EKSİKLİKTEN ZİYADE, FIRSATTAN İSTİFADE.

EKSİKLİKTEN ZİYADE, FIRSATTAN İSTİFADE.

Hayatımızın her aşamasında rastladığımız bir çok kavramlar amacının dışında bir çok alanlarda, işine gelenin, işine geldiği gibi şekillendirildiği gözlerden kaçmıyor.

Öğretiler, öğretici ve eğitimler eğiticiler, tarafından uygulaması yapılacak uygulamaların yönetici ve idareciler tarafından kurum veya kuruluşlarda iyi analiz edilerek idrak gücünü artırıcı önlemlerin alınması gerekir. Bazı zihniyetler bu yönüyle toplum içerisinde yanlış yönlendirmelere de yol açacak sapmaları barizleştirebilirler. Yaşamın her kategorisinde algılar ve davranışlar bu yönüyle ileride doğabilecek bir çok ciddi sıkıntıları da yeni nesillere doğru aşılamaya devam edebilir. Öğrenim hayatı boyunca öğreticilerin vasıflı, eğitimcilerinde eğitimli olmaları şarttır. Bir çok yönüyle toplumda karşı karşıya kaldığımız olumsuz tutum ve davranışların kaynağının da neden kaynaklı olduğunu iyi analiz etmek ve sebep sonuç, ilişkilendirici yönüyle aksiyon planlamalarına yönelmek gerekecektir.

Gönüllülük kavramı ile başlayıp maddi çıkarcılığa doğru yönelme, hayır, yardımlaşma, dayanışma gibi insani kavramlarla başlayıp, sonrasında makam, mevki menfaatçiliği, çıkar sağlama, sağlatma yollarına sapma, diyalog kavramı ile başlayıp, birde bakmışsınız belli bir gruba, belirli bir zümreye, kuruluşa vs angaje etmeye amacına ötelenmeye, baş olma, başı çekme gibi kavramlarla başlayıp, edinimleri ele geçirme, söz sahibi, yetkili olma, ile oluşan, o makamın ve mevkinin sağladığı her türlü imkan ve olanakları, şahsi insiyatifleri doğrultusunda, lehine, çevresine, kitlesine vs. çekme, sürdürme, sağlama, süreceliğine, idamesine vs sabitlemeye doğru kaymalar. vs.vs.vs.vs…

Örneklemelerinin çoğaltılmasının mümkün olduğu bir çok hal ve durumlar, yayıldığı alanlarda;

Ahlaki, edebi, umuma uygun, toplumsal düzene yatgın, uyumlu, adil ve düzenleyici vs olmayan uygulamalara yönlenmek, yönlendirilmek, hiyerarjik düzende olmaması gereken uygulamalar olduğu eğitim amaçlı seminerler, çalışmalar vs ile benimsetilmeli, kavratılmalı, teşvik, ödüllendirici, öncü, örnek, takip, tetkik, uygulatıcı, denetimcilik alanlarında aksiyonlar alarak hedeflere uzun olmayan sürelerde ulaşılması sağlanmalıdır.

Toplumsal düzenin temel taşları, ahlaki zeminde, edebi kurallar çerçevesinde, nezaket kurallarında, adil, hak, hukuk, adalet kavramları ile bir bütün olarak, yönetenler ve yöneticiler nezdinde başta olmak üzere yerli yerinde hazır, nazır, dayalı, döşeli, tatbikinde uyulan, uygun, uygulanabilir olması sağlanmalıdır.

Geleceğe uzanan yollar geleceğe insanları taşırken, yolculuğun selameti de yolların kaderi ile bağdaşacaktır. Bizler bu yolları tüketip sona vardığımızda geriden gelenlerinde sağlam adımlarla rahat ve güvenli yol almaları ancak ve ancak şimdiden atılacak adımlarla, emniyetli ve sağlam olacaktır. Çağdaşlık ve medeniyet kavramı toplumların gelişiminde ve düşünce dünyasında önemli bir değere sahiptir. Geçmişten günümüze bir çok medeniyetleri irdelediğimizde toplumları ayakta tutan en büyük gücün manevi duyguların katkısı ve maddi güç ile entegre gelişime katkı sağladığıdır. İnançlarımızla bir bütün olarak hedef ve planlarımız geleceğe sağlam adımlarla koşabilmek, bu günlerden yarınlara çizilen yol haritalarının doğru ve güvenilir olması ile ilintilidir.

Toplumumuzda geçmişten günümüze anlatılan bir çok fıkra, hikaye ve masallarda bu konuların işlendiğini görmekteyiz. Gelişen çağa ve değişen teknolojik eğitim ve öğretimlere göre ayak uydurmak, asosyal oluşumlara zemin hazırlamak yerine, sosyalleşme konusunun, toplumsal uyuşma, iletişim süreçleri ile öğretilerde yer ve zaman sağlayıcı, uygulayıcı ve uygulatıcı olmak gerekliliği hasıl olduğu bilinmelidir.

Gülmenin bir çok konunun bellekte yer etmesinde dürtü olduğunu da unutmamak gerek. Yıllara damga vurmuş fıkraları ile her zaman olduğu gibi Hoca Nasrettin’e de bir kulak verelim.

” Üzerine Bir Altın Daha Vermen Gerekir “

“Günün birinde Hoca’nın yanına heyecanlı bir adam gelir ve elindeki altını uzatarak;

“Hocam, bu altını bozabilir misin?” der.

Hoca altını eline şöyle bir alır, altını üstünü inceler gibi yapar ve; “Bu altın eksik olduğu için bozamam.” der.

Bu defa adam;“Tamam eksik bozuver, benim acilen paraya ihtiyacım var.” deyince Hoca;“Yavrum altının o kadar eksik ki üzerine bir altın daha vermen gerekir.” deyiverir.

Sevgili okuyucularımız kulak ardı ettiğimiz bir çok önemli kavramlar, oluşumlar, zamanla değişime, değiştirilmeye, amacının dışına taşmaya, taşırılmaya devam ettiğinin farkına varmanın altını çizmek gerektiğini düşünerek yazdığım bu haftaki yazıma nokta koyuyorum.

Sevgi, saygı ve hürmetle dolu tüm dost ve sevecen insanlarımıza şükranlarımla,

Dostlukla kalın.

Güven Gürbüz

09 Temmuz 2022

Şebinkarahisar / Ankara

 

 

 

ÜMİTLER YAŞATIRLAR.

ÜMİTLER YAŞATIRLAR.

Ümitlerin varlığı, gönüllerin hükümranlığı, eritir demirden duvarları.

Ümitlerin en güzeli sevgiden alır temeli. Sağlamsa temeli fetheder gönülleri.

Yıllara meydan okuyan yaşam, koparırken yavaş, yavaş bizlerden bir şeyleri.

Tutunduğumuz dallara nisbet en güzel ümitleri, yine filizlendiren sevgi tohumları.

Saçıldığı yerde yeşerip, yine bizi bulacağını biliriz.

Ümitlerin içerisinde büyüttüğümüz filizlerin, çiçek açtığını görmek.

Ömrümüzün baharında esen yellleri, bir kez daha bitmeyen hayalleri, canlandırır.

Yaşama tutunur, tutundukça dalların, aslında ümitlerin yetiştirdiği fidanlar olduğunu geçte olsa anlarız.

Fidanlar boy attığında, asırlık ağaçların arasında yerini aldığında.

Belkide bizler o zamanlarda aralarında olamadığımızda.

Kimbilir ne şimşekler çakacakta, aydınlanan ışığında nice ümitlere daha kucak açacak.

Memleketim diye şiir yazan şairin duygularını irdelediğimizde;

İçerisinde yaşattığı anları, zamanları, kavramları.

Ümitle bezediği, hayalle süslediği, gönlünü mest ettiği, ferahlığında kendini serinlettiği.

Hazlarını en derinden hissettiğinide anlamak gerek.

Anlamak yine boşlukta kendini rüzgara kaptırmış bir yaprak kümesi içerisinde.

Yavaş, yavaş, süzülerek, konacak bir yer bakmak gibi.

Anlamak, içinde sakladığı hisleri duyguları bir arının peteğine bal olarak akıttığı gibi akıtmak.

Anlamak içinde beslediği kavuşma, ulaşma, buluşma, görme, hissetme ile başlayıp,

Aşma, koşma, azmetme, çaba, gayret ile ümitlerinin gerçekliğine inanıp kanat çırparak uçan kuşlar misali.

Ümitlerin içerisinde hayaller, hayallerin içerisinde gerçekler.

Hepside birer birer yaşamın içerisindeki bizler.

Yaşamanın gayesi hayata tutunmakla başlarken,

Memleket sevgisi, tutkusu, bitmeyen özlemler.

Hepside birer birer bizler için varlar.

Amaç; aramaya gerek kalmadan, seni bulan, ecdadından kalan, en güzel duygulardan oluşan.

İlmek ilmek örülmüş iğne oyasının içerisindeki renk cümbüşü gibi karşımızda dururlar.

Onlar; dikilecek bir eşarpın kenar süsü, onlar vitrinleri süsleyen, onlar hayallerin içerisinden.

Ümitlerin gölgesinden, anahtar deliğinden süzülen ışığın bir yerlere düşmesi kadar ince.

Sabah güneşinin yavaş yavaş ısıtması kadar sımsıcak.

Boş dedikleri bir çok olgunun bir gün gelip hoş olabileceğini de ümit etmek.

Onunla yaşayıp onunla hayaller kurmak.

Kavuştuğunda mutluluklardan mutluluk tatmak, hoş olsa gerek.

Hoca Nasrettin’den de kesitlerle sayfamıza renk vermesek olmaz elbette.

Ya Tutarsa?

Hoca, günün birinde kepçeyi, tencereyi alıp Akşehir Gölü’nün kıyısına gider; başlar elindeki kepçeyle bir şeyler yapmaya.

Bu durumu görenler merakla izlemeye başlar. İçlerinden biri dayanamayıp sorar:

“Hocam, ne yapıyorsun?”

“Görmüyor musunuz? Göle yoğurt mayalıyorum.”

“İlahi Hocam, hiç göl maya tutar mı?”

“Arkadaşlar, dostlar, ben de biliyorum tutmayacağını; ancak, ya tutarsa!” deyiverir.

Üç gün önce yazdığım bir yazımın, bu gün yanlışlıkla sildiğimi farkettiğimde üzülmüştüm.

Ancak ümit seslenirken içimden, yeni bir sayfa daha açabilirsin dediğinde bu yazıyıda vücuda getirdi.

Kalemin dokunduğu her yerde en güzel ümitler, yeşererek kendilerini gösterirler.

Ümitlerimiz hep var olsun

Sağlıcakla kalın.

Güven Gürbüz

02 Temmuz 2022

Şebinkarahisar / Ankara

 

 

 

ELVEDA MANALAR, HAYAT BİZİ OYALAR..

ELVEDA MANALAR, HAYAT BİZİ OYALAR..

Yıllara sırtını dayamış emek. Çektiği zahmet, yağmayan rahmet. Bulutlara gömülmüş vefa, kendine gördüğü reva. Denizlerde yüzen sefa, her gün bir limanda, en güzel manzara. İyiliğin adı menfaat olunca, çıkar kapıyı çalınca, daha çok masallar yazılınca, birde sonunda uyanınca, akıl başa gelince, ne denmeli sizce..?

Elveda haberciler. Ne denmeli bu işe sizce? Birleştirici olmak, elele vermek, konsolide etmek, ses olmak, nefes aldırmak, duymak, duyurmak vs.vs. Hata değil elbet diyecek, aklı başında olan yetkince. Oysaki öyle değil görünen manzarada resim. Bir tarafı düşük çerçevenin. Anlamamaya ne hacet. Anlayana sereserpe, birde ört peçe. Kimileri dışlandı, kimileri haşlandı. Kimi yolcu, kimi hancı, hepsi oldu karıştırıcı. “Anlayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az” dediği gibi atalarımızın. Nalınada vur, mıhınada, üzüm dalında, dal sepette. Sepeti taşıyacak kol, uzun ince bir yol. Dağ başında pınar, pınara kimler uğrar? Aklı başında olanlar anladılar. Elveda dediğim neden? Ne manalar?

Gündemlere dokunduk aklımız erdikçe. Yazacağız yine elbet yaşam yol verdikçe. Bizim elvedalarımıza sevinenler, bir gün kendilerine lazım olduğunda dövünecekler. Ne oldum dememeli, Ne olacağım. Aklının bir köşesinde yazsın adam olacağım. Vurdumduymaz kel ayvaz, ne kadar da olsa da umursamaz, çalan saz yine dalında, söyleyen dil adam olanın adamında. Kimler geldi, kimler geçti. Biri yandı, biri söndü. Masalların sonu hep mutlu bitti. Kimini uyuttu, kimini büyüttü. En büyüğümüz olduğunda en küçük, küçüklerde büyüğünü unuttu. Yılların sabrı, bittiği yerde saklı. Bekle. Yarınlar aslında hemen yanında. Başını çevirip baktığın ana kadar. Geçmeyenle, geçen, aslında içinde saklı bilmece. Ne zamanki çözülür sizce? Akıl elbetteki gelince başa.

Şebinkarahisar vedaları uzun gecelerin hikayesine benzer. Bazen ilkler sona kalmadan tükenirler. Dinleyenleri uyku bastığında, sis, bulut gibi izi kalır. Köşesinde bir mahsun resim, anlatır, anlar aslında bir kesim. Dili olanın dillendiği, gözü görenin bakabildiği, kulağı duyanın anlayabildiği hikayelerdir bunlar. Masal olanların sahipleri ise kenardan bakanlardır. Onların duymak istedikleri yine hep kendi bildikleridir. Onları ne sen, ne ben, bir tek kavrayan bizleri yaratan. Eğrisiyle, büğrüsüyle, her tel doğrulur, doğrulduğu yerde izi kalır. Ne pense, ne keser. Tahta da yeri, mıhın kaderi. O zaman belli olur yeri.

Bu gün yorgun yüreğim ellerime söz geçiremiyor. Parmaklarım kalemi unuttu, klavye ile arkadaş olduğundan bu yana. Sadece dokunmak yetsede üzerine, gözler yine, neleri özler. Özlemlerde artık bu kadar, buraya kadar der. Özün sözü, elvedalarda gizli. O elvedanın adı. Hoş bir seda. Şair Baki’nin dediği gibi “Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş “

Gönülden gönüle yol çizen tüm dostlarıma, sevgi ve saygılarımla.

Güven Gürbüz

05 Haziran 2022

Şebinkarahisar / Ankara

SON HİKAYESİNDE

SON HİKAYESİNDE

Yaşatmasını bilmeyen, yok etmesini biliyor. Üretmesini bilmeyen tüketmesini biliyor. Duyan kulak duyacağını, gören göz görmek istediğini, isteyen istediği kokuyu hissederken, tatmak istediği tadı tadarken, duyu organlarının, beyninin o an ki, iradesine kaptırmış. Düşünceyi bir kenara atmış, geleceği hiçe katmış, geçmişe sünger çekmiş, kimler, kimler, kimler. Her birinden birer eser.

Kimi unutulmuş, kimi terk edilmiş, kimi yitik, kimi buruk, kimi yanık, kimi sönük, kimi tükenik. Sorma hallerini, kimin hallerini? Senin, benim, onun, bunun, şunun. Düşün, düşün, yoktur sonun. Yakmaya varsa kömürün, odunun, kışın sonu gelir. Yaz gelmeden baharda biterse, baharı görmeden kış gelirse, halin nicedir diye soran olmazsa. Dönüp baktığında ardına, sonda kalanlar. Bir hikayenin mahsun satırlarında, son hikayesini yazar.

Her başın bir sonu, her bir sonun bir başı varken, duygunun doğduğu yerin başı, sonu, her atışında tik, tok, sesi. Bazen yavaş, yavaş, bazen hızlı, hızlı çarparken. Bazen yorgun, bazen fazla dinlenmiş hali ile her zaman, hey aynı gülümsemez. Hissetmek için hisleri duygu ile yoğurmak, hamuruna sevgi, özüne saygı katmak gerek. Yaşadığı hayatın hep boş olduğunu, düşüne, düşüne, boşluğa düşeni. Gördüğünün, göreceğinin bu kadar olduğuna kanaat getirip, elini, eteğini çekeni. Şansızlığını, kadersizliği, talihsizliğini bitmeyen yol hikayesine dönüştüren. Ne yazmasını beklemek gerekse o beklenir. Son hikayesini de böyle yazar.

Memleketin ilk hikayesinden, son hikayesine kadar neler yazılması gerekecekse onlar yazılacaklar. Hikayesini yazanlar nerede kalmışsa oradan yazacaklar. Aşılmamış yolun, katedilmemiş mesafenin, delinmemiş karanlığın, ne başı, ne sonu, ne aşılmışı, ne de gündüzü belli olur. Aklın geldiği en son noktada, fikir kendi orkestrasını konuşturacak. Kimbilir ne eserler de çıkacak, ya duyan duyacak, ya duymayan unutacak. Değerinin anlaşıldığı yerde kimbilir son hikayesini de yazmış olacak. Yazanlarda işte böyle deyip, boynun bükecek.

Uzun lafın kısası. Hikayenin her safhası, acısı, tatlısı, sevdası, sevdalısı, hepsi bir memleket sızısı. Atalarından kalan mahsun bir eser. Kimi mum gibi erirken, kimi boy atıp dal verecek. Memleketin fidanları, dağı, taşı toprağı, akan suları, gölleri, dereleri, bağları, bostanları, hep bir ağızdan aynı türküyü söyleyecek. Çünkü hikayemiz bu, yazanlarımız sizler, görenlerimiz atalarımız, vaadler, nasihatler, vasiyetler, yazılan kitabın sayfalarında saklı kalacaklar. Kimbilir bu hikayelerin daha güzelini, daha canlısını, heyecanlısını, vaadleri bol, nasihatleri daha çok, yazanları da çıkacak. Bu bizim aşk hikayemiz. Yenilendikçe en güzelimiz, sahnede en çok gezenimiz, bu podyumlar, şu sahnemiz, herkesedir davetimiz diyecek.

Son hikayemiz aslında hep ilk hikayemiz olacak. Bazen gözlerimiz dolacak. Bazen fikirlerimiz coşacak. Memleket yollarında, bitmeyecek hep son dediğimiz, bizim, bizlerin, sizin, sizlerin hikayesi.

Sevgi ve selamla,

Güven Gürbüz

15 Mayıs 2022

Şebinkarahisar / Ankara

ANLAYANA SELAMET, ANLAMAYANA ZAHMET.

ANLAYANA SELAMET, ANLAMAYANA ZAHMET.

Eğitime ve öğretime atılan adımlar, kültürel gelişime katkı, İlime, bilime yatırım demek. Yetişmiş insan kaynaklarının hayata geçirilmesi, verimliliği, iş gücüne katılımı, etkinliği, üretkenliği, başarısı, motivasyonu,vs, vs. Bir çok faydaları ile topluma dinamizm kazandıran adımlar olarak, her zaman söylenir, söylenir, söylenir.

Tarih boyunca tüm zorluklara rağmen başarıyı yakalamak uğruna verilen çabaların ve gayretlerin ürünü yetişmiş insan gücü, bu emek ve çabalarının semeresini elbetteki almalıdır. Bu güç öyle bir güç ki, yeni nesillerin kaliteli, bilgili, aydın, ilgili, bilgili, merhametli, şefkatli, bireyler olarak yetişmesi, güce güç katacaktır. Bu uğurda harcanan emeklere katkı sağlayan değerlerimiz ise bu gücün lokomotifini harekete geçiren makinistler gibidirler. Yaptırdıkları eğitim kurumları ile vücuda getirdikleri çatı, altında sayısız insan gücünün yetişmesine ortam sağlayacaklar. Bu çatıların altında ilim ve irfan dağıtan yine yetişmiş eğitimci ve öğretimcilerde kat üstüne kat çıktıkları, bilgi, kültür, birikim, tecrübe, yenilik, gelişim, vs. birçok olguyu içinde barındırdıkları paylaşımlarını, paylaşarak, çoğalmasına, yayılmasına, yenilere de yol açmasına kaynak oluşturacaklar. Eğitim ve Öğretim ile aşılması gereken yollar kolaylıkla aşılarak, geleceğimizde aydınlığa rahatlıkla koşabilecek.

Topluma kazandırılabilecek en büyük güç, yetişmiş insan kaynakları. O’nun verimliği, üretkenliği, çalışkanlığı, azmi, çabası, gayreti ve bu gücün mimarlarının cömert tavırları, duruşları, icraatları ise her türlü takdirin üstünde, vatana, millete, ülkemize büyük fayda. Faydalardan fayda doğarken, her faydanın ilk adımı atanı, bayrak yarışında en önde koşanı. Bu yarışta yerini alan her hayırsever insanımıza şükran borçluyuz.

Şebinkarahisar’da bir güneş daha doğuyor. Bu aydınlık güneş ile zihinlere ışık, geleceğe aydınlık katması sağlanacak. Bu katkıya öncülük eden başı çeken, Şebinkarahisarlı hemşehrimiz Dursun Özbek’e sonsuz şükranlarımızı arz ediyoruz. Şebinkarahisar Özbek ailesinin eğitime öğretime yaptığı bu ciddi katkıyı asırlar boyu yad edecek.İsimleri burada abideleşecek. Hayırla anılacak. Diğer varlıklı, variyetli, Şebinli ailelere de örnek teşkil edecek. Bizlerde memlekete daha başka ne yenilikler, faydalar sağlayabiliriz acaba..? diyecekler. Kimbilir.

Topluma örnek olan değerli şahsiyetlerimize methiyeler dizmek elbetteki onların hak ettikleri bir sözlü ödüllendirme. Ancak biz Şebinkarahisarlılar methiyelere değil, gönül birlikteliklerine daha çok değer verenleriz. Biliriz ki gönülden doğanlar özdür, evladırlar. Gönülsüzlükten ne doğar? Çatısız evler, bacasız fabrika, motorsuz arabalar, tekerleksiz bisikletler..
Gönüllülükte rahmet ve bereket, günüllülükte hizmet, gönüllülükte gelecek, en iyisini, en güzelini, hep birlikte elele vermekle başlar.

Metalaşan dünyada, ruhları saran maddiyat çılgınlığının içerisinde kaybolmuş, para pul uğruna değerlerine sırtını dönen, çıkara menfaate tamah ile kul olmuş, gönülsüzlerden neler doğar. Toplum buna şahitlik eder, görerek, test ederek, görür, bilir, hisseder. Gönlü yüce insanlarımıza çok ama çok ihtiyaç olduğu aşikar. Gönlü yüce hemşehrilerimiz iyi ki varsınız. Bizler sizlerin varlığını gördükçe, memleket sevgimiz daha da çok artacaktır.

Tarih boyunca asırlara hükmeden ilim ve irfan şehri Şark-ı Karahisar, Yüce Atatürk’ün Şebinkarahisar adını vermesi ile Vilayetliği iade edilmese de, yine Vilayetlik ruhu ile, azim, çaba ve gayret ile kendisine yakışanı her zaman yapacaktır. Bağrından çıkardığı dünyaca ünlü şahsiyetlerinin gözler önüne serdiği gibi bundan sonra da değerlerine değer katmaya devam edecektir. Yurdum insanının birbirine bağlılığı, tutkunluğu, yardımseverliği, azmi ve çabası her zaman takdirle karşılanacaktır.

Şebinkarahisarlı ünlülerimizinde, toplumcu çizgileri ile dünyaya nam saldıklarını biliriz. Hümanizmi toplumla birleştiren, yerine geldiğinde öven, yerine geldiğinde eleştirmesini de bilenlerdir. Değişen bir şey yok. Ünlü olacağım diye uğraşılmaz. Toplumun görünmez altın kolyesi gibidir. Ruhlarda canlanır, hafızalarda iz bırakır. Yaşar, yaşatır.

‘Kilime vurmakla kilimi eskitemessin, sadece tozunu alırsın’ dedikleri gibidir hayat, küsmemek gerek.

Bazen öyle sözler vardır ki, bir deli söyledi, kırk akıllı çıkaramadı dediği türdendir.

Aziz Nesin’in en çok sevdiğim şiirlerinden birisi ile bitirelim ne dersiniz.?

İnsanları kendine getiren şiirler. Birer inci tanesi gibidirler.

” Taşlamalar/ Eferüm oğlum Ahmet!”

Eferüm oğlum Ehmet,
Varlığın halka rahmet!
Sakın hiç çekme zahmet,
Allah versin afiyet!

Eferüm oğlum Ehmet,
Sen bu yolda devam et!
Bir tutup bin atmalı,
Kaymağa bal katmalı!
Gık dese muhalefet,
Anasını satmalı.

Eferüm oğlum Ehmet,
Sen bu yolda devam et!
Kim derse demokrasi,
Saymalı onu asi,
Kırılmalı kafası Böyle olur siyasi!

Eferüm oğlum Ehmet,
Sen bu yolda devam et!
Her tedbiri almalı,
İktidarda kalmalı,
Her gün başka havadan
Yem borusu çalmalı.

Eferüm oğlum Ehmet,
Sen bu yolda devam et!
Ver hesabı farkiyle,
Çık yüzünün akıyle,
Kendine etme zahmet,
İsbat misbat hakkiyle.

Eferüm oğlum Ehmet,
Sen bu yolda devam et!
Baba, oğul, kız, dayı,
Çekiversin cartayı,
Sen sağsın, ben selamet,
Atlatırsak vartayı.

Eferüm oğlum Ehmet,
Sen bu yolda devam et!

Aziz Nesin “

Vardır her bir sözde keramet, anlayana selamet, anlamayana çok büyük zahmet. Hem överiz, hem döveriz derler. Bulunca menfaati süpürür giderler. Gönülden gönüle yol çizenler, arkasına da, önüne de bakmasını bilirler.

Bazı şeyleri öğretmek zordur elbet. Türk aklı bulur elbet bir gerek. Tarlaya ilk defa çıkan çocuk, tırmığın adını, ne işe yaradığını sorar babasına. O’da tırmığın tırmığına basmasını söyler. Bastığı gibi tırmığın sopası havaya kalkar, alnının ortasına vurur, canı yanar. Tırmık adı desede babası, anlatma şeklini sorar çocuk. Bir daha kolay, kolay unutmayasın diye oğul der babası.

Bizlerde öğreneceğimiz çok şeylerin olduğunu elbetteki biliyoruz. Ama bazen istemediğimiz şekillerde öğrenmiyormuyuz?

Eğitim ve öğretimle aşılacak daha çok yolumuz var. Bu yolda vefa gösterenlerden, ahirete intikal edenleri rahmetle, hayatta olanları da şükranla anıyor, yadediyoruz.

Hayır ve hasenatlarımız bol olsun.

Sağlıcakla kalın.

Güven Gürbüz

08 Mayıs 2022

Şebinkarahisar / Ankara