GÖNÜL KERVANI

 sebinc

GÖNÜL KERVANI

Yine duman sardı dağlar başını..

Unutmam dedi giderken sılamı.

Dizildi yollara gönül kervanı.

Silen olmadı gözdeki yaşını.

*

Seçildi gurbet de, seyran eylendi..

Yalan dünya çiğnendi de geçildi.

İlk durak…. Dağıldı gönül kervanı.

Yutulmadı, boğazda düğümlendi.

**

Kimi kurdu sofrayı çimenlere,

Kimide kaldırmadı düşenleri.

Ahde vefa bilmez gönül kervanı.

Menfaate kul hep, derbederleri.

 ***

Yüce dağlarını sis duman sardı.

Ekmek bulamadı da darda kaldı.

“Nerede..?” der sorar, “Gönül kervanı..?”

Çaldı tüm kapıları. Açılmadı..

 ****

Nasihat….” Dedi erenlerin biri,

Delikanlım bilmez ki durur geri.

Unutma..” der  “..bizim gönül kervanı

“Unutur aslını şöhretlileri..”

  *****

Çomak medet, durdurur tekerleri..

Kırar ne hınzır, gülü tikenleri..

Yetiştiren..” demez, gönül kervanı.

Kurur..,Dağılır.., Biter yaprakları.

 ******

Aklın başına al yolma saçları.

Sev, terketme memleketi , dostları.

Yine geçer nice gönül kervanı.

Getirmez geriye geçen yılları.

 *******

Güven Gürbüz

20.09.2011

Şebin Medya Genel yayın Yönetmeni

MEMLEKET

IMG_20140118_114611

MEMLEKET

Bir yanımız sıla oldu, bir yanımız gurbet..

Açtık dört biryanda çiçek gibi demet demet.

Ana, baba, bacı, gardaş düştük yola Ahmet.

Geldik şehirli olduk, bittik sılada kaldık..

 

Sarıldık boynumuza hayale daldık Ahmet.

Düşündük sonra, boşamıydı çekilen zahmet..

Ne zaman yağacak diye beklerken hep rahmet.

Bir güneş gibi doğdu zihnimizde memleket..

 

Bahar idi, Bulutlarla dolu dolu olduk..

Hatırladık “Nerede?” diye sılayı sorduk.

Tutmadı kol, ne kanat, ilk basamakta kaldık.

Nefes durdu, zihin bulandı, hayale daldık.

 

Geçti yıllar, göçtü dostlar, yok arayan soran…

Zemheri ayında yolları tutar kar boran..

Hayırsız, vefasız kimi, yok hal hatır soran.

Görmez ince mintanlıyı sırtı kalın olan.

 

Ne demişler “Tırnağın varsa başını kaşı..”

Kemale ermiş yaşı, yapar sevgiden aşı.

Tutar fidan yeşerir, eğilmez asla kaşı..

Güçlü olur hep, çıkar suyu sıkınca taşı…

 

Yaşanır hayat bu, daldan dalada taşınır.

Ömür dediğin yol gibi aştıkça aşınır..

Kapanır bir gün gözler, ruhumuzda taşınır..

Hayırlı insan, hayırlarıyla yaşatılır..

 

Çok görmeyin dost, Dereden tepeden bu sözler..

Atadan eser, duygudan doğar, gözden akar…

Ya mendil siler, ya kol yetişir, yada bakar…

Memleket sevdasıdır bu gönüllerde yaşar…

 

28 Haziran 2011

Güven Gürbüz

www.Sebinmedya.com

Genel Yayın Yönetmeni

YAŞLILAR HAFTASINDA

Gel basayım diyemeden bağrıma, Bir ağrı gibi girdi sol yanıma,

Gençlik sızısı imiş, şerbeti tatlı, vakti dardaymış, selam almadan verdi geçti…

Mektep dediler geleceğe merdiven, dayan yüreğim dayan, çok gezenmi bilirmiş, yoksa çok okuyan..?

Koşa koşa nede çabuk geçtik bu yoldan.

Saçlar ağarmış, yüz kırışmış, meğerse ömür yaşamla yarışmış..

Günler aylara, aylar yıllara yapışmış..takvimin yaprakları geceyle gündüze karışmış. şimdi kimbilir nerelerde okunmaz olmuş..

Aç desem gül yüzünü gençlik baharını göreyim, o siyah saçlarına kolonyalar süreyim.

Nede tez küstün bana, soracaktım daha, küçüklüğümü rahmetli ana ve babama…

25 indeydim.. bu adam yetim kaldı. Küçük oğlum daha kırkıncı günündeydi..

Bir akşam vakti, Anam ile gençliğim bu dünyadan beni terk etti..

Dediler allah sevdiğini çabuk alırmış yanına, anam hakkını helal et diyemedim sana..

Yirmibeşinde bir baksana.  Gücün var ise gelde ömür gelde beni bir tutsana…

Kanatlandık gökyüzünde, Dere, Irmak, dağ, ova…

İndiğimizde yeryüzüne hepsi etmedi bir kova…

Tam dedik ki geldik tava…

Dostlar arkadaşlar yolları şaşırmışlar, çoğu hava civa…

Görünce hatırladılar…Saçıma başıma baktılar..

“Nede tez gocamışsın” dediler. Mor sümbüllü gönül bağımı kuruttular.

Çırpınırsın serçe misali, kalbimde sesin çıkmaz, etrafta kargalar hep konuşur susmaz.

Bu ömür gençliği bitirdi..Felek ömürden ömür götürdü…

Sevdiklerim bir gülücüğü mıdar etti..Boşuna ağarmadı, bulutlara baktıkça rengini beyazlattı…

Ah güvenim ah…

Yaşlılar haftasıymış bu hafta, hangi ada, hangi parsel pafta,

Aynı suyu içtiğin tasta, gençlik gitti diyorlar hepsi yasta, daha dur acelen ne…

Gülsün yüzün, açsın rengin, yaşlılıkta torunların birazda sana gülsün…

Sende bir ömürsün…yaşlılık ikinci çocukluktur..Nede olsa iki ayağının üstünde durursun..

Şükredelim mevlaya, getirdiği için bizide dünyaya, kimi uçakla, kimi yaya..

Ömür kanmaz renkli hülyaya.

“Gel sende yazma artık..Bitsin..” Deselerde, Alıp kalemi ellerine senide silselerde,

Mendilinide cebinden alsalarda, gömleğinin kolu yeter akan terini, gözdeki yaşını silmeye…

Yarım asır akmış, ömür cezvesinden, fincanın kulpu kırık, kenarları tırtıllaşmış,

Altıntaki tabağını beğenmez..Masa ters dönmüş , halı kıvrışmış..

Yaşlılık ömürle yarışmış..Nefesi yetmemiş birde tutulmuş…

Oğul demiş seslenmiş..Kimseler duymamış…Gecenin bir vaktinde rüyasına karışmış.

Adın güven, Olmasada seni gören. Bilir duyan, Hatırlar okuyan..

“Gönül bir gün bir gün solacak, İnanki söylerim toprak dolacak…….”

Diye yazıyor gençliğimden kalan bir arkadaşın resminin arkasında,

Bir diğerinde…” Yazı Yazdım satıra…Ölüm gelmez hatıra…..”

Yaşlılar haftasında yazdıklarım bir gram kadar olsada, ömürde daha yazılacaklar varsada..

Gönüllerde yaşadıkça gençleşiriz biz, limonu yine parmaklarımızla sıkarız.

Ne suyuna bakar yüzümüzü ekşitiriz, Ne tadına bakar yere atarız…

Mandalinaya nisbet, portakala kısmet, ömrümüzü sırtlanırız,

Yine dağ bayır aşarız…Bir pınarın gözesinden akar su oluruz,

Kürünün taşlarında yosun tutar el sallarız..

Ne küser, ne ağlar, nede yas tutarız…Kurarız ağaçların dallarına salıncakları sallanır,

Yakar mangalları tozu dumana katarız…Toplanır dostarımızla eski günleri yad ederiz..

Kısmetimiz varsa, birde nasibimiz, hep yine olmayanlarla paylaşırız..

Kim yaşlı derse onunla yine bileklerimizi sıvazlar güreşiriz…

Güneşe bakar güneşlenir, mehtaplı gecede gönül çiçeğimizle dertleşiriz…

Sağlıcakla kalın..Genç kalın…

Güven Gürbüz

www.sebinmedya.com

Genel yayın Yönetmeni

Cuma, 18 Mart 2011 13:09

Bir Yanımız Eksiliyor..

Elimizden tutmuş hastalıklar, biri çeker bir yana, diğeri öte yana..

Ne anlatacağız ona, buna..Dert ile çile var ise, Çare ile dermanda yine insanoğluna..

Kimi gün ah ile, kimi gün vah….

Boşuna dememiş erenlerden biri….

Leyleğin ömrü vak vak ile..Senin ömründe lak lak ile geçer..”diye..Çok konuşana…

Eksiliyoruz bir yandan..

Geçim derdi sarmış dört biryandan, Varlığın sahibi anlarmı dardan..

Üç kuruş maaşa zamma, ayak direyen, çalışanına verdiğinde gözü olan patrona,

Miskinlikten sırtını dayayandan hamam duvarına…Kim yetişir imdat diyenin çığlığına…

 

Bir yanımızdakinden de eksiliyor..

Okula gidiyor yarı aç yarı tok..cebinde parası kalmamış, okula tabanvay yapmış..

Beden yürür..baş yürür..hayalleri beyninde büyür..gün gelir bu belde bükülür..

Büyüğünde merhamet, küçüğünde hissiyat olmaz ise..

 

Dünyadan bir yanlar eksiliyor…

Toprağa düşüyor masumane canlar..

Ortadoğu ayaklandı, Şahı padişahı korku saldı..Oligarşiyi ateş sardı..

Yananı görür allah, birde yandıranı..

Düzeni kurmuşlar adı Monarşi…Babadan miras oğula memleketi umumiye..

Her kimde ki varlık, varsa birde variyet..İşte o yerde hepten elinde selahiyet…

Yıllardır sürer.. Dünyanın hali böyle, Sen biliyorsan doğrusunu söyle..

Kim alıyor çulsuzun fikrini birde gayile…?

 

Bir yanımız eksiliyor..

Hısım akraba benzerse akrebe, karı koca, bacı gardaş, gerek duymazsa hürmete,

Kucak açmazsa çalışıp didinerek, alın teri akıtıp gelecek hikmete,

Beklerse havadan düşsün kısmet diye sepete,

Daha ne denir.. Yinede gökten yağdıkça yağana şükretmeyen kul saffet’e…

 

Eksiliyor bir yanımız…

Ne vefa gördük dosttan, ne cefa ayrılmadı bizden..

Parmak sayısı kadar şimdilerde nankör olmayanlar..

İnkar eder yediğini kul kula.., Takıştırır birini birine gelmez yola.

Döner sola, döner sağa.., Ne vardı sanki burnun değdide kaf dağına.

Bir gün kalırım orada da demedi tek başıma..

 

Eksiliyor bir yanımız..Tutmuyor sol yanımız..Ne vefasız insanlarız..

Çoluk çocuk çoban oldu, kuzuyu kurda verdi..

Büyüttü fidanları dedesi, gücü çok bulunca kaptı eline nacağı derhesi,

Kesti kökünden.. Kurudu gitti şimdiden bahçesi..

Demediler oğul.. Çok büyüdüm zannettme..Sakın büyüğüne kastetme,

Bir dirhem aklın var ise küstürtme ah ettirme…

Alırsan ahı, bulursun vahı..Dizinde derman kalmaz.

Gençlik saltanatı çok sürmez..Bükülür belin kimseler dönüp bakmaz…

Boşuna dememişler bir yanımız eksiliyor..

 

Yaşına hürmet ederim erenler…Senide beğenmez bir gün hoşluğum diyenler…

Hoşluk olur boşluk..Gün ağarır vakit olur kuşluk..Gözlerin mahmur..Sözlerin hamur..

Yoğrulur teknede . Bileklerin yorulur…Ateş yanar, sac kavrulur…

Ömür dediğin budur işte..Pişen keteden yemeye vakit kimbilir ne vakit kavuşur..

Akıyor alnımızdan terler, Eloğlu değilmi gülerde geçerler…

Boşuna değildir anlayana bu sözler..


Boşuna dememişler..

Her geçen gün..

Bir yanımız eksiliyor…

 

22.02.2011

Ankara – Çankaya

Güven Gürbüz

Şebin Medya

Genel Yayın Yönetmeni

ADAM GİBİ ADAM

Güneşin harman yerine düşen güzelliği altın gibi parlıyor,

Başakların üzerinde yan gelip yatıyor.

Güneşten kararmış, beti benzi atmış, çokta susamış,

Karaoğlan bağdaş kurmuş, azığını açmış, kavalını beline takmış,

Katıklı çorba ile fırın kurusunu tanıştırmış,

Tanıştırmakla da kalmamış midesinede aşırmış..

Karaoğlan mektebin yolunu tutmuş, Anası bir yandan seslenmiş,

 “Okuyup da başımıza avukat mı olacaksın?”

 

Ayağında çarığı, cebinde papağı,

Boş vermiş ağalığı, bulursam kaçırmam demiş adamlığı.

Adam olmak için okumuş, okumuş da büyümüş.

Diyar-ı memleketleri kat etmiş..Etmişte ne iş görmüş..

Adam olmuş ama adamlığın ne demek olduğunu unutmuş.

Düşünmüş sonra aslında adam olamamış.

Adam olmak meziyet demekmiş, çekilen eziyet demekmiş,

Yürekle yetiştirmiş, içinden gelirmiş.

Her adamım diyen adam değilmiş,

Adam dediğin aslını inkar etmezmiş.

Anlamış, anlamış anlamasına da yaşta kemale ermiş.

Saatin ibreside dönmekten dönmez hale gelmiş,

Akrep ile yelkovanda biribiri ile neredeyse aynı boya çıkmış.

Yerinde duramamış zamana yenik düşmüş.

 

Karaoğlan’ın memleketinde şimdi..

Güneşte tarlaya düşünce yakıp kavurur olmuş,

Hasat ne kelime, hasatsızlık kaderi olmuş, pınarları kurumuş,

Azık torbası kuru ağacın dalında derken, çürümüş toprağa gazellerle birlikte karışmış.

Katıklı çorba gitmiş, yerine kağıtlı çorba gelmiş.

Fırın evleri kapanmış, fırın kurusu da unutulmuş.

Kavalını eller, papağını yeller kapmış.

Büyümek, adam olmak için hayaller kurduğu köyünde,

Yaşlı dedeler, ninelerde neredeler? Diye sorduğunda..

Tepenin arkasını işaret ettiklerin de anlamış.

Ebedi mekanlarında, toprak ananın bağrında,

Bir mermer taşı bile yok mezar başlarında, yorgan gibi örtmüş kuru otlar üzerinde..

Dizlerinin üzerinde, çöktüğü yerde, bir yağmur damlası düştü…

Ne yağmur damlası .? .Bu gözden akan yaşı.

Dirseğini kaldırıp, mendil yaptı kolunu,

Anladı ki “Her can tadacak bir gün mutlak ölümü”

 

Ders almak isterse insanoğlu derler o kadar çok ki..

Düşününce şöyle bir karnımız öyle tok ki,

Kurduğumuz dünyalarda anlatılacak o kadar çok ki,

Bakınca etrafınıza, anlattığınızda dinleyecek o kadar yok ki..

 

Adam olmak kolay değil. Adam olmak meziyet demek.

Adam olmak Selam vermek, adam olmak hal hatır sormak demek.

Adam olmak büyüğüne saygı, küçüğüne sevgi demek.

Adam olmak büyüğüne yer vermek,

Adam olmak sevmesini bilmek, öğretmek, anlayış göstermek demek.

Adam olmak o kadar çok şey demek ki, o kadar kolay istersen düşünmek.

Sadece adam olmak demek değil, adam da yetiştirmek demek.

Adamlığını bilmeyenlere adamlığını öğretmekte demek değil,

Adam olmanın ne demek olduğunu öğrendiğinde,

Öğretmesinide, öğretmeyi bilen adamlarıda, adamların arasına katmak demek.

Adamlardan adam gibi toplum, adamlardan milli şuur uyandırmak,

Adamlarla vatana, millete, toprağına ve insanına adam gibi sahip çıkmak demek.

Adamlığın en büyük özelliklerinden biriside sahiplenme yetisinin var olması demek.

Bu yetisi gelişmemiş adam, nasıl adam olur diye de sormak gerek.

 

Güven Gürbüz

www.sebinmedya.com

Genel  Yayın Yönetmeni

Pazartesi, 04 Ekim 2010 13:50