” BAŞLIĞINI SİZ BULUN!… “

” BAŞLIĞINI SİZ BULUN!… “

” Küresel ısınmanın etkisiyle dünya coğrafyası ciddi boyutlarda doğa olaylarına gebe hale geldi. Bu gebelikten doğan olumsuzluklar tüm dünyayı etkisi altına almakla beraber zarar ve ziyanlar ve de kayıplar had safhaya çıktığı da artık hissedilir ölçüde görülmeye başladı. Bunun üzerine bir de bilinçsiz toplum kesimlerinin vurdum duymaz tutumları tuz biber olmaya yetiyor. Üzerlerine çok ciddi sorumluluk düşen yöneticiler ise kendi söylediklerine kendileri dahi inanamaz hale gelebiliyorlar bazen. Dünyanın bu hale gelmesinin en büyük sorumlusu, yönetilmesi gereken yöneticiler olduğu gerçeği ile de karşı karşıyayız gibi duruyor. Eğer yöneticileri de yönetecekleri de aramaya kalkarsak bunun sonu hiç gelmeyecek gibi gözükecek.

Uzun yıllar boyunca küresel ısınmanın etkileri tartışılıp kararlar alınması beklenirken, konulara sırtını dönen yöneticiler, meydana gelen sorunların ceremesini insanoğluna yüklemekle kenardan seyirci kalmamalıdır.

Yenilikçi toplumlar olarak örgütlü ve bilinçli olma yolunda emin adımları atmak zorundayız. Yoksa insanoğlunun varlığı sadece suluetinden ibaret kalacak.

Eriyen buz dağları, yükselen sular, kıyı cenneti kentleri tehdit etmeye başladı.

Var oluştan bu yana buz dağlarının erimesiyle birlikte, buzulların altında yaşıyan virüsler, doğanın sularına karışmaya başladı. Dünyanın bir çok ülkelerinde erimeden dolayı bu durum tsunami tehditinin varlığı karşısında teyakkuza geçirdi. Kutuplar tehdit altında.

Ülkeler çıkar hesapları peşinde. Dünyanın uydusu ayın dünyaya yakınlaşması ile birlikte önümüzdeki yıllar da dünya da gelgit olaylarının artması kaçınılmaz hale gelecek. Uzay çöplüğü bir yana, meteor ve astoit çarpmalarına karşı güvensiz ortam uzay güvenliği ile birlikte dünyayı da tehdit ettiği yine gündemlerde. Ülkeler işbirliğine çağrılırken yine umursuzlar sırtları dönük uykuya yatmaya devam ediyor.

Dünya ısındıkça ısınıyor. 40 dereceleri normal görmeye başlayacağımız dönemler kapıda diyenlere de şaşmamak lazım. Aşırı sıcaklık doğa ananın canını sıkmaya devam ediyor. Orman yangınları tüm dünya da ciddi bir tehdit oluşturuyor. Yanan ormanların yerine yeni fidanlar dikilsede, yanan ormanların yeri ancak yıllar sonra doldurulabiliyor, ya da gözü doymayan rantçılara kalıyor.

Yasalar, kanunlar, nizamlar sürekli değişikliği uğrarken, Doğanın anayasası değişmiyor. Doğa kanunları kendi hükmünü uygulamak için kimseye sormuyor. Yine dereler taşıyor, bulutlar şiddetle yağmurunu boşaltıp gidiyor, hortumlar aniden oluşup kentleri dümdüz ediyor. Yer altının da doğa olayları arasında ki payı düşündürmeye devam ediyor. Depremler, yer sarsıntıları, heyelanlar, yok olan yeraltı kaynak suları, yanardağ faaliyetleri, obrukların oluşumu vs.vs..peşpeşe birbirini izliyor..

İnsanoğlu’nun alması gereken radikal kararlar alınmadığı müddetçe çağın bizleri hiçte iyi bir yere götürmediği gerçeği ile karşı karşıyayız. Dünya ülkelerinin başındaki en üst yönetimden, en alta doğru tüm yöneticilerin sorumlulukları tartışılır hale gelmeye başladı. Yönetemeyenlerin sorumluğu yönetebilme kabiliyetinde olanlara devredilmesi elzem hale geldi.

Küresel ısınmaya yol açan etkenlerin faaliyet alanları; en az %25 tam kapanmaya, modernasyonu ve revizyonları %50, uygulama alanlarında ki denetimleri %25, artırım sağlanarak hedefler ve aksiyonların oluşturulması ve behemehal aktifleştirilmesi, uluslararası anlaşmalarla sabit hale getirilmesi beklenir.Zaman hızla akarken kayıpların azaltılarak minimize edilmesi gerekir.

İnsani çerçevelerde alınması gereken önlemlerin göz ardı edilmesi, geçiştirilmesi, vurdum duymaz davranılması, uykuya yatılması, görmezcilikten gelinmesi vs.vs. ileride daha ciddi tehditleri beraberinde getirmesi, daha vahim sonuçlara mahal verebilir.

Ülkeler uzay çağından bahisle, nükleer silahlanmalara üstü kapalı ve açık meylettikleri gerçeği, dünyayı saran ciddi tatbikatlarla gözler önüne serilmeye çalışılmakta. Üzerinde düşünülmesi gerek konunun önemi ” Su uyur, düşman uyumaz” sözünü çağrıştırıyor. Bu nedenledir ki, sorunların kaynağına inilmedikçe hiç bir sorun sorun olmaktan çıkmayacaktır.

Ülkemizin geleceğinde söz sahibi olan yöneticilerin de elbettek bu konuları düşünmediğini düşünemeyiz. Ancak düşünmelerin neresinde durduğumuzu da bilmek, yerinde ve zamanında düşünerek aksiyon planlarını uygulamaya geçirebilmeliyiz.

İnsanoğlu’nun yüksek idrak gücüyle, düşüncelerini geliştirerek,yönetimsel kavramlar ve sosyal yaşamın gereği olan vazifeleri ile birlikte, uygulama ve kavrama yeteneğini olgunlaştırması beklenir.

Bilinçli toplum olma, hep bir adım önde koşma yolunda, tüm vatan, millet, memleket sevdalılarına..

Sevgi ve hürmetle..

Güven Gürbüz

01 Ağustos 2021 Ankara”

Bayramları bayram yapan

Bayramları bayram yapan..”

Birlik ve beraberlik duygusunun ön plana çıktığı, gelenek, görenek, örf ve adaletlerle bezenmiş, sevgi hamurunda yoğrulmuş, saygı ile pişmiş, tadına doyum olmayan, insanlığımızın özünde yatan manevi değerlerin nadide örneğidir bayramlarımız.

Bir bayramdan bir bayrama geçen zaman, her bir gelecekteki bayrama taşıdığı özlemi artırma isteği, bayramların değerini ve önemini anlamakla başlıyor. Çocuklarımıza aşılayabildiğimiz manevi gücün de sihirli bir tılsımı, bir dokunuşu, ruhen canlılığında bir örneği.

Yaşamın gayesini oluşturan en güzel tadlar, birliğin ve beraberliğin kuvvetli hislerle sahip çıkılmasından doğuyor. Özlemlerin kavuşmayla giderilmesi, tadımların hep birlikte yapılması, hep birlikte yaşamın gayesine ortak olunması, bu manevi gücün yaşatılmasının da bir gereği olarak ortaya çıkacaktır.

Hatırlanmak en güzeli. Şimdilerde kavuşamayan ellere, ulaşılamayan bire bir sohbetlere, sevginin ışıltısının yansıtılamayan göz göze gelmeler. Her ne kadar da teknolojinin aracılığı ile duvarlar aşılmaya çalışılsada, yüz yüze olmanın, göz göze durmanın, kucak kucağa sarılmanın, doyasıya yanaklarından öpebilmenin, uzanan büyüklerin ellerini incitmeden öpebilmenin, çocukların sessizce uzanan başlarını okşamanın, onlara haşlık verebilmenin yerini ne tutabilir ki..?

Bayramlar güneşin yeryüzünü ilk ısıttığı gün gibi, bayramlar aydınlığın en ucra köşeyi aydınlattığı nurlu bir ışık gibi, bayramlar sevginin varlığını anlatan, duyguların zirve yaptığı, hatırlanmanın, değer verilmenin, özlemin, hasretliğin anlamı, kavuşmanın hazzı, özlemin varlığının ispatı..

Geçmişin hatırlanması bazen. Aramızda olmayanların, şimdilerde, hüzünle zihinlerimizde ki sessiz çığlıkları. Bir görünüp, bir kaybolan yüzleri. Kavuşma anları, hoş sohbetleri, tatlı bakışların, tebessümlerin çağrışımı. Ve sonunda düşüncelerin yumak, yumak, halinin çözülüşü. Zihnimize giydirdiğimiz rengarenk renklere bürünmüş, ilmek, ilmek, ördüğümüz giysinin altında kendimize bakışımız. Hangi durakta nereye bakamadığımız, yetişemediğimiz araçlar, trafikte kayboluşumuz, yayalarla araçların arasındaki çaresiz koşuşturmacalarımız. Gözlerimizi açıp hayata baktığımızda ilk soracağımız soru.

“Ben nerede duruyormuşum..?”

Yazılarıma yine yazdığım şiirlerden de eklemelerle renk katmak isterim.

” BU BAYRAMDA..

Hangi bayramdı bilmezsin.
Biri yoktu aramızda.
Bu yılda aynı.
Kalmaz mı olacaktı hatırımızda?
Yarında aynı, yarından sonrada.
Yarınki yarınlarda da..
Sormaz hiç gideni.
Gelenlerle bir aradayız.
Bu bayramda.

*

Solgun bir çiçeğe dökülen su gibidir.
Canlanır bir an.
Bakma resimlere öyle..
Canlı değil, canlanan hayalinden.
Seni, sana anlatan. Düşmeden koşan.
Düşlerinden doğan.
Kalmadı be.. Nerede…?
Bu bayramda.
O’eski bayramlardan geriye kalan..

*

Bağrındaki ateş kor, kor, olup.
Yakınca elini, eteğini..
Kafesteki kuş gibi çırpınıp,
Açmak isterken göğüs kafesini..
Bilinmezlerde, birileri vardır..
Bekle. Tutacak bir gün elini.
Hani o eski bayramlar deyip,
Bu bayramda.
Verecek eline belki en son harçlığını.

*

Dalga geçme gönül benimle.
Düşünme çok.
Her ömürde bayramlar olacak.
Bir papatya misali açacak..
Ne toprak ister, Ne su.
Maneviyattan beslenecek.
Kimi düşlere, kimi kuşlara.
Bu bayramda.
Kimi uçuşan yıllara bakacak..

*

Hadi ver elini yeter.
Bu bayramda bak böyle geçecek..
Küsme aynalara.
Onlar, dost bildiklerin gibi,
Yalan söylemeyecek.
Bu bizim bayram ilahimiz..
Neşede, sevinçte, hep bizleri söyleyecek.
Giyin haydi yeni esvablarını.
Bu bayramda..
Belki bir daha seni bulamayacak..

Güven Gürbüz
05 Temmuz 2016 “

Bayramdan bayrama yazılacaklar elbetteki bu kadar olmayacak. Daha çok yazılacaklar olsada, az söz ile çok anlatmakta gerekiyor bazen. Keza anlayan kadar anlatmakta gerek. Anlamayana anlatmakla, anlatmadan anlayana da rastlayacağız. Ancak şu bir gerçek ki; Bayramların manevi değerini kavrayabilmek için, yüreğimizde bir şeylerin olması gerektiğine inanmak gerek. O’yoksa hiç bir şey yok. O’nu da başka bir yazıda inşallah..

Bayramınızı en içten dileklerimler kutluyorum. Daha nice bayramlara daha kavuşmanızı cenab-ı Allahtan niyaz ediyorum.

Sağlıcakla kalın.

Güven Gürbüz

18 Temmuz 2021 / Çankaya – Ankara

CEP KARDEŞ

CEP KARDEŞ

En iyi arkadaş…?, cep kardeş..? “

İnsanoğlu; Kendisini entegre ettiği teknolojinin inanılmaz dünyasında, kendini kaptırdığı engin deryasında, yüzmeye, jetski yapmaya, sörflerde gün geçirmeye, gününü gün etmeye, her istediğini elde edebileceği hülyasında yaşamına renk üstüne renk katma peşinde. Bunun en iyi ve kestirme yolunu da adına cep telefonu dediğimiz, adeta kendine bir kardeş olarak gördüğü akıllı makinalar, her şeyi kendine celbetmeye ve üstüne üstlükte her gün kendini yenileyerek yol almaya devam ediyor.

İnsanların adeta en iyi arkadaşı, adeta kardeşi olduğunu düşündüğü cep kardeşlerin, iyi huylu mu kötü huylu mu oldukları, kullanıcının yönetiminde olduğu düşünülse de, onun üzerinde ki gizli gözlerin, görünmez yerlerde ne haltlar peşinde koştuğunu da akıllara getirmez değiliz. Kapitalist sistemin en iyi bağlaç unsuru cepkardeşler, internet ağının üzerinden beslenerek ne üdüğü belirsiz mecralarından üzerinden kanat süzerek uçtuğunu da görmek, aman ha diyerek, iyi de düşünmek gerekiyor. Cep kardeşlerin bilgilendirme, haberlendirme, aydınlatma, hatırlatma, alışveriş yapma, ihtiyaç giderme vs.vs. bin bir türlü yetenekleri ile albenisi üstünde, cazibesi ile büyülese de, yine de cep kardeş ile dostluğumuza mesafe koymak elzem hale geliyor.

Uzakları yakınlaştıran cep kardeşin, şeytanında yakın arkadaşı olduğunu düşünmez değiliz. Televizyonu, radyosu, interneti, müzikseti, gazetesi, dergisi, mağazaları, Avm’leri, sosyal medyası, vs.vs.vs saymakla bitmiyor. Bu kadar pazarın içerisinde yüzmeyi sağlayan cep kardeşler elimizden düşmez olmuşlar.

Merak. Bütün varımız yoğumuz merak. insanın başına ne gelirse merakından gelir demiş eskiler bu sözü söyleyenlerimizin bu merakın bazende hiç iyi olmadığını dillendirmelerinden kaynaklandığını düşünmekte haklıyız. Bunu da iyi bilen cep kardeşin mucitleri, onun ilacını da bedava vermiyecekler herhalde.

Ancak şuna da inanmak gerek ki; Her başın bir sonu vardır. Önemli olan sona bakarak başı tutmak en iyi çare olsa gerek. Yani.. Yanisi bağımlılık büyük hastalık. Cep kardeş bizi hasta etmeden, biz onu tedavi etmeliyiz. Çünkü o bizim hasta olduğumuzu düşünerek çare benim demeye devam edecek. Sorun da burada düğümleniyor. Kim hasta..?, kim doktor…? Nereye nasıl baktığımıza bağlı olarak değişse de cep kardeş ile mesafemizi de korumak zorundayız. Yoksa kendimizin de kim olduğunu cep kardeşe sormaya başlarsak şaşmayalım.

Aynı yerde, aynı hane halkı bile yüz yüze diyemediğini, cep kardeşler aracılığı ile sahiplerine iletirken, bir diğeri masum masum bakarken, birisi gülerken, diğerinin ağlamaklı haline nasıl vakıf olacak. Cep kardeşlerin sinsice araları bozduğu gibi, sosyal medyada da ne taklalar attığını kimler biliyor. ..? Elbette bilenler. Kim onlar…? Neyse orasını da karıştırmayalım fazlaca. Çok vahim durumların bile kaçınılmaz olmasına ramak kalabilir. Paranoyalardan, psikolojik saplantılara, depresyon dan, sansasyonele. Maazallah.

Yinede biz biz olalım cep kardeşimizle iyi geçinelim. Nemelazım sağı solu belli olmaz.

Koyu sohbetlerin odağı, uzakların yakını, hasretliğin baş ilacı, özlemi tanımayan, anında üzen, anında sevindiren, bazılarının korku kaynağı, işi düştüğünde canım gülüm, işi bittiğinde her gün yarın, iki yüzlü cep kardeşin hangi yüzünde yüz var ki dediğimizde sakın sigortaları da attırmayalım. Bir çoğuna göre karanlıkta kalmayalım. Onsuz birhayat düşünemiyorum diyen yeni nesillerinde taleplerini dikkate alalım. Keza onların yarınki onları da sorgulayacaklar cep kardeşleri. Belki de bizim tanımaya ömrümüzün yetmeyeceği günlerde onlar ellerinde makinesiz, kafadan kafaya kardeş olup haberleşecekler, ya da cep kardeşler de tarih olacak. Işınlanma ile herkes kendini bir yerlere ışınlayacak. Cep kardeşlerin birbirleri ile kurdukları havadan bağ, ışınlanma ile sesin yerini alabilecek. Ufo çağınında çok uzakta olmadığını dahi düşünenler varken, insanoğlu’nun bu akılalmaz çılgınlıkları kim bilir bir gün sonun başlangıcını da beraberinde getirecek.

Güven Gürbüz

04 Temmuz 2021

Ankara / Çankaya..

DÜNYA DÖNÜYOR..

DÜNYA DÖNÜYOR..

“Geleceğin neler getireceği veya neleri götüreceği savından hareketle toplumlar;

Yönetimleri nezdinde bir çok aksiyon planlarını masaya yatıra dursun, gecikmiş aksiyonların ve geciktirilen aksiyonların neler olduğu konusunda kafa yormak yerine, zarar ve ziyanların kapıya dayandığında feveran etmeyi adet haline getirmekte.

Dünyayı etkisi altına alan son derece elzem olmaya başlayan temel sorunlar ülke yönetimlerini de bir an önce akıllarını başlarına almaya zorluyor.

Yürütülen staretejilere bakıldığında anlık olaylar üzerinden alelacele alınan kararlardan toplum bireyleri de ciddi anlamda etki altına girebilmekte.

Dünya denetimsizlik tehditi altında çıkmaz yollara doğru ötelenebilmekte.

İnsan kayıpları söz konusu olduğunda salgınlardan, tabiat doğa kayıpları söz konusu olduğunda iklimsel hareketlerden, kaynak kayıpları olduğunda sanayi gelişiminden, Yoksulluk söz konusu olduğunda istihdam yetersizliklerinden, vs.vs.vs..bahsedilmekte.

Oysaki her bir önceki adım, bir sonraki adımında genişliğini tayin etmekte. Öyleyse her adım atışta doğru kararlar vermek, yerinde ve zamanında adımlar atmak isabetli olacaktır.

En tepeden bakıldığında stareteji anlamında emperyal güç ABD’nin izlediği tutum yadırganmıyor. Toplumların yaralarını kaşıyarak, toplumsal bölünmeleri, ayrışmaları, kamplaşmaları körükleyen, psikolojik baskı ile oluşturulan tasarıları, yerli, yersiz söylemler, tarafçı, gizli, kapalı kutu siyaset tarzı, önyargılı, aceleci, geçmişi çabuk unutan, baskıyı metot olarak kabullenmiş tavrı düşündürücü olduğu kadar da dünya barışı içinde eyvah, eyvahların önünü açmaya doğru gittiğini inkar etmemek gerek.

Dünyada salgınların dünü ve bu gününe bakıldığında daha ciddi etkileşimleri tetiklediği gerçeği ile karşı karşıyayız.

Nedeni açıklanamayan gündemlere taşınan biyolojik silahlanmanın olup, olmadığı, toplumları tehdit edici unsur haline mi getirilmek istendiği soru işareti. Çin’in izlediği siyasi ve ekonomik staretejileri dünya dengelerini nasıl ve ne şekil etkilediği veya etkileyeceği, Uzay çalışmalarından, iklimsel hareketlilikten bahisle doğaya hükmetmeye dönük aksiyon planları, soğuk savaş terimi yerine sessiz savaş terimi mi gündemde..? Bu gündemle birlikte yapılan tatbikatlarda ki artışlar neyin göstergesi..? Düşündürmeye devam ediyor.

Avrupa Birliği hala ısrarcı tutumu ile Türkiye yi bünyesine dahil ettirmemeyi sürdürdüğü müddetçe, Türkiye’nin alacağı ciddi aksiyonların Ortadoğu ve Asya ya uzanan geniş kolunun etkilerini de derinde hissedeceğe benziyor. Geniş coğrafya da nükleer güç alanlarında geliştirilen çalışmaların neler olduğu, geleceğin yeni doğuşlarla dünya eksenini yerinden nasıl oynatacağı ve alınan aksiyon planları ile taşların nasıl yerinden oynayabileceği de düşünülmez değil.

Baskıcı siyasi politikalar dünya halkları nezdinde itibar görmeyeceği aşikar olsada, Ülkelerin yöneticileri artık şuna inanıyorlar ki, güç ekonomiden geçiyor. İzledikleri aceleci kararların söz hakkı sahipleri ekonomik saldırılarında artık bir stareteji olmaya başladığını, küresel sermayenin nemalandığı bölgelerin güç unsuru olarak, olgun meyvalara dönüştüğü, küresel değişimlerin, kartellerin ve tröstlerin istikametlerininde bu yönde ağır bastığı güç unsuru olduğu göz ardı edilmemeli.

Dünya gözlem evi Nasa’nın salt evreni değil uzay istasyonlarından dünyayı gözlemlediği, Çin ve Rusya’nın bu yönde atılımcı aksiyonlara yöneldiği, Türkiye’nin de nitekim uzaya bakış açısını netleştirdiği gerçeği aksiyonlar nezdinde belirgenleşmeye başladı. Meteor, astroid, göktaşı gibi nesnelerin yeryüzüne düşüşü veya araçlarla getirilen materyallerin deneysel amaçlı laboratuvalarda değerlendirilmesi, virüs taşıyıcı kaynaklı olup olmadıklarınında tetkiki, bilinmeyen tabiat varlıklarının ciddi raporlarla, belgeler açıklanarak duyurulması, illegal çalışmaların varlığı konusu şüpheleri üzerlerine çekerken, gelecek konusunda konuya vakıf olarak bir çok ülkeleri de düşündürmeye yetse gerek.

Geleceğe atılacak adımlarda oluşturulacak planlamalarda, her şeyden önce İnsan olan temel unsurun ön planda olarak yerleşim alanlarının rehabilitasyonu, yaşama dair temel unsurların iklimler ve doğal durumlar başta olmak üzere tedbir ve önlemlerin alınmasına yönelik aksiyonların oluşturulması, geç kalınmaması, geçmişten ders alınarak hareket edilmesi, çölleşmeye doğru ilerleyen bölgelerin üzerinde durulması, doğayı destekleyici aksiyon planlarının oluşturulması, sanayinin denetimi, ülkelerin izlediği politikaların ve aksiyonlarında yakın markaja alınarak takip edilmesi, ileriye atılacak adımlarda başarıya götürecektir.

Güven Gürbüz

02 Haziran 2021

Ankara – Çankaya “

ZOR ZANAAT

ZOR ZANAAT

” Salgın münasebetiyle yaşam koşullarında meydana gelen olumsuzlukları her birey toplum içerisinde yaşamakta.

Toplumda derin izler bırakan salgın dönemi alınan her türlü önlem ve tedbirlerle bertaraf edilmeye çalışılsada, alınan kararlarında yerinde, zamanında alınıp alınmadığı, kayıpların minimize edilmesi yönüyle bakıldığında etkinlik derecesi tartışılır.

Görünen o’ki; toplumun ihtiyaçlarını gidermeye dönük sektörel bazda hizmet ifa eden, ticari hayatın temel taşları da bu durumdan en çok muzdarip olan gruplar. Küçük esnaftan başlayarak kurumsal yapılara kadar her bir zincir halkası birbirini tamamlayan unsurlar.

Çalışma hayatında yaşanan olumsuzluklar ise yine başka bir boyutta sıkıntılı sürecin çetrefilli vakaları olarak yazılıp çizilmekte.

Bu olumsuzlukların sektörel bazda ele alındığında çıkan sonuçlarlarla değerlendirildiğinde süreci yönetebilme kabiliyet ve yetenekleri de farklı, farklı gelişmekte.

Şehirlerin ticari hayatta ki daimi unsurları esnaflık ise yine zor zanaat olarak karşımıza çıkmakta.

Sermaye gücünün etkinliği her ne kadar da ayakta tutmaya çalışsada, ağırlaşan koşullarda kredilerle ayakta durmaya çalışmak, devlet desteğinin elzem olduğunu unutmamak gerek. Can suyu faizsiz esnaf kredileri bu zorlu süreçte fayda sağlayacağı aşikar. Yerel yönetimlerinde bu süreçte esnaf ve sanaatkara sağlayacağı katkı, odaların aktif faaliyetle iştigal ederek esnafın sesini duyurabilmesi ve bu konuda idareciler nezdinde girişimlerin artırılarak, desteklerin tedarikine yardımcı olması, toplum bireylerinin de anlayış mekanizmasını çalıştırarak iletişim kanallarını iyi kullanarak diyalogla çözümlere ulaşmayı sağlaması gerekir.

Esnafların sorunlarını en iyi bilenler yine esnaflardır.

Sorunlarının çözüm odağında da yine odalar ve yerel yönetimler başı çekmektedir. Toplumda meydana gelebilecek her türlü şikayete konu vakalar, denetim mekanizmalarının çalıştırılması ve diyalog süreçlerinin işletilmesi ile çözüme kavuşacaktır. Eğer bir sorun varsa bu sorun kaynağına dönük çalışmaları yürütecek kurumlar nezdinde yürütülmelidir. Mekanizmaların yerinde ve zamanında işletilememesine bağlı olarakta ortaya çıkabileceği göz ardı edilmemelidir. Yerel yönetimler ve STK lar nezdinde de çözümsel süreçler behemehal aktif hale getirilebilmelidir.

HARALA GÜRELE..

Sosyal medyada yapılan harala gürele tartışmalarda incinme noktasında olumsuzluklara da mahal vermemek gerek.

Toplumun yeterli bilgi sahibi olmadığı durumlarında var olabileceği, yanlış anlamalara mahal verecek durumlarında vuku bulabileceği unutulmamalıdır. Basit anlatımıyla karalama unsurlarına mesnetsiz ifade etme tarzını geliştittirmemeliyiz. Küçük kıvılcımlardan, büyük ateşler çıkarmak yerine, ateşe zamanında müdahale etmek yangınlara davete çıkarmayacaktır. Keza yanan yok olan her unsur kolay kolay yerini doldurmayacaktır. Uslub ve şekil yönünden bakıldığında bir toplumunda gelişmişlik düzeyinin göstergesi olacağı da unutulmamalıdır. Yazılan her söz ve eylemsel hareket sonuca odaklı müsbet akıl, vicdan ve mantık çerçevesinde yapıcı ve olumlu hal ve durumda olması da önemlidir.

Güzel memleketimizin bu zorlu süreçleri elinden geldiğince en iyi şekilde atlatacağına inanıyoruz.

Bunun içinde diyalog ve iletişime kaliteli düzeyde yaklaşmak, seviyeli, ölçülü, edep, ahlaki, vicdani duygularımızı ön plana çıkararak birleşmek, bilgilenmeden bilgili gibi davranarak değil, gerçek anlamda bilgilendiğimizi de iyi bilerek idrakli toplum bireyleri olarak sorunların üstesinden gelebileceğimize inanmalıyız.

Sevgi Saygılarımla,

Güven Gürbüz

01 Mayıs 2021 – Ankara