DENİZ BİTTİ

elimeler bulamıyorum artık,

Seni, beni, onu, onları, bizleri,sizleri anlatmaya…

Eğriliyor hep boynumuz sana,bana,ona ve dönüp yine kendimize…

Gemilerimiz tersanelerde kalmış, kaptan nerede diye soruyoruz,

Bulamıyoruz, seni, onu, şunu, bunu.

Sis ve bulutların ardında kapılar bir açılıyor, bir kapanıyor ve sadece sesi duyuluyor.

Alfabenin ilk harfleri çığlık atıyor, kulaklarımızı sağır edercesine..

A…, B…,

( Avrupa Birliği)…:(

 

Oysaki onların temsilcileri ülkeler, yıllardır ülkemizde..

Bacaları tüttürüyorlar, sonra bacanın altındakileri kimseler görmüyor..

Onlar, şunlar, bunlar ve halklar..

Yine soramıyorlar, haklılıkları, haksızlıkları.. Neler..? diye.

Taş üstüne taş koyanları..?, Ve koyamayanları?..

Sorgucu oluyor her bir köşeden, sen, ben,onlar, hepimiz..

Önce içimizdekileri sorgulayamıyoruz.

Kafamız dışarılarda geziyor.

Oysaki bu tren bu garlardan yıllardır geçiyor..

Garların üzerinde yazan şehirleri hiç birimiz tanımıyoruz..

 

Kapat kitabını okuma bu gün..

Küs yarınlara, uç git bir yerlere..

İster memleketin sivri tepesine kon bir kartal gibi..

Yükseklerden uç..deriiiin bir nefes al.

Dur ve düşün..Elindeki en son silahın düşüncen olsun..

Düşünme bir tek kendinden başkasını..Yalnız kal ve kahret yalnızlığına.

Uzuuun bir müddet sonra dön yine kendine..

Dinlenmiş kafayla bir bak insanlara ve kendine,

Yine utanmasını bil kızarmasada yüzün..

Bir elmaya benzet kendini ne farkeder, için sağlammı?

Yoksa kurt düştümü..,

Vay halinee ilkbaharda..İşin zooorrr..

 

Yine Öyle düşünme bir bak ülkene ve insanlarına..

Çember atma sakın, işaret etme bilgisizliğini..

Altından kayan milyonlarca ton toprağa bak..

Onlar denize akarken, Tema’cı Hayrettin Toprak dedeyi düşün

Ve onun feryadının yanında kendini gööörrr..

” Toprak tükendi”

 

Gökler boşaldı.

Atom bombaları yağdı ülkelerin omuz dallarına,

Yıkıldı halkı birer gecede, sen renkli rüyalarında mor düşlere daldın..

Uyku tutmayan gecelerde, bomba seslerini sayan, karanlık gecelerin insanlarını hatırla..

İnsan olduğunu düşün..

Bir yere bombalar yağarken, bir yerlere kara yağmur bulutları çöreklenirken..

Sonra boşaldı..

Gök yarıldı sular aktı..

Evler yok oldu içinde insanlar batan bir gemi gibi sulara kapıldı..

”Gök boşaldı”

 

Küskün insanlarını gördün..

Her biri dünyanın bir ucunda, canını dişine, sevgisini yüreğini hapsetti,

Yüzlerce kilometreyi kateddi…

Sen duraklarda otobüs dolmuş beklerken,

Onlar büyük metropollerin en güzel semtlerinde modern yaşamlara gıpta ettiler..

Yine onlar küsmediler, yine onlar gönül koymadılar..

Başaramadıkları için başaranlara…

Çalışıp didindiler evlatları için mutlu yarınlara..

Ömürleri tükendi, yinede mutlu oldular,

Büyütebildikleri için dünyaya getirdikleri minikleri..

Buralardan bir bak şimdi,,hep buralardann..

Bir tek deniz kalmıştı tükenmedik..

Onuda hep birlikte tükettiler..

Hep birlikte..tıka, basaaa, içee..içeee…

“ Deniz bitti”

 

Yalnız İnsan kaldı dünyada,

Hangi insan olduğu belli değil..

Belli olanları, belli yapanlarla birlikte, belirsiz insanlar..

Tükenen kıtaların içerisinde şimdi bir ada da yine hep yalnız kaldılar..

Onlar şimdi sadece kendi dünyalarını yaşamaktalar..

Görünemeyen insanlar ise yine görünmüyor..

“Yalnızca insan kaldı”

Teşekkürler Radyo Onbeş

TEŞEKKÜRLER RADYO ONBEŞ

Radyo Onbeş’in müthiş çalışması kitap oldu. Cengiz Demir’in hazırlayıp, kitaba aldığı, Bakanlardan, milletvekillerine, sanatçılardan, gazeteci ve yazarlara kadar bir çok ünlünün radyo anılarını anlatan “BİR RADYOMUZ VARDI” “Ünlülerin Radyo anıları” adlı kitap piyasaya çıktı. Haber Müdürümüz Güven Gürbüz ve D.B Tercüman Genel Yayın yönetmeni Cengiz Kahraman’ ın radyo anıları da kitap da yer aldı. Güven Gürbüz’ün; ilkokulda öğrenci iken sınıfla birlikte davet edildikleri Radyo evinde Türk Sanat müziği dinletisi sırasında çocukların uykuya esir düşmeleri anlatırken, Cengiz Kahramanın da radyonun içerisini merak etmesi, ve bu kadar insan içine nasıl giriyor diye kendisine sorması anı olarak yer aldı.

Kitapta bakanların radyo anıları, milletvekillerinin, ünlü sanatçıların anıları bir hayli konuşulacak anı kitabı olacağa benziyor.

Kitapta rauf denktaş’ın anısı ilk sıraları alıyor;

Rauf Denktaş; Babası öldüğünde açık artırma ile satılan eşyaları arasında radyolarının da olduğunu, onu babasının yakın bir arkadaşının satın aldığını anlatıyor hiç unutamadığını o kişinin; “ Aman artırmayın, dostumdan bana yadigar kalsın” diyerek açık artırmada ucuza aldığını yazıyor.

 

Kitapta ye alan ünlülerden bazıları:

 

Korkut Özal

Mustafa Sağyaşar

Mahir Kaynak

Bülent Akarcalı

Bülent Özveren

Umur Talu

Atilla Atasoy

Müşerref Akay

Muhsin Yazıcıoğlu

Berhan Şimşek

Sadettin Teksoy

Necla Nazır

Ayşe Önal

Emel Taşcıoğlu

Balçiçek Pamir

 

Nimet Çubukcu Devlet Bakanı

Nevzat Yalçıntaş İstanbul Milletvekili

Ülkü Gökalp Günay Bayburt Milletvekili

Muharrem Karslı İstanbul Milletvekili

Emin Şirin İstanbul Milletvekili

 

Bakanlar, İstanbul ilçe belediye başkanları,ve ünlü sanatçılar kitapta yer almakta.

 

Güven Gürbüz

Gariban’ın Anlattıkları

Yük ağır omuzlarında tartmıyor artık terazinin kolları,
Yıkılıyor bir yana, beden eski beden değil,
Hafiften çatıyor kalıı kaşlarını,
İşte diyor oradan geldik, işte oradan.
Başlıyor anlatmaya ağır, ağır..
Nereden baksan hep kahır.

Bir dilim ekmek uğruna aşmışta gelmiş tozlu yolları.
Bir tren vagonunda yastığı, yorganı,
Dökülmüş yol ortasına yükleri, açılmış yün yatağın urganı.
çok uzak illerden geldim. demiş,.ne param var ne pulum
Acımamış bir Allahınn da kulu.
Karanlık çökerken şehrin üzerine,
Gurbete çıkıp çıkacağı en son seferi,
Yüreğine çöreklenmiş acının zehri..i
Yutkunup durmuş, hiç hissettirmeden çevresine.

Gün görmüşün biri yanaşmış yanına,
Tutmuş kolundan ayağa kaldırmış.
Bir hışır gecekondu da bir göz bir oda bir ev göstermiş.
Sabahlamışlar, uykusuz sabaha kadar.
Bir at arabası bulmuş kendine, geçimin yolunu tutmuş.
Toparlayınca sonra kendini,
Bir gecekondu simsarı ona da yer göstermiş.
Bir gecede o’ da bir ev kondurmuş.

Çalışmış çabalamış, yıllar yılları kovalamış,
Bebecikler büyümeye başlamış,
Bir gün işinden dönerken, yerle bir olduğunu görmüş yuvasının
Bir mahalle tümden yok olmuş.
En küçük daha beş yaşında, yıkık gecekondunun enkaz başında,
Ağlamış durmuş, bir diğeri de onlardan farklı değilmiş,
Kim kime acıyacak, ortalık hepten karışmış..
Yine toplumsal bir yara daha açılmış.

Memleketimden insan manzaraları,
Yaralar hep yoksul insanları,
Kim kime acısın, kim kime gardaş olsun,
Adalet dediğin terazinin kefesindeki gibi değil.
Güçlü olanın parmağı üzerinde,
Adı  terazi olsa ne çıkar diyor.
Bizim terazimiz gönlümüzde,
Az olsa da sayımız,
Bizler yine birbirimizi anlarız.
Yoksulluğumuzdan değil,

Yoksul bırakanlardan utanırız..

Söyleyeceği söylediği son söz oldu.

Meğerse kalbi sıkışmış o anda,
Komşunun getirdiği bir bardak suyu içince,
Derin bir nefes en içten çekince,
Bir daha gelmedi gerisi,
En son çırpınarak gelen eşi, elleriyle kapattı gözlerini.
Kucağında çocuğu,
Kahrolsun. dedi. Bu kaderin yoksulluğu.

Gurbete geldiiğinde ilk işi at arabası,
Taşıdı onu en son mekanına,
Taş filan dikilmedi başucuna,
Sadece memleketinin adını yazdılar.
Ne fark ederdi derdi çünkü  ha Hasan, ha Hüseyin,
Hepimizde aynı fotoğrafta kareleriz ..

07.08.2005 – Ankara Çankaya – Güven Gürbüz

Şu bizim çeyiz sandığı…

Şebinkarahisar ile özdeleşmeye başlayan ceviz ve ondan yapılan çeyiz sandığı magazin dünyasında sıkça konuşulmaya başladı.

 

Şebinlilerin yetiştirdiği meşhur ceviz ağacından yapılan çeyiz sandığının, ilk Rahşan Ecevit’e hediye edilmesi ile başlayan şöhreti, şimdilerde Muazzez Ersoy ile devam ediyor.

Sandığın güzelliği yetiştiği ağacından geliyor.

Kuzeydoğu Anadolu’nun unutulmuşluğunu dile getiren bu sandığın içerisinde neler yok ki. Geleceğinin umut çiçeklerini yetiştirdiği, göz nuru ile suladığı işlemelerden, peştemali ye kadar. İnce tığlardan, günlerce ör, ör, bitmeyen, örerken de nice hayaller, pembe düşler ile ilmek, ilmek işlenen mutluluk dünyası.

Bir gün gelip de bu sandığın ucundan tutup, birlikte kaldıracağı eşini bekleyen gençlerinde umut sandığı.

Şebinkarahisar dan gurbete her gün göçen insanların, kamyonların sırtına ilk yüklediği, üzerindeki desenlerde hasreti gizleyen çeyiz sandığı.

Onda vefakarlık, onda sevgi, onda saygı var. Onda hiç kimsede olmayan, bir de ustasının ellerinde değer bulmuş, çekiç tokmaklarının izi de var.

Bizim oralardan işte diyor, aklına geldiğini söyle.

Ne dersen de Adı çeyiz Sandığı. Künyesi bizim oralardan.

Çeyiz sandığını açtığında her Şebinli muhakkak anlatacak bir şeyler bulur.

Kimi; “ Biz evlendiğimizde şimdiki gibi çok değerli işlemeler yoktu..” der.

“Sadece Anamın, bacımın, kız kardaşımın, nasırlı ellerinde, parmaklarında, incitmeden tane, tane, ilmek, ilmek atılan ilmekli renkli oyalar var..” der.

“Yine o ilmeklerden oluşan patikler, kanaviçeler, kenarları işlemeli eşarplar, haseler var” der. “Sonra iğne oyaları, sonra bebek patikleri… “,

“Ah gülüm ah.. “ der biriside oradan Ersoy’a nispet.

“ Çeyiz var, sandığı Şebin den, bulamadık bir kısmet en hasından.”

Öyle bir of çeker ki şehirli güzelleri de, “Ah anacığım ah.. Bu senin çeyiz sandığında marifet çok. Ancak zaman, zaman değil ki.. kısmet dediğin kimselerde yok.”

Çeyiz sandığının içerisinde sadece çeyiz malzemeleri bulunmuyor elbet.

İnce kabuklu, ikisi yan yana geldiğinde, muhakkak birisinin kırıldığı, avuç içinde, cılız bir ses, sonra, insan beynini andıran görüntüsü ile ceviz içi çıkıverir ortaya.

İkram edilir. Onu yemek için bir de Dut pestili gerekir.

Uzunca açılır avuç içine, ceviz de döşenir sonra, katlanır rulo yapılır dut pestili ile afiyetle yenilir. Her derde deva gelir.

Yalnız Şebinkarahisar’ın buz gibi sularında yetişmiş olanından,

En organik, imkansızlıktan bulunmayan gübreden uzak topraklarında yetişmesi kaydıyla olacak. Yani Şebinkarahisar toprağında yetişmiş olacak.

İster inanın ister inanmayın.

Bu reçetenin şifasına tanıklık edecek Yine Rahşan ablanın eşi Bülent Ecevit olacak.

Şebinkarahisar Ceviz festivalinde yeri göğü inleten,

Havai fişeklerinin etkisi ile coşan halkın içerisinde yanık, yanık söylenen şarkıların nağmelerinde… “ilk defa bir eser” Şebinkarahisar da okunacak heee..

Olurmu öyle şey demeyin Muazzez Ersoy olunca oluyor.

Bu eserin arkasından hediye edilen çeyiz sandığı da anlamlı olsa gerek.

Muazzez Ersoy da nice Şebinli kızlarımız gibi, analarının yıllarca odasında gözü gibi baktığı çeyiz sandığına, o da elbette bakacaktır.

Ne diyelim inşallah bir gün sandığın diğer ucundan da tutup birlikte kaldıracağı eşini de bulur.

Ama biz Şebinkarahisarlıların bildiği bir şey var.

Ne varsa bu Çeyiz sandığında var.

Yani Şebin cevizinden, Yani ince kabuklusundan.

Sonra başka yerlerde başka, başka insanlarca Şebin cevizi diye yutturulan cevizden değil.

En hasından, hem de Şebinkarahisar da yetişeninden.

Çok umutlar var, çoook. Bu Şebin cevizinden, Her Şebinli ye artık büyük kısmetler var.

Şebin ceviz festivali, Cevizin festivali oldu.

Memleketinin adını magazin dünyasında da olsa hissettirmeye yetti.

Muazzez Ersoy ile şöhretine devam eden Çeyiz Sandığı,

Festivalde Rahşan ablasını göremese de, Muazzez ablasını gördü.

Ne diyelim? Ne çıkarsa bahtıma,

Sev sevebilirsen allah aşkına….

Bir göz vermiş allah, bir de kulak yaradan kullarına,

Kim nasıl anlarsa öyle anlasın,

Kim nasıl duyarsa öyle bilsin.

Unutmayalım ki en iyisinden olsun.

Çeyiz sandığı da olsa Şebinkarahisar dan,

Onu toprak ananın bağrında özenle yetiştiren, nasırlı elleriyle,

Şebinkarahisarlının yetiştirdiği Şebin Cevizinden olsun.

İyilik yap denize at…

İyilik yapana her kişi yapar iyilik,
Ya kötüğe karşı yapılan iyilik?

İyilik yap denize at der kimisi, kimisi yapmasada iyilik, yaptım der, gösteriş ise işi. Oysaki iyilik ne insanın başına kakılır, ne reklam malzemesi yapılır. Onun fazileti içerdiği kalbi hislerde saklıdır. Kul bilmezse tanrı bilsin denir ya hani? İyilik hep sonuçta iyiliği doğurur.

Düşen yaprakları topluyorum hep yerlerden, kendime iyilik olsun diye. Bu yapraklar ne ağaçtan dökülüyor toprağa, ne toprakta yeşeriyor. İnsanın kendine iyilik yapması da söz konusu, yazabilmek kadar okumayı da bilerek.

İyilik yapmanın üç yolu vardır.

1. İyiliğe iyilik yapmak: Yapılan bir iyiliğe en azından teşekkür etmek. İnsanın en tabii görevi değilmidir? Bundan daha değerlisi, iyiliğe benzeri bir iyilikle karşılık vermektir.
2. Karşılık beklemeden iyilik yapmak: Böyle davrananlar diğerlerinden daha üstün kimselerdir.
3. Kötülük edene iyilik etmek: İyiliklerin en değerlisi budur. Ne demişler:

İyiliğe iyilik her kişinin karıdır.
Kötülüğe iyilik er kişinin karıdır.

Er kişinin karı olduğu için de kötlük edene iyilik edenler pek azdır.

Yüce tanrımız (Fussilet-34) buyuruyor ki;
“ İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel şeyle sav, en güzel şekilde önle. O zaman bakarsın ki seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost oluvermiştir.”

Kötülüğe karşı kötülük yapanların ise, kötülük yapandan farkı kalmaz.

Hepimizin kalbi hislerle mutluluğu aradığımız gerçeği ile yola çıkarak İyiliğin önemini az da olsa anlayabilmek için bu hafta yazıma bir renk katmak istedim. Maddi sıkıntılarımızın had safhaya vardığı bu aylarda, maddi ve manevi olarak huzuru yakalayabilmek için daha çok ilişkilerimizde dikkatli olmak zorundayız. Birbirimize yardımcı ve destek olmamız her zaman için iyiliğin önemini, bir çok insana da örnek olarak gösterilecektir.

İyilik iyiliği doğurur..

Güven Gürbüz