EKONOMİ SAVAŞLARI

EKONOMİ SAVAŞLARI

Dünya genelinde yürütülen ekonomi savaşları legal ve illegal yollarla ülkelerin geleceği üzerinde ipotek kurma yarışında. Kapitalizmin Liberal ekonomi çılgınlığı, rüzgarın hangi yönden, nasıl eseceğini, tahmin etmeyi zorlaştırma üzerinde kurgulanmaya devam ediyor. Bu kurguların çoğu fos çıkarken, uzatılan dostane ellerinde oyun bozulduğunda tarafları net ve açık ortaya koysada, bir çok faydaların bertaraf, bir çok zararlarında tek tarafa yönlendirildiği gözlerden kaçmıyor. Stareteji, müttefiklik, birlik, vs adı altında gerçekleştirilen ve uygulanan politikalarda zamanla esnekliğini kaybetmeye, çıkar ve menfaatin bulunduğu yöne rotaları doğru veya yanlış yönlendirmeye yetiyor.

Ülkelerin nerelerde, nasıl ve kiminle ve niçin durdukları ise sorgulanması yapılıyordur. Yapılan antlaşmalarla ekonominin işlevliğine katkı sağlaması, gelişimin önünü açması, halkın refah düzeyine etki etmesi temel hedef olarak görülsede, dünya sahnesinde anlık değişimler denizin sularını bulandırmayada yetebiliyor. Savaş senaryoları yüzyıllardır halkların kaderine etki eden en büyük etken iken, günümüzde soğuk, sıcak kavramlarının yerini başka kavramlarda almaya başladı. Teknolojinin kontrol edilemez ve önüne geçilemez yükselişi soru işaretlerinide artırdı. Beklenmedik yükselişler savaş kavramlarına da yeniden yön vermeye başladı. En büyük gücün insan kaynakları ile etkin hale getirilmesi, beyin göçününde neden ve sebeplerini düşündürmeye itti bile. Bu kaynakların hangi ülkelerde nasıl değerlendirildiği, kazanç, fayda, değer üretme yönünde önemini hissedilir ölçüde artırması en muhtemel konular arasında yer almaya başladı.

Ekonomi savaşları, görünür cephede fiili savaş görünümünde olsada, olmasada, arkasında yatan enerji kaynaklarının yönetimi konusunda yoğunlaştığını da fark etmeyide gerektiriyor. Enerji kaynakları arayışları, ucuz maliyetli, kolay transferli, ekonomik, rantabl, gelir getirici vs hususlarla bir bütün olarak değerlendirilmesi, bu kaynakların rezerv durumları, bir çok etütleri ve bu etütlerin sonucunda da ülkeleri politik uygulamalarda yön değiştirmelere itebilmektedir.

Emperyalizm; sömürgecilik anlamında kaynaklar üzerinde söz hakkı, kullanım hakkı, paylaşım hakkı, dağıtım hakkı, vs, olma yönünde gardını almaya çalışsada, savaşcıl yönüyle değil barışcıl yönüyle masalarda buluşmayı yeğlediğini söylesede, tutum ve davranışları başka kanallardan durumun hiçte öyle olmadığını gözler önüne sermektedir. Bu örnekleri tatbikatlar ve bunların sergilendiği sahalarda görmemiz mümkün. Temeli ekonomi savaşlarına dayanan bu gerçeğin farkına varan ülkeler gardını almayıda ihmal etmiyor. Ancak görünen o ki, kimin kime, kimin kimden yana güveneceği ve kartını oynayacağı net ve açık olmayabiliyor. Aklımıza gelen büyük güçler dediğimiz ülkelerinde içten pazarlıklı tutumları güvensizlik ortamını da tetikliyor.

Ekonomi savaşlarını sona erdirecek kesin bir yöntemin olmadığı gerçeğinden yola çıkarak, bu günden tezi yok, öz kaynaklarımızı rantabl kullanmak, yönetmek, desteklemek, dışa bağımlığı azaltmak, iç potansiyelimizi karşılayacak ekonomik yatırımların süreceliğine katkı sağlayacak atılımların içerisinde yer almalıyız. Üretmek kadar tasarruflu hareket tarzı da gündeme alınarak, hangi alanlarda, nasıl ve ne şekilde olacağı, teşvik edici unsurlarıda ortaya koyarak yola devam edebilmeliyiz.

Dünyada ekonomi savaşları her cephede farklı işlevliklerle sürsede, globalleşme adı altında sermayenin sınır tanımaz yayılışı, bir çok sahalarda ekonomi üzerinde ki etkisini bir rüzgar gibi anlık değişimlere itebilmekte. Hangi ülkede, nasıl geliştiği, hangi alanlarda nasıl yaygınlaştığı, hangi gelir kaynakları üzerinde yoğunlaştığı, dünya üzerinde var olan tüm kartellerin ve tröstlerin hakimiyet sahalarının gelişimi, anlaşmaları, yaygınlaşmaları, kontrol edilebilir takip alanlarında olması gerekir. Yatırım sahalarının uygunluğu ve cazibesi ülkeleri cezbetici olmakla beraber, yasalarında bu yönde işlevliği değerleme alanlarına alınabilmeli. Politikacıların söylemleride bu yönde etki edici unsurlar olduğu göz ardı edilmemeli.

Üretim, yaşamın temel kaynağı olan tüm unsurları bir araya getirip ortaya koyduğu bir değer olarak karşımızda dururken, onu fiiliyata geçirecek hammade kaynaklarının da önemini günden güne daha çok artıracak. Ekonomi savaşlarında ki imtihandan zarar görmeden çıkmak, globalleşen dünyada literatüre ayak uydurmak, politikalarla, icraatlarla, yakın markaja alarak, yola devam etmeliyiz. Bu yolun sonunda bizleri değerli kılacak unsurları elde etmek içinde, daha çok çalışmak, akıllı çalışmak, bilinçle hareket etmek, iyi ama çok iyi düşünmek gerek.

Sevgi ve saygılarla,

Güven Gürbüz

13 Şubat 2022

Şebinkarahisar / Ankara

YERİNDE İSTİHDAMIN ÖNEMİ ARTIKÇA ARTIYOR.

YERİNDE İSTİHDAMIN ÖNEMİ ARTIKÇA ARTIYOR.

İnsanoğlunun bir yanda doğanın zenginliklerine olan özlemi, bir yanda büyükşehirlerde yaşamın mecbur kılan yönleri, hizmete olan mesafeler, eğitime duyulan ihtiyaçlar, maddiyata yansıyan yönleriyle mecburiyetler, maneviyatın günden güne daha az dikkate alındığını gören gözler, her gün daha çok düşüncelere sevk ettirmekte.

Yönetimsel faaliyetlerin yıllar nezdinde izlediği politikaların ve uygulamalarının yansımaları toplumun her kesiminde, her bir yurt köşesinde, farklı, farklı, tabloları çizmeye devam ediyor. Nüfusun dengesiz dağılımı bir yanda metropolleri şişirirken, sorunlarıda artırmakta, Taşrada yaşayanların, hizmete, iş gücüne, gelire, eğitime, gelişime, kalkınmaya duyduğu gereksinim, günden güne yerinde istihdam kanunlarına duyulan aciliyeti hızla artırmaya devam ediyor.

Yıllardır bahse konu olan yerinde istihdam pojeleri yaygınlaştırılmaya çalışılsada, yeterli olmadığı aşikar oldu. Toplumsal birlikten ve bütünlükten bahsederken, konunun çözümünde verilen uğraşların ne kadar yetersiz olduğu, hatta bir çok yörelerde ise tamamen ilgisiz kalındığı, sorunun başka alanlara kanalize edilerek uzak tutulduğu gerçeğini de unutmamak gerek. Taşranın kaderi yollara bağlanırken, işadamlarının rantı yüksek alanlara olan rağbeti, yatırım koşullarının zorluğuna, yetersizliğine, dengesizliğine, vs.bir çok konu birbirini zincirleme takip ederken, asıl sorunu geçim dünyasının en alt düzeyde yaşayan kesimi, daha çok günden güne etkilemeye devam ediyor.

İdame noktasında halkın, iş alanlarına doğru akması, geçimin boyutunu gözler önüne serdiği yıllar, seneler bir su gibi akıp giderken, hala aynı derede balık tutmaya devam eden, balıkçıların haline ne dense gerek. Bu derelerin suları akmadığında, ırmakları kuruduğunda, barajlar hangi suyla dolacak. Hayat değirmeninde dönen çarkın direnci, gücün emeğe dönüştüğü sahaların ürettiği gelirin, nerelerde, nasıl dağıldığı, kazanma hırsından, etrafına sırtını dönen sermayenin yönetimi, verilen desteklerin rantabıl olup, olmadığı, nasıl biliniyor. Yöneticiler olarak görev alanlarının vicdani sorumlulukları ise manevi yönüyle bakıldığında ne olduğu yorumu da ayrı bir konu.

Şebinkarahisarın nüfüsunun her yıl eridiğini duymak, hiç bir Şebinliyi mutlu etmediği gerçeğini unutmamak gerek. Taşıma suyu ile değirmen döndürme misali, kağıt üzerinde nüfus artırma gibi geçici çözümlerin işe yaramadığı gerçeğinden yola çıkarak, istihdama ivme kazandıracak büyük projelerin, sermaye ortaklıkları ile güç birliğine gidilmesi elzem olmaya devam ediyor. Her yöre insanı bu yönde kenetlenmeye, metropollerin istihdamda yarattığı gücü buralara taşıma üzerine kafa yormalıdır.

Giresun Limanına taşınacak ihracata dönük emtia üretim sahalarının teşekkülü ile ucuz maliyetli enerji hammaddelerinin teminine yönelik çalışmalar, zor denilen olguların önünü açacaktır. Yatırım boyutunda uzun vadeli sabırlı ve sebatlı çalışmalar için ilk adımın atılması sağlanmalıdır.

Şebinkarahisarlıların üstün akıl ve düşüncelerinin en önemli örneğini Yardımlaşma Derneği altında sergilemesi bizler için birer cesaret kaynağıdır. Keza İşadamları derneğimizin açıklamaları yine aynı. Bizler zoru başardığımızda gerçek memleket sevdasının hakkını verebiliriz. Kolay yoldan hiç bir edinim olmadığı belli iken, tek taraflı yaklaşımların çare olmadığı bilinci ile aklın ve bilimin yolunda, iman gücüyle ciddi projelere ortak olabilmeliyiz. Bu cesaret ve azim bizlere atalarımızdan miras kalsa gerek.

Milli değerlerimize ve analelerimize bağlılığımız her satıhta belli iken, fiiliyatta kalkınmanın gücüne etki edecek değerlerimiz bize yol gösterici olmalıdır. Akademik alanlarda çok ciddi saftlarda görev alan eğitim ve öğretimin miğferleri değerlerimiz ise artık bir ucundan tutup bizde varız demelidirler. Her birimizin kendi alanlarında dağınık bir halde icrai faaliyetlerde olmamız doğal olsada, bu doğallığı kanalize ederek atardamarda buluşturacak, vücuda can verecek oksijen kaynağı gibi harekete geçmek zamanıdır. Bu memleket hepimizin, geleceğimizin, adından hep söz edeceği kültürel mirasımız, ata yadigarımız.

Yarınlar çok geç olmadan, bir sıfırdan büyüktür diyebilme noktasına da gelebilmeliyiz.

Cesaret ve azimle, ha gayret memleket insanı,

Memleket sevdalılarına sevgi ve saygılarla.

Güven Gürbüz

06 Şubat 2022

Şebinkarahisar / Ankara..

YENİ YILLAR, YENİ HEDEFLER

YENİ YILLAR, YENİ HEDEFLER

“Yeni yılın adının 12 ay sonra eski yıl olacağını bildiğimize göre, hedeflerimizin de uzun vadede ümit vadedeceğini düşünebiliriz.

Gördüğümüz, duyduğumuz, yaşadığımız her ne kadar gün varsa, hepsini aylara böldüğümüzde, bir çoğumuzun hedeflerinin şaştığını görmemek elde değil.Kısa günün karı dediğimiz anlarıda düşünerek, içimizdeki özgüvene tutunup, yine içimizdeki yaşama arzusuna dayanarak, şaşan hedeflerimizin hepsini bir kalemde silip, yeni hedeflere, yeni bir defter açıp, yine bu hislerle, yani aksiyonlarla, umuda yolculuğa devam diyebilmeliyiz.

Bir yılımızın envanteri, gelecek yılların envanterine zemin hazırlasada, değişmeyen, değişmezler olduğu müddetçe, hedeflerimizinde sekteye uğramaması için bir neden gözükmüyor. Değişmezlerin sırtını dayadıkları varsayımından öteye geçmeyen aksiyonları, onların gizli saklı hedeflerinide su yüzüne çıkarmaya, elbetteki muktedir olanları da ortaya çıkaracaktır. Atalarımızın dediği gibi ” Rabbena!…Hep bana..” anlayış tarzının temsilcileri, her ne kadar da aynaya bakıp yüzlerini görmeye cesaret edemeselerde, aynalar asla yalan söylemeyecektir.

Ne düşündüğümüzden çok, ne anladığımız büyük anlam ifade edebilmedikten sonra, önümüzü görmemiz mümkün olmayabilir. Yol haritalarını açıklayan kaptanların, açılacakları denizlerdeki ganimetlerinin hayali ile yaşaya dursun, bizleri en çok düşündüren gemilerdeki tayfalar, yolcular. Hancının gözü, cepteki nazı, paracağızı, olduğunu düşünürsek, yolcunun kıymeti verdiği para kadar olacaktır. Oysaki denizlerin coşkun suları hiçte arzu ettiğimiz gibi olmayabilir. Yaşamın içindeki fırtınalar, gökyüzünde uçup dans ederken, kolunu, bacağını, parmağını, tırnağını, yelkenlere dokundurursa diye de düşünmemek hata olur. Geleceğini var sayarak, ocağı korlu tutsakta, yayladan gelecek yoğurda sarımsak dövmeye kalksakta, basiretsiz olursak, nihayetinde de ocağa atılacak odun kalmazken, yayladan da yoğurt gelmeyebilir. Kısacası atalarımızın dediği gibi, Dereyi görmeden paçaları sıvamak tabirini de kullanabiliriz.

Eski yılın şanslıları, karagözlü, kara kaşlıları kimler diye baktığımızda, yine boy, boy afişlerde onları görmek, mutlak isabet. Sahip oldukları her türlü gücün rehavetinde, hemen her köşede umut simsarlığı yaptıklarını görmezsek şaşmayalım. Kimi zaman boynumuz bükük kalsada, boynu büküklerin bir göreni de elbet mutlak çıkacaktır. Ya yolunu şaşırıp, ya aklını yitirip, ya da sadete gelerek, ya da kimbilir vicdan muhasebesine yenik düşerek. Af için, özür için, inançları gereği, vs.vs..Yine bakışlarında ki gizemi çözemeyip yarı yolda bırakacağını da elbet aklımıza getirecek.

Yinede umut ettiğimiz güzel geleceğin mutlak düşünürleri bir yerlerden ses verecektir.

Umudun mutluluk aşılayan güzel insanlarının da olduğunu elbetteki biliyoruz.

Onların diğerleri gibi çok ortalıkta gözükmemelerinin sebebini iyi düşünürsek bulabiliriz. Paranın saltanatının hükümdarları onları pek sevmeyebilirler. Nihayetinde işine gelenin, işine geldiği yerde cirit attığını gördükçe, böyle düşünmemek elde olmayabilir.

Ama bizler yine de aldanmayalım. Düşünce gücümüzün zirvesinde, karanlıkta dahi ak ile karanlığın arasındaki ince çizgiyi ayırt edebilelim. Tıpkı üçüncü göz diye tabir edilen algılarımızda olduğu gibi, bizleri yanıltmayacaktır.

Yeni yılda yeni hedefler, yeni aksiyonlarla dolu, sonu ulaşılabilir, hakkın, adaletin, hukukun yerini bulduğu gibi, yerli yerine oturması ümidiyle.

Nice mutlu, umutlu, uyumlu, uygun, uslu, usturublu vs.günlerin, ayların, yer aldığı yıllara..

02 ocak 2022

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara

OLDUDA BİTTİ MAŞALLAH

OLDUDA BİTTİ MAŞALLAH

Toplumsal kültürümüzün içinde yer alan, ılımlı,olumlu,sakin, sorumlu, temkinli, düşünceli, sabırlı, sebatlı, edebli, ahlaklı vs.vs.bir çok kavram, pozitif algının oluşmasında önemli bir yere sahip olduğunu biliriz.

Ancak söz konusu yaşam felsefesi olduğunda bir irkiliriz.Sorunların vuku bulduğu ortam ve koşullarda, neyin, nasıl, nerede, niçin oluştuğunu, kimin, nerde, ne için, nasıl sonuçların doğduğunu da irdeleriz. Bu zaman ve saatlerimiz, kendi içimizdeki çatışma ortamlarında olmadığımız müddetçede daha sağlıklı sonuçlara da ulaşmamız kaçınılmaz olabilir. Yoksa bir çok durumların oldu da bitti maşallah denilerek çözüldüğünümü zannettiğimizde, bir köşede hep saklı kalır. Ne zaman ki karşılaştığımız her olumsuzlukta, sorguladığımız, sorguladıklarımız da olduğu gibi.

Yaşam çoğrafyamızda yerini alan, ‘Yeni’ ile başlayan her şeye acaba..? sorusunu da eklemek bazen kararlarımıza da ışık tutmaz değil. Beynimizin, düşünce mekanizmamızı, geç tetiklediği zamanlarının da olduğunu var sayarsak, maşallah ile bitmesini beklediklerimiz maazallah olabilirde. Hayatımızda en çok telafuz edilen kelimeler arasında yer alan ‘İnşallah’ kelimesi çoğu zaman, umut etmek, dilek, dilemekten öteye geçmese de, bir yerde pozitif düşünmeyi tetiklediği şekliyle algılanabilirde.

Karar mercisi her kim olursa olsun, oldu da bitti ile bitiyorsa sonunda bir eksikliğin de çıkması muhtemel olabilir. Muhtemele oynayan işi şansa bıraksada, bahtı kapalıysa denebilir. Ya bir de endişesi kaygısını artırıyor, bir de acele edeyim diyorsa, şapkayı çamura da düşürebilir. Başının üzerinde yeri olanın, çamuruda görünmez olabilir mi..?

Olduda bitti maşallah denilip geçilen, birden çok eylemler, fiiller, kararlar, tutumlar, davranışlar, toplumsal düşüncenin birlik ve bütünlüğünü yansıtmayacaktır. Karar odakları her gün, her saat, her dakika kendini çek etmek durumundadır. Hele ki toplumun geneline etki edecek bir kararsa sorumlulukta o kadar ağır olacaktır.

Günümüze doğru dönersek, gündemlerin içinde yer alan birçok konununda, olduda bitti maşallah cümlesini çağrıştırdığını görmez değiliz. Peki ya bunların sonuçları..?

Kamudan özele uzanan geniş bir yelpazede sorgulamalarımız bitmeyecektir.

Kamu yatırımları, destekler, hibeleri ile kurumlarda. Kurulan, kurulmuş, kurulacak, STK dediğimiz kurumlarda. Bizleri yönetsin dediğimiz siyasi partilerde, ekonomiye motor olsun dediğimiz Şirketlerde. Kapımızın önündeki esnaflarda. Gıdadan, giyime, elektronikten, sağlığa kadar bir çok alanlarda, faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlar vs.vs.vs ve onların idare edicilerinde, tepeden tırnağa her birinde ayrı, ayrı..

Varlığı tabelasından ibaret kalmaması gereken STK ları, Toplumsal bütünlük sağlamak yerine parçalı yapıdan medet umanları. İki dudak arasında, kulaktan dolma bilgilerle çalışanlarına kıyım yapanları, işsizliği fitilleyen basiretsiz yöneticileri. Ülkemizde faaliyet gösteren yabancı sermaye veya ortaklı yurt dışı talimatlarla yönetilen işyerlerinin aldıkları kararları. Toptancılarla perakendecilerin arasında geçenleri. Stokçuluktan fayda sağlamak isteyenleri. Piyasa ekonomisi deyip köşelere saklananları. Bir yanlışın peşinden bin yanlışı doğuracak kararları paylaşanları vs.vs.vs bir kenara atmamalıyız.

Toplumsal yönetimin arz mekanizması, ihtiyacın doğduğu talep mekanizması arasında düzgün işlevliği ile oturaklı olmalıdır. Olduda bitti maşallah denilerek alınan her kararın sonucu tartışılır olmaktan öte geçemeyebilir.

Denetim denilen olgu işlevliğini kaybetmediği, sorgulama kavramı da görevini yaptığı müddetçe, işlevlik sağlıklı yürüyecektir. Varsa bir haksızlık, haksızlığın hangi boyutta nasıl oluştuğu, rakamsal anlamda ortada görünür olsa veya olmasa dahi, giderilmesi de o kadar anlam ifade edebilmeli. Bu anlam olduda bittilerle değil, somut kavramlarla ifade edilebilir, gerçeğe ışık tutabilir, müdahillerinde katkılarıyla, sonuca ulaşılabilir olmalıdır.

Yönetimsel icraatlar anlamında baktığımızda, olduda bitti maşallah diyerek geçiştirmek, çoğu zaman kuru bir sözden öte geçemeyecek, rantabl olamayacaktır. Gerçekliği yakalabilmek adına, uzun vadede faydayı yansıtır olması beklensede, kısa vadede yaşanan olumsuzluklarda da derin izler bırakabilir.

Toplum bireyleri olarak, hayatımızın her aşamasında, olduda bitti maşallah denilerek bitirilen her işin, sadece sünnetle anladığımız gibi bitmediğini bilmek gerek.

Sevgi ve saygılarla,

Güven Gürbüz

26 Aralık 2021

Şebinkarahisar / Ankara

 

GELECEĞE ADIMLAR

GELECEĞE ADIMLAR

“Geleceğe atılacak adımlar, insanoğlunun akibetini şekillendirecek kaldırım taşları olarak karşımıza çıkar her zaman.

Geçmişten günümüze atılan adımlara baktığımızda bilanço, bizi çoğu zaman şaşırtmaz. Işık kaynağımız bilgi, cehalete kurban gitmeden, basiretli davranabilmeyi de bilmek gerekir.

Ekonomide olduğu gibi, hayatta en çok karşımıza çıkan en büyük soru, gelecek hakkında olur. Geleceği bilmek mümkün olmasada, tahminler üzerinden hareket etmek yanıltabilirdi. Yüzdelere vurulsada, koşullara bağlansada, terimlere dayansada, ustalara sorulsada, yine İlim ve bilim son noktayı koyacak. Geleceğe atılacak her adımda bu iki bağlacın önem arz edeceği unutulmamalıdır.

Yaşam kesitlerinden karelere baktığımızda, çizilen her bir yolun temel gayesi başarıyı yakalamak olsada, başarı düşüncesi her zaman bilgiyle yoğrulsada, tecrübeyle en iyi şekilde pişecektir. Tecrübe denilen zor kazanım, genç nesillerinde en çok ihtiyaç duyduğu, başarıyı daha kısa zamanda sağlayabilme noktasında, hamurun mayası görevini de üstlenecektir. Geleceğe atılacak adımlarda tecrübe, saha kenarında seyirci gibi dursada, başarısızlıklarda da sarı kartın, kırmızı kartın, ne zaman gösterileceğini iyi bilir. Tecrübeli oyuncu gol yememeyi daha çabuk öğrenirken, diğeri golleri, yiye, yiye, bir gün yememeyi öğrenecektir. Velakin zaman, geleceğe doğru hızla akıp giderken, başarı da nihayet ‘ohbe..’diyecektir.

Geleceğe karşı ne kadar meraklıyız? Sorusu sorulmasa da, her insanın içini kemiren bir çok konularda da başarıya etki edecektir. Olumlu yönü temkinli olmayı artırsada, olumsuz yönü kaygı ve endişeyi artıracaktır. Başarı bu noktada tecrübeyi de ekarte etmeye kalkışmazsa şaşmamak lazım.

Yaşamda edinilen bir çok tecrübeler, terimlerin içinde gizemli bir unsur olarak hep yer alacaktır. Bu terimlerin manasında yatan gerçekler, geleceğinde tılsımlı anahtarları olarak bir kenarda duracaktır. Bu anahtarları yerinde ve zamanında kullanmak, strateji denilen olgununda önünü açarak, geleceğe daha emin adımlar atılmasını sağlayacaktır.

Öngürülerimiz, bize boş kaldığımız zamanlarda bir çok soruyu sorarken, es geçtiği tek bir nokta dahi, bizleri ciddi yanılgılara sevk edebilir. Bu yanılgılar, diğer toplum bireyleri hakkında bizleri yanlış bilgilendirmeye, yanıltmaya, hata yapmaya, daha da ileri giderek maazallah geleceğimizden çalmaya kadar götürebilir. Öngörülerimiz için en iyi sentezi yapabilme noktasında olabilmek, akıl ve mantığın işbirliği ile sağlanabilir.

Geleceğe doğru akan zaman, bizleri bir gün çok gerilerde bırakacak. O bir gün, her gün olabilir. Bu günde olabilir. Bittiği noktada varlığımız sıfırı gösterdiğinde, bizim için zaman bitmiş olacak. Zamanın kıymetini bilmek, geleceğe atılacak adımlarda bizleri uyaran, her gün tetikleyen, uyanık kalmayı öğreten, değerlendirilmesi gerekenlerin olduğunu hatırlatan, bir araç olabilmeli. Saatimizin her atan saniyesi bu anlamda bizler için en büyük uyarıcı.

Geleceğe doğru atılacak adımlarda zaman, hep sizden yana işlesin.

Başarılarınız hep yanınızda olsun.

Sevgi ve saygılarla,

Güven Gürbüz

12 Aralık 2021

Şebinkarahisar / Ankara