YERİNDE İSTİHDAMIN ÖNEMİ ARTIKÇA ARTIYOR.

YERİNDE İSTİHDAMIN ÖNEMİ ARTIKÇA ARTIYOR.

İnsanoğlunun bir yanda doğanın zenginliklerine olan özlemi, bir yanda büyükşehirlerde yaşamın mecbur kılan yönleri, hizmete olan mesafeler, eğitime duyulan ihtiyaçlar, maddiyata yansıyan yönleriyle mecburiyetler, maneviyatın günden güne daha az dikkate alındığını gören gözler, her gün daha çok düşüncelere sevk ettirmekte.

Yönetimsel faaliyetlerin yıllar nezdinde izlediği politikaların ve uygulamalarının yansımaları toplumun her kesiminde, her bir yurt köşesinde, farklı, farklı, tabloları çizmeye devam ediyor. Nüfusun dengesiz dağılımı bir yanda metropolleri şişirirken, sorunlarıda artırmakta, Taşrada yaşayanların, hizmete, iş gücüne, gelire, eğitime, gelişime, kalkınmaya duyduğu gereksinim, günden güne yerinde istihdam kanunlarına duyulan aciliyeti hızla artırmaya devam ediyor.

Yıllardır bahse konu olan yerinde istihdam pojeleri yaygınlaştırılmaya çalışılsada, yeterli olmadığı aşikar oldu. Toplumsal birlikten ve bütünlükten bahsederken, konunun çözümünde verilen uğraşların ne kadar yetersiz olduğu, hatta bir çok yörelerde ise tamamen ilgisiz kalındığı, sorunun başka alanlara kanalize edilerek uzak tutulduğu gerçeğini de unutmamak gerek. Taşranın kaderi yollara bağlanırken, işadamlarının rantı yüksek alanlara olan rağbeti, yatırım koşullarının zorluğuna, yetersizliğine, dengesizliğine, vs.bir çok konu birbirini zincirleme takip ederken, asıl sorunu geçim dünyasının en alt düzeyde yaşayan kesimi, daha çok günden güne etkilemeye devam ediyor.

İdame noktasında halkın, iş alanlarına doğru akması, geçimin boyutunu gözler önüne serdiği yıllar, seneler bir su gibi akıp giderken, hala aynı derede balık tutmaya devam eden, balıkçıların haline ne dense gerek. Bu derelerin suları akmadığında, ırmakları kuruduğunda, barajlar hangi suyla dolacak. Hayat değirmeninde dönen çarkın direnci, gücün emeğe dönüştüğü sahaların ürettiği gelirin, nerelerde, nasıl dağıldığı, kazanma hırsından, etrafına sırtını dönen sermayenin yönetimi, verilen desteklerin rantabıl olup, olmadığı, nasıl biliniyor. Yöneticiler olarak görev alanlarının vicdani sorumlulukları ise manevi yönüyle bakıldığında ne olduğu yorumu da ayrı bir konu.

Şebinkarahisarın nüfüsunun her yıl eridiğini duymak, hiç bir Şebinliyi mutlu etmediği gerçeğini unutmamak gerek. Taşıma suyu ile değirmen döndürme misali, kağıt üzerinde nüfus artırma gibi geçici çözümlerin işe yaramadığı gerçeğinden yola çıkarak, istihdama ivme kazandıracak büyük projelerin, sermaye ortaklıkları ile güç birliğine gidilmesi elzem olmaya devam ediyor. Her yöre insanı bu yönde kenetlenmeye, metropollerin istihdamda yarattığı gücü buralara taşıma üzerine kafa yormalıdır.

Giresun Limanına taşınacak ihracata dönük emtia üretim sahalarının teşekkülü ile ucuz maliyetli enerji hammaddelerinin teminine yönelik çalışmalar, zor denilen olguların önünü açacaktır. Yatırım boyutunda uzun vadeli sabırlı ve sebatlı çalışmalar için ilk adımın atılması sağlanmalıdır.

Şebinkarahisarlıların üstün akıl ve düşüncelerinin en önemli örneğini Yardımlaşma Derneği altında sergilemesi bizler için birer cesaret kaynağıdır. Keza İşadamları derneğimizin açıklamaları yine aynı. Bizler zoru başardığımızda gerçek memleket sevdasının hakkını verebiliriz. Kolay yoldan hiç bir edinim olmadığı belli iken, tek taraflı yaklaşımların çare olmadığı bilinci ile aklın ve bilimin yolunda, iman gücüyle ciddi projelere ortak olabilmeliyiz. Bu cesaret ve azim bizlere atalarımızdan miras kalsa gerek.

Milli değerlerimize ve analelerimize bağlılığımız her satıhta belli iken, fiiliyatta kalkınmanın gücüne etki edecek değerlerimiz bize yol gösterici olmalıdır. Akademik alanlarda çok ciddi saftlarda görev alan eğitim ve öğretimin miğferleri değerlerimiz ise artık bir ucundan tutup bizde varız demelidirler. Her birimizin kendi alanlarında dağınık bir halde icrai faaliyetlerde olmamız doğal olsada, bu doğallığı kanalize ederek atardamarda buluşturacak, vücuda can verecek oksijen kaynağı gibi harekete geçmek zamanıdır. Bu memleket hepimizin, geleceğimizin, adından hep söz edeceği kültürel mirasımız, ata yadigarımız.

Yarınlar çok geç olmadan, bir sıfırdan büyüktür diyebilme noktasına da gelebilmeliyiz.

Cesaret ve azimle, ha gayret memleket insanı,

Memleket sevdalılarına sevgi ve saygılarla.

Güven Gürbüz

06 Şubat 2022

Şebinkarahisar / Ankara..

NEYİ BİLDİĞİMİZ DEĞİL, NEYİ BİLEMEDİĞİMİZ.

NEYİ BİLDİĞİMİZ DEĞİL, NEYİ BİLEMEDİĞİMİZ.

” Her hafta memleket gündemleri yeni bir şekle bürünmeye devam ediyor. Kendiliğinden oluşan gündemlerin, yarın neleri getirip veya götüreceğini kestirmek zor. Bildiğimiz bir şey var. O’da Neyi bildiğimiz değil neyi bilemediğimiz.

Kendi içimizde yanıt bulmasına bile tahammül gösteremeyen bizler, durduğumuz yere bakarken, duramadığımız yerden bakmasını tasavvur dahi edemiyoruz. Hatalarımızın birçoğunu başkalarında ararken, kendimizi görebileceğimiz bir iç aynamız olduğunu keşfedemiyoruz. O’aynada zihnimizin içinde, düşüncelerimizin derinliklerinde, kalbimizin bir yerlerinde gizli. İşte o’nu bulmakta zorlanıyoruz desek yeridir.

STK’toplantılarına doğru uzandık biraz. Görüntülerden yansıyanlar aslında iç aynamızın yansımalarıydı. Yazılana çizilene baktığımızda ise diğer bir yüzümüz. Yapmamız gerekeni yapmak yerine, yapamadıklarımızı, yapmamız gerekenleri, görebilmekte önemliydi. Oysaki bizler kabulenemediklerimizi görmek istemeyiz her nedense. Adına ister bencillik, ister egoizm, ister hırs, isterse aşırı özgüven deyin. Kendilerinden, kendiliklerinden, kendinden, ait olduklarından, haklılıklarından, doğru yaptıklarından, bahisle başlayan, söz kesmeyle, susturmayla, araya girmeyle, yönetim zaafiyetiyle, umursamazlıkla, ilgisizlikle, duyarsızlıkla, vs.vs devam eden ve sonunda sıfıra sıfır elde var sıfır ile biten bir günden kalan, takvimin koparılmış yaprağı.

Neden..? sorusunun düğümlendiği yerde yine aynısı. Neyi bildiğimiz değil neyi bilemediğimiz.

Uzak dediğimiz mesafelerden Şebinkarahisara doğru uzanan yolun uzunluğuna, her ne kadar da, teknoloji katılmasa, kısa desede, gerçekler ruh dünyamızda, her gün değişik renklerde, dans etmeye devam edecek. Aklımızın bilinçle dalga geçmediğini düşünerek, ‘Dur bir dakika’ demeyi, kendimize soracağımız anlarda kapıyı çalacaktır. İşte o’anlarda bizler nerelerde olacağız bilemeyiz. Unutmamak gereken o’ki davranışlarımız örnek olabileceği gibi gölde yüzen ördek misalide olabilir. Bakanların, ‘işte bildiğimiz ördek türünden’, dediği gibi de olabilir. Örnek olmak yaş ile alakalı olsaydı, yaşımız hep genç kalır, düşüncelerimiz her gün yenilenir, yeni fikirlere gebe kalırdı. Ya da örnek olmak yaş ile alakalı olsaydı, yaşlandıkça fazlaca düşünmemeye yönelir, her gelip geçene ” Evet……evet” derdik. ” Akıl yaşta değil, baştadır.” dediği gibi atalarımızın, öğrenmenin yaşı yok, öğrenebilecek şeyler gözlerimizi kapatana kadar çoktur. Bitmez.

Şebinkarahisar hakkında söz hakkı alanlar, konuşması gerekirken sözü kesilenler, hep ben, bizden, diyenler, çok önemli konulara değinenler ama zaman yetmeyenler, ‘karıştırmayın, katmayın’, ve ya ‘Sana sıra gelmedi ne yapayım’lar. Aslında çok güzel şeyler anlatacaktı ama işte zaman. Sahnemizde envayi çeşit tavır, duruş, şekil, şemal, uslup, usturup vs. Hepsi değişik rollerde, aynı yerde, ayrı saatlerde, zamanlar akıp giderken, yaş alıp başını tüketirken. Ve bizler. Göz kapaklarımız yavaş, yavaş kapanmadan, sözlerimize de son noktayı koyalım ne dersiniz?

Hayatın bizleri uyutmaya çalıştığı anlarda, uyanık kalmak her ne kadar zor olsada, yaşam çokta acımalı değil. Geleceğin mirasçıları şimdiden bizleri yazmaya başladılar bile. Bizlerin olmadığı zamanlarda, bizleri konuşacaklar. Yaptıklarımızla, yapamadıklarımızla..

İyiden iyiye, doğrudan güzele, açılan her kapıdan geçmek için, içimizde ki arzu ile kamberi birleştirelim. Bir mutsuzluk, diğer mutsuzluklara davetiye çıkarmadan.

Nice güzel düşüncelerle dolu mutlu yarınlara..

Güven Gürbüz

30 Ocak 2022

Şebinkarahisar / Ankara

 

 

EĞRİBELİN AŞKI YOLLARI AŞTI..

EĞRİBELİN AŞKI YOLLARI AŞTI..

Şebinkarahisar yolları, adamı yorar diyor her gidip, dönen. Heyelanlı toprağın yollarla arası pek iyi değil. Eh işte diyipte tutmaya çalışsa da kafası bozulunca bendini yıkıp geçer. Barajında altında kalan verimli topraklara. Yeni topraklar. Cıbıl dağlardan, tepelerden yağmurlarla, sellerle, fırtınalarla, süzüle, süzüle, gelirken, barajın sularıda kucak açar. Dibe atar. O’nu tutacak ağaçlar pek fazlaca yoklar.

Aklımıza gelmişken, ceviz ormanları kurulacaktı bir zamanlar. O’nun yerine ceviz bahçeleri kurulsa da çabuk ve çok yetişen cinslerden, hakiki ise yıllar önce ceyiz sandıkları olarak evlerin kim bilir hangi köşelerindeler. O’da ayrı bir konu.

Gurbete yolcu gönderen yollar, giderken de, gelirken kıvrıla kıvrıla, içini dışına çıkarma peşinde. Suşehri ile arasına giren yolun kaderi bir türlü barışmasa da, genişlete, asfaltlana, düzelte, onara, idare ediyor.

Ancak Eğribelin beli doğrulunca koluda uzayacağa benziyor. Birde Giresun limanı canlanırsa Alimallah tut tutabilirsen kocaman tırları. Dereli’den, tepeliden, Şebinden, Suşehrinden, yılan gibi kıvrıla, kıvrıla uzamak isteyecek yollar. Devlet baba her ne kadar da tasarrufa yöneliyorum dersede, bir yandan da Limanları ehya edeceğim diyorken, Giresun Limanının da nasibini alacağı aşikar. Öyleyse Eğribel tünelinden Anadoluya, Sivasa, Kayseriye, oradan Akdenize. Kolay değil. Yollar hakiki yollar olmak isteyecekler. Barajın üstümü kapatılır, yol geçer. Viyadükler mi dikilir, yollar ayağının üstündemi durur, orasını bilemeyiz. Bildiğimiz tek şey. Giresun dan Anadoluya akacak yollar otoban olmak ister.

2005 de başlayan Eğribelin aşk hikayesini ilk dillendiren Bakan Özak, en duygulu anları seçmiş olacak ki İlk Ceviz festivalinde dillendirdi. ‘Biz onu bunu dinlemeyiz. Olsun diye bekleriz’ diyenler çığ gibi büyüdüler. Şiirlerle coşkuya, temellerle şarkıya, aşıklarla türkülere gire, çıka, olurdu olmazdıların eşliğinde 2022 de, hep ikiler sıra sıra dizildiğinde, gözlerinden birini açtı Eğribel. Sırtım doğruldu da, ya diğer gözüm ne olacak diyecek. ‘Eh artık biraz sabırlı olalım’ diyenlerde çıkacak. Dayanamayıp şuradan biride ‘Ne yıllar geçti be..’ diyecek. Zamanında işinin ehli bir bürokratımız, ‘Artık bu işler eskisi gibi değil devletin gücü yerinde, dedim mi yapar’ dediğinde kulağımın biri sımsıcak olmuştu. Ya bir diğeri, O’da ‘Bu kadar para, buraya, değer mi. Ne nüfus var ki burada’ dediğinde, diğer kulağım yerinde yoktu. Ya bir de bir milletvekilimizi ‘Eğribele Tünel hayal’ dediğini öğrendiğimde. O’ndan hiç bahsetmeyelim ne dersiniz. İnşallah kulaklarımız çınlasın. Bir an önce eksiği, gediği ile selametli yollar, özgürlüğünü ilan etsin. Bu yolların yükü çok ağır. Limana bakıyor. Yakından, uzaktan, gelecek gemilerin ihracata katkısından bahsediyor. Gazeteler yazıyor. Yolların kaderi, büyük işlerin gözünün içine bakıyor. Büyük işler Limana karşı bacak, bacak, üstüne atmış seyrediyor. Ne derseniz deyin, Emeği dünden çok Şebinliler Eğribele manzaralı yerlerde birer fincan kahveyi hak ediyor. Yollar kısalacak, bahtlar açılacak, tırlar bir yanda, binekler bir yanda, kornalara basa basa seyredecek.

Şebinkarahisar yolları kısaldıkça, turizmde gözlerini daha çok açacak. Belki bir ufak havaalanı, Şebinin üstünden bakan hava boşluğunun altında yerini alacak. Kulakları çınlasın Eski Belediye başkanlarından Mehmet Özdemir ağabeyimizin havaalanı projesinden kimbilir bahsedilecek. Meryemana manastırına, Trabzon Sümeledan uçakla seyrü seferlerle turistlerde buraya inecek. Tarih canlanacak. Ankara vakfında bir iftarlı toplantı da Miletimizin vekillerine şöyle bir bahsettiysekte orada kaldı. Yıllar geçti unutuldu elbetteki.

Memleketimizin her yeri cennet köşesi. Yeterki değerini bilelim. Değerli kılacak akıllı insanlarımızı ön plana çıkaralım. Onlara sahip çıkalım. Bunların hepsi sözde kalıyor, deselerde bir gün sözde kalmayacaktır. Yavaş, yavaş derken giden ömürden gidiyor. Her gelen yeni nesil ‘Ne yapmışlar ki..’ demeyecekleri günlere şimdiden bir adım daha atabilmeliyiz.

Gençlere çok iş düşüyor bu anlamda. Koşturulmayan hiç bir iş zamanında bitmez.

Selametle kalın.

Güven Gürbüz

09 Ocak 2022 / Şebinkarahisar – Ankara

 

 

 

 

YENİ YILLAR, YENİ HEDEFLER

YENİ YILLAR, YENİ HEDEFLER

“Yeni yılın adının 12 ay sonra eski yıl olacağını bildiğimize göre, hedeflerimizin de uzun vadede ümit vadedeceğini düşünebiliriz.

Gördüğümüz, duyduğumuz, yaşadığımız her ne kadar gün varsa, hepsini aylara böldüğümüzde, bir çoğumuzun hedeflerinin şaştığını görmemek elde değil.Kısa günün karı dediğimiz anlarıda düşünerek, içimizdeki özgüvene tutunup, yine içimizdeki yaşama arzusuna dayanarak, şaşan hedeflerimizin hepsini bir kalemde silip, yeni hedeflere, yeni bir defter açıp, yine bu hislerle, yani aksiyonlarla, umuda yolculuğa devam diyebilmeliyiz.

Bir yılımızın envanteri, gelecek yılların envanterine zemin hazırlasada, değişmeyen, değişmezler olduğu müddetçe, hedeflerimizinde sekteye uğramaması için bir neden gözükmüyor. Değişmezlerin sırtını dayadıkları varsayımından öteye geçmeyen aksiyonları, onların gizli saklı hedeflerinide su yüzüne çıkarmaya, elbetteki muktedir olanları da ortaya çıkaracaktır. Atalarımızın dediği gibi ” Rabbena!…Hep bana..” anlayış tarzının temsilcileri, her ne kadar da aynaya bakıp yüzlerini görmeye cesaret edemeselerde, aynalar asla yalan söylemeyecektir.

Ne düşündüğümüzden çok, ne anladığımız büyük anlam ifade edebilmedikten sonra, önümüzü görmemiz mümkün olmayabilir. Yol haritalarını açıklayan kaptanların, açılacakları denizlerdeki ganimetlerinin hayali ile yaşaya dursun, bizleri en çok düşündüren gemilerdeki tayfalar, yolcular. Hancının gözü, cepteki nazı, paracağızı, olduğunu düşünürsek, yolcunun kıymeti verdiği para kadar olacaktır. Oysaki denizlerin coşkun suları hiçte arzu ettiğimiz gibi olmayabilir. Yaşamın içindeki fırtınalar, gökyüzünde uçup dans ederken, kolunu, bacağını, parmağını, tırnağını, yelkenlere dokundurursa diye de düşünmemek hata olur. Geleceğini var sayarak, ocağı korlu tutsakta, yayladan gelecek yoğurda sarımsak dövmeye kalksakta, basiretsiz olursak, nihayetinde de ocağa atılacak odun kalmazken, yayladan da yoğurt gelmeyebilir. Kısacası atalarımızın dediği gibi, Dereyi görmeden paçaları sıvamak tabirini de kullanabiliriz.

Eski yılın şanslıları, karagözlü, kara kaşlıları kimler diye baktığımızda, yine boy, boy afişlerde onları görmek, mutlak isabet. Sahip oldukları her türlü gücün rehavetinde, hemen her köşede umut simsarlığı yaptıklarını görmezsek şaşmayalım. Kimi zaman boynumuz bükük kalsada, boynu büküklerin bir göreni de elbet mutlak çıkacaktır. Ya yolunu şaşırıp, ya aklını yitirip, ya da sadete gelerek, ya da kimbilir vicdan muhasebesine yenik düşerek. Af için, özür için, inançları gereği, vs.vs..Yine bakışlarında ki gizemi çözemeyip yarı yolda bırakacağını da elbet aklımıza getirecek.

Yinede umut ettiğimiz güzel geleceğin mutlak düşünürleri bir yerlerden ses verecektir.

Umudun mutluluk aşılayan güzel insanlarının da olduğunu elbetteki biliyoruz.

Onların diğerleri gibi çok ortalıkta gözükmemelerinin sebebini iyi düşünürsek bulabiliriz. Paranın saltanatının hükümdarları onları pek sevmeyebilirler. Nihayetinde işine gelenin, işine geldiği yerde cirit attığını gördükçe, böyle düşünmemek elde olmayabilir.

Ama bizler yine de aldanmayalım. Düşünce gücümüzün zirvesinde, karanlıkta dahi ak ile karanlığın arasındaki ince çizgiyi ayırt edebilelim. Tıpkı üçüncü göz diye tabir edilen algılarımızda olduğu gibi, bizleri yanıltmayacaktır.

Yeni yılda yeni hedefler, yeni aksiyonlarla dolu, sonu ulaşılabilir, hakkın, adaletin, hukukun yerini bulduğu gibi, yerli yerine oturması ümidiyle.

Nice mutlu, umutlu, uyumlu, uygun, uslu, usturublu vs.günlerin, ayların, yer aldığı yıllara..

02 ocak 2022

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara

OLDUDA BİTTİ MAŞALLAH

OLDUDA BİTTİ MAŞALLAH

Toplumsal kültürümüzün içinde yer alan, ılımlı,olumlu,sakin, sorumlu, temkinli, düşünceli, sabırlı, sebatlı, edebli, ahlaklı vs.vs.bir çok kavram, pozitif algının oluşmasında önemli bir yere sahip olduğunu biliriz.

Ancak söz konusu yaşam felsefesi olduğunda bir irkiliriz.Sorunların vuku bulduğu ortam ve koşullarda, neyin, nasıl, nerede, niçin oluştuğunu, kimin, nerde, ne için, nasıl sonuçların doğduğunu da irdeleriz. Bu zaman ve saatlerimiz, kendi içimizdeki çatışma ortamlarında olmadığımız müddetçede daha sağlıklı sonuçlara da ulaşmamız kaçınılmaz olabilir. Yoksa bir çok durumların oldu da bitti maşallah denilerek çözüldüğünümü zannettiğimizde, bir köşede hep saklı kalır. Ne zaman ki karşılaştığımız her olumsuzlukta, sorguladığımız, sorguladıklarımız da olduğu gibi.

Yaşam çoğrafyamızda yerini alan, ‘Yeni’ ile başlayan her şeye acaba..? sorusunu da eklemek bazen kararlarımıza da ışık tutmaz değil. Beynimizin, düşünce mekanizmamızı, geç tetiklediği zamanlarının da olduğunu var sayarsak, maşallah ile bitmesini beklediklerimiz maazallah olabilirde. Hayatımızda en çok telafuz edilen kelimeler arasında yer alan ‘İnşallah’ kelimesi çoğu zaman, umut etmek, dilek, dilemekten öteye geçmese de, bir yerde pozitif düşünmeyi tetiklediği şekliyle algılanabilirde.

Karar mercisi her kim olursa olsun, oldu da bitti ile bitiyorsa sonunda bir eksikliğin de çıkması muhtemel olabilir. Muhtemele oynayan işi şansa bıraksada, bahtı kapalıysa denebilir. Ya bir de endişesi kaygısını artırıyor, bir de acele edeyim diyorsa, şapkayı çamura da düşürebilir. Başının üzerinde yeri olanın, çamuruda görünmez olabilir mi..?

Olduda bitti maşallah denilip geçilen, birden çok eylemler, fiiller, kararlar, tutumlar, davranışlar, toplumsal düşüncenin birlik ve bütünlüğünü yansıtmayacaktır. Karar odakları her gün, her saat, her dakika kendini çek etmek durumundadır. Hele ki toplumun geneline etki edecek bir kararsa sorumlulukta o kadar ağır olacaktır.

Günümüze doğru dönersek, gündemlerin içinde yer alan birçok konununda, olduda bitti maşallah cümlesini çağrıştırdığını görmez değiliz. Peki ya bunların sonuçları..?

Kamudan özele uzanan geniş bir yelpazede sorgulamalarımız bitmeyecektir.

Kamu yatırımları, destekler, hibeleri ile kurumlarda. Kurulan, kurulmuş, kurulacak, STK dediğimiz kurumlarda. Bizleri yönetsin dediğimiz siyasi partilerde, ekonomiye motor olsun dediğimiz Şirketlerde. Kapımızın önündeki esnaflarda. Gıdadan, giyime, elektronikten, sağlığa kadar bir çok alanlarda, faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlar vs.vs.vs ve onların idare edicilerinde, tepeden tırnağa her birinde ayrı, ayrı..

Varlığı tabelasından ibaret kalmaması gereken STK ları, Toplumsal bütünlük sağlamak yerine parçalı yapıdan medet umanları. İki dudak arasında, kulaktan dolma bilgilerle çalışanlarına kıyım yapanları, işsizliği fitilleyen basiretsiz yöneticileri. Ülkemizde faaliyet gösteren yabancı sermaye veya ortaklı yurt dışı talimatlarla yönetilen işyerlerinin aldıkları kararları. Toptancılarla perakendecilerin arasında geçenleri. Stokçuluktan fayda sağlamak isteyenleri. Piyasa ekonomisi deyip köşelere saklananları. Bir yanlışın peşinden bin yanlışı doğuracak kararları paylaşanları vs.vs.vs bir kenara atmamalıyız.

Toplumsal yönetimin arz mekanizması, ihtiyacın doğduğu talep mekanizması arasında düzgün işlevliği ile oturaklı olmalıdır. Olduda bitti maşallah denilerek alınan her kararın sonucu tartışılır olmaktan öte geçemeyebilir.

Denetim denilen olgu işlevliğini kaybetmediği, sorgulama kavramı da görevini yaptığı müddetçe, işlevlik sağlıklı yürüyecektir. Varsa bir haksızlık, haksızlığın hangi boyutta nasıl oluştuğu, rakamsal anlamda ortada görünür olsa veya olmasa dahi, giderilmesi de o kadar anlam ifade edebilmeli. Bu anlam olduda bittilerle değil, somut kavramlarla ifade edilebilir, gerçeğe ışık tutabilir, müdahillerinde katkılarıyla, sonuca ulaşılabilir olmalıdır.

Yönetimsel icraatlar anlamında baktığımızda, olduda bitti maşallah diyerek geçiştirmek, çoğu zaman kuru bir sözden öte geçemeyecek, rantabl olamayacaktır. Gerçekliği yakalabilmek adına, uzun vadede faydayı yansıtır olması beklensede, kısa vadede yaşanan olumsuzluklarda da derin izler bırakabilir.

Toplum bireyleri olarak, hayatımızın her aşamasında, olduda bitti maşallah denilerek bitirilen her işin, sadece sünnetle anladığımız gibi bitmediğini bilmek gerek.

Sevgi ve saygılarla,

Güven Gürbüz

26 Aralık 2021

Şebinkarahisar / Ankara