VEREN BİLİR, GÖREN ANLAR.


VEREN BİLİR, GÖREN ANLAR.

Ne kapılar açılır açmasını elbet bilene. Her zaman güvenmelisin tatlı diline.
İzinsiz girilmez derler dost bağına. Bağında ne nimetler vardır sunar sana.
Uzanır gider gurbet bir yana. Sıla bir yana. Gelmek mümkün olmazsa yanyana.
Dostun selamı gönülden anlayana. Getiren, götüren, sağ olsun derler sorarlarsa sana.
Velakin ne söylense boştur anlamak istemeyene. Bilmezsen de ses etme otur bir yana.
Ne kapılar açılır açmasını elbet bilene. Her zaman güvenmelisin tatlı diline.

Gücü verende, alanda bir. Kimine ne çok verir? Kimi azı nerede bulur? Her biri sorudur.
Cüsseye bakmaz her iş. Aldatmasın cüssedeki gülüş. Her neren bir geliş, arkasında bir dönüş.
Deveye bakıp büyütür. Pireye bakar küçültür. Kim nerede, neyi, nasıl yürütür? Düşündürür.
Var dediğimizde bir eksik. Yok dediğimizde bir fazlalık. Yoktur dengesizlik. Hepsinde bir bilgelik.
Yaradanda her bir sır. Yaşadıkça öğretir. Bizdeki fazladan meraktır. Düşünene her şey yanıttır.

Dost sohbetinde açılır muhabbet. Kim bilir içinde neler vardır sepet, sepet.
Yerli, yersiz, konuşma, biraz da sabret. İçinde varsa birikenler gün gelir açılır nihayet.
Kiminin ki meraktan ibaret. Kiminin içinde vardır bir hidayet. Arada bir sen de sözet.
Bilinmez hangi konu da nedret. Kapısı görünmeyendir nedamet.Tatlı dilde, güleryüzde selamet.
Olurmu şimdi fıkrayı da beklet. Nasrettin hocaya da soralım birde sen anlat.

Evlerimizi Çoktan Başımıza Yıkmıştı

Nasreddin Hoca vaaz vermek için kürsüye çıktıktan bir süre sonra sözü dolaştırıp develere getirir:
“Ey cemaat, Allah’a şükredelim ki, deveye kanat vermemiş.”
Bu söz üzerine cemaatten birisi merakla sorar: “Hocam, sebebi ne ola ki?”
“Kardeşlerim, eğer Allah deveye kanat verseydi, evlerimizi çoktan başımıza yıkmıştı.”

Su ile dolu değildir her kuyunun dibi. Ne kadar sallasan uzarda gider gibi.
Her şeyin var bir sebebi. İlimde saklıdır edebi. Okuyanlar anlar aydınlatan kitabı.
İlim, irfan bilir habibi. Kanatlarını açarda uçar gibi. Yaratan bilir sebebi.
İsterse o açar açılmayan kilidi. Her canlı gördüğüne inandı. Bulabildiğine sevindi.
Kimine çok verdi. Kimi hiç bulamadı. Akıl geldi. Araya girdi. Düşünceyi usunda buldu.

İnandık biz yaratana. Akıl fikir ihsan eylesin dedik yarattığı kullarına.
Büyük olur cüssesi aldanma kendinden korkana. Küçükte ne cesaret var bir bilsene.
Hepsi yürür bir cihana. Konar gider taşına, toprağına. Düşme çok konuşanın peşine.
Hiç rastladın mı eşine. Hele bir bak sıfatına. Kim kime benzer bir baksana.
At imzanı kendine. Ayna da bak hep suratına. Neler anlatacak kim bilir sana.

09 Şubat 2024

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara

DEĞİL ZAMAN. FARKA FARK ATAN İNSAN.

DEĞİL ZAMAN. FARKA FARK ATAN İNSAN.

Bir bak hele virane evlere. Neler söyler bir sor Vefasız kullara.
Yağmur yağmıyor suya hasret derelere. Terketti gitti kimler hangi uzaklara.
Bırakma kendini be bre. Ne böyle hara, güre? Düşer kalırsın bir gün dara, dura.
Adını yazdılar bak kalenin surlarına. Resmini de bastılar kağıt kartpostallara.
Gelen, geçen, benzetti nice hallere. Maziden doğdu hayaller nice gönüllere.

Geldi geçti dedi ömrüm kimler bile? Kimler düşmedi genç yaşta gurbet ele.
Ha bu gün, ha yarın gitti ömrün sele. Selam söyleyin dedi sıladan esen yele.
Ne tez büyüdüler, boylu boslular bak hele. Bülbüller öttükçe nazar değmesin bahçedeki güle.
Hep birlikte verelim diyenler elele. Koptu birbirinden yapıştılar birer dala.
Yürür yürüyenler bahtile. Söylenmez akla gelen her söz ile. Sarılalım tatlı dile.

Ağır yük yerinden kalkmaz.Hafif insan ağırdan almaz. Zaman geçer sapmaz. Yaş geçer anlamaz.
Dönmezse boynun bir yanları göremez. Gelir geçer bahar yeli gibidir fırsat kaçırılmaz.
Gençlikte taş taşı. Kim görür ağır işi.İhtiyarlıkta ye aşı. Oynatana boşver gözü, kaşı.
İçilir kahvedir. Kırk yıl hatrı vardır. Muhtaç olan dara düşendir. Hatır orta yerde kaldır.
Uyandır. Bu ne haldır? Geçer zaman ne zamandır. Düşünme her şeyi boş yere ayan beyandır.

Hoca Nasrettini bulurlar. Yine neler sorarlar?

Gençlikle Yaşlılığın Hiç Farkı Yokmuş

Nasreddin Hoca komşuları ile bir sohbeti esnasında;
“Gençlikle yaşlılık arasında hiçbir fark yokmuş.” der.
Bunun üzerine çevresindekiler; “Olur mu Hocam, hem de dağ gibi fark var.” deyince Hoca;
“Komşular ben bunu denedim, gençliğimde bizim evin önünde bir taş vardı.
O zamanlar kaldırmak istedim, kaldıramadım.
Geçenlerde aklıma geldi, taşı tekrar kaldırmak istedim, yine kaldıramadım.
Bu sebepten anladım ki gençlikle yaşlılığın hiç farkı yokmuş.” der.

Biz güleriz halimize nice olur? Budanmayan gülleri kimler soldurur? Bülbülü kim durdurur?
Nice bahçeler kurulur. Güller bülbüller bir araya gelir. Kim ki unutulanları hatırlatır.
Al başını desinler aklını. Tut desinler aklında fikrini. Aç sevgi dolu sepetini.
Gülde gelir. Bülbülde konar. Hayran kalır herkes bakar. Nereden nerelere yol açar.
Ömürden doğar. İnsanoğlu her yerde yaşar. Ne soğuklar. Ne sıcaklar. Gelir geçer.

Akıl yaşta değil başta. Akacak varsa gözünde iki damla yaşta. Bırak gitsin her yaşta.
Gelir geçer zaman. Anlamazsın bir zaman. Düşüp, kalktıkça insan. hatırlatır yaran, beren.
Kim sarar dertlerini bekleme. Kalbin çarpar başlar tekleme. Söz bittiyse fazlada ekleme.
Görür mevlam hal bileni. İyi dinle hakkı haktan bileni. Çok aradım deme kalbten seveni.
Sen bulamadıysan o bulur seni. Yaşlısını, gencini. Her zaman isteyelim herşeyin hayırlısını.

06 Şubat 2024

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara

KOPMASIN KIYAMET GELSİN SELAMET

 

KOPMASIN KIYAMET GELSİN SELAMET

Ne gündüzümüzde. Ne gecemizde. Kıyamet içimizde.
Üzüntümüzde. Tasamızda.Havamızda. Güneşimizde. Bahtımızda.
Kaderimizde. Nerede tutuşursa oramızda. Ateş gibi sarar tuttuğunda.
Yakar, kavurur bağrımızda. Tutar koparır elde avucumuzda.
Aramayız bir tarafımızda. Ne sağımızda. Ne solumuzda.
Hiç ummadığın anda karşımızda.Ne sözümüzde. Ne sazımızda.
Ne gözümüzde. Ne kaşımızda. Mantar gibi biter yanımızda.
Kabahat kıyameti koparanda. Biri birimize saç, baş yolduranda.
Arama orada, burada. Önümüze düşende. Bizimle hayat yolunda.

Ayırınca koparır birini birimizden. Suç aramayız hiç birimizden.
Kader deyip boyun eğişimizden. Ağzımızdan lafımızdan, sözümüzden.
Ateşini kim yakar? Odun toplamaya kim gider? Kibritini kim çakar?
Gelmez beklediğimiz hikmet. Kopar sonra kıyamet. Nasıl bir alamet?
Gelde sabret. Can dediğin emanet. Günü gelene dek ne olur beklet.
Sözü dinlense hangi birinizden? Gelin vazgeçelim kötü huyumuzdan.
Bildiğimiz kötü, berbat.Gezer en önde alamet.Kaçar gider köşesine selamet.
Gelene gider okur rahmet.İnsanoğlu bilmez elbet. Kopmadan kıyamet.

Hoca Nasretin bilir. Soru olunca o’na sorulur. Yerli yerinde neler söylenir?

Hangi Kıyamet

Günün birinde Hoca’nın ahbapları Hoca’ya;“Hocam, kıyamet ne zaman kopacak?” dediklerinde Hoca;
“Hangi kıyamet?” diye sorar.Bu defa Hoca’nın dostları;“Hocam, kaç kıyamet var ki?” deyince Hoca;
“Arkadaşlar iki kıyamet var. Hanım öldüğünde küçük, ben öldüğümde büyük kıyamet kopar.
Siz bunlardan hangisini soruyorsunuz?” deyiverir.

Aklımız, fikrimiz yaşantımız. Yaşamdan çoktur beklentimiz.
Yerinde olsun her zaman keyfimiz. Kaçmasın aman huzurumuz.
Biz söyleriz. Biz dinleriz. Kendimize göre yön veririz.
Her yola göre vardır elbette cebimizde gezer levhalarımız.
Ummazsın ama hayat kısacık bir yol. Her tarafa uzanır sanarsın kol.
Her kim ne demişse ol. Has ol. Efendi kal. Her zaman en iyi adam ol.
Çeker çeviririz işimizi. Talihsizlik bırakmazsa bırakmaz peşimizi.
Karartmayın deriz güneşimizi.Her yerde arar dururuz ruh eşimizi.
Bir söyle bin işit. Kim kime niye karşıt? Yakmadık kalmıştı birde ağıt.

Gün gün olmalı. Her gün neşe dolmalı. Çareci Çaresize çare bulmalı.
Tecrübe eden. Yaşamı yaşamıştan öğrenen. Tutmalı elinden bir bilen.
Düşüp kalktığında elinden tutan. Yaralarına merhem olan. Sarıp sarmalayan.
Kopmasın sakın istemeyiz hiç kıyamet. Yolumuz açık olsun hep selamet.
Gökten yağdıkça yağsın rahmet. Dağıldıkça dağılsın herkese bereket.
Paylaşmasını bilen. Yoksulları gören. Mutlu olan. Az yesede, karnı doyan.
Hepsi aynı yoldan. Hak bildiğimiz doğru yoldan.Sabırdan, sebatdan, ayrılmayan.
Dağılır elbet kara bulutlar. Gökyüzü açılır. Güneş orta yerden saçılır.
Senden en iyi sen olur.Beklemesinler boşuna kimseden kıyamet koparılır.

03 Şubat 2024

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara

TAVIRA TAVIR.İPEDE SERDİRİR.


TAVIRA TAVIR.İPE DE SERDİRİR.

Beklediğimiz emanet. Gel birde sen beklet. Olmaz sonunda nihayet.Gördüğümüz zahmet.
Hatır, gönül bilinir. Ne zaman ki işin bitirilir. Emanet sahibine vaktinde iade edilir.
Kulun kula işi ola. Kulun hakkı niye kulda kala? Anlamaz gibi bakma sağa, sola. Dolanma dile.
Komşu denir hak bilinir. Komşu komşuyla anılır. Biri olmadığında diğeridir. Sahip çıkılır.
Koru sende bilinsin kıymetin. Artsın dilden dile değerin. Önemi çoktur manevi değerlerin.

Zora düşene yetişilir. Düşen kaldırılıp yürütülür. Sevgiler yardımlaşmayla büyütülür.
Hamdır meyvesi dolgunluğun. Tatlandıkça anlaşılır olgunluğun. Bilinir neyi, nasıl, tuttuğun.
Sıcak vurur erir dalında. Soğuk düşer dibinde. Tutarlılık arama artık mevsimlerin her birinde.
Bu gün vardır burada. Yarın kim bilir gider orada. Aldanıp kandığında olur kim bilir nerede.
Mevsimler gibidir insanoğlu. Bazen şaşırır bulamaz yolu. Tut elinden o’da allahın bir kulu.

Bilinirse huylar. Harekete geçer duyular. Sakın duymasın komşular. Ya derlerse neler, neler?
Huylar vardır huya uyar. Huylar vardır huyluya zarar. Huysuz olanda kim ne arar? Etrafa zarar.
Huylar vardır unutturur gider. Döner dolaşır yine işi düşer. Duyan, bilen neyi işler?
Alay ettin sanarlar. Huylarını döker bir, bir, sayarlar. Sonradan çıkar binbir bahaneler.
Nasrettin Hoca derler. Fıkralara konu ederler. Okunmadan nereden bilinirler?

Hanım İpe Un Sermiş

Günün birinde komşularından biri Nasreddin Hoca’dan çamaşır ipini ister.
Komşunun tavrı Nasreddin Hoca’nın hiç hoşuna gitmez, çünkü komşu aldığı emaneti geri vermeyen biridir.
Hoca; “Komşucuğum, biraz bekle; ben ipi bulayım.” der.
Bir süre sonra Hoca kapıda görünür. “Vallahi komşum, bizim hanım ipe un sermiş.”
Bu cevaba şaşıran komşu kızgınlığını gizleyemez ve; “Yahu Hoca Efendi; alay mı ediyorsun sen,
hiç ipe un serilir mi?” der. Hoca adamı umursamayan bir tavırla cevap verir:
“Ee!. . İnsanın canı vermek istemeyince ipine un da serer, buğday da…”

İnsanın hazinesi. Önce aklı zekası. Bir sandık dolusu. Çıkarıp sandıktan huy ile işlemesi.
İğne iplik gibidir. Dokunur narin ve incedir. Parlar işlenince gece gündüz gibidir.
Sözümüz söz olup sözlenir. Sözlerimizden kitap olur derlenir. Raflara dizilir saklanır.
Huylarımız sözlere yansır. Huysuz olan her şeye dayatır. Eskimiş sözler kimleri rahatlatır?
Emaneti vermeyeni hatırlatır. Cevap arama hazırdır.İpe buğdayda serdirir. Un da serdirir.

Biz yazdık yazılacak yere. Dokunduysak af ola zülfü yare. Herşeye vardır elbet bir çare.
Günlerimizin nazı ömüre. Ömür dediğin kim bilir nere. Bir uzun, bir kısa dere. Karışır sulara.
Bu gün varız, yarın kim ola? İyi bakmalıyız gittiğimiz yola. Dağılmışlar sağa, sola.Sor bir kula.
Kimi der benden öte yol yok. Kimi söyler halden anlamayan çok. Anlamam kuru söze karnım tok.
Hayat gelir geçer böyle. Doğru bildiklerini hep söyle. Anlamayan anlar elbet bir gün anlatmayla.

Güven Gürbüz

30 Ocak 2024

Şebinkarahisar – Ankara