İSTEK YOKSA BAHANE VAR.

İSTEK YOKSA BAHANE VAR..

‘Cesareti olmayanın, bahanesi çok olur.’ derler.Günlük hayatta yaşarız.Hemi düşer, hemi kalkarız.
Kimi az yürür, kimini çok yürütür. Kimi çok yürür, kimini az yürütür.
Yürümekten maksat koşmak, koşuşturmak. Yürütmek ise tembelliği kanmak.Kim, kimi kandırır, kim, kimi andırır.
Ne yaparsa insan önce kendine yaptırır.Kandırdığı hep başkası sanır. İstemek için arzu doğar.
Arzunun içi aydınlığa bakar.Cesaret kapıyı açar. Bahaneler havaya uçar.

‘Kısmet ise gelir Hint’ten, Yemen’den, kısmet değilse ne gelir elden?’ Derler.
Derler demesine de; Kısmete istek, İsteğe destek, bahane etmemek, o’na doğru yürümek.
Cesarete davet.Davete icabet gerek. Eller, kollar serbest, sen bu yolda devam et.
Gün gelir fikirler çarpışır. Düzyolda karşılaşır.
Yol veren yol alır, tartışan yarı yolda kalır.
Hedef yakında da olsa, Akıl uzaktan baksa. Bahaneler götürür, şahaneler sırıtır.
Sularla dolunca yutar dereler. Alır götürür, toprak eder çürütür.

En güzel sözler, hep bizler. Bitmez insanoğlunda arzular istekler.
Sevmek gerek, sevmeyide bilmek. Sevdirmek gerek incitmemek. Önemlidir hissettirmek.
Hissettiğini göstermek. El uzatmak. Kucaklamak. Sarıp sarmalamak.
Kapalı perdeleri aralamak. En kenara yer ayırmak. Güneşe davet sıcaklığa istikamet.
Tam isabet. Açılır tüm kapılar. Uzaklaşır soğukluklar. Isınır çam çerçeve.
Koşan gider davetlere. Ne ona, ne buna. Önce bakmak gerek en yakınına.
Sevgi açar kapıları. Saygı gösterir odaları.
Kiminde çözülür sorunlar. Kiminde erir buzlar. Erkekler, kızlar, hep birlikte çalan sazlar.
Düğün dernek kurulur. Sofralar şenlenir. Kimi erer muradına. Kimi çıkar kerevetine.

Masal gibi gelse de, gerçeğin ta kendisi de. İnanamaz rüya sansa da.
Her şey istek ile oluşsada, bahane varsın olsun da. Arada bir el sallasa da.
Her şey tatlı dilde, güleryüz de. Herşeyden önce çözüm anlatıp söylemesinde.
Akıl sende, fikir sende. Yoksa hepsi de vardır bir yerde. Oturma oturduğun yerde.
Vardır elbet çare her bir derde. Ah etme, vah deme.
Bırak dokunulsun birazda kürküne. Kürkte eskir, yeniside gelir.
Dostluklar sevgiler daha çok aranır.

Nasrettin Hocaya peki ne demeli…?

” Bağdat’a Gitmem Gerekir

Günün birinde komşularından birisi Hoca’nın kapısını çalar ve;

“Hoca Efendi, senden bir isteğim var.” der.
“Nedir komşu?”
“Hocam, Bağdat’ta bir dostum var, ona mektup yazmak istiyorum, fakat benim yazım çok kötü. Mümkünse bu mektubu yazıversen.” deyince Hoca;
“Olmaz, çünkü benim Bağdat’a gidecek vaktim yok.” der.

Hoca’nın yanlış anladığını zanneden komşusu; “Hocam, Bağdat’a gitmeyeceksin, mektubu yazıvereceksin.” deyince Hoca adamı
başından savmak için yeni bahaneler uydurur ve; “Ah dostum! Bir bilsen benim yazım ne kadar kötü, ancak kendi yazdığımı kendim okuyabiliyorum, bu sebepten de Bağdat’a gitmem gerekir.” der.

Anlayalım dinleyelim. Hep elele verelim. Saklamayalım gizlemeyelim.
Dürüstlüğü önce kendimize gösterelim. Üstelemeyelim, kükremeyelim, korkutup ürkütmeyelim.
Bahane dediğin bir gün aratır. Dillendirir söyletir. Uzatır, kısaltır. Güngelir aratır.
Bahaneye mazeret olmaz, kendi kendine anlatamaz. Aradıkların gün gelir bir daha bulunmaz.

Anlatacak sözler, bulur elbet iki çift gözler. Nice dağlar tepeler, yaylalar ovalar.
Kimi yüksekten, kimi alçaktan. Selam söyleyin dostlara uçan kuşlar.
Bu gün varlar, yarın yoklar. Sağolsun hatır gönül bilen dostlar.

Hal bilenin, halden anlayanındır. Halden hale girene sormalı sebebin.
En güzel huy sendeki edebin. Kaybolmasın sakın, her şey bir nefes kadar yakın.
Sendeki marifet, önce cesaret. İstek olmalı, bahane bulmamalı.
Her söylenenin altında bir şey aramamalı. Hayra yormalı, hayır bulmalı.
Anlayıp dinlemeli. Israr etmemeli. Vardır elbet bir isteği isteksizlikse isteği.
O’da bir istek. Altını üstünü doldurmak gerek. Anlayanlar anladı.
Anlamayana anlattı. Yine ortada bahane kalmadı.

Güzel günler, tatlı sözle başlar.
Güzel sözlü, hakikatten özlü, dostlara sevgilerle, saygılarla..

Güven Gürbüz

07 Aralık 2022

Şebinkarahisar / Ankara

MAKSAT PERDE İSE, MIZRAP SEBEP

 MAKSAT PERDE İSE, MIZRAP SEBEP

Gayeyi, maksatı aşar bazen sebep. Sebebi yaratmak olmamalı hacet.
Hacetten yaratırsa maksat. Olursa şayet hayatmelat.
Gel birde, sen de dayat.Olur sonunda yazılacak kitap.
Her şeyin ilkidir güzel görünen.
İlkler son olmadan yaşatırsa da mutluluklar.
Yok eder onu da sonunda yanlışlıklar.
Gaye bizim maksadımız. Aşmamalı onu haddimiz.
Selam verdiğimiz sağımız, solumuz.
Olmaz olur birde bakmışsınız umudumuz.
Her nereye baksak sonuç gaye ile başlar.
İyi gayelerin sonucu bizlerle olgunlaşır.
Nereye baktığımızdan çok neyi gördüğümüz o’ zaman anlaşılır.
Sonuç ne olursa olsun gayemiz samimi ve içten ve ulaşılır olmalı.

Ne oldum dememeli. Ne olacağım demeli. Makam ve mevki gelir gider.
Hayat ummadığının boynunu büker.
Eline geçene değil, elindekinin kıymetinedir değer.
O’ değer olgunlukla şahsiyete şahsiyet katar.
Beklentilerin bazen çaresizdir. Hayatın en önemli cilvesidir.
Değer ehlinin elinde değerlenir. Cahilin elinde ise küllenir.
Ateş olup yakar da, ilaç olup iyi ederde.
Marifet kişide şekillense de. Değer, fayda, çare sonucun içinde.

Az söyleyip, çok işitse de. Söz gümüşse, sukut altındır dese de.
Yazılır bir yerlerine hayat defterinde.
Ödülü haktan gelir. İyilikten iyilik bilinir doğar.
İnsanoğlu bu gün var, yarın yoksa da.
Öğüt iyilikten yana varsa da, çarede onu takip eder yolda.
Ha bu gün, ha yarın belki de kapında.
Gülümseyerek açmakta sende, somurtup kapatmakta.

Her ne beklersen hayattan. Hepsi de bir nizam, bir intizam.
Yazılıp, çizilen, sonucu hep bir mizan.
Doğruluktan yana ise senin de hizan.
Şaşan olmaz derler hiç bir zaman hesabından.
Eğrilirsede, bükülürsede doğru, odur asla kırılmayan.
Doğru eğrilir ama kırılmaz!

Her söyleyenin arzusu isteği. Bilinmez içindeki dileği.
Hoşgörü olursa öngörü. Öngörü’ nün de var elbet söyleyeceği.
Nedir, kimedir, niyedir..? Tavsiye eder idrak ile tecrübe etmeyi.
Sonuçlar iyi, kötü. Kimin ne dediği değil, kimin ne isteği.
Anlaşılan odur ki; Maksat perde ise, mızrap sebep.
Maksadımız, gayemiz, neyi nasıl söylediğimiz.
Mızrap misali elinde tutanın. Elinde şekillenenin.
İster eğri, ister büğrü. Bulanın elinde. Söyleyenin dilinde.
Dinleyense kalbinde, yüreğinde. Sonuç değişmese de.
Herkes aradığını bulma yolunda.
Kimine bulduğu kısa, kimine uzun.
Bilinmesi gereken tek şey sonuç tutanın elinde.
Elinde tuttuğunu bilmek önemli sonunda.

Hoca Nasrettin’in dediği gibi;

Ben Perdeyi Buldum ve Çalıp Duruyorum

Bir gün Nasreddin Hoca’yı ziyafete davet ederler. Yeme içme faslından sonra saz çalan bir misafir sazını ortaya çıkararak;
“Hocam, saz çalmasını bilir misin?” diye sorar.

Hoca da hiç düşünmeden, sözünün sonunun ne olacağını aklına kestirmeden; “Evet, çalarım.” deyiverir.

Bunun üzerine sazı Hoca’ya uzatırlar. Ne perde, ne mızrap… Hiçbir şeyi bilmeyen Nasreddin Hoca sazı eline alır ve gelişigüzel mızrapla tellere vurmaya başlar.

Sazdan garip garip sesler çıkınca oradakiler; “Hoca Efendi, bu nasıl saz çalış? Bunun da bir çalma usulü vardır, seninki saz çalma
değil işkence.” derler.

Nasreddin Hoca, saz çalmasını bilmediğini belli etmemek için kahkahayı basar ve; “Arkadaşlar, bunda şaşılacak ne var? Bu işte perde arayanlar, aramaya devam etsinler,bakın ben buldum ve çalıp duruyorum.” deyiverir.

Yaşam felsefesi. Tarihten gelen sesi. Kiminin başına oldu fesi.
Kiminin fötr şapkası.Değişir değiştikçe değişenlerle.
Adı papak, adı kalpak. Yaşamın başımızın üstündeki yeri.
Dökülse de, döküm, döküm. Sonbaharda gazellerle salkım sökükler.
Rengi yeşil, rengi sarı. Mevsimlere bağlı. Kimi açarken, kimi solarken.
Hayatımızdan gidenler bir daha dönmezken.

Yaşam felsefesi. İçimizdeki ılgıt, ılgıt, esen nefesi.
Düşündürmeli yönümüz neresi.
Her bir can. Doğar bir anadan. Bizlere neler bahşetmiş yaradan.
Düşününce anlayan. Anladığını bağışlayan, sarılıp kucaklayan.
Her can ile paylaşan. Yardımlaşan. Dayanışan.
Var mı senden iyi insan.

Maksadı iyiliğe çıkan her dosta,

Sevgi ve hürmetle.

Güven Gürbüz

3 Aralık 2022

Şebinkarahisar / Ankara

KONUŞAN KUŞ EDERLİ, DÜŞÜNEN KUŞ NE DENLİ..?

KONUŞAN KUŞ EDERLİ, DÜŞÜNEN KUŞ NE DENLİ..?

Çarşı pazar gezeriz. Hemi yazar, hemi çizeriz. Kimi konuşur, söyler. Kimi düşünür gezer.
Her yerde bakar görmezler. Niye görmezler? Niye bilmezler.? Küsmüşmüdür söylemezler?
Hey gidi yalan dünya. Konuşanın ederi, bitmez düşünenin kederi.
Bu işler hep böylemi olur? Konuşan kuş ederli, düşünen kuş ne denli.

Memleket yollarında. Havalanır da kalkar tozunda, dumanında.
Konduğu yer enselerinde, omuzlarında.
Kıvrım, kıvrım, kıvrılır yollarında. Bitmez sancılar dağlarında.
Eğrilir, bükülür, bu yollar nasıl doğrulur?
Kimileri geldi, geçti. Adına ne destanlar yazıldı. Okundu. Söylendi.
Bülbül sustu. Gül kurudu. Sitem sardı eteğini. Arılar terketti peteğini.
Yokluktan sattı davarını, ineğini, danasını. Sedasız bıraktı ahırını mereğini.
Yoksulluğun gözü çıksın dedi. Terketti gitti memleketini.
Konuşanlar konuştukça, ederine eder kattıkça. Büyüdü de serpildi, oldukça.
Düşünceden düşünceye, hayatını döndüren işkenceye.
Ederi kalmadı, kederi tartmadı. Kimseler yüzüne bakmadı.
Sorma nedenleri, nedenleri. Gördünüzmü garibin halini görenleri?

Dağıldı da gittiler. Büyükşehirleri ihya ettiler. Ekmek davası. Karnının doyduğu yer yuvası.
Her dağın var bir havası. Gurbete gidenin de var elbet bir havası.
Memleketin havası. Ne de olsa sılası orası.İstediği tek şey; Oralarında gelişip kalkınması.
Memleketinde. Cebinde olursa parası, birde damı üstünde çatısı.
Meyvelere, sebzelere, birde bahçesi. Her sabah öten kuşları serçesi.
Daha ne olur ki bundan ötesi.Çoktur velakin, gelişmiş hayal dünyası.
Gördüğü her gün aynı rüyası.Uyandırır her sabah ezan sesi. Kalmaz hayalllerin esamesi.
Kolaydır yazmak kadar söylemesi.

Yollar uzadıkça uzuyor. Düşüp peşine gitmedikçe.
Akşamdan sabaha gün ışımıyor uyanıp da kalkmadıkça.
Konuşanlar konuşur, dillendikçe dillenir. Düşünenin düşüncesi yüreğinde küllenir.
Bilmemki daha ne söylenir.Ederin olmalı, düşüneni de görmeli. Hal hatır sormalı.
Böyle gelmiş böyle gitmemeli. Oturup iyi düşünmeli. Memleket yolları boş kalmamalı.
Köyleri mahalleleri, yaylaları, obaları, dolup taşmalı.
İnsanoğlu fani. Veren allah alır canı. Bu gün gördüğünü yarın unutmamalı.

Birde Hoca Nasrettine sormalı..

Benim Kuşumun Düşündüğünü Görmüyor musunuz?

Hoca, pazar yerinde bir kuşun iki akçeye satıldığını görür.
Hoca, kuşun iki akçeye satıldığını görünce sevinir ve;
“Bu küçücük kuş iki akçe ederse benim evdeki hindim onlarca akçe eder.” der.

Sonrada evine gider ve hindiyi yakaladığı gibi pazarın yolunu tutar;
ancak Hoca’nın hindisinin yüzüne kimse bakmaz.

Biraz bağırıp çağırmadan sonra zor ve şer Hoca’nın hindisine de iki akçe veren olur ama
Hoca’nın kafasının tası iyice atar; “Be adamlar! Biraz önce küçücük kuşa iki akçe verdiniz,
görmüyor musunuz benim hindim onun on katı daha büyük.” deyince, pazarcılar;
“Hocam, o kuş dediğin papağandır, o konuşur, bu sebepten kıymetli.”

Deyince Hoca dayanamaz;
“Yahu, siz o kuşun konuştuğunu söylüyorsunuz da benim kuşumun düşündüğünü neden görmüyorsunuz?” der.

Hal ile hallanırız. Türkülerle dilleniriz. Kendimiz çalar, kendimiz söyleriz.
Biraz daha düşünmeliyiz. Olmadığını düşünsekte ederimiz.
Olsun yine de korolarda kurmalıyız. Korolardan korolar dört bir yana ses olmalıyız.
Konserler vermeliyiz. Sahnelerde sesimiz. Yürekten gelen türkülerimiz.
Yanık yanık söyledikçe gönüllerde tüteriz.Eridikçe erir katılaşmış kalpler.
Canlanır maziden gelen sesler. Onlarda eşlik eder.
Dökülen gözdeki yaşlar. Kiminde sel olur akar.
Kimi gülsede, kimi ağlasada. Yalan dünya kimseye kalmasada.
Bu günlerin yarınlarında yaşayacaklarda var. Ardımızdan iyi, kötü, söyleceklerde var.
Her yerde bir güzel eser. Ayakta durdukça yaşar. Gördükçe gelip geçenler. Elbetteki yad ederler.

Kıymet yaratanlar kıymetlidirler.

Kıymetli dostlara saygılar, sevgiler…

Güven Gürbüz

26 Kasım 2022

Şebinkarahisar / Ankara

KERAMETTE DEĞİL İCABETTE

KERAMETTE DEĞİL İCABETTE

Bekleriz güneş doğacak, aydınlık yüzümüze vuracak.
Bekleriz ümitlerimiz çiçek açacak. Dualarımız kabul olacak.
Bekleriz beklemeye de, ne beklediğimizi beklerken, başka bekleyeceklerimizinde olduğunu görürüz bazen.
Beklediklerimizden daha önemli beklediklerimiz olduğunu da görürüz. Nasip kısmet der seviniriz.
Beklemek bir ömür boyu sürse de bekleriz. Ne beklediğimizi unutur yine bekleriz.
Hatırlar yine bekleriz. Ya gelir, ya gider, ya geçer gider görmeyiz.Ya bakar görmeyiz. Ama yine de bekleriz. Ömür beklemekle geçer çoğu zaman.
Bir gün gelir beklemenin bedelini kaybettiklerimizle, bazen yitirdiklerimizle öderiz.
Beklemenin bedeli, yitirdiklerimizin önemi ile ölçülür, biçilir, değeri o’ zaman anlaşılır.

Beklemeden söz konusu, kapsar her hususu. Memleket için Vilayetliği bekleriz.
Yollarının kaderine bakar bekleriz.Katar, katar, göçlere göç katar, gurbete gidenlerin dönüşünü bekleriz.
Bekleriz de bekleriz. Seneler, senelere eklenir. Dağlar delinir, tüneller yapılsın diye bekleriz.
Doğal gaz isteriz, gelsin diye bekleriz. Hastahane kapısında doktor bekleriz.
Çarşıda, pazarda ucuzluk bekleriz. Geçinemeyiz ücretlere zam bekleriz.
Bakarız halimize, hem güler, hem ağlarız.
Beklemeden, bir günde her arzumuzun gerçekleşmesi için dua eder. Yaradan a havale ederiz.

Beklemeden gelir mi diye sorarız kendi kendimize. Koşar gideriz,coşar yürürüz.
Arar dururuz, bulamadan döneriz. Saç baş yolanımız.  Kaş göz edenimiz.
En büyüklerimiz, en küçüklerimiz, dinlensin sözümüz diye bekleriz.
Bazen geçmişe özlem duyarız. Atalarımızın sözlerine değer biçeriz.
Zamana yenik düşer, bazen de boynumuzu bükeriz. Döner dolaşır beklemekten öteye yine geçemeyiz.

Keramet ararız, süsleriz hayallerimizde. Coşar coşturur, koşar koştururuz.
En güzel yerlerine kendimizi kondururuz.
Daldıkça dalar sadece biz oluruz etrafında, birazda sevdiklerimizden. Bizden gayrileri unuturuz.
Arkaya, arkaya atarız, dönüp arkamızı bakmayız. Hep ben, ben deriz. Biz demeyi çok geç anlarız.
Bekleye, bekleye hayallere de bir gün son vermeye geçeriz. Değişir modumuz.
Bir başka çıkar kokumuz. Kimi görür sarılır, kim uzaktan kaçar.
Beklemenin sonu nedir acaba der rastlantıların sonunda kendimizin kendimiz olduğumuzu da anlarız.
Her şey bizde biter. Beklemekle değil koşmakla yürümekle yolların aşılacağını bir gün gelir anlarız.

En güzel örnekler, yaşamda gizdirler. Aslında onlar bizi seyrederler. Akıl ile şuur hayallere kanmazlar.
El ele verip boş oturmazlar. Düşünceyi de yanına alırlar. Uzadıkça uzayan yollara aldırmazlar.
Heybesinde ümitler, deste, deste, fikirler, altında rüzgarda uçan atlılar, dört nala koşarlar.
Akıl ile fikir, düşünce ile tek bir. Bütün olur bizler. Anlaşılır cümleler. Hatırlanır verilen sözler.
Gerçekleşir dilekler. Güler yüzler. Çare beklemekte değil yürümekte.
Yürümenin koşmaya, koşmalar atlıya, atlılar bahtlılara karışarak.
Keramette değil iş icabette. Yollar yürümekle bitmese de, ulaşmak icabetle. İcabet edelim.
Gelmeyene gidelim. Yüzlerimizi güldürmek için bu günden tezi yok beklemeyelim.

Birde Hoca Nasrettine kulak verelim.

Biz Onun Ayağına Gideriz

Nasreddin Hoca’nın hocalığı halk arasında ermişliğe kadar ilerleyince günün birinde hemşerileri;

“Hocam, senin bir ermiş olduğunu, istediğin her şeyi ayağına getirttiğini söylüyorlar. Fakat bunu biz göremedik; şu kerametini bize gösterir misin?” diye sorarlar.

Bu sözler karşısında şöyle bir kendini toparlayan Nasreddin Hoca; “Ey dağ, haydi yanıma gel.” diye üç defa seslenir.

Nasrettin Hoca ve hemşerileri bakarlar ki dağın kıpırdadığı filan yok. Herkes, Hoca ile dalga geçmeye hazırlanırken Hoca yerinden kalkıp yürümeye başlayarak; “Hemşerilerim, biliyorsunuz bizde kibir diye bir şey yoktur. Ne yapalım, dağ bizim ayağımıza gelmezse biz onun ayağına gideriz.” deyiverir.”

Ömrümüz ömrümüz ah bu ömrümüz. Gelir geçerde değerini nedense bilemeyiz. Bekleriz de bekleriz.
Ha bu gün, ha yarın deriz. Hep ben, ben. ben deriz. Bir günde biz demeyi öğrenmeliyiz.
Elele vermeliyiz. Dağı taşı delmeliyiz. Ferhatlar bizler, şirin memleketler. Beklememeliler.
Dağlar delinir, sular akıtılır. Ferhat ile Şirin misali. Beklemekle değil yürümekle, koşmakla, engelleri, zorlukları aşarız.
Umut ettiklerimiz uzak değil belki çok yakındadır.
Dağlar uzaktan bakarlar, kimbilir neler anlatırlar. Dağlar ayağa kalkamazlar. Yürümezler, koşamazlar.
Eteklerinde ne yazlar, ne kışlar gelip geçerler. İcabet ederiz. Yürür koşarız. Arar buluruz.
Ne oturur,ne uyur kalırız. İcabet eder bakar görürüz. Hal ile hallanır. Dertli ile dertlenir.
Bir de bakmışsınız derman buluruz. Derman oluruz. Dermanı bekleyenlere yollarız.

Kerametle olmaz, icabetle yorulunmaz.

Selametle kalınız.

Güven Gürbüz

19 Kasım 2022

Şebinkarahisar / Ankara

HAZIR OL, HUZUR BUL

HAZIR OL, HUZUR BUL

Tedbirli olmak, geçimin yarısıdır.” buyuruyor Hz. Muhammed (S.A.S) efendimiz. Çalışıp kazanmak, kazandığını da har vurup harman savurmamak. Bu günün yarını da var diyebilmek. Tedbiri elden bırakmamak. Tedarikli olmak. Elde tutmak, korumak, gözünü açmak, uyumamak. Akıllı olmak.

Yaşam bir cezve. Cezvenin içinde kahve. Kaynar dökülür de yere, fincana düşer olur da takdire şayan övgülere. Bir içen bilir, bir yere döken. Elden ele değişir, İyi ağaçtan has meyveler yetişir. Gün görmüşü olur sonunda erişkini, yolunu sapıtır pişkini. Karnı büyük zenginin çok olur göreni. Tanıyan pek bulunmaz fakirini. Sende varsa bana ver der, arkasını döner unutur gider. Sözünün eri en sevilenleri, onu da gören az bulunur. Her şey çok çabuk unutulur. Kısa ömür çabuk tükenir. Ana baba vasiyetleri, anlatır bir çok dilekleri. İsteği yoksa mahdumların, değiştirirler mahalleleri, sokakları.

‘Akıl sonradan ah çekmek için değil, düşünüp tedbir almak içindir.’ der Mevlana. Gel bunu anlat çoğularına. Ağızdan çıkan ateş çemberi, yakar kavurur kimilerini. Velakin acı söyler hakiki dost bildikleri. Bu gün yarının davetçisi. Tedbir yarının bekçisi. Hatırlatır düşünce elçisi. Attığın adımın yarını tarihçesi, iyi okuna, iyi biline, değerli olduğun görüne. Zorluklar bir kenara, düşmezsin dara. Pay bırakmak bu günden yarınlara.

Sakin bildiğin kuytularda, kimler yatar uykularda. Eğer camdan evde oturuyorsan başkalarına taş atmamaktır esasında.Ne kadar akıllı olursan ol, ihtiyatsız isen sensin sonunda başarısız olan.

Etrafımız çevremiz yaşadığımız memleketimiz. Doğal afetler kaderimiz. Hiç unutmamalıyız. Nerede kaldı tedbirimiz. Evlerimiz, ahırlarımız, mereklerimiz. Okullarımız, mekteplerimiz. Camilerimiz, mescidlerimiz. Deprem geliyorum derken nasıl duymayız? Seller akarım derken nasıl görmeyiz? Nerede kaldı tedbirlerimiz..? Eski yapılar bas bas bağırırlar. Huzursuz olmamak için el atanlar mutlular. Ya diğerleri ne durumdalar..? Olmuyor kulağının üstüne yatmakla. Çare bulunur etrafa iyi bakmakla. Bu günden yarına, yakınlaşmalı çare olana. Tedbir senden, takdir Allahtan. Fayda gelmez yan gelip yatmaktan. Bu günden tezi yok. Çare ararsan senden çok. Görecek göz, duyacak kulak kurtuluşa vesile olacak.

Hazır olmak tedbir, hazır olmak karşılayabilmek, hazır olmak bilgilenmek, ilgilenmek, dinlemek, konuşmak, söylemek, dile getirmek. Ayağa kalkıp yürümek, çareleri derlemek, tedarik etmek. Önlem almak, aldırmak. Har vurmak, harman savurmak neyimize, tutumlu olmak hepimize. Cimrilik deme sakın, her şey elinin altında yakın. Görmen lazım velakin. Aç gözünü bir bak. Bir ışıkta sen yak. Aydınlıkta ferahlık, kim ister karanlık. Yarınların huzuru, yaptıklarımızın tezahürü. Kalk ayağa yürü. Alınacak yol var. Yola açılan kapılar var. Şimdi bu dar sokaklar, gelen geçenlere bakar. İçimizdeki güzellikler hepimizi yaşatırlar.

Nasrettin hocanın düşüncesi, hayata açılan penceresi, kendimize getirir, düşündürür her bir fıkrası.

Bizim Eve Geliyor

Günün birinde Nasrettin Hoca’nın komşularından birisi vefat eder. Hoca da komşu hakkı diyerek başsağlığı dilemeye gider.

Bu sırada evdekiler yüksek sesle ağlamaktadır. “Ah, bizi bırakıp da nereye gidiyorsun, hem de ocağı, ateşi olmayan yere…”

Hoca bu sözleri iyice dinledikten sonra ev sahibinden izin ister ve doğruca evine gelerek hanımına; “Hanım, hanım! Sorma başımıza gelenleri, söylenenlere bakılırsa rahmetli komşumuz bizim eve geliyor.” der.

Bu günden yarına, vesile ola anlatılanlar yazılanlar. Kulağınıza küpe olsun derler, küpe düşer fark etmezler. Her gün bakmak, kol kolaçan etmek.
huzuru bulmak, huzurlu olmak. Kısacık ömürde saadeti bulmak. Daha ne isteriz. Mutluluğu paylaşarak büyütürüz.

Hazır ile huzur ararsa bizi bulur. Arayan biz, bulan biz. Şükür ile niyaz ederiz.

Huzurunuz daim olsun.

Güven Gürbüz

11 Kasım 2022

Şebinkarahisar / Ankara