suyunun suyu iyi olmalı huyu

SUYUNUN SUYU, İYİ OLMALI HUYU

Görüp görmeliyiz. Görüp bilmeliyiz. Görmediğimizi, sorup öğrenmeliyiz. Bilmemekte değil kastımız. Öğrenmemekte ayıbımız.
Misafirperverdir Anadolu insanı. Çabuk kaynar sevdiğine kanı. Yardımseverlikle bilinir adı şanı.
Her usülde vardır bir nizam. Usüle uygun davranmalıdır insan. Nedir diye düşünmeli intizam. Tutmalı defterde mizan.
Gelir her bir yerden rakam. Defteri kebirde toplanır borçtan, alacaktan. Biri kapanan olur, biri açılan. Sonu kardan zarardan.
Sorarlar nasıldır bilançon. Yoktur keseme dersen dolan. İş değişir o’zaman. Beğen beğendiğini istediğin külahtan.

Ahvali durum olur açık oturum. Her biri der var benimde bir sorum. Çokça olsa da her bir yorum. Bulunmalı bir çözüm.
Dedin mi? Gel yanıma otur iki gözüm. Söyleyeceğim çoktur sana sözüm. Ne arsızım, ne mızmızım. Ne bağdaki üzüm. İşte benim gülen yüzüm.
Dere, tepe koşarsın. Hem çalar, hem oynarsın. Olmasa da arkandan koşanın. Yeter elindeki çalan sazın. Olur elbet duyanın.
Tek kaldım der. Şaşırdım. Avazım çıktığı kadar bağırdım. Kendim, kendimden ağırdım. Meğerse bu ben değil, taşıdığım aklım.
Anlarsın hanyayı, Konyayı. Sağır sultan duyar yaygarayı. En iyisi mi tuttur hep bir arayı. Hesaba da katmayı unutma darayı.
Tartarsın, ölçersin, biçersin. Kaç arşın bezden çıkar bilirsin. O’zaman beğenirsin sırtındaki elbiseyi.

Hoş sohbet, güleryüz. Ne de güzeldi der eskilerimiz. Canlı canlı bakışırdı yüzlerimiz. Açılırdı kulağımız. Görürdü gözümüz.
Elimiz uzanır, bir diğerini bulur. Hiç tanımadığın selam verir. Canı sıkılana sorulur. Derdine çare aranır. Ahbaplık kurulur.
Makara saracak hep ileri. Velakin sararken hatırlatmalı güzellikleri. Ne bilsin teknoloji devleri. Onların varsa yoksa keseleri.
Hikayelerde masallarda. Çağrıştırır her biri akıllarda. Büyüklerde, çocuklarda. Oluruz anlatırken bir anda, aynı yaşta.
Ömür dediğin nedir ki? Her halimizi hoş görürmü ki? Elini kaybeder bir, iki. Bulursa yapışır öteki. Yiyende olur arada köteki.

Yazı mahallesinde oturur düşümüz. Ona sormadan yanıt bulmaz soruşumuz. Bir fıkrada son bulur nihayetimiz.
Ne yapmış Nasrettin hocamız?

Suyunun Suyu
Yakın köylerden birinde oturan bir ahbabı Nasreddin Hoca’yı ziyarete gelir.
Yatıya kalacak olan konuk Hoca’ya bir tavşan hediye eder. Hoca da konuğunu elinden geldiğince ağırlar.

Ertesi hafta tanımadığı bir adam Hoca’ya komşu olur. Adam;
“Hoca Efendi, ben geçen hafta tavşan getiren efendinin komşusuyum.”
Hoca, hediye edilen tavşanın suyuyla bir çorba hazırlatır ve sofraya getirerek;
“Afiyetle iç. Bizim hanım bu çorbayı senin köylünün getirdiği tavşanın suyundan
yaptı.”

Üçüncü hafta aynı köyden iki kişi birden gelir ve; “Biz o tavşanı getiren efendinin köyündeniz.”
“Buyurun.” der Hoca,”Bu çorbayı o tavşanın suyundan pişirdi bizim hanım.”

Dördüncü haftada birkaç kişi birden gelince Hoca köylülere ders vermek ister.

Önlerine bir tas sıcak su koyuverir. Köylüler içtiklerinin sıcak su olduğunu fark edince şaşırıp kalırlar.
Fırsatını yakalayan Hoca verir veriştirir:
“Ulan köftehorlar, hemşeriniz dört hafta önce bir tavşan getirdi, her hafta birileri gelip konuk oldu.
Artık tavşan kalmadı. Varın köye haber verin!”

Umumi erkan. Her zaman anlamalı halden. Nedir sormalı ziyaden. Dağıtmalı kimseleri seçmeden.
Gönlümüz şelale pınarı. Göstermeliyiz oradan akanları. Güleryüzle çoğalanları. Bir araya katmaları.
Hallerimizden hal oluyor. Çoğaldıkça çoğalıyor. Gelen geçene soruyor. Bizlere neler oluyor.
Mutlu olmasını bilene her gün bayram. Hoşnutsuzlukta bulunmuyor bir bardak ayran. Ne ondan, ne bundan.
Sen ayrılma iyi niyetli gönül dostundan. Ha ben yazsam, ha sen. Kulağını kabartır her hasan.

Güzel sözlerle mest olduk. Gönül tellerimizi hatırladık. Bilmem ne kadar titrettik.
Bilmeden belki de neleri birbirimize öğrettik.
Göreni görmeli, dersini almalı. Okuyup anlamalı. Dersimiz hayat mektebinde. Hem gündüzünde, hem gecesinde.
Anlattığımız yanlış olmasın bir hecesinde. Öğrenmenin yaşı yok. Yaşadıkça öğrenecek çok. Yaşımız yettikçe.

Sağlıcakla kalın

Güven Gürbüz

11 Mart 2023

Şebinkarahisar / Ankara

 

HAYDAN HUYA, HUY KİME UYA..

HAYDAN HUYA, HUY KİME UYA..

Gerçeklere varmaktır aslolan. Önce akıldır uyanan. Vakıf olan gözden, kulaktan. Ne varsa hepsi sıradan.
Çok şeyler yaşarız, görürüz hayattan. Başarının sırrı kimden? Anlayıp dinleyenden. Sağa,sola kanan. Akla ziyan.
Gerçeklerle yüzleşen, atıp tutmaz hayalden.Düşlerin akıl penceresi, hayatın ters, türs yüzü. Belli olmaz sözü.
Kimi eğriden doğru yapar. Kimi doğruları büker. İşin içinde varsa çıkar. Arkasını döner kaçar.
Özünde, sözünde. Her kişi kendi kimliğinde. Yanlışı, doğruyu bulmak benliğinde. İlk soracağı kendi kendinde.

Uzanır gideriz. Memleket der övünürüz. Zararı gördüğümüzde dövünürüz. Arkamızı önümüzü o’zaman görürüz.
Yıllar yılları kovalamış. Birde bakmışız aynı yıllar birbirini yakalamış. Tarih tekerrürden ibaret olmuş.
Yıllara çare, yılların içinde. Yıllar sonra gelecek bir başka pencerede. Karda yağacak. Güneşte açacak.
Yıllarda çözülmeyenler. Düğüm yumağı gibi önünde. Kimi açacak, kimi saracak, kimi örecek, kimi kazak yapıp giyecek.
Öf demeden önce dur demek. Çözüp düğümü oh demek. Koşanlara yol açmak. Sarılıp kucaklaşmak. Geleceğe sağlam adım atmak.

Bitmez şikayetimiz. Her ne varsa biri birimiz. Çok çabuk küseriz. Arkamızı dönüp gideriz.
Bir masal gibidir bazen gerçek denilen. Beynimiz katarda üretir, hem hayalden, hem gerçekten. Süzmesi irademizden.
Çözecekte senden, benden. Bazen çaresiz kalır ne yapsan. Ne yaptıysan elinden, dilinden. O’da geri döner sana bir yerden.
Hak, hukuk der ararız. Gerçekleri görmez kuşak gibi belimize sararız. Kuşakta sarılı umutlarımız.Ne yapsın kalın belimiz.
Gerçekler önümüzde. Aklımız beynimizde. Birazı senden. Birazı benden. Vazgeçeriz şikayetimizden.

Fıkralarda halimiz. Nelere de güleriz. Ama dersimizi de çıkarırız.

Şıkır Şıkır Akçeler

Nasreddin Hoca’nın kadı olduğu günlerden birinde gürültülü bir şekilde kapısı açılır ve iki adam içeri girerler.
Adamlardan biri diğerinin yakasını tutarak Hoca’nın huzuruna getirir.

Sonderece hiddetli olan adam Hoca’nın ‘Ne oluyor?’ demesine fırsat vermeden anlatmaya başlar:
“Kadı Efendi, bu adam rüyamda benden şıkır şıkır yirmi akçe aldı. İstiyorum, vermiyor.Şikâyetçiyim.”

Kadı Efendi rüyada yirmi akçe alan adamı yanına çağırır ve yirmi akçe vermesini ister.
Şaşkına dönen adam Kadı’nın sözünü dinler ve yirmi akçe verir.

Akçeleri alan Kadı önündeki çekmeceye şıkır şıkır akçeleri saydıktan sonra rüya sahibine;
“Al bakalım şu şıkırtıları…” der.

Sonra da akçeleri sahibine vererek, sakalını sıvazladıktan sonra;
“Haydi güle güle. Bir daha birbirinizin hakkını yemeyin.” diye seslenir.

İki adam dostça ayrılıp giderlerken Kadı’nın yanında hazır bulunanlar da karara hayran kalırlar.

Akıl akıldan da üstündür. Hangi akıl hangi akla küskündür? Barışık olmak umuda umut katmaktır.
Nereden ne geldiğine bakmalı. Nereden nereye gittiğini görmeli. Eğitmeli, öğretmeli bilgiyle donaltmalı.
Aradığımız nereden gelir? Arayan neler bulur? Doğru geçer delikten. Eğri bükülür belinden.
Geçtiğin delik büyümez. Sanmaki eğriliğin görünmez. Herkes birbirine benzemez. Farklılıklar gözardı edilmez.
Sorarlar aslını. Bilirler faslını. Görürler önünü, arkasını. Hak hukuk bilen doğru verir kararını.

Huyumuz husumuz. Bitmez elbet kusurumuz. Ne varsa orda var yaptığımız, ettiğimiz. Doğru olmalı yolumuz.
Yanlıştan gelen, doğruya gitmez. Buharlaşır fayda etmez. Huyunda saklı görünmez. Yaptığını kendide bilmez.
Huy iyi olsa. Yanlışını görse. Birde düzelse. Hayatta cennete dönse. Gören, bilen, duyan, işiten, övünse.
İyi huyda güzellikler. Her nere gitsen seni gösterirler. Örnek olan davranışlar. Geleceğede taşınırlar.
Ailede başlar iyi huylar. Toplumla gelişir güzel davranışlar. Ortaya çıkar birlik beraberlikler.

Hoş sohbet. Güzeldir muhabbet. Huyundan, husundan. Yaptığından, ettiğinden. Bir hafta daha geçti ömürden.
Eksilmesin güleryüzümüz, tatlı söylesin dilimiz. Düzelsin varsa kötü huyumuz. Allahın fani kuluyuz.
Bu gün varsak, yarın yokuz. Olmadık yere neden dokuz doğururuz? Sanmayin ki hepimiz mektepliyiz.
İçimizde olmalı merhametimiz şefkatimiz. İlimi, bilimi de doğru yönlendirmeliyiz.
İyi olmalı huyumuz suyumuz. Kapımızı çalmalı, hal hatır sormalı, konu komşumuz. Artar güzelliğimiz.

Ne güzel söylemiş atalarımız.” Haydan gelen huya gider Selden gelen suya gider.”
Hiç emek vermeyen, hile hurdaya kaçan, yan gelip yatan, bundan kazanç yapan. Fayda bulmaz yaptığından.
Olur sonunda hızla elden çıkan. Alın teri dökmezsen, bende kazandım dersen. yar olmaz sana kazandığından.
Bir arşın bez çıksa yazdığımızdan. Vazgeçirse keşke bir kusurumuzdan.Niyazımız o’dur ki yaradanımızdan.
Ayırmasın hiç birimizi doğru yolumuzdan. Bu haftada bu kadar yazdıklarımızdan.

Güven Gürbüz

28 Mart 2023

Şebinkarahisar / Ankara

Dünya döndü, biz dik durduk

Dünya döndü, biz dik durduk

“Yoldan yola giden eller. Gittikçe uzayan yollar. Her birine, bir hikaye yazar. Uzadıkça uzar.
Uzundan kısa yapılır. Aldanma, kısadan uzun olur. Kısa lastik olur uzatılır.O’da bırakılınca kısalır.
Yolculuktan hikayeler. İçinde nice insanlar gezer. Kimi dardadır,kimi vardadır. Halden anlayan insandır.
Nice anlatılanlar arasında. Yaylasında ovasında. Saçında, tarağında. Derdinde tasasında.
Yer alır ufkunda, dağarcığında. Her şey yerini bulur gülüp oynadığında. Unutulur gamda, tasada.
Memlekete uzar yollar.Rüzgara eşlik eder ağaçlarda dallar. Sahipliler el sallar, Sahipsize bulunmaz dostlar.

Halden bilen, halden anlar. Sorarda sual eder. Ne bilsin yol bilmeyenler. Arkasını döner gider.
Çok söyleme sözden söz olur. İnsanoğlu çiğ süt emmiş derler. Bu gün söylediğini yarın unutur gider.
Yollara yoldaş, kendi içimizde sırdaş. En güvendiğin, ana karnından gardaş. Gel gitme. Küsme sende barış.
Yürüdüğümüz ömürden. Koştuğumuz yaşam. Ne topraktan. Ne kumdan. Ocağın, yuvan. Kara bir taştan. Sağlam olsun baştan.
Sana derler bana derler. Çok olur sayıp saydıranlar. Ses olur sesten yankılanır dağdan, taştan.
Sen, sen ol. Ayrılma kavim gardaştan. Ne yoldan, ne izden. Vazgeçmeyiz sevdiğimiz dosttan. O’anlar halden.

Hoca Nasrettin’de düşmüş yola. Neler sorulmuşta, neler söylemiş ola..?

Tatlı Bir Uyku Uyumuştum

Nasreddin Hoca günün birinde eşeğine biner ve Konya’nın yolunu tutar.
Ancak Konya yolu uzundur, birkaç gece yollarda konaklaması gerekmektedir.
Sabah erkenden çıkılan yolculukta akşam olunca Hoca bir köyde konaklamak ister.
Öyle de yapar ve çaldığı bir kapıda ‘Tanrı misafiri’ deyip orada konuk edilir.
Bu arada Hoca çok acıkmıştır. Hâl hatırdan sonra ev sahibi Hoca’ya;
“Hocam yoldan geldin, susuzluk, uykusuzluk var mı?” deyince Hoca;
“Vallahi kardeşim, gelirken bir pınarın başında tatlı bir uyku çekmiştim.” deyiverir.

Halden hale gireriz. Yollara düşer gideriz. Ömür bu ya, kendimizde bilmeyiz. Yarın neyleriz.
Senedimiz yok yarına çıkmaya. Bu gün, bu günde yapılmalı. Yarına bırakılmamalı.
İçimizde saklı arzuhalimiz. Varmaz anlatmaya çoğu zaman dilimiz. Hepimiz bir birimize eliz.
İyileri seçeriz. Kötüleri katmayız. İyiliği kendimizden, kötülüğü elden biliriz.
Bizler birer insanoğluyuz. Hayat yolunda garip bir yolcuyuz. Kimbilir daha neleri de unuturuz.

Biz biz olduk. Biz bize sırt olduk. Dünya döndü, biz dik durduk. Baş aşağı ne zaman unuttuk?
Kimi görmedi, kimi bilmedi, kimi duymadı. Aşılacak daha çok yol varıdı. Kimler kadir bilmedi.
Hatır idi. Gönül idi. Maddiyata yüzünü döndü. Maneviyat ne zaman aramızdan ayrıldı?
Bir uzun yol aldı. Anlatılanlar unutuldu. Yalan dünya kim kime kin tuttu. Hepsi çıkar menfaat oldu.
Bizim yolumuz haktan yola. Köle olmasın kul kula. Bulunmaz denen kumaştan mintan. O’da dönecek çula.
Övünme çok, övünçler kısa yolun karı. Gün gelir etmez üç beş dirhem darı. Ömür dediğin kısa günün karı.

Yolu selamete çıkan. Halden anlayan. Hal bulan. Sevap alan. sevap yapan. Anılır hep hatır ilen.
Biz unutmadık, unutanlar unutsun. Atalarını yad edip, dediklerini hatırlasın. Bu gün var, yarın yoksun.
Ne büyüyüp şımarsın. Ne küçülüp sırtını dönsün. Senden gelenlerde senden bir ömürsün. Seninle yaşasın.
Yaşasında hayırsız kalmasın. Büyüdükçe hatırlasın. Bir uzun yoldan gelsin. Bülbülün güle türküsünü söylesin.
Bu gün figan edenler. Yarın umduğunu bulsun. Hepimize bir ümit olsun. Yolların kaderi iyilikle dolsun.

Sevgiden yolu geçenlere sevgilerle..

Güven Gürbüz

28 Ocak 2023

Şebinkarahisar / Ankara

ALIŞIR BENZER. TAZIYA DÖNER.

ALIŞIR BENZER. TAZIYA DÖNER.

Kişilikte gizli sır perdesi. Ya atarsa kafası. Ya tutarsa nefesi.Belli olmaz önü, arkası.
Kimi dinlenir başım üstü. Kimi kaçar rüzgara küstü. Bilinmez nerenin hisar üstü. Tek bir eksiği, yok büstü.
Emir gelir yüksekten. Hani der uçacaktın alçaktan. Düşen kalkmaz bu saçaktan. Ne bulsun umduğundan.
Söylerim sanadır. Anlarım banadır.Bilmem kimden yanadır. Akside olsa dayatır.
Beğenmez bulduğunu. Unutur kulluğunu. Küçük görür birde allahın yarattığını.
Söz bilene sözmü yok. Her söyleyene karnımız tok. Meğersem bilenlerde çok. Bunun gerisi yok.
Beğenmediğin beğenirse seni. Sever okşar elini dilini. Sonunda benzetir istediğine kendini.

Ağa olursun, paşa olursun. Tok görünür, aç olursun. Aç olur tok görünürsün. Birde öğünürsün.
Elin uzun, dilin uzun, sinirli huyun. Her yere değsede boyun. Her yerde geçmez sözün.
Cebinde akrebin. Nasıl böyle meşrebin. Almaya gelince alırsın. Vermeye gelince kaçarsın.
Elin gitmez cebine. Doldurursun kübüne. Ne bakarsın sağına. Ne bakarsın soluna. Güvenilmez huyuna.
Duyan gelir vaadlerinden. Laf ile attığın her keseden. Açılır defterin yandan.Kaçan gider yanından.
Neme lazım demeyelim. İyi anlayıp dinleyelim. Gürültüye düşmeyelim. Sessizliğide dinleyelim.

Ben anlamadım bundan dersen bir şey. Benzemez elbetteki birbirine herşey. Ne yatay, ne düşey.
Ne gerek var kazma ile küreğe. Canmı dayanır anlamaya çalışan yüreğe. Çıkma boşuna yüksek direğe.
Vardır elbet herşeyde bir mizah. Allahtan başka yoktur ilah. Yalana sapma çok günah. Kalbini tut ferah.
Kapı kapı gezmemeli. Kimi kimden sormalı. Ne kadarda bilirsen bil. Yinede bir bilene sormalı.
Hoca Nasrettin derler. Gülerler, güldürürler. Hem dinler, hem ders çıkarırlar.

Tazıya Döner

Cimri bir kişiliğe sahip olan dönemin subaşını pek sevmeyen Nasreddin Hoca ile subaşının arası pek de iyi değildir.
Subaşı bir gün Hoca’dan tavşan kulaklı, karınca belli bir tazı ister.
Köpekten anlamayan Hoca, birkaç gün sonra sokakta yakaladığı tombul bir köpeği subaşıya götürür.
İstediği gibi bir köpekle karşılaşmayan subaşı Hoca’ya;
“Aman Hocam, ben senden böyle tombul köpek mi istedim? Benim istediğim ince belli bir tazı olacaktı.
Sen tutmuş tombul bir köpek getirmişsin.” der.
Bütün bunları sabırla dinleyen Hoca gülümseyerek cevabını veriverir:
“Merak etmeyin subaşı hazretleri, bu köpek bir aya kalmaz tazıya döner.”

Bizlerde anlatılacak çok. Sırtüstü yatmak yok. Gülüp, güldürülecek çok.
Gam keder sarar. Yavaş yavaş tutacak yer arar. Aklı olan neşe ile savar.
Dünyanın bitmez derdi kederi. Ne varki deme bunun ederi.Seninle artar kazandığının değeri.
Üzülüpte olma derbeder. Uzar gider başındaki saçlar. Yanındadır göremediğin berber.
Neşeli olmalı. Gamı kederi atmalı. Önümüze bakmalı. Geride de kalmamalı.
Bazen gündüz, bazen gece. Yazdık işte hece hece.Bu haftaki istihkakta doldu böylece.

Herşey olsun keyfinizce.

24 Ocak 2023

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara

ARİFE TARİF OLMADI ZARİF

ARİFE TARİF OLMADI ZARİF

Misale sokmayın. Değeri düşük emsale. Yapmayın sakın kibritin ucundaki meşale.
Derler sonra İlim irfan görmüş. Bak nelere de arkasını dönmüş.
Gelen geçen duymuş. Birbirine sormuş. Yazılacak nede çoğumuş.
Kendine gördüğü olur müstehak. Kardanmı, zarardanmı, hak.
Bilene, bilmeyene, kapı üstündeki tokmak. Gelen geçene düşer çalmak.
Çare olmaz çokca konuşmak. İşin sırrı anlayıp dinlemek.
Akıl vermek ne ala. Velakin horlamaksa maksat almayız gaile.
Memleket adı iyi biline.Her kim ki dil uzatırsa haset ile. Dağ taş gelir dile.
Memleketimizde yüksek kale. Su kaçarsa kulağına.Unuturlar sanma. Hiç ummadık yerde getirir akıla.

Tarif ederler kendilerini, güya adları bilgiden arif. Bırak başkası desin sana ne kadarda naif.
Adın çıkmasın sonra maksadı kötü, kendi zayıf. Kimdir sorarlar sonra bu herif.
Birlik, beraberlik. Biliriz o kadarını biz nereliyiz. Merak edenler bilirler Şebinkarahisarlıyız.
Her yerde çiçek gibi açarız. Beğenene de kendimizi kopartmayız.
Bizim bahçemiz gönlümüz. Her gün sevgiyle sularız.
Kin gütmeyiz. nefret bilmeyiz. Şefkatliyiz. Hoşgörülüyüz. Küçümseyenleride hiç unutmayız.
Derneklerimiz, Vakıflarımız, elele verir kucaklaşırız.
Bahane edilmesin uzaklığımız. Böyleymiş coğrafyamız.

Gurbetin yollarında. Yıllar, yıllar önce kalanlar darda. Kimi ahirette, kimi hayatta, şimdilerde.
Geldiklerinde yoktu elde avuçta. Kambur iken yoksulluk sırtında. Çareyi buldular çokça çalışmakta.
Çalıştılar. Didindiler. Gurbet elleri mesken ettiler. Memleket sevdasını kalplerine gömdüler.
Okudular. Okuttular. Nice alimler yetiştirdiler. İş kapıları açtılar. Yoksulları gördüler.
Onlar bizim babalarımızdı. Onlar bizim dedelerimiz. Onlar bizim en yakın kimselerimizdiler.
Yemedi yedirdiler. Giymedi giydirdiler. Bir çoğumuzu okuttular. Cahil kalmasınlar dediler. Kötümü ettiler?

Örtüyü görmeli serili masada. Kanmayın bir tadımlık sofrada. Kimler nelere, nelere, kanmakta.
Ölçülüyüz. Seviyeli. Eğitimli, düzeyli. Hor görüp, küçük düşürüp, birine, birileri için yerleri süpürtmemeli.
Sonra toz kalkar. Masaya konar. Yıkılan gönüller dönüp sorar. Yetmez sonra verilen yanıtlar.

Uzun lafın kısası. Arife tarif olmaz bizden söylemesi. Fıkralarda olur anımsatması.

Tarifesi Bende Kaldı

Ciğeri çok seven Hoca bir gün bir okka ciğer ile evine dönerken yolda karşılaştığı bir dostu
Hoca’ya bir yemek tarifi vermek ister:“Hocam, sana öyle bir tarif vereceğim ki parmaklarını yiyeceksin.”

Dostu tarife başlayınca Hoca; “Tarif karışık iş, bu benim aklımda kalmaz. Sen bunu bir kâğıda yazıver.” der.

Tarifi alan Hoca yiyeceği ciğerin hayali ile eve doğru ilerlerken bir çaylak alçalır ve oldukça
dalgın olan Hoca’nın elinden ciğeri kaparak kaçar.

Bu durumda yapacak bir şeyi olmayan Hoca,
çaylağın ardından bakakalır ve elindeki tarifin yazılı olduğu kâğıdı havaya kaldırarak;
“Boşuna sevinme, tarifesi bende kaldı. Ağız tadıyla yiyemeyeceksin.” deyiverir.

Memleket severler, candan sevenler. Candan sevenler neyin ne olduğunu çok iyi bilirler.

Memleketini sevenlere sevgilerle.

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara