitirdiği anda aileden kopmuş,onlara göre bağımsız ve özgür bir model olacak,adıda çağdaş aile modeli. Bu gün toplumları kemiren uyuşturucu bağımlılığı,kısa süren evlilikler, vb.. temelindede bu toplumsal çöküşler yatmaktadır .Kapitalist düzenlerde Zenginliğin doruğuna ulaşmış toplumlarda dahi iç huzur dediğimiz olgunun yokoluşu sayesinde,mutsuz,holigan,hırçın insan tipleride yaygınlaşmakta.Yine ve hep bizler bu olayları hep yoksul ve varoşlar dediğimiz ezilen sınıfın yaşadığı toplumlara maletmeye çalışırız..

Bu toplumsal çöküşlerin temelinde Büyüklerin üzerine düşen görevi bilinçli olarak yerine getirmediğinden,bu yüzden kendilerininde unutulmaya mahkum olduklarını ve bundan dolayıda acı çekmelerinin bir gün kaçınılmaz olacağınıda anlamaları şart.

Gençlerin, pembe düşler dünyasında fazla gezinmeden,hayatın gerçek yüzüne hakim olmaları,kendine değer veren büyüklerine,eş ve dost ve akrabalarınada sahip çıkarak bir gün çoluk çoçuğa karıştıklarında çoçuklarınada soy ağaçında var olan, beğensede,beğenmesede bu bireyleride anlatması,hayattan anladıklarından bir nebzede olsa ilham vererek,sevginin manevi gücünün aşılanması lazımdır.

Dost ,arkadaşlık ilişkilerinde; Yıllarca sevdiğiniz veya sevmediğiniz insanlarla içiçe yaşamışsınızdır,veya hiç yüzününü dahi görmediğniz halde sanal alemde dost ve arkadaş olduğunuz insanlarda olmuşdur. Yada sadece bir kez yüzünü gördğünüz halde bir dostunuzla,yıllar sonra tekrar karşılaşmış dostluğunuzu pekiştirmişsinizdir.

Birde düşünün Araya giren hayat mücadelesinin hezimetleri,ayırmış yollarınızı ve unutulup gitmiş yılların karanlığı içinde,hiç yaşanmamış gibi..Ve bir gün arayıp sormak gelmiş aklına,sarmaş,dolaş,bacı gardaş..Ne hoş bir duygu değilmi .? yada unutulup giden yıllara meydan okurcasına bir gün çıkmışsınız yollara,sarılmışsınız telefonlara,sitemler,haykırışlar,serdenişler..

İnsanoğluyuz.Sonuçta etten kemikten yaratılmışız.Faniliğimiz bu dünyadan ibaret,fazla söze ne hacet ,varsa kısmet gelir sepet sepet.Yoksa zahmet yağmaz rahmet..

Burdan görünmeyen dostlarada mesaj olsun.

Ne kadarda yürekten gelen sese kulak vererek yazsamda bu fani satırları. Biliyorum ki kalbinde o manevi gücü olmayan hiçbir yürekte,bu duygular filizlenmeyecek.

Ve inanıyorumki yine tarih koparak yazılacak,Soyağacı memleketteki kütük defterimizde kalacak,yine sözlerimizlede attığımız sopalar kalacak,kafamız yarılacak,kanlar akacak..

Belki roman,belki hikaye,belki film olacak.Bizler yine kafamızı duvara değil,yastığa vuracağız.

Yazılacak çok şeyler var,ancak hiçbir zaman unutmamak gereken en önemli olgu maneviyat. Kimileri Maddiyata tapmaktan,kimileri bulamamaktan yakına dursun,Maneviyat her zaman kazanacak. Bir dilim kuru ekmeklede yaşasanız hayatı, dolu,dolu,yaşamak İç huzuru yakalamak önemli. Maddiyatın gücüne kapılıp değer yargılarını unutan insanlarda bir gün iç huzuru bulamadan,ebediyete intikal edecek,geride hatırlanacak bir manevi değer bırakmadan..

Sağlıcakla kalın Unutmadan,Unutulmadan kalın..

Her zaman olmasada arada birde olsa hatırlanmak için maneviyatında var olduğuna inanın..

Güven Gürbüz

01.12.2002 Ankara-Çankaya

Şebin Medya Genel Yayın Yönetmeni