GELECEĞE ADIMLAR

GELECEĞE ADIMLAR

“Geleceğe atılacak adımlar, insanoğlunun akibetini şekillendirecek kaldırım taşları olarak karşımıza çıkar her zaman.

Geçmişten günümüze atılan adımlara baktığımızda bilanço, bizi çoğu zaman şaşırtmaz. Işık kaynağımız bilgi, cehalete kurban gitmeden, basiretli davranabilmeyi de bilmek gerekir.

Ekonomide olduğu gibi, hayatta en çok karşımıza çıkan en büyük soru, gelecek hakkında olur. Geleceği bilmek mümkün olmasada, tahminler üzerinden hareket etmek yanıltabilirdi. Yüzdelere vurulsada, koşullara bağlansada, terimlere dayansada, ustalara sorulsada, yine İlim ve bilim son noktayı koyacak. Geleceğe atılacak her adımda bu iki bağlacın önem arz edeceği unutulmamalıdır.

Yaşam kesitlerinden karelere baktığımızda, çizilen her bir yolun temel gayesi başarıyı yakalamak olsada, başarı düşüncesi her zaman bilgiyle yoğrulsada, tecrübeyle en iyi şekilde pişecektir. Tecrübe denilen zor kazanım, genç nesillerinde en çok ihtiyaç duyduğu, başarıyı daha kısa zamanda sağlayabilme noktasında, hamurun mayası görevini de üstlenecektir. Geleceğe atılacak adımlarda tecrübe, saha kenarında seyirci gibi dursada, başarısızlıklarda da sarı kartın, kırmızı kartın, ne zaman gösterileceğini iyi bilir. Tecrübeli oyuncu gol yememeyi daha çabuk öğrenirken, diğeri golleri, yiye, yiye, bir gün yememeyi öğrenecektir. Velakin zaman, geleceğe doğru hızla akıp giderken, başarı da nihayet ‘ohbe..’diyecektir.

Geleceğe karşı ne kadar meraklıyız? Sorusu sorulmasa da, her insanın içini kemiren bir çok konularda da başarıya etki edecektir. Olumlu yönü temkinli olmayı artırsada, olumsuz yönü kaygı ve endişeyi artıracaktır. Başarı bu noktada tecrübeyi de ekarte etmeye kalkışmazsa şaşmamak lazım.

Yaşamda edinilen bir çok tecrübeler, terimlerin içinde gizemli bir unsur olarak hep yer alacaktır. Bu terimlerin manasında yatan gerçekler, geleceğinde tılsımlı anahtarları olarak bir kenarda duracaktır. Bu anahtarları yerinde ve zamanında kullanmak, strateji denilen olgununda önünü açarak, geleceğe daha emin adımlar atılmasını sağlayacaktır.

Öngürülerimiz, bize boş kaldığımız zamanlarda bir çok soruyu sorarken, es geçtiği tek bir nokta dahi, bizleri ciddi yanılgılara sevk edebilir. Bu yanılgılar, diğer toplum bireyleri hakkında bizleri yanlış bilgilendirmeye, yanıltmaya, hata yapmaya, daha da ileri giderek maazallah geleceğimizden çalmaya kadar götürebilir. Öngörülerimiz için en iyi sentezi yapabilme noktasında olabilmek, akıl ve mantığın işbirliği ile sağlanabilir.

Geleceğe doğru akan zaman, bizleri bir gün çok gerilerde bırakacak. O bir gün, her gün olabilir. Bu günde olabilir. Bittiği noktada varlığımız sıfırı gösterdiğinde, bizim için zaman bitmiş olacak. Zamanın kıymetini bilmek, geleceğe atılacak adımlarda bizleri uyaran, her gün tetikleyen, uyanık kalmayı öğreten, değerlendirilmesi gerekenlerin olduğunu hatırlatan, bir araç olabilmeli. Saatimizin her atan saniyesi bu anlamda bizler için en büyük uyarıcı.

Geleceğe doğru atılacak adımlarda zaman, hep sizden yana işlesin.

Başarılarınız hep yanınızda olsun.

Sevgi ve saygılarla,

Güven Gürbüz

12 Aralık 2021

Şebinkarahisar / Ankara

DÜŞÜNCE DÜNYASINDAN YENİ YILA UMUTLA


DÜŞÜNCE DÜNYASINDAN YENİ YILA UMUTLA..

” Yaşamın varoluştan bu yana insanoğluna kattığı evrimsel değişimler, geleceğin şekillenmesinde de etken bir unsur. Bu unsur değer yargılarından başlayıp, bilimsel sonuçlara kadar bir çok aşamada kendini gösteredursun. Geldiğimiz noktada, sahip olduğumuz düşüncelerin bizlere, neler katıp / katamadığını düşünmekte gerekiyor. ‘Bir arpa boyu kadar yol alamadık’ diyenlerin dediklerine katılan olacağı kadar, katılmayan kesimlerinde, neden katılmadıkları düşüncesi önem kazanabilir. Düşünmek akılla başlasa da, duyguyla sonda bulabilir. Duygular çoğu zaman yanıltsada, şefkatin ve merhametin galip geldiği noktalarıda bir kenara atmamak lazım.

Yılların saatin akreple yel kovanın köşe kapmaca oyunundan ibaret olduğunu görmekte bir seçenek olabilir. Umursuzluğun boyutları, düşünce yorgunluğuna kadar uzarken, okumanın ve bilgilenmenin önemi her geçen gün daha da çok değer katacak. Bilgili insanların oluşturduğu toplum, geleceğin refah payından da çok pay almaya uzanırken, ağacın gölgesinde uyuklayan, ağustos böceği misali zamanı tüketenler, gözlerini açtıklarında, değişim karşısında şaşkınlıkla bakacaklardır. Zamanın göz açıp kapayıncaya kadar geçtiğini fark edemeyen gözler, düşünmenin önünde engel olduğunu anlayacaktır. Tüm uzuvları ile canlı, yaşam kimliğinde yazan etkinliklerinin bilinci ile bu döngüde ne kadar sağlam ayakta durursa, o kadar çok toplumsal katkıya ortak olacaktır. Bu ortaklık geleceği yeni nesillere güvenli ellerle emanetlerini taşıyacaktır.

Yeni yıla girmeye sayılı günler kala, umutla bakan gözleri aramak nerdeyse zor olmaya başlasada,bıkkınlık, yılgınlık, tahammülsüzlük, tereddüt, endişe, kaygı vs.vs gibi olumsuz tüm detayları bir kalemde kenara atıp, umuda yeşil ışık yakmak en iyi seçenek olmak durumunda.

Salgınla başlayıp, geçim sıkıntısına kadar uzanan süreçlerde, olağanüstü durumlar ne kadar güçlükleri beraberinde getirsede, mücadele ederek , toplumsal dayanışma ile bunları halt edeceğimize inanmalıyız. İnanç; insanoğlunu ayakta tutan tılsımlı bir güç gibidir. Düşüncenin içerisindeki payı, mücadelede en ön saftlarda yer alır. Bu güce inanmak, dört elle sarılarak kaybetmemek lazım. Bir çoğumuzun son yıllarda en çok ihtiyaç duyduğumuz duygusal ağımızı zenginleştirecek motivasyonlara ihtiyacımız olduğunu çok biliyoruz. Bu motivasyonlar aile de başlayıp, iş hayatına kadar uzanan her aşamada en büyük ilacımız olacak. Bu ilacı eczanelerde aramak yerine toplumsal kaynaşma ile çok kolay bulabilmeliyiz. Umut aşılayan, meyvesini önce kendisi toplayacaktır. Suladıkça büyüyen umut ağacı, her yıl meyvesinden bir çoğuna tattıracaktır.

Dünyada en etkin ilacı bulan Türk aklı, milli gururumuz olurken, izlenilen yolda kararlı adımları atanlarda takdire şayan oldular. Umudun meyvesi değerli ellerde, değer bulurken, değerlerimize değer katanlarıda asla unutmamalıyız. Sadakat sevginin en büyük aynası. Kendimizi yakışıklı veya güzel göstermesini istediğimiz kadar, kendimizi ne halde bulduğumuzda önemli.

Gelecekten beklentilerimiz yeni yılla birlikte kat be kat artarak devam ederken, geleceğe katacaklarımızda kataloğumuzda yer almalıdır. Unutmayalım ki, ürettiğimiz kadar tüketeceğiz. Üretenler arasında olmak tüketenler arasında olmaktan evladır. Üretmek akılda doğup, fiiliyatta yön bulan en büyük hazinemiz. Düşüncede, emekte, hizmette, anlayışta, hoşgörüde, şefkatte, sevgide..vs.vs..her alanda. Doğurganlığın düşüncedeki rahmi beyin, sağlıklı ortamlarda, haz bulacak, ürettikleri ile değer katacaktır.

Yeni yılda düşüncenin olgun meyvelerini topladığımız bir yıl olmasını temenni ediyorum.

Mutlu ve umut dolu yılların hiç eksik olmadığı nice yıllara,

Sevgi ve saygıyla,

Güven Gürbüz

05 Aralık 2021

Şebinkarahisar / Ankara

BİLMEMEK AYIP DEĞİL.YA ÖĞRENMEMEK..?

BİLMEMEK AYIP DEĞİL.YA ÖĞRENMEMEK..?

Hayatın acımazsızlığının hüküm sürdüğü yaşam koşulları etkisi altına aldığı kesimleri, her ne kadar da, sisin, pusun, içerisinde göstermesede; öğrenmesini, bilgilenmesini, düşünmesini, karar almasını, yön bulmasını, vs.vs. etkilemeyecektir.

Düşünen varlık yol alan varlıktır. Varlığımızın nedeni yaşam, hayatın ince çizgilerinin çizdiği kalın portrelerinden yansırken, bakanla, görenin arasında gidip gelmekte. Bakanın bakıp geçtiği, görenin düşünüp taşındığı hal ile bilenler bilmeyenlere anlatsın imajı ile yollar akıp gidiyor.

Zamanında gurbete çıkarken yaşanılan sorunların üzerinden yıllar geçmesine rağmen, fazlaca değişmeyen sadece memleketin yıllara inat sulueti değil. Yaşam ve bu döngünün içerisindeki yaşam mücadelesi.

Şiirlere ara versekte, arada bir de seslerine de kulak vermeyi ihmal etmeyelim ne dersiniz..?

BENNEM BİLMİYRİM Kİ;


Gam gasevet sarmış buğday rengini.

Söyle hele artuh, bileh bizde derdini.

Gelin dedi “Çekemem köyün çilesini”

Herif vurıy duvara gafasını.

Sallıy başını.

“Bennem bilmiyrimki”


Ambar gurumuş, zahra yetmiy.

Hangisini saya, dertleri bitmiy.

Beş çocuk köşede zırliy.

Gelin ağlıy, Ana ağlıy.

Dede gafıyı sallıy.

“Bennem bilmiyrimki”


Bıldırda beyliydi ne bu çile?

Zemheride mi? Deyi, çıkacuk yola.

Herifin mintanı dönmüş çula.

Emice hersleniy. Birde geline çala.

Görümce aciy .

“Bennem bilmiyrimki”


Şehere varınca gurbet dedi.

Durdu birden. Yüreği darlandı.

İki gödük arpayı da sattı.

Gurbet yoluna baktıda baktı.

Yazıhane önünde.

“Bennem bilmiyrimki”


Gayfe önünde telledi iki parmak cıgarayı.

Çok istiyrim dedi gızlarıda okutmayı.

Ensesine değdi bir el. baktı ki dayı.

Sert taşa vurduk derken baltayı.

Dayı da sustu.

“Bennem bilmiyrimki”


Köy yolunda çatısız evler.

Dili olsada söylese taşlar duvarlar.

Gurbet elde ahirete göçenler.

Döndüğünü bilemeden bir gün gelirler.

Yazanda sustu.

“Bennem bilmiyrimki”


Güven Gürbüz

18.11.2013

Ankara “

Yıllara nisbet, çekilen onca acıların, çilelerin, gam ve kederlerin hepsi mazinin derinliklerinden seslense de, duyacak kulaklar kuşaklandı. Kuşaklar doğdu. sonra yeni kuşaklar geldi.

Eskiler mi..? Kuşak bile değil,başka bir şeydi diyenler de çıkacaktır.

Neler değişti? Sırtını dönenler, kendini beğenmişler, akıllı doğanlar, şıp öğrenenler, kendini ezdirmeyenler, kuralcılar, dara gelemeyenler, ses çıkaranlar, eğitimliler, kültürlüler, geniş dağarcıklılar, okumuşlar..vs.vs.vs.vs. Uzadıkca uzayan tabirlerler dolu yaşam kuşakları.

Yıllar yeni kuşaklara modernleşmenin yolunu açsada, mutluluğun yolunu ne kadar açtığı tartışılacak belki.

Yoklukta mutluyduk diyenlerin anlattıkları kitap sayfalarını süslerken, hayretle bakıp, kendi eserlerini sergileyecekler sergilerde. O kadar çok olacak ki okuyanları. Belki de gelir kapısı dahi olacak.

Mazinin derinliklerinde kalan kalın urganlar. Kuşak değil urgan. Bir şeylerin yanında, yukarıdan aşağı sallanıp duracak. Yine işe yaradığında hatırlanacak belki. Yazılan hikayelerde çorbanın içindeki baharat gibi tadı kalsa da, tadıldığı yerde kalacak.Belkide çelikten halatlarız diyenlerde çıkacak ileride. Övgü de sonsuz, takdir de sınırsız, düşüncede arsız, metalaşan bir çok değerlerin yanında.

Karda, kışta, kıyamette, yokluğun dibe vurduğu tabiatta, şehirlerde, kasabalarda, köylerde, bodrum katlarında, gecekondularda, akan derelerin kokuları arasında, çamurlu yollarda, yürümeyle bitmeyen yollarda, sinilerde, yer sofralarında, sedirlerde, ocak başında.En eski karelerde. Ondan daha öncesi, yavaş, yavaş, kaybolan anılarda, saklı kalacak. Güneşin her doğuşunda bir kare daha canlılığını kaybederken, objektiflerde imrendiren kareler en önlerde koşacaklar.

İklim Değişikliği adı yeni çağrışımlarla başka ne değişikliği düşünceleri ile hayat sürüp gidecek. Kuşaklar birbirini ne kadar iyi anlarsa, gelecekte o kadar doğru yön bulacak.

Önemli olan verenin neyi verdiği. Atalarımızın dediği gibi; ” El öğüdü verir, öğünü vermez.”

Yaşadığımız son noktaya kadar, sağlık ve selametle..

Güven Gürbüz

27 Kasım 2021

Şebinkarahisar / Ankara

 

 

SORUMLULUK ÇOK YÖNLÜDÜR

SORUMLULUK ÇOK YÖNLÜDÜR

” İLGİ, PAYLAŞIM,DENETİM,SORUMLULUK..

İLGİLİ OLMAZSAK BİLGİLİ OLAMAYIZ…

PAYLAŞMAZSAK DUYURAMAYIZ..

DENETLEMESSEK BİLEMEYİZ, GÖREMEYİZ, DÜZELTEMEYİZ..

SORUMLULUK ÇOK YÖNLÜDÜR, İÇİNE GİRDİKÇE ÇOĞALIR..

” Madencilik sektörü dünyada olduğu kadar ülkemizde de önlemlerin en fazla alınması gereken, risk faktörlerinin çok, iş kazalarının yanısıra, çevre facialarının da gündemde olduğu sanayi kollarından birisidir.

Gelişen teknolojiyle birlikte, maliyet unsurları, yatırım zamanlaması, kaynak aktarımları, denetim süreçleri, kurumların işlevliği, toplum kesimlerinin duyarlılığı, STK ların tutumları, vs,vs.vs.. bir çok konu bir bütün olarak masaya yatırılarak görüşülmesi sektöre destek sağlıyacaktır. Salt tek yönlü çıkışlar yerine, sektörel bazda uygulamalar sistemli, kontrollü, denetime tabi olmalıdır.

Yeraltı kaynaklarının işletilmesi salt rant kaynaklı yaklaşımlarla değil, gelişimine ışık tutacak teknoloji ile entegre, üstün denetim ve kontrol mekanizmalarını da devreye sokmak gerekir. Burada en büyük tetikleyici mekanizma toplumsal davranışlarla da alakalı. İlgi ve alakanın da, gerek yerel bazda, gerekse yönetimsel icraatlar da, bir o kadar önem arz ediyor.

Şirketlerin yeterli kaynak ve yatırım olanaklarını işletmecilikte sahaya entegre ederken, operasyonun zarar görmemesi için denetim mekanizmalarını da kurması beklenir. Facia geliyorum derken sessiz kalmak, davetiye çıkarmak demektir. Tedbir her zaman her yerde dikkat den önce gelir. Dikkat tedbirin alınmasını gerektirse de, maliyet bazlı yatırıma kaynak ayrılmaması da akla adam sendeciliği çağrıştırır. Kısacası İşletmelerin denetimi, ilgili kurumlarca,yerinde ve zamanında yapılması gerekir. Müfettiş incelemeleri ile sabit kılınması, denetimin de bir üst kolu olarak görev yapacaktır. Denetim istatistiklerinin de her yıl ibraz edilir , kamuoyuna açık bildirilir olması da sağlanmalıdır.

Operasyonel sahada, denetimlerin özel bağımsız denetim firmalarınca ve de kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılırken, sorumlulukta ortak paylaşılır olmalıdır. Maddi zarar ve ziyanlarda sorumluluklar da ortak yükümlülükleri kapsamalı. Bu yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediği denetimlerle sabit hale getirilir. Denetiminde sorumluluğu, kanunlar nezdinde bağlayıcı olması sağlanmalıdır. Karar mercilerinin doğru bilgilendirilmesi ve işin ciddiyeti gereği önem arz eder.

Toplumun ve toplumsal kuruluşların, yani STK ların burada ki sorumluluk payları olduğu unutulmamalıdır. Toplum yararı gözeten her eylemde STK lar nasıl ki başı çekiyorsa, toplumu etkisi altına alan çevresel olaylara karşı da tutum ve davranışını yerinde ve zamanında göstermelidir. Facia geliyorum denilen olguları bilmesine rağmen, duyurmayan, sessiz kalan, ilgili kurumlar nezdinde takipçisi olmayan, paylaşmayan, sadece olaylar karşısında feveran etmek kafi gelmemelidir.

Felaket geliyorum muhakkak demektedir. Denetim mekanizması bu sesi bir şekilde muhakkak duyacaktır.Felaketin gelmesine yol açan temel etkenlerin iyi bilinmesi, bilimsel çalışmalar ve denetimlerle önlemlerin yerinde zamanında alınması sağlanabilir.

Çevre felaketleri sonrası konuşulan, duymadım, bilmiyordum, görmedim, öylemiymiş, ben söylemiştim, yapmadılar mı, ben ne yapayım, amaaan sende vs..Ve ya spekülatif açıklamalarla, sözlerle, sosyal medya ile vs.vs. geçiştirmek yerine;

Dur!..Düşün!.Yap!..

Çevre ile ilgili olumsuzluk yaratan durumların mahal bulması sonrasında, kök analizleri bilirkişiler tarafından hassasiyetle yapılarak, sektörlerle, çalışanlarla, kurum ve kuruluşlarla, paylaşılarak, tekrarının bir daha yaşanmaması için bilgilendirmelerin paylaşılması gerekir.

Sektörel cezaların caydırıcılık unsuru olduğu düşünülse de, etkin olduğu söylenemez. Sektörün işlevliğine katkı sağlayacak unsurların, tamamlayıcı yönleri çevrecilik alanında da birinci öncelik olarak yer almalıdır. Ülkemizin her yeri, aynı denetim ve ilgi alanına tabi olmalıdır.

Şebinkarahisar’da meydana gelen çevre olayı ile memleket gündemine otursa da, en büyük eksikliğin kimlerde ve nerelerde olduğu asla kulak ardı edilmemelidir. Çevreye duyduğumuz saygı kadar, çevreyi geliştiren, kalkındıran, koruyan, sahip çıkan duyarlı toplum bireyleri olmakta gerekiyor. STK larla kurulan birliktelikler de bu nedenle bir bağlaç unsurudur. Bu unsurun içinde görev alanlarında bu idrak içinde olduklarına inanmak isteriz.

Örgütlü toplumlarda hak hukuk arayışı bir bütünlük içerisinde hakettiği yeri bulur. Salt sözlerle varılmak istenen hedef, hedefinden zamanla uzaklaşır. Hedefe ulaşmadan nihai sonuç olmaz. Ulaşana kadar mücadele etmek gerekir. Fiiliyatta hakim olan güç sahiplenme yetisidir. Sahiplenmek memleket için olduğunda tüm unsurlar tek vücut demektir.

Geçmiş olsun Şebinkarahisar.

Sevgi ve Saygılarımla,

Güven Gürbüz

21 Kasım 2021

Şebinkarahisar / Ankara

 

 

 

Paraya Tapanlar

PARAYA TAPANLAR

Evirip çevirirler, yıkılıp devirirler. İndirir, çıkarırlar. Har vurur, harman savururlar, bulamayınca ortalığı kasıp kavururlar. Çok bilirler büyüğü, küçüğü. Akıl küpü olur yoğururlar. Aradığında kaybolur, bulduğunda kaçarlar. Kirlenince çamaşırları ortalığa saçılırlar. Kim bunlar? dediğinde başlarını öne eğerler. Çok bilmişler, bilmemişlerin ellerinde sivrilirler. Bir gün kendilerine dokunduğunda ucu, hiç tanımamışa dönerler. Kim bunlar? dediğinizde kafasını öte yana çevirirler. Paraya tapanlar, hepten gülüp, geçerler..

Maddiyatın inanılmaz cazibesine kapılmış olanların aklı fikri Varsa, yoksa para pul. Maddiyata tapanların çokta mutlu olduklarını zannetmeyin. Onlar için her şey mubahtır. Para için insanlığını unutanlardan, şefkati bir kenara atanlardan, O’nun için kula kulluk yapanlardan, şirinleri oynayanlardan vs bahsetmemek ne mümkün.

Para pul uğruna her şeyi mubah görenlerin, aklı fikri varsa yoksa para pul olsa da, peşinden koştukları uğruna kaybettiklerini hiç umursamadıklarını dahi görmemiz kaçınılmaz. Yüce yaratanımız bu dünyadan isteyene bu dünyadan, ebedi hayattan isteyene ahiretten verirken, İmtihanın olduğu fani dünyanın değil, kalıcı olanın kendi yanı olduğunu belirtir. Her ne istersek nereden, neyi, nasıl istediğimiz önemli.

İmtihanın en güzeli yaratanın emirleri. Ne yaptığımız değil, Neyi, nasıl, yaptığımız önemli. Hayır diye gözüken hayırsızların, hayrından hiç bir hayır gelmezken, her hayırlıyım diyene de hayırlı demek hayırsızlık olur. Gerçek hayırların sahibini sadece yaratanımız bilse yeter.

Şiirlerimizde araya girse ne çıkar..?

Varsa Yoksa Para, Pul

İnsanlığa galip gelmiş, Merhamete üstün. Şefkate küskün.

Varsa yoksa para, pul.

Kula kulluk yapanlar,şirinleri oynayanlar,el üstünde mantar.

Çiçekte açar, taklada atar. Yaş, baş, o da neymiş?,

Haysiyet on para, hissiyat inmiş sıfıra.

Duygu dünyası bombalanmış, saçları ağarmış, çoğu kel kalmış.

Varsa yoksa para, pul.

Kadın, erkek, çoluk, çocuk, ergen. Bulamayınca gergin.

Yokluğunda yerin dibine girdiği moralin.

Ne ilkenin kaldığı, ne etiğin, ne bitiğin, ne olduğunu bildiği.

Eline geçenin anahtar gibi kullandığı.

Varsa yoksa para, pul.

Memleketin bacalarına ot tıkayan. İşçisini kış günü sokağa atan.

Patronluğun rehavetinde, hayaliyle yaşayan.

Yokluğunda uykularını kaçıran. Bulduğunda yoksulu tanımayan.

Varsa yoksa para, pul.

İzzet-i nefis i çul niyetine, takıp, çıkaran. Yırtık potin gibi sokağa attıran.

Zenginin koynunda büyüyen, fakirin rüyasını süsleyen.

Varsa yoksa para, pul.

Ne din tanır, ne iman. Çatlarsa alnı, şah damardan.

Ne anadan, ne babadan, miras kalsa da atadan, çiçek gibi büyümez her saksıdan.

Varsa yoksa para, pul.

Sevenleri ayırır, zenginleri kayırır. Kimde çoksa o’na dayıdır, onu sevmeyen kibar ayıdır.

Varsa yoksa para pul.

Kimi buldu, erdi murada. Kimi kaybetti, arkasından baktı kır ata. Delikanlılığı da bozdu kerata.

Varsa yoksa para, pul.

Uzadıkça uzar bu işin sonu. Kalmayınca giyecek yırtık donu.Unutmadan bir de söyleyin şunu;

Allahın sınavındaydın Allahın kulu.

Üç metre kaput bezi ile gider iken, dünyadan insanoğlu. Azrail e galip gelsin de, verirken son soluğu.

Varsa yoksa para, pul.

13.01.2008 – Ankara – Güven Gürbüz

Zaman her ne kadar da her şeyin ilacıdır dense de, İlacın hastaları tedavi etmediğini, değişenle, değişmeyenin farkını görmek için etrafa bakmamız yeter. Adam sendecilikte yol alan umursuzların hayatlarından memnunmuş gibi hissi vermeye çalışsalar da, aslında kaşıdıkları bir çok konu para pul üzerinedir.

Yoksulluğun adının esamesinin geçmediği, yoksulların sorunlarının dile dahi gelmediği, çekilen çilelerin eziyetlerin, yaşanılan bir çok hayati konuların başka mecralara çekilerek unutturulmak istendiği, bahse konu olmanın dahi, ayıp, kınarlar, rezil oluruz, alay ederleri, dile düşeriz diyenleri.. vs.vs düşünceleri ile hep üstüne sünger çekilen konuların baş sebebi Para, pul.

Sosyal adaletin sağlandığı, milli gelirin adil dağıldığı, eşitsizliklerin ortadan kaldırıldığı, adam kayırmacılıkların, torpillerin olmadığı, O bizden, şu onlardan diyen dar zihniyetlerin değil, çağdaş fikirlere açık, içinde Allah korkusu olan, adil bir düzen de, para pul sadece kağıt üzerinde kalır. Çünkü ihtiyacı olanın ihtiyacının giderildiği, kimsenin kimseye muhtaç edilmediği bir düzen de söz konusu dahi edilmez.

Günümüze gelindiğinde; doların fırladığı, kimin nerelerde ne dümenler çevirdiğinin bilinmediği, Liranın değer kaybı ile ücretlerin azaldığı, hayat pahalılığının almış gitmiş hali, hepimizi derinden düşündürmektedir. Zenginin daha zengin, fakirin daha fakir olduğu bir dünya düzeninde, Paraya tapanlarla, parasız kalanlara dönüp, dönüp bakmak lazım. Milli gelir adil dağılıyor mu..? Bu sorunun yanıtı evet olduğunda bir çok sorunda hal yolu açılacaktır. Saygılarımla.

13 Kasım 2021- Şebinkarahisar / Ankara