KADİR KIYMET

Kadir ile Kıymet’i gördüm,

Ana caddede yürürken,

El ele değillerdi, suratları asıktı.

Soramadım hallerini,

Anladım ki küsmüşler birbirlerine.

Kim kimin kadirkıymetini bilememiş anlamak mümkün değildi.

Bu devirde kadirkıymet bilmek,

Anlayıp, dinlemek,

Düşünüp tartmak,

Tartarak konuşmak,

Konuşarak adım atmak varken,

Dediler de oldular, oldular da buldular, Yaptılar da anladılar la yol alan,

Kadir ile Kıymetler, Ne zaman gelecekte,

Birbirilerinin kıymetini anlayacaklar?

Kadir ile Kıymet aslında insanoğlunun hayat arkadaşları,

Birinin diğerine muhtaçlığı Kadir demek değer demek,

Kıymet demek, önem demek.

Neden anlayamadık hale ikisi bir araya gelince kadirkıymet olduğunu..

Hep aynı hataları yapmadı mı insanoğlu?

Sevmeyi bilmek kadar, sevmeyi göstermekte gerek,

Gösterilmeyen sevgi olmayan sevgi ile eş anlamlı olmaz mı sonunda?

Öyleyse göstermeliyiz sevgiyi ki içimizdeki kadir ortaya çıksın,

Çıksın ki bilsin kıymetini kadir de.

Kadirkıymet in ne olduğunu bilmeyenler olduğu kadar,

Kadir ile Kıymet’i boşanmış iki çift olarak görenlerde var..

Ahhhh..Zavallı dünya..

Üzerinde yaşayan fanilerin altın gibi hayallerinin,

Nasılda basit düşünceler uğruna tenekeye döndüğünü görüyorsa,

Yine gülüyor her göçen faninin ardından,

Zamanın ve mekanın önemini kavramadıkça,

İnsani değerlere sarılmadıkça,

Fanilerle dolu fani dünya her göçenin ardından gülüp geçecek,

Velhasılı dünyada kadir kıymet bilmeyecek..

05.08.2008 – Ankara

Güven Gürbüz

ANLAYAN ANLASIN

Telefona çıkma.

Sakallarını uzat, kel, körpe kirpi gibi ol.

Oklarını gizle, biraz daha büyüsün.

Namın yürüsün.

Okuyamadığın kitapları okumuş gibi yap.

“Efendim” desinler, sevsinler..

Al yanağından öpsünler.

Kan gelsin biraz yüzüne betin, benzin atmış.

Sanki hayat salt senin için yaratılmış.

Kapat gözlerini açma çevrene.

Cebin hep dolu olsun.

Başkaları yorulsun.

Sen yat yatağında uykuların derin olsun.

Sende bir insanoğlu değil misin?

Ham süt emmişsin..

 


Yazanların yürekleri, çizenlerin yürekleri,

Kelimelerle coşar.

Deyimleri, özdeyişleri, şiirleri,

Manzumeleri, mısraları,

Aşar gider kıtaları.

Rüzgar gibi savrulur berrak ve net.

Görmese de gözler,

Hisseder yürekler.

Bir tek onlar anlamazlar,

Onlar hayırsızlar…

Onlar hep asalak kalmışlar,

Tutundukları dallardan düşmek için,

Karnının biraz daha büyümesini beklerler.

Büyüyünce tutunamaz olup, düşerler.

Daha nice bağırsaklara, düğüm, düğüm olup,

Çoğalttıkları ile birlikte..

Asalaklar ordusu, tutundukları dallarda,

Zannederler ki hep aynı kalacaklar..

 


Uzaktan geldim, yorgunum yiğenim..

“Hele bir soğuk su verde içelim..

“Dedim..

“Çok uzağım” dedi,.

“Hesap kitap meselesi..”

Anlaşıldı derin bir konu.

Memleket mevzuu ilgilendirmez dedi seni..

Yakındaki ne ise, uzaktan gelen yolcuda o.

Ne fark ederdi.

Gönlü derbederdi. Bizim Saksı efendi,

Büyütmekle meşgulmuş, nerden bilirdik, bilemedik.

Anladığımız sevgi birlikte ağlamak, birlikte gülmekti.

Oysaki benim gözümdeki yitik,

Çoktan olmuş rahmetlik.

 


Sırtımızı dönmedik yinede sarıldık.

Sevgi hamurunda yoğrulduk.

Piştik saç üstünde, katık oldu sevdiklerimiz yanında.

Adına hayırsız dedik dostlar meclisinde.

Aman koparma çiçekler dalında kalsın,

Bırak yine her açan çiçek, açtığı yerde solsun.

Adı memleket olsun.

Çalışsın sevenleri, onlar hep yorulsun.

Vefasızlar yarı yolda kalsın..

 

 

Sen yaramaz adamsın..

Nerde yatak, yorgan, orada kalırsın.

Bu gönüllerde yerin olmasa da,

Kaldıracak gönülleri elbet bulursun.

Çünkü saf ve katıksız sevgilerle dolu,

Nice memleket severler daha çıkacaklar.

Onlar yol aldıkça, sende alacaksın belki amaaaa,

Bir gün yarı yolda kaldığında,

Anlayanların yanında,

Anlaşılamamaktan yana, yalnız kalacaksın.

Tutunamayacaksın.

O zaman kimbilir anlayacaksın anlatılanları…

 


Kimse alınmasın sakın üzerine..,

Sadece anlayan anlasın…

 


Fasulyeden kelimeler olsa da yazılanlar,

Onlarda çiçektiler, güneş ile yağmurda yetiştiler.

Unutma ki toprak anadan geldiler.

Ömrü kısa olsa da, midelerde yer bulsa da,

O’ da bir fasulye olarak kalsın.

Anlayan anlasın…

Bahçeler şenlensin, yüreklerde yeşersin…

 


Sen bir meleksin, şeytan ruhun olmasa,

Akşamları mehtapta ay gibide parlarsın…

 

04.06.2008

Güven Gürbüz

www.sebinmedya.com

Şebin Medya Genel yayın Yönetmeni

Hayat dediğin dört mevsimlerle yolculuk..

Mektup yazdım nağme, nağme,

Satırlarda hayırsızlara gelde değme,

Garipte kalsan yine boynun eğme,

görme, bilme, söyleme.

Suskunluğun isyanın olsun.

Kalemin kurşun. Gönülden vursun.

Atasının öğüdüne, ağacına, söğüdüne,

eşiğine, beşiğine kahredeni,

gönül merdiveninde soluksuz bıraksın.

Fanidir bu dünya fani, değişir mi derlerdi kırk yıllık kani,

vatanında memleketine cani,

solmaz sanır bir gün teni.

Düşmez kalkmaz bir allah, bir gün çeker alır yallah.

Ettiği ah, söylediği vah.

Gittide gül gibi bitti derler eyvaaahhh..

Akraba dediğin azletmiş gönül defterinden kitabını,

bir kenara tepmiş hısmını

Gönlü gibi kilitlemiş kapısını,

Kimseler tanımasın diye yapısını,

kaldı ki tanır mı artık seni, beni..

Ey allahın ruh ile bedeni,

çabuk unutursun, onun emanetini,

bir deri, bir de kemiğini,

su ile doldurmuş, güneşin altında bir de bakmışsın soldurmuş.

Anlarsın belki bir gün fani olan sadece değil insanoğlu,

bir de üzerinde yükü mülk ile malı..

Karıncalar, börtü böcek, bıraktıklarını değil sadece,

senide kemirip, tüketecekler..

Bir çift güler yüze hasret gittiler,

Kimileri yoksullukla mücadele ettiler,

kimileri hanlar hamamlar diktiler..

Sonra kara toprağa sarıldılar, yar dediler.

İsyan etmediler, kibirlenip hor görmediler.

Bizim köylüler..

Aralarında Hasanlar, Hüseyinler, Fatmalar, Fadimeler..

bir türkü söylediler..

Şu dağlarda taş olsaydım olsaydım, yıkık perişan olsaydım olsaydım..”

“Yine arar, bulurmuydun beni, beni…Sahipsiz mezar olsaydım..olsaydım..”

Hadi be derbeder gönüller, bu yük size ağır geldi.

Herkesin derdi, kendini gerdi.

Bir verdin, bin aldın, Soysuzlara kul oldun.

Unuttun ecdatını beş kuruşa tamah ettin..

On kuruşa sevgisini sattın..

Yan gelip yattın..Camlardan baktın..Çok canlar yaktın..

O’da bir kul idi… Hatasını anladı…

İki satırı yazılsın diye mezartaşına miras bıraktı…

“Mal sahibi, mülk sahibi… Hani bunun ilk sahibi…”

Güneş balçıkla sıvanmıyor…

Sanmaki gönül durgunlaşınca, coşmayıda arzulamıyor…

Deryalarda söz, söz, söz olur… Çağlar dalgalar dizgin olur..

Kayıklara tutunur… Vapurlara yapışır…

Yunus balığının kuyruğunda cennetin kapısına da ulaşır…

Hayallerini yüksek tut… kim bilir büyüdükçe, yırtar kabuğunu yürütür.

ses ile saz ile söz ile, kalem ile defter ile çoğaltır…

Çoğalan, çoğalanana, çoğalanı görür yaradan..

Satırlarda yoruldu nefesim, daraldı bazen can kafesim…

Bülbül misali uçmak istedi..Suluğunda suyunu, tellerinde boncuğunu, tırmaladı…

O da anladı… Zaman denilen kavram

yaşadıkca var insanoğluna, bittiğinde zaman, aman, aman,

işte o zaman görür yaradan…

İncitmeden, kırmadan, üzmeden, büzmeden, alır yanına,

senin aklına dahi gelmeden..

Hayat dediğin dört mevsimlerle yolculuk…

Büyür gider kendiliğinden çoluk, çocuk…

Yazdıkça atılır yorgunluk…

Bir demlik çay ile, ağaç gölgesinde serinledik…

Hem söyledik, hem dinledik…

Yarenlerimiz sağolsun, hep okunsun…

Sen okundukça varsın…

24.05.2008 Ankara – Çankaya – Güven Gürbüz

Varsa Yoksa Para, Pul

İnsanlığa galip gelmiş,
Merhamete üstün,
Şefkate küskün.
Varsa yoksa para, pul.

Kula kulluk yapanlar,
Şirinleri oynayanlar,
El üstünde mantar,
Çiçekte açar, taklada atar.
Yaş, baş, o da neymiş?,
Haysiyet on para, hissiyat inmiş sıfıra,
Duygu dünyası bombalanmış,
Saçları ağarmış, çoğu kel kalmış.
Varsa yoksa para, pul.

Kadın, erkek, çoluk, çocuk, ergen,
Bulamayınca gergin,
Yokluğunda yerin dibine girdiği moralin,
Ne ilkenin kaldığı, ne etiğin, ne bitığin, ne olduğunu bildiği,
Eline geçenin anahtar gibi kullandığı,
Varsa yoksa para, pul.

Memleket sevdasına koşanlara çelme takan,
Kuyulara atan,
Atasını unutup, toprağını kurutup,
Uğruna anlık söz ile kuruş, kuruş harcayan,
Varsa yoksa para, pul.

Memleketin bacalarına ot tıkayan,
İşçisini kış günü sokağa atan,
Evlatlarını dahi bahardan bahara tanıyan,
Patronluğun rehavetinde, hayaliyle yaşayan,
Yokluğunda uykularını kaçıran,
Bulduğunda yoksulu tanımayan,
Varsa yoksa para, pul.

İzzet-i nefis i çul niyetine, takıp, çıkaran.
Yırtık potin gibi sokağa attıran,
Zenginin koynunda büyüyen,
Fakirin rüyasını süsleyen,
Varsa yoksa para, pul.

Ne din tanır, ne iman,
Çatlarsa alnı, şah damardan,
Ne anadan, ne babadan,
Miras kalsa da atadan,
Çiçek gibi büyümez her saksıdan,
Varsa yoksa para, pul.

Sevenleri ayırır, zenginleri kayırır,
Kimde çoksa o’na dayıdır,
Onu sevmeyen kibar ayıdır.
Varsa yoksa para pul.

Kimi buldu, erdi murada.
Kimi kaybetti, arkasından baktı kır ata.
Delikanlılığı da bozdu kerata.
Varsa yoksa para, pul.

Uzadıkça uzar bu işin sonu,
Kalmayınca giyecek yırtık donu,
Unutmadan bir de söyleyin şunu,
Allahın sınavındaydın Allahın kulu..
Üç metre kaput bezi ile gider iken, dünyadan insanoğlu,
Azrail e galip gelsin de, verirken son soluğu,
Varsa yoksa para, pul.

13.01.2008 – Ankara – Güven Gürbüz