Bir Yanımız Eksiliyor..

Elimizden tutmuş hastalıklar, biri çeker bir yana, diğeri öte yana..

Ne anlatacağız ona, buna..Dert ile çile var ise, Çare ile dermanda yine insanoğluna..

Kimi gün ah ile, kimi gün vah….

Boşuna dememiş erenlerden biri….

Leyleğin ömrü vak vak ile..Senin ömründe lak lak ile geçer..”diye..Çok konuşana…

Eksiliyoruz bir yandan..

Geçim derdi sarmış dört biryandan, Varlığın sahibi anlarmı dardan..

Üç kuruş maaşa zamma, ayak direyen, çalışanına verdiğinde gözü olan patrona,

Miskinlikten sırtını dayayandan hamam duvarına…Kim yetişir imdat diyenin çığlığına…

 

Bir yanımızdakinden de eksiliyor..

Okula gidiyor yarı aç yarı tok..cebinde parası kalmamış, okula tabanvay yapmış..

Beden yürür..baş yürür..hayalleri beyninde büyür..gün gelir bu belde bükülür..

Büyüğünde merhamet, küçüğünde hissiyat olmaz ise..

 

Dünyadan bir yanlar eksiliyor…

Toprağa düşüyor masumane canlar..

Ortadoğu ayaklandı, Şahı padişahı korku saldı..Oligarşiyi ateş sardı..

Yananı görür allah, birde yandıranı..

Düzeni kurmuşlar adı Monarşi…Babadan miras oğula memleketi umumiye..

Her kimde ki varlık, varsa birde variyet..İşte o yerde hepten elinde selahiyet…

Yıllardır sürer.. Dünyanın hali böyle, Sen biliyorsan doğrusunu söyle..

Kim alıyor çulsuzun fikrini birde gayile…?

 

Bir yanımız eksiliyor..

Hısım akraba benzerse akrebe, karı koca, bacı gardaş, gerek duymazsa hürmete,

Kucak açmazsa çalışıp didinerek, alın teri akıtıp gelecek hikmete,

Beklerse havadan düşsün kısmet diye sepete,

Daha ne denir.. Yinede gökten yağdıkça yağana şükretmeyen kul saffet’e…

 

Eksiliyor bir yanımız…

Ne vefa gördük dosttan, ne cefa ayrılmadı bizden..

Parmak sayısı kadar şimdilerde nankör olmayanlar..

İnkar eder yediğini kul kula.., Takıştırır birini birine gelmez yola.

Döner sola, döner sağa.., Ne vardı sanki burnun değdide kaf dağına.

Bir gün kalırım orada da demedi tek başıma..

 

Eksiliyor bir yanımız..Tutmuyor sol yanımız..Ne vefasız insanlarız..

Çoluk çocuk çoban oldu, kuzuyu kurda verdi..

Büyüttü fidanları dedesi, gücü çok bulunca kaptı eline nacağı derhesi,

Kesti kökünden.. Kurudu gitti şimdiden bahçesi..

Demediler oğul.. Çok büyüdüm zannettme..Sakın büyüğüne kastetme,

Bir dirhem aklın var ise küstürtme ah ettirme…

Alırsan ahı, bulursun vahı..Dizinde derman kalmaz.

Gençlik saltanatı çok sürmez..Bükülür belin kimseler dönüp bakmaz…

Boşuna dememişler bir yanımız eksiliyor..

 

Yaşına hürmet ederim erenler…Senide beğenmez bir gün hoşluğum diyenler…

Hoşluk olur boşluk..Gün ağarır vakit olur kuşluk..Gözlerin mahmur..Sözlerin hamur..

Yoğrulur teknede . Bileklerin yorulur…Ateş yanar, sac kavrulur…

Ömür dediğin budur işte..Pişen keteden yemeye vakit kimbilir ne vakit kavuşur..

Akıyor alnımızdan terler, Eloğlu değilmi gülerde geçerler…

Boşuna değildir anlayana bu sözler..


Boşuna dememişler..

Her geçen gün..

Bir yanımız eksiliyor…

 

22.02.2011

Ankara – Çankaya

Güven Gürbüz

Şebin Medya

Genel Yayın Yönetmeni

ADAM GİBİ ADAM

Güneşin harman yerine düşen güzelliği altın gibi parlıyor,

Başakların üzerinde yan gelip yatıyor.

Güneşten kararmış, beti benzi atmış, çokta susamış,

Karaoğlan bağdaş kurmuş, azığını açmış, kavalını beline takmış,

Katıklı çorba ile fırın kurusunu tanıştırmış,

Tanıştırmakla da kalmamış midesinede aşırmış..

Karaoğlan mektebin yolunu tutmuş, Anası bir yandan seslenmiş,

 “Okuyup da başımıza avukat mı olacaksın?”

 

Ayağında çarığı, cebinde papağı,

Boş vermiş ağalığı, bulursam kaçırmam demiş adamlığı.

Adam olmak için okumuş, okumuş da büyümüş.

Diyar-ı memleketleri kat etmiş..Etmişte ne iş görmüş..

Adam olmuş ama adamlığın ne demek olduğunu unutmuş.

Düşünmüş sonra aslında adam olamamış.

Adam olmak meziyet demekmiş, çekilen eziyet demekmiş,

Yürekle yetiştirmiş, içinden gelirmiş.

Her adamım diyen adam değilmiş,

Adam dediğin aslını inkar etmezmiş.

Anlamış, anlamış anlamasına da yaşta kemale ermiş.

Saatin ibreside dönmekten dönmez hale gelmiş,

Akrep ile yelkovanda biribiri ile neredeyse aynı boya çıkmış.

Yerinde duramamış zamana yenik düşmüş.

 

Karaoğlan’ın memleketinde şimdi..

Güneşte tarlaya düşünce yakıp kavurur olmuş,

Hasat ne kelime, hasatsızlık kaderi olmuş, pınarları kurumuş,

Azık torbası kuru ağacın dalında derken, çürümüş toprağa gazellerle birlikte karışmış.

Katıklı çorba gitmiş, yerine kağıtlı çorba gelmiş.

Fırın evleri kapanmış, fırın kurusu da unutulmuş.

Kavalını eller, papağını yeller kapmış.

Büyümek, adam olmak için hayaller kurduğu köyünde,

Yaşlı dedeler, ninelerde neredeler? Diye sorduğunda..

Tepenin arkasını işaret ettiklerin de anlamış.

Ebedi mekanlarında, toprak ananın bağrında,

Bir mermer taşı bile yok mezar başlarında, yorgan gibi örtmüş kuru otlar üzerinde..

Dizlerinin üzerinde, çöktüğü yerde, bir yağmur damlası düştü…

Ne yağmur damlası .? .Bu gözden akan yaşı.

Dirseğini kaldırıp, mendil yaptı kolunu,

Anladı ki “Her can tadacak bir gün mutlak ölümü”

 

Ders almak isterse insanoğlu derler o kadar çok ki..

Düşününce şöyle bir karnımız öyle tok ki,

Kurduğumuz dünyalarda anlatılacak o kadar çok ki,

Bakınca etrafınıza, anlattığınızda dinleyecek o kadar yok ki..

 

Adam olmak kolay değil. Adam olmak meziyet demek.

Adam olmak Selam vermek, adam olmak hal hatır sormak demek.

Adam olmak büyüğüne saygı, küçüğüne sevgi demek.

Adam olmak büyüğüne yer vermek,

Adam olmak sevmesini bilmek, öğretmek, anlayış göstermek demek.

Adam olmak o kadar çok şey demek ki, o kadar kolay istersen düşünmek.

Sadece adam olmak demek değil, adam da yetiştirmek demek.

Adamlığını bilmeyenlere adamlığını öğretmekte demek değil,

Adam olmanın ne demek olduğunu öğrendiğinde,

Öğretmesinide, öğretmeyi bilen adamlarıda, adamların arasına katmak demek.

Adamlardan adam gibi toplum, adamlardan milli şuur uyandırmak,

Adamlarla vatana, millete, toprağına ve insanına adam gibi sahip çıkmak demek.

Adamlığın en büyük özelliklerinden biriside sahiplenme yetisinin var olması demek.

Bu yetisi gelişmemiş adam, nasıl adam olur diye de sormak gerek.

 

Güven Gürbüz

www.sebinmedya.com

Genel  Yayın Yönetmeni

Pazartesi, 04 Ekim 2010 13:50

ŞEBİNKARAHİSAR’DAN

fotoğraf0302

ŞEBİNKARAHİSAR’DAN

PENCERESİ SARAYDAN,

MEKTEPLİSİ ALAYDAN,

HEM GURBET,HEM SILADAN,

MEMLEKET SEVDASINDAN,

ŞEBİNKARAHİSAR’DAN.

 

KOLALIDIR GÖMLEĞİN,

PEK DOLUDUR YÜREĞİN,

GÖRÜPTE GÖRECEĞİN,

DEYİPTE GEÇECEĞİN,

ŞEBİNKARAHISAR’IN.

 

YAZDIĞIN NAĞMELERİ,

UNUTMA KÖRPELERİ,

SÖYLEDİĞİN DİLLERİ,

ARATMA BU GÜNLERİ,

ŞEBİNKARAHİSAR’I.

 

HABER GELİR GURBETTEN,

BIKTIRMA SÖYLETMEKTEN.

YOL BİTMEZ YÜRÜMEKTEN,

BİR BUSE MEMLEKETTEN.

ŞEBİNİN GÜLLERİNDEN.

 

ŞEBİNMEDYA DİYORLAR,

GÜLDESTE YAPIYORLAR.

BÜLBÜLÜ KAPIYORLAR.

HAL HATIR SORUYORLAR,

ŞEBİN’E AHU DİYAR.

 

KÖYÜN SOR HALLERİNİ,

BUL TOZLU YOLLARINI,

AŞ KARLI DAĞLARINI,

UNUTMA DOSTLARINI.

BUL ŞEBİN DİYARINI.

 

YAZARSAN AHTİM OLSUN,

SELAMIM YERİN BULSUN.

ESKİLERDEN DEM VURSUN.

DÖŞEĞİN SAMAN DOLSUN,

ŞEBİNİ UNUTURSUN..

 

BİLEMEDİM KADRİNİ,

SÖYLEME HİÇ DERDİNİ,

KAPAT AÇMA PERDENi,

ÖPEYİM ELLERİNİ,

GARİBİMİN ŞEBİNİ..

 

BİR DAHA GELEMEZSEM,

SOĞUK SU İÇEMEZSEM,

YÜZÜNE BAKAMAZSAM,

UZAKTIR VARAMAZSAM,

BİTME KARAHİSARIM.

 

BABAM DERDİ RAHMETLİ,

DEDEN ÇEKTİ ZAHMETLİ,

OL DÜNYADA HÜRMETLİ,

MİSLİNCEDE ŞEFKATLİ,

SÖZÜN SÖZDÜR ŞEBİNLİ.

 

DÜŞMAN DÜŞÜRSE DİLE,

ALMAYIN HİÇ KAİLE.

GECE GÜNDÜZE ÇİLE,

KAPILIP GİTME SELE,

ŞEBİN YETER BİR CÜMLE..

 

YAZI YAZDIM ALAYLIM,

GÜMÜŞ FİNCAN KALAYLIM.

SÖYLE DAHA NE YAZAYIM.

OKU FERMAN OLAYIM.

VİLAYETTE YAPAYIM.

16.08.2010 – Pazartesi

Güven Gürbüz

Şebin Medya Genel Yayın Yönetmeni

BİR ÖMÜR

Güneş olmasa gecenin karanlığında ay parlar mı..?
Ya yıldız…Parlamadan daha boşlukta hiç kayar mı…?
Ömrümüz çok kısa, yaş kemale ermeden  insanoğlu anlar mı..?
Gençliğin engin deryasında, her bir gün kendi havasında,
kaşlarının arasında, yalancılar sevdasında, pempe düşler rüyasında,
gözlerini bir gün açtğında,   gözünden yaşlar aktığında,   kimseler siler mi..?
Ve kimseler bir gün olsun dönüp bakar mı..?

Yorgan gibi serilir gecenin karanlığı, kalkmak istemez göz kapağı,
gözdeki son çapağı, silmeye uzanır mı   bitkin elin işaret parmağı…?
Yaşlılık yün topağı, ördüğü son kazağı sırtından hiç çıkarır atar mı.?
Zemheride titremeden, ocağa son odun parçasınıda atar mı..?
Bastonunun ucunda, toprağın baş ucunda, kızarsa birde çekip, toprak ana yanına almaz mı…?
Bağrına basmaz m?…? Kimseciklerde bunlar? yazmaz mı..?

Bir ömür ki, tarihlerde medeniyetlerin kurucularına yaşatmış saltanatı alemi..
Altın heykellerde sunmuş tarihe miras anlatacaklarını…
Köle olmuş, eğilmiş önünde kimileri, kimileri azad etmiş köleleri..
Tarihe miras kalmış uygulamaları..Renkleri değilsede, kalıcı olmuş adetleri..
Dünya alemi   bir sınav yeri…masalar, kalemler, sınıflar, hocalar değilsede..
Alemin aynı hep meydanı, işte bu dünya hanı..Konan göçtü bir kuş misali ,
aldı yanına alacak tanrı bir gün yarattığı her can?…

Sen sen ol ki..dost, dokunma kimsenin izzeti nefsine…
Nefis bilmez çeker şeytanı kendisine,
kulak vermez   içten gelen meleklerin sesine,
yapışır yakana çıkmaz sonra, bir ömür hep böyle kalmaz..
dost bildiğin   hep boynun sarmaz,
çeker ilmiği, gerer çarmağı, yuvarlar masayı…
Kitaplar bunu yazmaz..Yazsa sayfalar almaz..Fanididir anlayan kanmaz..
Ne demiş   ahraz,   Lam lama lam cime, küçülde gir cebime…

Bir ömür geçti can denilen kafesin içinde,
hatırladık bazen aldığımız nefeste, hem gölgede, hem güneşte,
piştik bazen kızgın ateşte, donduk odun olduk, büküldük kurutulduk,
çoğu zamanda unutulduk, ne kadir bildi kıymeti, ne kıymet gördü kadri..
Yüksekçe bir sediri, minder ile doldurduk yüzünü, uzattık ayağımızı, kıstık boğazımızı,
aç kaldık, tok yatmadık, yanımızdakinin payınıda unutmadık,
nankör olduk bazen, burnumuzun dibindeki bizi hiçte görmedik…
Üzmedik, küsmedik, sarıldık ama ağlayamadık…
kurudu göz pınarlarımız ve hala anlayamadık..

Bizler birer fani idik, hep öyle kaldık..Ne varki aslında hiç yok idik…
Ne zamanki gözlerimizi kapadık.
Anladığımızında farkına varamadık..

Güven Gürbüz

Şebin Medya Genel Yayın Yönetmeni

Salı, 13 Temmuz 2010 13:46

DOĞUNUN HİSARI, ŞEBİNKARAHİSAR’I……….

Kuzeydoğu Anadolu Bölgesinin değişmez kaderi kalkınma ve gelişme sorunu.

  Doğudan batıya göçü, batıdan doğuya çevirmek, akan dere ırmağını tersine akıtmak gibi bir şey olsa gerek.

 Gelişimin durduğu yerde, arayışın gelişmişe yönelişi, metropollerin yükünü gün be gün artışına davetiye çıkarmaya yetiyor. Kıtkanaat geçimin insanoğlunun sırtında kambur oluşu, günden güne başını biraz daha öne eğişine, sosyal gelişiminide zayıflatmaya devam ediyor.

  Metropollerde yaşayanlar, ata yadigarı memleket topraklarından uzak, sıla özlemi ile tüm zorluklara rağmen yaşam mücadelesini sürdürmekle yükümlü. Bu yükümlülüğünü nasıl ve ne şekilde yerine getirdiği ise ayrı bir sorun. Ekonomik açıdan ise hep tartışma konusu. Bir yanda ise, en güzele, en rahata, en iyiye, daha da çoğuna, özlem içerisinde, çoğu kez kişisel benlikler dahi, kimi gün siyaset uğruna, kimi gün mevkii, kimi gün şan, şöhret uğruna ne oldum delisi olmayada yetiyor..

  Sosyal adaletsizlik boyutunda gayri adilane gelir dağılımı, zengini daha zengin, fakiride daha fakir olmaya itiyor…

   Yıllardır memleket topraklarında gelişimin önünü açmak için çabalayan Şebinkarahisarlılar, 1933 yılından günümüze kadar tek bir şeyin hayali ile avutuldular..   VİLAYET OLMAK.

    Vilayet olmaktaki gerekçeleri, 1933 yılında alınmış illik hakkının iadesi, staretejik durum, az gelişmişlik, yoğunlukla yaşanan göçler, kültür ve turizm açılımı, çoğrafi koşullar vs..bir çok sebeplere dayandırıldı. Günümüze kadar bir çok ilçe bu gerekçelerden sadece bir tanesine karşılık il ilan edilirken, Şebinkarahisar’ın illik mücadelesi hep göz ardı edildi. Dikkate alınmadı. Kayda değer görülmedi.

  Son yerel seçimlerde iktidara bel bağlayan halkın büyük bir çoğunluğu, Belediye başkanlığıda iktidardan olsun dedi. İktidardan olmak iktidarlı olmak, hakimiyet, güç, hizmet, söz, güvence vs..olsa gerekti..Eşitlik ilkesinden pay almak bu payı adilane dağıtmak, demokrasilerin vaz geçilmez kurallarından, insana insan gibi hizmet etmek en güzel adaletli hizmet olsa gerekti..Adaletin terazisi elinde tutana göre değişmeyeceğine göre, ilahi adaletinde tecelliside elbet yarım kalmayacaktır.

  Bir memleketin önünün açılması, gelişip, kalkınması için çaba ve gayret ile uğraşanlara, siyasi gözlüklerle bakmak yerine, “..Burası hepimizin memleketi, acısı, sevinci, derdi,kederi, çileleri, elemleri,sorunları ile hepimizin memleketi, bizim memleketimiz….diyerek, bir ananın evladına sahiplenişi gibi sahiplenmek, müsbet adımların atılması için yardımcı ve destek olmak gerekmez mi? Bir adım yanaştığında, on adım yanaşmak, sarılıp özlemlerimize, ..hasretlerimiz bitsin, memleketimizin yüzü gülsün artık…demek bizlere yakışmazmı..? Nerde atalarımızdan kalan o şefkat ve merhamet..? Nerede hani komşusu aç iken tok yatmak olurmu…. sözünü söyleyen dillerimiz..?

  Giresun Milletvekili sayın Özkan ve arkadaşları tarafından hazırlanarak yasa teklifi haline getirilen önerge ile Şebinkarahisar’ın Vilayetlik konusunun, meclis komisyonlarına alınıp, görüşülmeye başlanmasını ümit ediyoruz. Ülkemizin manevi   duygularla dolu değerli milletvekillerimizden, memleketimiz Şebinkarahisar’ın 76 yıllık özlemine artık tamam diyerek, yöre insanınmız ile birlikte Şebinkarahisarlıları sevindirmelerini bekliyoruz..

  Bir çok Şebinkarahisarlı asil ve duygulu insanlardır. Kendilerine karşı duyulan manevi hisleri iyi duyar ve hissederler. Vefasızlık göstermez..Vefasını gösterenleride asla unutmazlar..Sözünde durmayan siyasilerede yeri geldiğinde en sert yanıtını vermektende çekinmezler. Bu yanıt demokratik anlamda sandıktadır..Şebinkarahisarlılar kurdukları dernek ve vakıflarda aldıkları kararlara sadıktırlar..

 Eğer isterlerse diyebilirler ki…   “..Vilayetlik hakkımız yoksa…Sizede verilecek Oyumuz yok..”

    Yurdun ve dünyanın her neresinde olursak olalım, kalbimiz hep memleketimizde atmaktadır..Oralar bizim ata yadigarımızdır..Gönül arzu ederdi ki..Oralarda hizmet etsek..Oralarda çalışsak..Oralarda kazansak..Oralarda büyüse torunlarımız..Oralarda yetişse fidanlarımız..Ekmek kapımız oralarda olsa…Yurdumuzun her bir karış toprağı aynı oranda kalkınsa gelişse..

  Mevcut potansiyel durumlar buna elverişli olmasa dahi bir gün yöremizde de gelişip, kalkınacağımıza, yükünü kaldıramayan metropollerden geriye dönüşlerin mutlak surette gerçekleşeceğine doğa kanunları bile evet diyecek..İnsanoğlunun gelişim evrenselliği, doğa ve tabiatla eş anlamda süreğenliğini devam ettirdikçe, doğa insanoğluna istediğinden hep fazlasını vermeye muktedirdir..yeterki   içimizdeki pozitif enerjiyi açığa çıkarmasını bilelim..

    Şebinkarahisar bir garip diyar, Gece gündüz çağıldar sular,Aşıklar; “.. senden başka vefalı var mı yar ..”der…Ne küser, ne surat asar, o bize bakar, biz ona..Kalsakta en sona..Ne sıcağa pes ederiz, nede soğukta donar..Eğribelde tıkansada yollar, Devlet baba der..yürüyerekte aşar bu ayaklar..

   Bu memleket ne bakanlar gördü, ne milletvekilleri, ne başkanlar ve de şaşkınlar.. Vilayete giden eğimli dar yollar, hiç birinden de verdiğin söz ne oldu diye sormadılar..Olsaydı ağızları, konuşsaydı dilleri, söyleseydi Eğribel yollarında tercüman olurdu da muhabbet kuşları, anlatırdı halleri..Ne hastalar yollarda kaldılar, Vilayetine kavuşamadan mefta oldular.   Zemheride soğumadan teri yürümekten, derin bir nefes en içten….”Hakkımı helal etmiyorum..” dediler..Gözlerini yumdular..Duysun şimdiden duyması gerekenler..Nerede kaldı yapılacak tüneller..Vilayet olsaydı buralar..Çoktan yapılmazmıydı yapılması gereken yollar, tüneller, otobanlar…

    Yazdıkça yazılır yazıldıkça bitmez bu yazılar..Yazarlarımızda yazdılar..Yazacaklar..Anlaması gerekenlerden kimbilir ne kadarı anlayacaklar..Ümit ediyoruz ki anlaması gerekenler bir an evvel anlasınlarda bir yöre insanının sesine kulak versinler..Şebinkarahisar’ın da tıpkı kendisi gibi 1933 yılında vilayetliği elinden alınıp, tekrar   illiği iade edilen ilçeler gibi İL yapılsın..

Desteğini esirgemeyen insanlarımıza sonsuz teşekkürler..

Güven Gürbüz

www.sebinmedya.com

Genel Yayın Yönetmeni

Salı, 06 Nisan 2010 16:17