Ömürsün Geçersin

ÖMÜRSÜN GEÇERSİN

Bilinmezler diyarındaydın. Gece ve gündüzün arasında gidip, gelen.
Bilinmeyeni merakla arama derdin. Geleceğin içinde saklı gecenin.
Bilinen, bildiğinse eğer, bekleme, geleceği yakındır, yolunda gündüzün.
Bir tek nedir geriye kalan? Bilemediğin. Sırasını beklemekte yarının.

Başın neden hep mahsun? İki dudağının arasında, yalnız, sessiz, sakin.
Kanın kaynar her gün. Atmaca gibisin. Dağ başında koşarken gençliğin.
Aklın, kim bilir, kim, hangi dalda, nasıl görsün? Bir bilsen ki ahvalin.
Takmış takacağını, zihnin firarın. Tutacak kim var açılınca kanatların?

İçini sararken hüzün. Hangisi akşamın? Hangisi sabahın? Anlayamazdın.
Gönül bahçende suladığın ömrün. Her gün açan taze çiçek gibi baharın.
Fikrin çobanın. Ardından koşanın. Körpe kuzu gibi dağlarda meleştiğin.
Serin, serin, esen rüzgarın. Kekik kokuları arasında şu uzayan yaylanın.

Geçerken ömrün, çiçekler içinde ilkbaharın. Ufkun en derinliklerindeydin.
Nasıl bilecektin? Kendine uygundu iklimin. Geçtiğini anlayamazdın vaktin.
Ardına bakmadan koşandın. Koştukça yorulmayan. Bilenin vardı, bilmeyenin.
Gölde yüzen tekne gibiydin. Oltayı attığın. Yolunu şaşırmamıştı balığın.

Sıradan, sıraları savarken. Sıradakilere sabrı tahammülü yoktu vaktin.
Her bir koldan, akın, akın, gelenlerin. Hesabını kim tutacaktı ki ömrün?
Hiç suçu yoktu, arama, sisin, bulutun. Bakmadığındı hep arkanda unuttuğun.
Ne sen anlayabildin. Ne bir anlayan. Seni sende sakladı göstermedi yaşın.

Yolun ortasında durmak gibiydin. O kadar çoktu ki, ne yanaydı yolun?
Gençlik yolunda kayboldu izin. Yaşlılıkta hatırlattı sana her sözün.
Hazan mevsiminde gibisin. Ruhun suda balık misali, süzülür de gidersin.
Bırak kalsın. En son yazında ki virgülün. Önemi kalmadı artık noktanın.

Güven Gürbüz
01 Nisan 2025
Şebinkarahisar / Ankara

 

 

 

Biter yazısı Kalır mazisi

Biter yazısı Kalır mazisi

Yaklaşık iki yıl sürdü. Nasrettin hoca fıkralıydı. Nihayetinde yazdıklarımdı.Yazı serisinin de sonu geldi.
Elbette bitti. Okudukça okuyanlarım oldu. Bir çok yazılarım da bir köşede unutuldu. Bir kısmı kayboldu.
Küme, küme, bulutlar gibiydi. Bazen dolu vurdu. Bazen Sıcak gördü. Soğuğu ısıttı. Isıcağı serinletti.
Demlikte kaynayan su gibiydi. Bazen döküldü kucağımı yaktı. Nihayetin de bardakta çay gibiydi.
Bazen demliydi. Bazen açıktı. Şekerlisi de vardı. Şekersizi de oldu. Her neye benzetirsen oydu.
Kimi anladı. Kimi anlamadı. Hepsinde aynı düşünce de olacak değildi. Onlar benim yazılarımdı.
Kelimelerimden kelimeler türedi. İçine memleket havası karıştı da karıştı. Bazen bulanıktı. Bazense açıktı.

Öter zurnamız. Çalınca davulumuz. Düğünümüz. Derneğimiz. Hoş sohbet muhabbetimiz. Elbette güzeldir düşüncemiz.
Geleceği için arzulayan atalardan yadigar bizim memleketimiz. Yapıldı okullarımız. Tünelimiz. Ötemiz. Berimiz.
Velakin memleketten çok oluyor. Yola düşenimiz. Gurbete kanat açan gurbet kuşlarımız. Kalmıyor diyecek sözümüz.
Nereden gelecek diyorlar gençlerimiz. Evlenirsek bizlere ekmeğimiz aşımız. Ah şu bizim yokmu geçim dünyamız.
Gurbete çok çalışıyor eski yollarımız. Fayda etmiyor yenilememiz. Yerinde durmuyor toprağımız taşımız.
Sürüyor yaz, kış, heyelanlarımız. Tepe aşağı uçan araçlarımız. Duyulur dört bir yandan kaza haberlerimiz.
Çoktur derdimiz. Söyleyemeyiz. Aradığımızsa dermanımız. El uzatsın diye hep bekleriz. Devlet büyüklerimiz.

Ne kadarsa kesemiz. Ona göre uzar ayağımız. Yoksa soğukta kalırız. Yatağımız, yorganımız. gecemiz, gündüzümüz.
Ömürden geçer, gider, ömrümüz. Elimizde azalan sermayemiz. Bitirdiğimiz ömrümüz.Fayda etmez ağlayıp sızlanmamız.
En büyük uhdemiz. Gelsin diye beklediğimiz Vilayetliğimiz. Ne gezer dediğimiz. Boynumuzu büküp kenara çekildiğimiz.
Kocadık artık derken çoğumuz. Günden güne artıyor yaşlı nüfusumuz. Çoğalsın gelecek diye beklerken genç neslimiz.
Döndü artık anlayamadık tersimiz. Elimizde belli ortada imkanlarımız. Yokluktan, darlıktan, nasıl çoğalsın varlığımız.

Beğenimiz efendiliğimiz. Kibarlık nezaketimiz. Yürüyüşümüz zerafetimiz. Sözümüz edebimiz. Kimsede sanmasın bizleri keriz.
İnce düşünürüz. Kalın puntolarla yazarız. Sözümüzün arkasında dururuz. Kaypaklık yapmayız. Şebinkarahisarlıyız.
Eğribel yanı başımız. Az saç, baş, yolmayız. Yapılsın diye tünelimiz. Göründüğünde ucunda ışığımız. O gün oldu bayramımız.
Bitmedi diyorlar çoğumuz. Elde değecek diye de bekler diğer yanlarımız. Bağlantılı yollarımız. Eklerimiz. Uzantılarımız.

Nihayetinde önceden vilayettik. Sanmasınlar ki unuttuk. Her baharda açan çiçek gibiyiz. Saksıda da biteriz.
Yaylada da açarız. Ne de güzelmiş dedirtiriz. Anlatır. Söyleriz. Olur, olmaz, diyenimiz. Anlatmak bizim işimiz.
İyi anlatmalıyız. Gider, geliriz. Velakin Anadoluya dönük yüzümüz.Bir yanda Sivasımız. Elimizi uzatsak Suşehrimiz.
Orta yerde barajımız. Zayıflasa da tarımımız. Feveran etsede köylerimiz. Yaz gelince dolar boşluklarımız.
Çiftçiliği cazip hale getirmeliyiz. Mesleki alanda olgunlaştırmalıyız. İmkanlar, olanaklar, karın doyurmalıdırlar.
Bulursa çoğu ekmeği aşı. Alıp gitmez gurbet eline başı. Gözünden akıtmaz yaşı. Ayrılık ömrün kışı.
Yaşlısı genci bilmeli her işi. Görmeli hal ve gidişi. Tutturmalı kumaşta dikişi. O zaman başka olur elbisenin parlayışı.

Amacımız birliğimiz beraberliğimiz. Bir araya gelmeliyiz. Çevremizdeki ilçeleri ikna etmeliyiz.
Ortak noktada buluşup Vilayetliği almalıyız. Elbetteki daha çok yazarız. Ama umudumuzu bir kenara atmamalıyız.
Memleketten göçü durdurmalıyız. İş sahaları açmalıyız. Yeni konutlar için arsa üretmeliyiz.
Emeklilere de imkanlar sunmalıyız. Koşa, koşa memlekete getirmeliyiz. Bu konuya ehemmiyetle önem vermeliyiz.
Derneklerimiz. Vakıflarımız. Bir çok konunun üzerine samimiyetle eğildiklerini biliriz.
Ancak neresinden bakarsak bakalım yetersiziz. Kaplumbağa adımıyla yürümemeliyiz. Taşa, tikene takılıp kalmamalıyız.
Yağan yağmurdan kaçmamalıyız. Yağarken doldurmalıyız. Fırsatlara iyi bakmalıyız. Nedir imkanlarımız?
Çoktur heveslilerimiz. Önde gelenlerimiz.En yetkili mercilerimiz. Onlarla teması kesmemeliyiz.
Gece gündüz kapılarını çalmalıyız. Hizmet yarışında BİZDE VARIZ DEMELİYİZ.

Nerede o’günler..? deyipte geri durursak. Birbirimizin yüzüne bakıp kaçarsak. Duvar dibinden seyredirsek.
Trenin raylarını başka yerlere döşerler. İstasyonumuz da yer değiştirir. Gülen yüzler kimleri bekler?
Tutuşacak olan bizim eller. Yabana konmazlar. Olur olmaza bakmazlar. Demesinler sakın ola söz dinlemezler.
Konuşan diller. Düşünen akıllar. Gelişen fikirler. Elbetteki çağ atlatırlar.

09 Aralık 2024
Güven Gürbüz
Şebinkarahisar / Ankara

Tut dediğinde Bul kendinde

Tut dediğinde Bul kendinde

Açılan her bir kapıda bir aralık. Uzattığında başını bir anlık. Her yerde aydınlık.
Pencereden içeri akan ışık. Kaybolan karanlık. Aranan rahatlık. Mutluluk bir anlık.
Elindeki anahtarlık. Her kapıya bir gerdanlık. Her kimdedir bilinmezlik? O’Adamlık.
Darlığı içine alan karanlık. İyiliğin yok ettiği darlık. Her ikisindedir buluşmalık.
Her nereden çıkar bir anlık. Adam gibi adamlık. İyiliğe niyet ettik. Her gün aradık.

İyilerde aranır hep adamlık. En güzeline yakıştırmalık. Duyarlılık. İlgi ve alakalık.
En iyi tarafındandır bakmak. İletişimde olmak. Yakınlaşmak. Anlaşılır olmak. Anlamak.
İşine geldiği gibi davranmamak. Çözüm aramak. Uzlaştırmak. Barıştırmak. Kavuşturmak.
Düşeni yerden kaldırmak. Kırılanı da görmek. Onarmak. Arkasını dönüp kaçmamak. Bakmak.
Hoca Nasrettine çoktur sormalık. Tencerede pişen aş olsa doymalık. Tadında bırakmalık.

Adam Olmanın Yöntemi Nedir?

Günün birinde Hoca’nın da içinde bulunduğu topluluktan birisi;
Hocam, adam olmanın yöntemi nedir?” deyince;
Hoca Efendi, adamın nefes almasına bile fırsat vermeden;
“Canım, bunu bilmeyecek ne var, elbette kulaktır.” der.
Fakat Hoca, arkadaşlarının “kulaktır” cevabından pek bir şey anlamadıklarını anlayınca
açıklama yapma gereğini duyar:“Aa!. . Bunu bilemeyecek ne var?
Herhangi bir adam konuşurken onu can kulağı ile
dinlemeli; bu arada kendi ağzından çıkanı kendi kulağı duymalıdır.”

Anlamanın geçtiği yoldan. Akar su gibi bir an. Yavaş, yavaş, belleğe sızan. Dağılan.
Beyinde yuvalanan. Bilinçaltına giren. Rüyaları süsleyen. Beklenenler en güzelinden.
Hayalimizde yaşanan. Bir gün çoğalan. Bir gün azalan. Adam gibi adamdan. Her kimden?
Bir nasihat atalardan. Sesin yankısı kayalardan. Elinle tuttuğundan. Esas yakalanan.
Özenip bezendiğin nereden? Adamlığında yarattığın eserden. Atar. Tutar. Aslına bakar.

Yaptığın ettiğinde. Zambak, sümbül, gibi toprakta bittiğinde. En güzeli hep bir günde.
Çayır, çimen yeşerdiğinde. Koyun, kuzu, melediğinde. Bir köşede sessizce dinlediğinde.
Her biri, her birinden ne anladığında. Sorma her şey ortada. İnsanlığında. Adamlığında.
Boynu bükük yol kenarında. Boyun büken tepebaşında. Sormazlar mı her birisi kaç yaşında.
Tut dediğinde. Bul kendinde. Adamlık el uzatan da. Arama boş yere nerede. Burnunun ucunda.

02 Aralık 2024
Güven Gürbüz
Şebinkarahisar / Ankara

 

Tuttuğun tutamak Kaçtığın kaçamak

Tuttuğun tutamak Kaçtığın kaçamak

Niyet ile kısmet. Gelsin diye bir araya dayat. Kimi derler taze olur, kimi bayat. Öyle geçmez mi hayat?
Her kime derler sonra hangi niyet? Geldi bak kapıya kime kısmet. İçindekini beklet. Dışındakine koş git.
Seyri alemde her bir baht. Oturduğun yere bak, güzelse her yer taht. Neler anlatıyor o zaman bak o sıfat.
Konuşan dildir düşünmez. Hangi kafa neye hükmetmez? Söylenen söz her zaman yerini bulmaz. Kime sorulmaz?
Tuttuğun tutamak olur. Kaçtığın kaçamak. İnanmazsan derler ahmak. En iyisi mi her anlatılanı iyi anlamak.

Bu günün yarını belli olmaz. Kahinim desen kimse inanmaz. Aklı olan her şeye kanmaz. Yalnış yola sapmaz.
Beşer, şaşar. Düşer kalkar. Geriden kimler bakar? Kimi ağıt yakar. Kimi türkü söyler. Ömür de gelir geçer.
Komşu hakkı derler. Neler, neler, bilirler? İleriden, geriden söylerler. İcraata gelince arkasını dönerler.
Her kılığa hazır kıyafetler. Birini çıkarır diğerini giyerler. Sahneyi nerede bulurlar? Açıkgöze sorarlar.
Hoca Nasrettindir neler bilir? Komşuyu komşuya öğretir. Sebep nedir kimbilir? Sonuca göre çok fikir üretir.

Allah’ın Rahmetinden Kaçılmaz

Günün birinde bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaktadır.
Elbette yağmur yağdığı vakit ya koşulur, ya da bir yerlere sığınılır.
Nasreddin Hoca da yağmurun yağışını ve sokakların yalnızlığını pencereden seyrederken
bir de bakar ki yağmurdan kaçan bir adam… Hoca biraz dikkatli baktığında bunun bir komşusu olduğunu anlar
ve pencereyi açarak; “Komşu, komşu, utanmıyor musun, niçin Allah’ın rahmetinden kaçıyorsun?” deyince
adam koşmayı bırakır ve yavaş yavaş evine doğru gider. Bu arada adamın da ıslanmadık yeri kalmaz.
Ertesi gün hava yine yağmurludur. Bu defa Hoca Efendi alışveriş için sokağa çıkmıştır.
O, işini bitirip de hızlı adımlarla evine doğru giderken bir gün önceki komşusunun evinin önünden geçer.
Bu sefer komşusu; “Hoca Efendi, Hoca Efendi, sen dün bana ‘Allah’ın rahmetinden kaçılmaz. ’ demiştin;
bak şimdi kendin kaçıyorsun.” deyince, Hoca komşusuna doğru döner ve;
“Be adam! Ben Allah’ın rahmetinden kaçmıyorum, Allah’ın rahmetini çiğnememek için koşuyorum.” der.

Halimize hal gerek. Söylemeye ne gerek? Çoğumuz orta direk. Geçim için elimizde kazma, kürek. Kuyudan su çıkarmak.
Huylu huyuna bakar. Kendine ne biçer? Döşeği yere serer. Battaniyesini kimler örter? Merhametliyse şefkat der.
Her geçenin sözü direk diker. Direğin ucunda lamba kime yanar? Gece karanlık çöker. Etrafındakilere ışık saçar.
Dinlemezler her kimler? Aydınlık yollardan ayrılmazlar. Kesilince ışıklar. Geldikleri yolu bir daha bulamazlar.
Her yolun halini bilir bilenler. Her gördüğünü çok anlatmaz uyanık geçinenler. Velakin pek iyi olmaz sonuçlar.

Her kimin kime düşerse işi. Zorluktandır gidişi. Düşünür, bulur, bilirkişi. Merhamet ile muamele eder hep er kişi.
Kaşa, göze, göre değildir anlayışı. Elektrik akımı gibidir taşıyışı. Kimedir deyişi? İyi düşünmeli çekmeden fişi.
Söyleriz birbirimize her telaşı. Bir olmuyor hayatın yazı, kışı. Her köşenin yakarışı. Yuvarlağın köşeyi dönüşü.
İyi hallidir kimine bu günün aşı. Kiminin bedenini sıkar dar kumaşı. Kimi yer aşı. Kimi gezmektendir dünya telaşı.
Yaşamın başkadır bilinmez her yaşı. Yürür, gider, iyi tutarsa başı. Atın telaşı. Binenin yarışı.Sonunda biter işi.

28 Kasım 2024

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara