BİR BÜTÜN, HEPSİNDEN ÜSTÜN

BİR BÜTÜN, HEPSİNDEN ÜSTÜN

Toprağında, taşında, memleketin ahvalinde, yollarında izlerinde, muhtarlar mecliste.

Bir haberdir gelmiş, yolu,izi,toprağı, suyu, geçim dünyası, birde sızı.

Kolaymı memleketin dağlarından, taşlarından, bayırından, düzünden, aşıp gelmesi.

Burası Ankara, diğeri Şebinkarahisar. Kalesinden şanlı bayrağını sallar, Başkentin yolunu tutar.

Ne demişler, ne söylemişler, kimler dinlemişler, bilenler bilmişler. Bildiğimiz geldiğiniz.

Köylerinden bir haber, sılasından neler söyler. Her gün eser bu rüzgar.

Islığında dağlar, sessizliğinde sazlıklar, gürül gürül gürül gürleyen akarsular.

‘Arzu halimizi eyi söyleyin hemi..’ derler.

Yediğiniz içtiğiniz sizin olsun, diyeceğimiz o’dur ki;

Memlekete fayda gelsin. Ne söylerseniz söyleyin. Söyleyene değil söyletene bakın derler ya hani, o’iyi bilir.

Elbette hizmet beklenir. Sözler çoktur, biri birine eklenir. Memleket insanı sizlerden çok işler bekler.

Dursun göçler. Kesilmesin pınarlarından akan sular. Sadece yazın değil kışında açık kalsın yollar.

Dursun artık heyelanlar. Düzelsin kıvrım, kıvrım,yollar. Susuz kalmasın bağlar, bahçeler.

Açılsın tüneller. Ekilsin tarlalar, biçilsin otlar. Boy, boy, başak atsın arpalar, buğdaylar.

Aç kalmasın zemheride ineği, danası, düvesi, koyunu, keçisi.

Çoktur anlatacaklarınız velhasıl. İnşallah anlatmışsınızdır.

Hayırlarla hasıl olsun, anlattıklarınız yerini bulsun. Sizi dinleyenler unutmasın. Memlekete vefa borçlarını hatırlasın.

Kafa sallamayla değil, icraatla, koşmayla, el uzatmayla, yardımlaşmayla, nihayete ulaşmaya vesile ola.

Bize yazmak, kalem ile deftere düşmek. Çiçek gibi açıp, vazoda güzel görünmek değil maksat.

Suladıkça bahçesinde büyütmek, tohumdan tohuma, toprağa düşüp yayılıp çoğalmak.

En hasıdır tohumun çoğaldıkça çoğalanı. El üstünde bulunmalı kıymeti değeri.

Arzu hale tercüme, sakın söylemediler deme. Bu gün yarın olacak, her sabah yeni güne uyanacak.

Hakikat resmini doğa ana birlikte çizecek.

Kimi bakacak, kimi bakıp geçecek, kimi durup düşünecek, kimi hak verecek, kimi görmezcilikten gelecek.

Bir şeylerde vardır ki hep söylenecek. Hayır ile kalkan eller, hayır ile niyaz edecek.

Yediğimiz midemize, verdiğimiz ruhumuza. Hak yolunda niyazımıza.

Çare ile vesile olan kavuşacak elbet gönüller hazinesine.

Her biri kıymetlidir verilen emeğin. Ziyan olmasın hiç bir zamanın.

En büyük hazine, akıp giderken mazisine, zaman sahip çıkacak geleceğin mirasına.

Hem baba, hemi ana, yetiştiren değer verir cana.

Ne solsun, ne bitsin, geleceğe şimdiden aldığın nefes, kulaklara fısıldayacak sesin olsun.

Memleket için atan kalpler her zaman yerini bulsun. Hatırlansın. Unutulmasın.

Kıymet verdiğimiz, değer bildiğimiz, ziyan olmasın emeğimiz.

Bir yanda; ‘Ektiğimiz, biçtiğimiz nohut, şehre gelip leblebi oldum’ diyenimiz.

Bir yanda; kadir kıymet bilenimiz. Eksik olmasın çoktur hatır sayanımız. Sizler her zaman var olunuz.

Hoca Nasrettin nerede diye de olur soranımız. Bu haftada yerini alsın yazımızda, ne dersiniz.?

Çekirdeğiyle Tarttı

Hoca pazardan bir okka hurma alır ve evine gelir. Akşam olunca da hanımıyla birlikte yemeye başlarlar. Hocanın hanımı bir de bakar ki, kocası hurmaları çekirdeği ile birlikte yiyor.

Bunun üzerine Hoca’ya dönerek; “Efendi, hurmayı çekirdeğiyle mi yiyorsun?” diye sorar.

Hoca bu soru karşısında; “Elbette çekirdeğiyle yiyorum, çünkü pazarcı bana onu çekirdeğiyle tarttı.” diye cevap verir.

Bizlerde anlarsak bir değeriz. Değerlerimizi de iyi bilmeliyiz. Sahip çıkmalı. Öncü olmalıyız.

Böbür yok, kıymet çok olmalı. Burnuyla su içenden fayda gelmez deriz.

Onlarda aramızdan çıkanlarımız. Yolunu bulmalıyız, iyi huy ile ıslah olmasını dilemeliyiz.

Ne tepeden bakmalı, ne hor görmeli. Alçak gönüllü mütevazi olup küçük düşürmemeliyiz.

Ha bu gün, ha yarın. Toprak olacak sonumuz.

Toprağın verdiğini, suyun suladığını, tohumunu, çiçeğini, meyvesini, sebzesini, bilmeli kıymetini.

Hep bir bütün hepsinden üstün. Kim kime küskün.

Hayat kısa, ömür çile, gelecek varsa ele, yaptıklarınla sana.

Kalın sağlıcakla,

Güven Gürbüz / 23 Ekim 2022

Şebinkarahisar / Ankara

AKLINA GELEMEMEK

AKLINA GELEMEMEK

Uzak bir yol hikayesidir gidiş ve dönüşler. Memlekete uzanan eller, taşına toprağına konan kanatlar, ılık, ılık yağan yağmurlar misalidir. Bahane yaratmak sebep, Şahane demek kısmet, gidipte görmemek nasip demektir çoğu zaman.

İçimizdeki heyecan bitmiş, umduklarımız kırıklığımız, bulduklarımız hüznümüz, duyduklarımız acımız olursa çokta yoktur söyleyeceklerimiz. Hayat değirmeninde bir oyana, bir bu yana, gel sende kendini oyala, diyenlerimiz oldukça daha çoktur düşüneceklerimiz.

Yeğenimin dünyaevine girişinde yanında olmak üzere memlekete doğru yola koyulduğumuzda;

Bize yollarda eşlik eden manzaralara baktıkça, mazide kalan seyrüseferlerde bir, bir, canlandı zihnimizde. Karda, kışta, hüzünde. Mutlulukta. Hepsi bu yollarda. Ağaçların gölgesinde, gazellerin arasında, türkülerin ortasında kaldı hatıralarıyla ömürden giden seneler.

Memleketin sorunları değil çoğunun umurunda.

Yaşamın kıyısında yüzen balık misali, ürkek hayaller, oltanın ucu hep iğneli. Gaye tutunmaksa yaşama gerisi bahane. Şahane olan mutlu kalmayı başaran. Çok düşünmemek, kafayı fazla kurcalamamak, kendi haline bırakmak, akan su misali hayalleri ve yaşattıklarımızı.

Fazla söze gerek yok demek lazım çoğu zaman gerçekler su yüzünde dans ederken. Gecenin karanlığında kaybolan hayaller bastırdığı yerde kalmalı uykunun, dalmalı hiç uyanmayacakmış gibi derinleştikçe derinleşen uykularımız arasında.

Sahne yine aynı, oyuncular aynı nakaratta. Kimini arayıpta bulamassın sokak ortasında. Kimi çayda, çırada, kimi halayda, horanda. Kimi kaybolmuş tozda dumanda, kimi gördüğünde kaçanda, kimi duyduğunda köşe bucakta.

Şehrin daracık yolları araçların işgalinde. Kimi kapatmış sağı solu, kimi unutmuş yaşlıyı çocuğu. Bir çevre yolu bile yok. Garipliğin resmini çizsen bu kadar olur dercesine kaldırımların çıkardığı sesler. Bu türküyü daha öncede dinlemiştik derken mekanlar, sazıyla sözüyle eşlik eder yalnızlığına kaderin.

Şebinde olmak mutlu kalmak, herşeyi kafandan bir bir atmak. Zamana odaklanmak, ana bırakmak, bazen görmemek, bazen duymamak, bazen tatmamak. Zaman kendi kendini galip idare ederken, yenileri, yenilerden, yenilere, yolllardan yol açan yaşam, bir çok unutulmuşlukları da hatırlatmayı pekte yeğlemeyecektir. İyi kalan iyiler hep vardılar, ya sonradan kötü olanlar. Onlar aslında her zaman olacaklar. Önemli olan bazende önemsiz kalan. İşte onu bulan büyük keşfi yapan. O aklı o zihni fazlasını da yapacaktır olduğundan. Görüntüden resme bakmak değil, resmin içinde yer alanı anlamaktır gerçek olan.

Çok konuşanlar, ortalıkta dolaşanlar, boy boy resimler atanlar, reklama kaçanlar, sosyal medyada boy atanlar, karelerde en çok yer alanlar, boş olduklarını anladıklarında, dolularda bir gün yerini alacaktırlar. Kim öle, kim kala. Konan her dala, beğenmez olursa beğendiği dalı. Kurutmamalı asırlık ağaçları. Ahte vefa dururken, bir anlık sefa ile olmamalı heba.

Hoca Nasrettin’den bu hafta neler var demeden, yazımızda da, anlamlı, manalı yerini almalı.

Kürsüden İnmek de mi Aklına Gelmiyor?

Hoca, günün birinde vaaz etmek için caminin kürsüsüne çıkar, fakat bir türlü konuşamaz.

Sağına döner, soluna döner, tavana bakar, cemaate bakar ve; “Ey cemaat, görüyorsunuz, birkaç dakikadır düşünüyorum ama size söyleyecek bir söz aklıma gelmedi.” der.

Bu sırada Hoca’nın oğlu da kürsünün önündeymiş, başını kaldırır ve babasına; “İlahi baba, kürsüden inmek de mi aklına gelmiyor?” deyiverir.

Ne diyelim bizim çok bilmişler elbetteki çok iş göreceklermişler. Göremeyenlere ne diyeceklermiş. Fıkralarımız örnek olsun. ne diyelim. Bu günü de yarına bırakalım. Kırmayalım, incitmeyelim, güleryüzü ihmal etmeyelim. Fazla söz bıktırır, az söz anlamlandırır. Özünde varsa balın reçelin, o kadar çok sevenin. Birde sofran zenginse işte ona ne denir?

Allah selamete erdirsin akıbetini cümlesinin.

Selametle kalın.

Güven Gürbüz

28 Ağustos 2022

Şebinkarahisar / Ankara

ÜMİTLER YAŞATIRLAR.

ÜMİTLER YAŞATIRLAR.

Ümitlerin varlığı, gönüllerin hükümranlığı, eritir demirden duvarları.

Ümitlerin en güzeli sevgiden alır temeli. Sağlamsa temeli fetheder gönülleri.

Yıllara meydan okuyan yaşam, koparırken yavaş, yavaş bizlerden bir şeyleri.

Tutunduğumuz dallara nisbet en güzel ümitleri, yine filizlendiren sevgi tohumları.

Saçıldığı yerde yeşerip, yine bizi bulacağını biliriz.

Ümitlerin içerisinde büyüttüğümüz filizlerin, çiçek açtığını görmek.

Ömrümüzün baharında esen yellleri, bir kez daha bitmeyen hayalleri, canlandırır.

Yaşama tutunur, tutundukça dalların, aslında ümitlerin yetiştirdiği fidanlar olduğunu geçte olsa anlarız.

Fidanlar boy attığında, asırlık ağaçların arasında yerini aldığında.

Belkide bizler o zamanlarda aralarında olamadığımızda.

Kimbilir ne şimşekler çakacakta, aydınlanan ışığında nice ümitlere daha kucak açacak.

Memleketim diye şiir yazan şairin duygularını irdelediğimizde;

İçerisinde yaşattığı anları, zamanları, kavramları.

Ümitle bezediği, hayalle süslediği, gönlünü mest ettiği, ferahlığında kendini serinlettiği.

Hazlarını en derinden hissettiğinide anlamak gerek.

Anlamak yine boşlukta kendini rüzgara kaptırmış bir yaprak kümesi içerisinde.

Yavaş, yavaş, süzülerek, konacak bir yer bakmak gibi.

Anlamak, içinde sakladığı hisleri duyguları bir arının peteğine bal olarak akıttığı gibi akıtmak.

Anlamak içinde beslediği kavuşma, ulaşma, buluşma, görme, hissetme ile başlayıp,

Aşma, koşma, azmetme, çaba, gayret ile ümitlerinin gerçekliğine inanıp kanat çırparak uçan kuşlar misali.

Ümitlerin içerisinde hayaller, hayallerin içerisinde gerçekler.

Hepside birer birer yaşamın içerisindeki bizler.

Yaşamanın gayesi hayata tutunmakla başlarken,

Memleket sevgisi, tutkusu, bitmeyen özlemler.

Hepside birer birer bizler için varlar.

Amaç; aramaya gerek kalmadan, seni bulan, ecdadından kalan, en güzel duygulardan oluşan.

İlmek ilmek örülmüş iğne oyasının içerisindeki renk cümbüşü gibi karşımızda dururlar.

Onlar; dikilecek bir eşarpın kenar süsü, onlar vitrinleri süsleyen, onlar hayallerin içerisinden.

Ümitlerin gölgesinden, anahtar deliğinden süzülen ışığın bir yerlere düşmesi kadar ince.

Sabah güneşinin yavaş yavaş ısıtması kadar sımsıcak.

Boş dedikleri bir çok olgunun bir gün gelip hoş olabileceğini de ümit etmek.

Onunla yaşayıp onunla hayaller kurmak.

Kavuştuğunda mutluluklardan mutluluk tatmak, hoş olsa gerek.

Hoca Nasrettin’den de kesitlerle sayfamıza renk vermesek olmaz elbette.

Ya Tutarsa?

Hoca, günün birinde kepçeyi, tencereyi alıp Akşehir Gölü’nün kıyısına gider; başlar elindeki kepçeyle bir şeyler yapmaya.

Bu durumu görenler merakla izlemeye başlar. İçlerinden biri dayanamayıp sorar:

“Hocam, ne yapıyorsun?”

“Görmüyor musunuz? Göle yoğurt mayalıyorum.”

“İlahi Hocam, hiç göl maya tutar mı?”

“Arkadaşlar, dostlar, ben de biliyorum tutmayacağını; ancak, ya tutarsa!” deyiverir.

Üç gün önce yazdığım bir yazımın, bu gün yanlışlıkla sildiğimi farkettiğimde üzülmüştüm.

Ancak ümit seslenirken içimden, yeni bir sayfa daha açabilirsin dediğinde bu yazıyıda vücuda getirdi.

Kalemin dokunduğu her yerde en güzel ümitler, yeşererek kendilerini gösterirler.

Ümitlerimiz hep var olsun

Sağlıcakla kalın.

Güven Gürbüz

02 Temmuz 2022

Şebinkarahisar / Ankara

 

 

 

ÖLÇÜ İLE AYAR, AYAR NASIL KAYAR?

ÖLÇÜ İLE AYAR, AYAR NASIL KAYAR?

Ekmek davası yaşamın en büyük gayesi. Teknede hamuru, yoğuru, yoğuru, ocağa gitmeside var doğru, bunun odunu,ateşten yanan od’unu, uzatırken yakma kolunu, pişmiş taze somunu, ununu, suyunu, tuzunu, katıklısını, katıksızını, süsler sonunda sofrasını. Birde bunun evveliyatını unutmamalı. Çiftini, çubuğunu, öküzünü, motorunu, harmanını, patozunu, denesini, tohumunu. Birde bunun daha, daha, evvelini bilmeli. Havasını, toprağını, yağmurunu, selini, fırtınasını, dolusunu. Bir buğdadan bin buğday, ekmek davasına demesi zor kolay. Var olanı tüketmek, yok olanı üretmekten kolay. Ekmek davasında ayar, ölçü ile hizalar. Eğerim ki kayarsa ayar. Kapıya dayanır zarar. Ölçeriz, biçeriz, Hepimiz çok şeyler biliriz. Atarız, tutarız, yan gelir yatarız. Ekmek davasında kazanan. Ekmeğini kazanan, sofrasından eksik etmeyen gariban. Ondan iyisi varmı bu dünyadan. Geçim dünyasında ekmek davası yılların anlatılan sevdası. Bu uğurda yaşam mücadelesi, idame etmek için hayatın elzem gayesi.

İnsanoğlunun yaşamına etki eden olumsuzluklar almış başını giderken, ne ölçü kaldı, ne de ayar. Har vurup, harman savuran, kapıya dayanınca el aman, dayan dizlerim dayan. Ne siparişler verdiniz, ölçtünüz, biçtiniz, iyiyi kendinize, kötüyü başkasına yüklediniz. Ne söylediniz, ne söylettiniz. Kulak ardında, baş bir yanda, salla bir o yana , salla bu yana. Yönetemeyen yöneticiler, dünyanın her yerindeler. El ense gezenler mi, kafası bozulunca dudak büzenlermi, adam seçenlermi, köşe tutanlarmı, hava atanlarmı, caka satanlarmı, koltuğa yapışanlarmı, çıkara kul, menfaate koşanlarmı. Verene el etek, vermeyene at dirsek. Kim bunlar diye sorsak, cevap havada soğan sarımsak. En tepede gezenler, en çok sözü edilenler. Ülkeler ellerinde derbeder. Savaş derler, zulm ederler. Ekonomi derler aç korlar. petrol derler vananın başını tutarlar, Gaz derler, saz çalarlar. Bir açar, bir kapatırlar. Ülkeler ülkeleri de meletirler. Kim kurt, kim kuzu. Sözü geçenin sözü sözlükte kalır. Ne kitap denir okunur, ne suyu sıkılır içilir. Doğru söze ne denir. Dön sırtını yat Bekir. Ne olacak senin bu halin, çok ta pektir. Sanmaki senden tektir. Derdini bölsen ortadan, gören kaçar dört yoldan. Sözümüz tekile değildir, çoğula. İyi bakın kovandaki oğula.

Velhasılı her şeyde var bir ölçü ayar. Yönetende kalmassa ölçü, yönetilende vermeli ayar. Ekmek davasında ön planda geçim dünyası var. geçim dünyasına uzanan savaşlar da var. Savaşlar yok etmek için var. Savaşlar şimdilerde çeşitleri ile yarışırlar. Teknik, pratik, atomik, nükleerik, biyolojik, ekonomik. Ne top, ne tüfek. Ölçü, ayar burada da sırasını sayar. Yönetemeyen yöneticiler burada da yine baş rollerdeler. Ekranlarda, meydanlarda, medyalarda, paralılarda, varlıklılarda, tepelerde, zirvedeler, el üstünde, kürsüsünde, pozunda, süsünde, kelimelerin en etkili sesinde, tenor, bariton, bas, soprano. Ölçü, ayar burada da ne arar. Bangır bangır bağıranlar, hak, hukuk arayanlar, hesap soranlar. Dünyanın her yerinde, ekranların gözü önünde. Hep haklılar, haklılar, haklılar. Hakkı ile dostlar. Ya garibanlar. Onlarda ayar olmayanlarla başlayan hayallar, ölçü biçi kalmamış, market, pazar, hepsinde değmiş nazar. Kimi yazar, kimi bozar. ne insaf bulur, ne merhamet. Kalmamış der büker boynunu, kendi kendine eder durmadan keder.

Kısa olsun özolsun, Söz yerini bulsun diyelim. Yazmışken Hoca Nasrettin’den de bir değinelim, ölçü ayara bir örnek verelim.

“Yoksa Bizim Ölçü Bozulacak”

“Günün birinde pazara gidecek olan Hoca’ya hanımı;
“Hoca Efendi, bana pazardan bir elbiselik alıver.” deyince Hoca da;
“Hanım, ne kadar olsun?” diye sorar.
Hanım kollarını açınca, Efendi de kendi kollarını açarak bir uzunluk belirler ve pazara doğru
koşmaya başlar. O sırada Hoca’nın karşısından bir tanıdığı gelince Hoca;
“Arkadaş, çekil yolumdan, yoksa bizim ölçü bozulacak.” deyiverir “

Ölçü ayar kaçınca, ben allahın bir kulu, kalem ele gelince, ne yazılır sizce. Yazdıklarımız kimine göre bir bilmece.
Anlayan anlasın gönlünce. Kemençenin sapı boyu, hep bir huyu. yazdıklarımız olursa dipsiz kuyu. İçmeyede bulamazlar suyu. Bizler yazmassak, sizler okumassanız, nasıl anlarız sağı solu. Kimi eğri der, kimi büğrü. Hak bildiğin yolda yalnız yürü. Artık sadece habere bakıp geçiyorum. Habercilere başarılar diliyorum yolları açık olsun. Sadece Şebin Medyam ile bir de Ahmetin gazetesinde köşemden yazıp çiziyorum. Okuyanda sağolsun, okumayanda. Dileğim odur ki halkımız her daim aydınlasın.

Sevgi ile kalın, sevgide buluşalım. Ne harlıyalım, ne horluyalım. Mütevazi olup küçümsemeyelim. Taş yerinde ağırdır diyelim. Sevdiklerimize her daim kucak açalım. Okuyalım, okutalım. Ne okumuşundan, ne de okumamışından, her ikisinden de cahil kalmayalım. Okumanın, okutmanın önünü açalım. Dedikodulara değil gerçeklere kulak asalım.

Sevgiyle kalın.

11 Haziran 2022

Şebinkarahisar / Ankara

ELVEDA MANALAR, HAYAT BİZİ OYALAR..

ELVEDA MANALAR, HAYAT BİZİ OYALAR..

Yıllara sırtını dayamış emek. Çektiği zahmet, yağmayan rahmet. Bulutlara gömülmüş vefa, kendine gördüğü reva. Denizlerde yüzen sefa, her gün bir limanda, en güzel manzara. İyiliğin adı menfaat olunca, çıkar kapıyı çalınca, daha çok masallar yazılınca, birde sonunda uyanınca, akıl başa gelince, ne denmeli sizce..?

Elveda haberciler. Ne denmeli bu işe sizce? Birleştirici olmak, elele vermek, konsolide etmek, ses olmak, nefes aldırmak, duymak, duyurmak vs.vs. Hata değil elbet diyecek, aklı başında olan yetkince. Oysaki öyle değil görünen manzarada resim. Bir tarafı düşük çerçevenin. Anlamamaya ne hacet. Anlayana sereserpe, birde ört peçe. Kimileri dışlandı, kimileri haşlandı. Kimi yolcu, kimi hancı, hepsi oldu karıştırıcı. “Anlayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az” dediği gibi atalarımızın. Nalınada vur, mıhınada, üzüm dalında, dal sepette. Sepeti taşıyacak kol, uzun ince bir yol. Dağ başında pınar, pınara kimler uğrar? Aklı başında olanlar anladılar. Elveda dediğim neden? Ne manalar?

Gündemlere dokunduk aklımız erdikçe. Yazacağız yine elbet yaşam yol verdikçe. Bizim elvedalarımıza sevinenler, bir gün kendilerine lazım olduğunda dövünecekler. Ne oldum dememeli, Ne olacağım. Aklının bir köşesinde yazsın adam olacağım. Vurdumduymaz kel ayvaz, ne kadar da olsa da umursamaz, çalan saz yine dalında, söyleyen dil adam olanın adamında. Kimler geldi, kimler geçti. Biri yandı, biri söndü. Masalların sonu hep mutlu bitti. Kimini uyuttu, kimini büyüttü. En büyüğümüz olduğunda en küçük, küçüklerde büyüğünü unuttu. Yılların sabrı, bittiği yerde saklı. Bekle. Yarınlar aslında hemen yanında. Başını çevirip baktığın ana kadar. Geçmeyenle, geçen, aslında içinde saklı bilmece. Ne zamanki çözülür sizce? Akıl elbetteki gelince başa.

Şebinkarahisar vedaları uzun gecelerin hikayesine benzer. Bazen ilkler sona kalmadan tükenirler. Dinleyenleri uyku bastığında, sis, bulut gibi izi kalır. Köşesinde bir mahsun resim, anlatır, anlar aslında bir kesim. Dili olanın dillendiği, gözü görenin bakabildiği, kulağı duyanın anlayabildiği hikayelerdir bunlar. Masal olanların sahipleri ise kenardan bakanlardır. Onların duymak istedikleri yine hep kendi bildikleridir. Onları ne sen, ne ben, bir tek kavrayan bizleri yaratan. Eğrisiyle, büğrüsüyle, her tel doğrulur, doğrulduğu yerde izi kalır. Ne pense, ne keser. Tahta da yeri, mıhın kaderi. O zaman belli olur yeri.

Bu gün yorgun yüreğim ellerime söz geçiremiyor. Parmaklarım kalemi unuttu, klavye ile arkadaş olduğundan bu yana. Sadece dokunmak yetsede üzerine, gözler yine, neleri özler. Özlemlerde artık bu kadar, buraya kadar der. Özün sözü, elvedalarda gizli. O elvedanın adı. Hoş bir seda. Şair Baki’nin dediği gibi “Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş “

Gönülden gönüle yol çizen tüm dostlarıma, sevgi ve saygılarımla.

Güven Gürbüz

05 Haziran 2022

Şebinkarahisar / Ankara