BOŞUNA GELENİN HOŞUNA

BOŞUNA GELENİN HOŞUNA

Zora gelmez, tahammül etmez. Boş yere kürek çekmez.
Sofradaki en güzel pekmez. Kendine laf söyletmez.
Tatlı dillidir muhabbetin hası. Siler gider gönlündeki pası.
Bırak der tuttuğun yası. Ağlarsa ağlar anası. Yalandır hep gerisi.

Çok gülersin deli olur. Çok ağlarsın gam olur.
Çok düşünürsün keder. Hayat insanı hep böyle mahfeder.
Unutalım dersin yan yatarsın. Nefesin daralır ayağa kalkarsın.
Bir çift bakan göz ararsın. İnsanoğludur. Yaşar yaşatır.
Çölde de bırakır, susar, susatır. Ah ettirir ağlatır. Vah çektirir inletir.
Boşuna gelenin hoşuna. Dikkat edin çatılan kaşına.
Acımaz gözündeki yaşına. Bırakır gider tek başına.

Hoca Nasrettin duramadı. Yazının bu haftada başına zıpladı.

Yata Yata Usandım, Biraz da Dolaşmaya Çıkacaktım

Mevsimlerden yazdır. Bu aralarda Hocamızın da canı bir şeylere sıkılmıştır.
Şöyle hava almak için dışarı çıkar. Hava sıcak mı sıcak…
Hoca’nın iç çamaşırları da sıcaktan dolayı sırılsıklam olur.
Hoca, terli elbiselerini değiştirebilmek için uygun bir yer ararsa da bulamaz.
Yol boyu giderken karşısına bir mezarlık çıkar.
Hemen mezarlığa girip mezar taşlardan birinin arkasında üzerini değiştirmeye başlar.
Olacak bu ya, tam da o sırada mezarlığın yakınından geçmekte olan birkaç atlı adam,
Nasreddin Hoca’yı yarı çıplak vaziyette görünce;
“Be adam, bu nasıl hâldir? Senin ne işin var bu vaziyette mezarlıkta?” derler.
Hoca bakar ki atlılar kızgın… Hemen, onların hoşlarına gidecek bir cevap vererek paçayı kurtarır:
“Ne olsun, burası benim mezarım… Yata yata usandım da biraz dolaşmaya çıkacaktım.”

Biz gideriz hane, hane. Deli gönül bir divane.
Uğrayan olursa, sorar memleketine. Yolumuz düşmüş nerelerine.
Kulak verelim yoldan geçenin ne söylediğine.
Zorluklar zorlanır, kolaylıklar aranır. Nice kapılar aralandıkça aralanır.
Bitkin düşer bedenler.Yokuş yukarı çıktıkça O’da darlanır.

Söyleyeyim der söylemez. Söylese de kimse dinlemez. Kimseler anlamaz.
Evinde tenceresi, tavası. Hepsinin söylediği hepsinin aynısı.
Pazarda kaldı eve gelecek meyvesi sebzesi. Cebinde yok ki parası.
Çok uzak düştü market ile evin arası. Birde var dedi yürümesi.
Tebessüm etti. sözüne sitem kattı. Açmayın dedi. Derinden yarası.

Darda kaldı darlığı bilenler. Unuttu gitti görmesi gerekenler.
Memleketten gelsin diye beklerken havadisler. Kurumuş mürekkepler.
Yola giden yoldan döner. Sıcağı göreni tere gömer. Ne üstbaş eder. Ne serinler.
Üstüne üstlük, sözlüğüne sözlük, uslubuna uslup. Böylece herşeyi unutturduk.

Bizde masallar çok. Çocuklar nerelerde ortada yok.
Unuttular hınzırlar. Bizi bizden daha çok onlar anlatırlar.
Her edebe bir adap. Gelsende çık sahip. Herşey kısmet nasip. Ne yapsın muhasip.
Hesap kitap ortada. Kimler kazanır bu masada. Nasip varsa sanada. Çıkar sahip.

Yol yürürüz. Yol görürüz. Biz bizlerden daha iyi biliriz.
Gözlerimizi bir açar, bir kaparız. Göreceklerimizi iyi seçeriz.
Ne söyleriz, ne söyletir. Susanıda biliriz. Konuşanıda seçeriz.
Bazen dinleriz. Bazen kulak keseriz. Bazen susar, bazende sustururuz.
Ne insanoğluymuşuz bee..Yazdığımız her sözde birde sebep ararız.

Heceleye heceleye okuyalım. Alfabede hep başa dönmeyelim.
A dan başlar Z de biter. Daha nice yazılara mürekkep döker.
Bulduğunla yetin. Umduğunla bekle. Bu çilelerde bir gün biter.
Her sorana bir yanıt. Ne açlık, ne kıtlık. Darlığın sonu ferahlık.

Hoş günler görün. Hoşca kalın.

Güven Gürbüz

05 Ocak 2022

Şebinkarahisar / Ankara

İYİLİKTİR İYİLİĞİ DOĞURUR

İyiliktir. İyiliği doğurur.

Bitmez dünyanın kahrı çilesi. Saklanmaz derdi tasası.
Çeker insanı doğanın yasası.Ölçülmez. Yoktur uzunu, kısası.
Duyulur toprak ananın sesi. Benden gittin der. Varmı ötesi?
Geldiğin gibi var elbet dönmesi.

Yaşanan ömrün vergisi. Yaşanır bitesi, bakılır göresi.
Nihayetin sonu bir ötesi. Unutulur göçenin yası.
Ah ile vah ile dünya hevesi. Eksilmez demir kapının pası.
Yarısı sende ise, diğerindedir yarısı. Anahtarladır kilitin açılması.

Yaşandıkça anlaşılır kötüsü iyisi. Biri önde gitse, arkadan gelir yarısı.
İyiler iyi derse de, kötülerden karalaması.
Bilinmez kimin nereden nasıl olur yaralaması.
Kiminin var babası, kiminin anası. Kiminin arkasında güçlü bir dayısı.

Dağlar, ormanlar, çayırlar, çimenler. Akan suyun çığlığından seslenirler.
Bir gün arkandan kimler gülerler.Bu günlerde biter, gelir yarınlar.
Nicelerini ağlatan günler.Yıl olduğunda kim bilir, kimleri de güldürürler.
Bir tebessüm yeter.Ayaklar bedeni tutar. Beden akla bakar.
Nice şimşekler çakar. Yürümez denen ayaklar koşmaya da başlar.

İyiliktir. İyiliği doğurur. İyilik iyi insanlarla çoğalır.
Ekilen yerde hikmet, sana kalmış tohum atmak.Bahar yağmurları yağınca boy atmak.
Başaklar misalidir.Geriye kalır biçmek.Patozunda çekmek. Rüzgarda savrulmak.
Taneden samanı ayırmak. Teknede hamur yoğruldukça yoğrulur.
Mayası has ise, çoğaldıkça çoğalır. Açılır sinilerde yaprak, yaprak, olur.
Kurulur saçlar, pişer keteler. Yayıktan çıkan ayran eşlik eder.

Analar vardır nice yiğitler doğurur. Yiğitlerden yiğitler çoğalır.
Hayır kapıları aralanır. Yoksullar aranır bulunur. Yetimlerin hakkı korunur.
Yaşlılarda zannetmeyin kenara atılır. Eller öpülür, hal hatır sorulur.
Ne yerler, ne içerler, bilinir. Umudumuz iyilerden iyiler çoğalsın.
İyilerle güzel günler yaşasın. Kimse kimseye yerinmesin. Ağlayıp üzülmesin.
Yüzler hep gülsün. Gülenlerde başkasını güldürsün.
Kavgalar bitsin. Çıkar menfaat sofrasında. Haklı haksız bilinsin. Adalet masasında.
Yarın hakkın huzurunda. Yapışan yapışana, iki el yakasında.
Unutulmasın, yazılsın bunlarda bir sayfasında.

Uzatılan el, el olur. Konuşan dil, dil olur. Kaçan el, el olur.
Dost, arkadaş, hısım, akraba, hepsini yel alır.Kimi bir selamı çok görür.
Kimi bir ileridir, bir geridir.Birde bakmışsınız hepsi birer dümendir.
Çarkına su taşır. Barkına aş aşır. Çıkarcılar göz kırpışır.
Bakmaz aynaya. Nede güzel yakışır. Bilmez ki görüntüsü aynaya yansır.
Hakkın divanında yarın neler görüşülür.Unutulanlar hatırlanır. Bilinmeyenler hatırlanır.

Yoldan giderken, yol bulunur. Yollardan yollara sapılır.
Niyazımız yaradanımızdan olur. Yolumuza çıkanlar iyi insanlar olsunlar.

Hoca Nasrettin yazının ortasında belirmelidir. Okuyanlarda elbet okumalıdırlar.

Yorgan Gitti Kavga Bitti

Bir gece Nasreddin Hoca ile hanımı odalarına çekilirler.
Ancak bir süre sonra dışarıdan gelen gürültü patırtı sesleri ile uyanırlar.
Mevsim kıştır, Hoca Efendi aceleyle üzerine yorganını alarak dışarıya çıkar.
Bakar ki birkaç genç kavga etmektedir.
Hemen onlara öğüt vermeye başlar: “Yapmayın, etmeyin.” derken, olacak bu ya,
Hoca’nın üzerindeki yorgan da bir taraflara düşer.
Gürültü patırtı çıkaranların bir kısmı kavga eder gibi görünürken,
bir kısmı da yorganı kaptıkları gibi kaçarlar.

Bir süre sonra adamlar kavgayı bıraktıklarında Hoca bir de ne görsün?
Yorgan gitmiş. Hanımı, üzgün bir şekilde eve dönen Hoca’ya sorar:
“Ne oldu Efendi? Hani yorganın nerede?” Hoca yorganı kaybetmenin üzüntüsüyle;
“Sorma hatun, kavganın sebebi bizim yorganmış; yorgan gitti, kavga bitti.” diye cevap verir.

Gidenler bizden gider. Bakar görmezler ne söyler.
Tatlı dil ile güleryüzler.İnsan olan daha ne ister.
İyiler sarılır. Kötüler bakışır. Kimler ne ile yarışır.
Anlaşamazlar birde tutuşur. İyiler varsa arada ayrışır.

Öğütler, öğütlerle, öğütleşir. Öğütlerden hamlar olgunlaşır.
Kimine söz geçmez atışır. Fırsatçılar aradan sıyrışır.
Gecenin sonu aydınlık olsada. Gece ile gündüz kavgada.
Yok bir perde arada. Sürer gider bu davalar bu handa.
Kimi çatıda, kimi kapıda. İyiler hep kıyıda köşede.
Her derde onlar koşsada. Kötüler yine hep sahnede.

Islah ile hak ede bulacaklarınız deriz kötülere hep.
Ahlarımızı semaya yükseltiriz.Bilir elbet İlahi adalet sahibimiz.
Hep O’na sığınırız, Hep O’na havale ederiz.

Bolda gelse, darda. Başımızda bu kep. Kimi çıkarır, kimi atar.
Kimi ters, kimi türs takar. Kimi güler, kimi ağlar. İyiler hep aranırlar.
Bazen bulunur, bazen yok olurlar.Elbet bir gün onlarda çoğalırlar.
İyilerden iyilere, iyilerden bol sevgilere..

İyi insanlara sevgilerle..

Güven Gürbüz

04 ocak 2023

Şebinkarahisar / Ankara

AKLINA ESER, TUTUŞUR GİDER

AKLINA ESER, TUTUŞUR GİDER

Nerden gelir deme bu vesvese. Aklını alır kor kafese. Güven olmuyor herkese.
Çölde serap gibi gelse. Uyma sakın kötü nefse. Oku bildiğin dua ne varsa.
Bu gün olan, yarın yoksa. Gelir haktan, nasibin varsa.

Sabır ile selamet birbirini bekler. Yolların uçları farklı yere gider.
Farklıdır, her birinde dönen değirmenler. Kimi öğütür un eder. Kimi dönmez, kurutur gider.

Yola bakan değil, yoldan giden bilir. Yolda gideni soran tecrübe eder.
Tecrübe elde harita. Bindirir kıra ata. Hayat dediğin gelmez son sürata.
Yolun hali uymaz her saate. Karda yağar, güneşte açar. Akıl başta saklar.
Kandırmasın gördüğün rüyalar.Rüyalar biter,hakikat başlar.Gerçekler hep bizlerle yaşar.

‘Akıl, müminin dostu; ilim, veziri; sabır, ordusunun komutanı; amel ise temsilcisidir.’ Der Hz. Ali (r.a)

Ey mümin, dost arama, sana dost aklın. Öğren bil. İlmin sendeki, senin vezirin.
Güç dediğin ordun, sendeki sabrın. İyi olsun seni temsil eden amelin.

Diyarı memleket. Uzak illere kısmet. Kısmeti bulmak ister zahmet.
Elinde kolunda varsa kudret. Aklınla hizmet et. Akıl götürür, akıl getirir.
Bazen ola ki şeytan dürter. Yollar yolluğunu terk eder. Zahmeti cefa eder.
Alır aklını baştan, sürükler gider. Uyma sakın nefsine. Dönderme herşeyi tersine.
Kuru dallar tez tutuşur.Sonunda seninle buluşur.Giden sevdiklerinden oluşur.
Can tende,her kimde. Ateş yandığı yerde. Tutuşur.

Hoca Nasrettin’de yine yazımızın içinde gezer.

Aklın Varsa Göle Koş

Nasreddin Hoca günün birinde eşeğine binerek ormana odun kesmeye gider.

Kuru odunlardan epeyce kestikten sonra bunları eşeğine yükler ve evin yolunu tutar.
Ancak, yolda aklına, kestiği odunların yanıp yanmayacağı konusu gelir ve ince kuru dallardan birkaçını tutuşturur.

Başlangıçta odun çıtır çıtır yanarken Hoca ve eşeği gayet rahattır.

Fakat bir süre sonra kuru odunların tamamı yanmaya başlayınca Nasreddin Hoca’yı bir telaş alır ki sormayın.

Bu arada odunların yanmasıyla birlikte semeri de yanmaya başlayan eşek iyice huysuzlanır ve hoplayıp
zıplamaya başlar.

Eşeğin bu acı haline çok üzülen Nasreddin Hoca yüksekçe bir yere çıkar ve; “Eşeğim, aklın varsa göle koş, yoksa halin duman…” deyiverir.

Kimi başımızda, kimi sonumuz da. Kimi önümüzde, kimi arkamızda.
Ne sağımızda. Ne solumuzda. Buluştuğumuz yerde. Tam ortamızda.
Uzanan eller, konuşan diller. Açılır derinden derine sohbetler.
Dökülürler inci gibi hepsi birer, birer. Ne güzel olur tatlı diller.
Sarılır ince beller. Erir gider şiş göbekler. İnsanoğlu iç içedirler. Hep böyle şenlenirler.

Memleket dediğin bir ulu çınar. Kimler göçer, kimler konar.
Anlattığımız sayfalar. Saklayacak kitapları da bulamazlar.
Kitap dediğinin ağaçtandır özü. Saklar kalbinde her bir derin sözü.
Okuyanın bazen dolarsa da gözü. Hatıralar canlanır. Kim bilir kimler nerelerde aranır.
Dağlar, taşlar, susar durur. Rüzgarın dediği ne de güzel anlaşılır.
Pınarları dertlenir. Suları kesilir. Sıcaktan yanan çiftçiler. Dağları taşları deler.
Saklandığı yerdedir, buz gibi sular. İnsanoğludur ararsa onu da bulur.

Düştük bir yola, yol, yoldan öte gider. Yoldan yola, nice taze otlar biter.
Geldik dünyaya, işte bizdeki kader. Kimini gülden gül eder. Kimini sarar dertten dert eder.
Yaşanılan ömürden. Yaktığımız ne odundan, ne kömürden. Hayatın geride bıraktığı tezeğinden.
Yanar ateş olur. Tutuşur keder tüter. Bacalarımız her sene başka tüter.

Yolların kaderi yollarda biter. Alır götürür bizleri neyler. Kim bilir bizleri nerelerde terk eder.
Vefayı aradık. Aradıkta ne yaptık. Maddiyata kul ettik. Maneviyatı da terk ettik. Köşelere attık.
Gün geldi hatırladık. Hatırladık hatalarımızı anladık. Aradık, aradık, bir türlü bulamadık.
Akıl başta. Kalmasın kara kışta. Mendile saklanan gözdeki yaşta.
Hayat böyledir hep bir yarışta. Koşanlarda yorulur. Birde bakmışsın nefeste durur.
Ömür dediğin budur. O’ da bir gün son bulur.

Aklı selim dostlara selam ile..

Sevgiler, Saygılar……

28 Aralık 2022

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara

AY KUYUDA, HUY İNSANDA

AY KUYUDA, HUY İNSANDA

İhtiyaçtan hasıl olur her dem. Nedir diye sormaz acelem.
Görür de inanır, inanır da bilmez. Ay kuyuya düşmez. Hakikat saklanmaz.

İnanmaktır hissettiğince gönlüne. Gönlün açılır geniş bir engine.
Her insanın dengi, kendi kendine. Döner gelir, uyar rengine.

Gerçekler ayna gibidir. Yansıdığının aynısıdır. Velakin gerçeğin kendisi yansıtılan yerdedir.

Başımızı kaldırdığımızda, aklımızı başımıza aldığımızda, düşünüp taşındığımızda.
Sorup araştırdığımızda, ortaya çıkar o zaman yanlışa ve doğruya nasıl karar verdiğimizde.

Zaman yaşadığımız an. Ne oradan, ne buradan. Aklımızı başımıza aldığımız an.
Yalnışları doğuran, çoğu zaman acele alınan kararlar.

Doğru bilinen yanlışlar, insanları yanıltırlar. Çoğu zamanda pişman olurlar.
Son pişmanlık çare etmez diyenler. Bakmışsınız pişmanlığı da başkasına mal etmişler.

Doğrular geçte olsa bir gün gelir yerini bulurlar.

Düşüncesinde mutlu olanlar, fazlaca kafasını yormayanlar. O’ kadar çoklar.

Yürür gideriz hisara hisara. Başında Şebin olanlara. Karanlıktan aydınlıklara.
Yolumuz yine uğrar Şebinkarahisara. Vilayetlik kaldı içimizde yara.
Gelen kanatır, giden aratır. Bu yolda yürüyenlerde inattır. Vilayetliğin iadesi bir haktır.

Gecelerin ayın yansıdığı yerdir. Öyle bir aydır ki. Ne göldür, ne ırmaktır.
Ne kayıktır, Ne de su da yüzen balıktır. Kimi gelir çıkartır. Kimi gündüz olunca unutur.
Her uyandığımızda bir rüyadır. Yinede bıkmayız. Yinede Usanmayız.
Vilayetlik olur suya düşen yansımamız.

Her gün umulur. Yeri olsada dipsiz kuyudur. Kuyudan da çıkartırız. Kime ne..

Biz inanırız. Düşer kalkarız. Tükenir dolarız. Dolar boşalırız.
İpimiz, çengelimiz, emeğimiz. Umutla dolu kuyumuz. Geçsede uykusuz gecelerimiz.
Gece baktığımıza, gündüz gördüğümüze inanırız. Kendi kendimizi teselli ederiz.

‘ Neler çektik neleeeer….’ de deriz.Çekenler. Ne varsa. Açıp konuşsa.
Duyan kaçsa. Gören gelse. Anlatılacak ne varsa.Hepsini bir, bir, anlatsa.
Kimi anlasa, kimi boş, boş, baksada. Bu diyarlar yalnız başına da kalsada.

Yüreği kocamanlar. Arzuları istekleri yaşatırlar. Ayakta tutsada hayaller.
Geçmişe dönüp, dönüp, her defasında baksada. İnsanoğlunun yapamadıklarını.
Unuttuklarını, unutturduklarını, ilgisizliklerini, umursuzluklarını.
Olsaydı, olmalıydı, olabirdi, varlarını, yoklarını. Uzatsada ellerini kollarını.
İnci taneleri gibi dizsede sözlerini. Hepside zamana yenik düşen kaybettiklerimiz.
Nice çınarların arkasından göz yaşı dökerken. Vefasızlıklarımıza sünger çekerken.
Yan gelip yan yatarken. Koltukları süslü kelimelerle süslerken.Makama mevkilere övgüler dizerken.
Hazır olda durup menfaate kul. El ovuşturana, gel de bir sokul. He diyene he diyen.
Bu yollardan gelip geçen.Gülerken hal ile hallenen. Ne oldu gören. Ne bildi duyan.

Az okuyan çok konuşan. Bakmadan etrafına kanan. Ne çıkarsa dipsiz kuyudan.
İster inan. İster kan. Gerçeklerden olmaz yalan.
Geçte olsa gerçek her zaman göremediğimiz pencelerden bakacak.
Baktığımız pencereden de güneş doğacak. Belki o’zaman karı, kışı, atlatanlar, ısınınca anlayacak.

Hoca Nasrettin’de geçmiş bu yollardan. Neler anlatmış hakikatten..?

Ay da Çıktı Ama Ben de Neler Çektim Neler?

Geceleyin ay ışığının etrafı aydınlattığı bir saatte Nasreddin Hoca evde suyun olmadığını öğrenince, kova ve testiyi alıp kuyuya gider.

Nasreddin Hoca kovayı kuyuya sarkıttığında bir de ne görsün, kuyunun içerisinde kocaman bir ay…“Hay Allah, ayın kuyuda ne işi var?”

Hoca, ayın kuyuya düştüğünü sanarak evine gelir, ipin yanına çengeli de alarak tekrar kuyunun başına döner. Çengeli ipe bağlayarak kuyudan aşağıya sarkıtan Nasreddin Hoca, çengelin bir taşa takılması üzerine var gücüyle asılmaya başlar. Bir asılır, iki asılır, üç asılır, ancak çengel çıkmaz.

Biraz daha kendisini çengeli çekmeye hazırlayan Nasreddin Hoca var gücüyle ipi çekince,çengelin takıldığı taştan kurtulmasıyla birlikte sırtı üzerine düşer. Bir süre toz toprak içinde kaldıktan sonra Hoca, kendisine gelir ve gökte ayı gördükten sonra; “Ay çıktı ama ben de neler çektim neler?” deyiverir.

Yarınlar umutlarımız. Yaşama onlarla bağlıyız.
Bakmayın öyle, yoktur solduğumuz. Bahar gelende çiçekte açarız.
Dağlara, ovalara kaçarız. Soğuk sulardan içeriz. Bu gün ağlar, yarın güleriz.
Ne az konuşur. Ne çok söyleriz. Budur her arzu halimiz.
Bir bizler bir türlü anlatamayız. Vilayetlik diye dayatırız.
Kendimizi kandırdığımızı da sanarız. Kimlere aldanırız? Tabiata mı kanarız?

Ay düşer mi kuyuya? Çıkar hadi başla çıkarmaya. Gündüz olur. Ay kaybolur.
Kimi inanır. Kimi kanar. Koca göbekli dünya neleri neleri, neleri yutar.
Doymayan arzular, istekler. Yarınlar olunca hep kendini yeniler. Niceleri unutulur gider.
Neleri, neleri daha, garip aşıklar söyler. Çalan sazlar, hep birlikte horanlar.

Böyledir bizim sevdamız. Ne anlaşıldı dediğimiz. Ne dinlendi sözümüz. Aksada iki gözümüzden yaşımız.
Ne mendil verenimiz. Ne silenimiz. Arar dururuz, budurmu kaderimiz? Biz hep böyle boyunmu eğeriz?

Ne söylerdi küçükken büyüklerimiz? Uslu çocuklar, her zaman sevilirler. Başları okşanır öpülürler.
Güngelir küçükler büyür. Büyükler köşelerine çekilir. Bir çoğumuz artık ortalarda ne görünür. Ne bilinir.
Söylenilen sözler, yenilere de yenik düşerler. Bizlerden bu kadar. Sözcüklerde yoruldular.
Ne zaman anlaşılırlar. O zaman yenilere de yol açarlar.

Sevgiler, Saygılar……

Güven Gürbüz

24 Aralık 2022

Şebinkarahisar / Ankara

GÖRME, DÖN. YÖN AYNI YÖN..

GÖRME, DÖN. YÖN AYNI YÖN..

Dünya dönüyor. Küçükler büyüyor. Büyükler göçüyor.Devran dönüyor.
Doğa ana dantel gibi işlemesini örüyor. Kimini ateş sarıyor. Kiminin bacası tütmüyor.
Nereye dönerseniz dönün, oraya yönün.Birbirini tutmuyor arkan, önün.
Varsa yiyeceğin bir kaç öğün. Yeri çok olur şükrün.
Niyaz ettiğimiz yaradan. Yaratmış bizi çamurdan, topraktan.

Yorulduğumuzda yoldan. Tükendiğimiz de yokluktan. Çektiğimizde vefasızlıktan.
Nereye baktığımız değil, bindiğimizin baktığı yer olur yönümüz.
Dönsekte sırtımızı, kandırsakta kendimizi, bizi götüren zaman, mekan.
Taşıyan ha taşıt, ha hayvan. Dayan yüreğim dayan. Ne anlasın sana hariçten bakan.
Gazel okumakla değil, yol aşılmakla bitiyor. Bu gün düşen, yarın kalkar.
Bu dünyanın saltanatı, ne şahlara, ne padişahlara kalmadı.
Kimi gülerken, kimi ağladı. Yalan dünya kimselere kalmadı.

Yaşamın vadettikleri; İnsanoğlunun elinde tuttukları.
Kiminin hayalleri, başkalarının buldukları. Çalış senin de olur dedikleri.
Kiminin taptıkları, kiminin elinin kiri. Ne para, ne pulları.Ne makam, ne mevkileri.
Şımartmamalı kulları. Ne düzde, ne yokuş.Can kafeste bir kuş.Son seferinde kanatlanış.
Ebedi yolculuğa akış. Bir buse bile bırakamadan daha. Sevdiklerinden oluşan bu saha.
Döner yönünü allaha. Dualar yükseldikçe semaya. Canlar, canlar. Yaşamdan geriye kalanlar.
Gönüllerde kalan sevdalar. Kaybolup giden nidalar. Hazlar, heyecanlar. gülüşler, serzenişler.
Kurulup, kalkan sofralar. Sevinçler, heyecanlar. Bir masal misali içinde kalanlar.

Görmek istemediklerimizdir bildiklerimiz.
Kaçışlarımızdır kendimizden, hatalarımız, eksikliklerimiz.
Boncuk gibi dizilidir boynumuzda hatalarımız. Geceleri rüyalarımızda yakarışlarımız.
Kaybettiklerimizdir sevdiklerimiz. Kime ne söyler, kimden ne dinleriz.
Aramızda gevezelerimiz. Bitmez hiç dedikodularımız. Her gün bir şeyleri atar tutarız.
Az değildir saçını başını yolanlarımız. Hepsinden kaçışlarımız fıkra gibidir anlarsak hepimiz.

Hoca Nasrettini görelim, birde ona soralım. Ne anlatmış dinleyelim.

Aynı Yöne Gittiğimi Görmemek İçin

Hoca bir gün eşeğe ters binerek giderken, karşısına çıkanlar merakla sorarlar:

“Hoca Efendi, niçin eşeğe ters biniyorsun?”

Hoca gülümseyerek cevap verir:

“Eşekle aynı yöne gittiğimi görmemek için…”

Bu hafta yazmak gelmedi içimden. Yine de vazgeçmek istemedim, kendime kıldığım vazifemden.
Ne ondan olsun, ne bundan. Hemen en yakınımızdan. Döndüğümde iki günlük yoldan.
Selam verdiğim dağdan taştan. Yine sordum. hep sordum. Aramızdan ayrılan yakınımıza dualar ettim.
Akşam duruma resmini ekledim. Altına da bir şeyler karaladım.

Ozanlının dağları taşları. Akar mı gözlerinin yaşları.Eski Muhtar İdris’i sordular.
Sardı bağrına toprağı taşı. Diyemedim be..Ey gurbet kuşu.

Rahmeti bol olsun İdris Bacanağımın da.
Ozanlının dağında. taşında, orağı tırpanı sırtında, motorun tam ortasında.
Ekininin de, tütününde. Damında, turpunda, ahırında, mereğinde.
Yıllar sonra bir de gurbet elinde.
Yalova da, Altınova da. Dağın bittiği, denizin coştuğu yerde.
Şebinkarahisar / Ozanlı’dan, Yalova / Altınovaya. Göçüp gitmiştin oraya.
Onu al, buraya, onu koy şuraya. İşte yalan dedikleri dünya.
Emri vaki oldu. mukadderat buydu. Bir akşam üstü gözlerini yumdu.
Hısım, akraba,eş, dost, duyan koştu. Gurbet ellerden yolllara düştü.
Gözyaşları buharlaştı. Gönülleri hüzünler kapladı. Ne çok ağlayanı varıdı.Toprak bağrına sardı.
Rahmetle anıyorum. Ailesine sevdiklerine başsağlığı diliyorum. Mekanı cennet olsun.

Yönümüz yaradanımız. Yine ona döneceğiz. Alnımızda yazılı ömrümüz.
Ha bu gün, ha yarınız. Dua ile olsun hep niyazımız.
Dünyada yaşarken sevdiklerimizin kıymetini bilmeliyiz.
Onlara sahip çıkmalı. Hal hatır sormalıyız. Gönül almalıyız.
Sözde değil özde, sular çağlar bir gözede, dolduğu küründe.
Aktığı ağaç dibinde, suladığı tarlada, bağda. Evimizdeki bardakta.
Su gibi akan ömür. Dolar boşalır. Nice canlar gelir, Niceleri göçer.
Dünyanın kanunu bu. Bu hana konanlar, muhakkak göçer.

Ömrünüz çok olsun.

Güven Gürbüz

Aralık 2022

Şebinkarahisar / Ankara