RUHUNA ÇARELER BEDENİNE ŞİFALAR

Ruhuna çareler Bedenine şifalar

Anlatamadık anlatmaları. Anlatmalardan anlamaları. Anlayanları, anlamayanlara, bulmalı anlatanları.
Maksat ile hasıl olmaktır nihayeti sormaları. Nihayetin sonu maksat ile son buldurur olgunlaşmaları.
Kim ki gelir kapına anlatırsa sana arzuhalleri. Ya medet derde sorar da neredendir bilmez kerametleri.
Keramet sendedir derler koru iyi niyetleri. Nereyedir iyi sormalı, ah bu gidişlerin her çeşit azametleri.
Kim yarattı bu cihan-ı alemleri? Bırak dipten, köşeden, konuşanları. Uyandıramazsın sonra uyuyanları.

Şükret yaratana, uzansın semaye eller. Okunsun dualar. Birbirine merhamet ile gelişir iyi davranışlar.
Ruhuna çareler. Bedenine şifalar. Boşunadır çare olmaz metalar. Yaradılışta gizlidir. Bilen yaratandır.
İnandık dediler cümle alemler. Okuyunca kitabı bildiler. Yaratan bahşeder. Akıl sermayemizdir derler.
Arama boşuna olmaz her ağaçta meyvalar. Sulamadıkça yeşermez dallar. Kesilen dalda kalır budaklar.
Ham iken olgunlaşır bakıldıkça bakılır. Her kim ki uyuyanların içindeki sır. Uyuyan uyanır.Vakit kısalır.

Hoca Nasrettin bilir anlatır. İsteyene vereni işaret ettirir. O’ nelere, nelere, kadirdir der. Örnekler verir.

Bizim Mollalar Horul Horul Uyuyorlar

Nasreddin Hoca mollalarına Kudurî [dinî kitap] okuturken yanına bir kadın gelir ve;
“Hocam, çocuğum hiç uyumuyor, bana bir muska yazıversene.” der. Hoca da;
“Al bu Kudurî’yi, çocuğun yatağının yüksekçe bir yerine koy.” deyince kadın
dayanamaz; “Hocam, Kudurî, muska mıdır?” diye sorar. Hoca da;
“Kudurî, muska mıdır, değil midir bilmem, ama ne zaman okumaya başlasam bizim
mollalar horul horul uyuyorlar.” der.

Ecdadımız bilirdi revan oldu, aştı nice yolları. Kurdu her nere gitse yüce divanları. Anlattı her bir bilenleri.
Gelenekleri. Görenekleri. Örf ve adetleri. Ananeleri. Hepsinin içinde saklı geçmişten gelen en iyi örnekleri.
Anlattılar iyi huyları. Tarif ettiler kötü alışkanlıkları. Toplumda oluşturdular hep en güzelinden kaynaşmaları.
Bizler nasıl inkar ederiz ataları? Geleceğe mirastır bizlere bıraktıkları. Her şeyin üstündeydi vatan sevdaları.
Yerinde sayma dedikleri. Yaşatıp, geliştirmekti bahsettikleri. Tepeden öne geçirmez kimse arkadan koşanları.

Medet arama sakın ola ki olmayanda edep. Yaratan bilir vardır her birinde sebep. En başında yer alır adap.
Her kime iyiliğin bildiğin hep. Düşmesin yorulunca düşüncen bitap. Öğreneceğin çok şey var önünde kitap.
Yeryüzü karıştı baksana çare aradıkları hep harp. Her nere koşsalar yolları sarp. Bir çare deriz bizlere yarap.
Kalmadı ar, namus, edep. Kötülüğe kim sebep? Zalimlerin başlarında kep. Bakarda göremeyizmi sanırlar hep?
İnananlara en güzel hitap. Ne yazmış iyi oku inandığımız yüce kitap. Şifa olurmu hiç inanmadan içilen her hap?

Güven Gürbüz
04 Ekim 2024
Şebinkarahisar / Ankara

 

İLK ARZU ÇÖZÜLÜR MEVZU


İLK ARZU ÇÖZÜLÜR MEVZU

Anlaşılmaz deme anlaşılır. Kendi içinde tartışılır. Ardına, arkasına, bakılır. Karşılaştırılır.
Kim? kimin için, neye karar alınır? Akşam batacak güneşe bakılır. Karanlığa önce ışık hazırlanır.
Her kim ki bilmez nereden bilinir? Bildiğini kendine saklar da, arar durursun, nereden görünür?
Karara göre kendinde karar. Sonucunda doğmasın zarar? Esasın ardında ne var? Herkes ona bakar.
İlk söylenecek sona kalır. Neden sondan başa nasıl dönülür? Örülmüş kazaktır, tek, tek, sökülür.

İlmek ilmektir yaşamda her bir gün. Yaşayıpta görerek geçer ömrün. Ne zaman gün gördün bir gün?
Biri benzeri değildir diğerinin. Diğeri aynısı olacak değildir yarının. Hakikat karşı duranın.
Çıkarır karşına yol dediğin. Boşuna değildir bazen eğilip büküldüğün. Bittiği yerdir hep sözün.
Kaybolmasın özün, sözün. Boş değildir ardı her hakikatin. Kendinden öte sarfettiğin senin dikkatin.
Arzu halinde yatar her bir inceliğin. Nasrettin Hoca dediğin. Yaşadıklarıyla içindeydi hakikatin.

Borç Para İsteme

Nasreddin Hoca bir gün yolda giderken arkadaşlarından biri yanına yaklaşır ve Hoca’ya;
“Hocam, senden bir isteğim var. . .” diye söze başlar.
Hoca, arkadaşının niyetini hemen anlar; kendi kendine;
“Mutlaka yine para isteyecektir.” diye düşünür ve ona;
“Benim de senden bir arzum var, gel ilk önce sen onu yerine getir,
sonra ben seninkini dinleyeyim.” der. Arkadaşı;“Peki Hocam, nedir benden isteğin?”
deyince Hoca; “Ne olursun, benden borç para isteme de ne istersen iste.” deyiverir.

Tutmazsa sözünü söz veren. Sorulur da öğrenilir ki cümle alemden. Kaybeder her bir gün kendinden.
Anlayan bilir esasını niyetinden. Bırakmaz tedbiri elden. Anlaşılır ayan, beyan. Belli gelişinden.
İsteğin en iyisi haklısından. Haklısını bulamazsan arzusundan. Dile getirmeli uygunsa en hasından.
Güle, güle, demezsen gülemeyebilirsin. Boynunu büküp bakabilirsin. Hatırlasın dersin unutulursun.
Hayattır esasın. Yaşadıktan sonra masalsın. Yaşadıkça çok anlatılırsın. Neresinden baksan yalansın.

Mizanı tutmaz kitaba tersten bakanın. Okumadan bakıp geçenin. Velakin farklıdır amacı her bir dersin.
Bilmeli kişiyi kişiden. Kişinin içinde vardır hepsinden. Sen ki iyi olanı seçmeyi bilmelisin içinden.
Yana yatanlara bakarsın. Çamura batanları da görürsün. İş işten geçmeden önce sen tedbirini almalısın.
Bilirsen kendini, özünde bir olansın. Bunlara kanmazsın. Arzun isteğin varsa ilk baştan söylemelisin.
Her kim ki bilmedi değerinden. Vaz geç onun ederinden. Kaybedenler kaybeder kendini bilmediklerinden.

20 Eylül 2024

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara

 

NE YAPARLAR ZAPT OLMAZSA KAPATIRLAR


NE YAPARLAR ZAPT OLMAZSA KAPATIRLAR

Dolu doludur doluyla dolu. Nereden gelirse dolunun oradadır yolu. Doludan ne olmalı?
İdareli kullanmalı. Ağzını açık unutmamalı. Maazallah açıksa etrafa dökülüp saçmamalı.
Kimi maddiyattan dolu. Kiminin maneviyattan yolu. Düşündürür aklı eren her bir kulu.
Taşmak ister, taşanı nereye taşımalı? Kimde varsa o faydalı. Varsa verimli alanları sulamalı.
Ya olursa bendini yıkmalı. Birbirini kovalamamalı. Sel olup akmamalı. Zarar yok tedbir almalı.

Korkarız dolunun dolgusundan. Kaybetmeden olgusundan. Neler geçer sağından, solundan?
Her gidişin vardır bir yolundan. Zapt olmazsa ya düşünce kolundan. Tedbirin hepsi bundan.
İnsanoğlu dağılır her koldan. Biri o yandan, biri bu yandan. Acaba dünyanın dengesi neden?
Ayakta duran. Sağlam kalan. Çok olur o zaman. Sahip çıkan. Ya bir de etrafa saçıp saçılan.
Havadan. Sudan. Ağızdaki sözden. Ardan. Edepten. Hoca Nasrettine soralım bulur bir neden.

Boşuna Tıkamamışlar Senin Ağzını

Bir yaz günü öğle sıcağında Nasreddin Hoca, komşu köye gitmektedir.
İşi acele olmalı ki, ikindinin serinliğini beklememiştir.
Bir yandan güneş tepeden yakar, bir yandan da susuzluk içini kavurur.
Dili damağına yapışmak üzere iken yolu bir çeşmeye uğrar.
Olacak bu ya, adamın birisi de ‘su boşa akmasın’ diye çeşmenin oluğuna
ağaç parçası tıkamıştır. Hoca, oluğu tıkayan ağaç parçasına var gücüyle
asılır, asılır, bir iki denemeden sonra tıpayı çıkarıverir.
Çıkarır çıkarmasına da çıkarmasıyla birlikte basınçlı su Hoca’nın üstünü başını ıslatır.
Bütün bu olan bitenlere kızan Nasreddin Hoca, suyun karşısına geçerek;
“Boşuna tıkamamışlar senin ağzını… Demek ki, hak etmişsin!” der.

Akar akıcı olan. Akarken etrafa bakan. Hem madden. Hem manen. Hikmet kendinde esasen.
Cemiyette bilinir haktan. Taktir edilir hakikati bilen. Söz ile yerini bulur anlatılmak istenen.
Sözün aslı doğruluktan. Çok konuşursan. Ardı ardını almazsan. Şüphe duyulur bendinden.
Yıkmamalı bendini, çoğu zarardan. Her şeyin en iyisi başlar azından. Düşünüp, taşınmaktan.
Bilinir hali vaktin. Susmak değildir bilgisizlikten. Her fayda gelmez bende alimim diyenden.

Tedbirin adı, önüne almanın bendi. Açık bırakırsan çabuk gelir ardı. Kim bilmeden nereyi yıktı?
Yasalar maddenin özünde. Bilim ne diyor tahlil ile analizinde. Faydaya çevirmek bulmakla elimizde.
Yaşayan canlı da ne yok ki içinde? Hepsi bir madde, kainatın içerisinde. Sırrı aslına dönmesinde.
İnançlarımızla bağdaşan hususta. Düşüncemiz usumuzda. Düşünüp çözmek insanoğluna düşmekte.
Tutmak tutulanı kopartmamakta. Her güzelliğin ardı yerli yerinde sunmakta.Görmek değil bakmakta.

20 Eylül 2024

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara

İYİDİR BAŞTAN SONRASI HÜSRAN


İYİDİR BAŞTAN SONRASI HÜSRAN

Bir yol hikayesidir bizdeki yaşam. Her geçtiğin yerde bulunmaz kelam. Alamazsın uzaktaysan bir kuru selam.
Dostlarımı dersin, düşünüp şöyle bir hatırlasam. Vefalısını, vefasızını, boncuk gibi peşpeşe sıraya dizsem.
Onları rengarenk renklerle renklendirsem. Bilmem hangisine methiyeler dizsem? Hangisini gül dalına kondursam?
Gönlüme uzanıp bir sorsam. O sorsa ben söylesem. Ne elemden iz kalır, ne de kederden. Gözlerimi bir yumsam.
Yatsam, uyusam, uyanıp kalksam. Hayaller kursam. Ezeyip, bezesem. Değiştiremem. Cihanı alemde öyle bir yaşam.

Katlanmaktır hayat, eğilene, bükülene. Ağaç gibidir kök salar bak bir sökülene. Yeni fidanlar dikilir yerine.
Uzanabilmektir sevginin en uzakta kalanına. Kulak vermektir yanındaki yakınına. İyi niyet her zamanda buluna.
İkram değildir ikramı değerli kılan. İkramda ne aradığına bakmaktır altında yatan. Ne çıkar dersin sonradan?
Halimi sorma diyor benden, hepsi senden. Bir bak etrafına halin, halinden niye perişan? Ders çıkar yaptığından.
Zengini fakire değişen. Fakiri, fukarayı, vardır küçümseyen. Anlaşılır ahvali halinden. Bellidir duruşundan.

Bu Adam Dediğini Yapar

Nasreddin Hoca bir gün cami çıkışında cemaatten birisiyle tanışır.
Birbirlerine hâl hatır sorarlar,sohbeti ilerletirler. Hoca, adamın hoşuna gider.
Adam; “Hocam, sen çok hoşuma gittin; bugün akşam bizim fakirhaneye buyur da beraber
tuz ile ekmek yiyelim.” der. Nasreddin Hoca akşama doğru yemek vakti gelince adamın evine varır
ve sohbeti koyulaştırırlar. Derken sofra kurulur, ortaya da güzel bir sini konulur.
Sininin üzerinde ise tuz ve ekmekten başka hiçbir şey yoktur.Hoca, yemeklerin gelmediğini zannederek
sohbeti sürdürünce ev sahibi Hoca’yı sofraya davet eder:“Hocam, soframıza buyurun.
” Tam sofraya oturdukları sırada kapıya bir dilenci gelip ev sahibinden ekmek istemez mi?
Ev sahibi her ne kadar,”Hadi hadi, Allah versin” deyip uzaklaştırmak isterse de dilenci bir türlü gitmez.
Bu duruma kızan ev sahibi, pencereden kafasını çıkararak dilenciye bağırmaya başlar.
“Defol git, bak, şimdi gelirsem, kafanı kırarım!. .” Bu sırada tuzu ekmeğe katık etmekte olan
Nasreddin Hoca yerinden kalkıp dilencinin yanına gider ve ona; “Aman arkadaş, çabuk buradan kaç;
vallahi bak bu adam dediğini yapar, kafanı filan kırar, maazallah” der.

Gördük sonradan arama kim nereden? Anlamaz halden görmeden bilmeyen. İpi tutan elden. Düğümü çözen dilden.
Bir bilene sorulur merakından bilmeyen. Çok konuşunca bulamazsın dinleyen. Anlaşılır her birinin halinden.
Ne demişler; Gönül küsermiş sevdiğine. Ele niye versinler bilmeyeni bildiğine? Yaz arzuhalini bir söylesene.
En güzel sözler. Gönülden açar filizlenirler. Toprağını, suyunu, sevgisinden alırlar. Ne bilsin bilmeyenler?
Yetişir fidan en başından. Medet ummasa da toprağından,taşından. Beslenirde büyür yine dinmeyen gözyaşından.

Aldanma fani kullarız, özürler çoktu. Kabahatini bilmeyenin gönlü yoktu. Arama her şeyden çıkar, bitmez çoktu.
Eli cebinden büyüktü ne yaptı? Anlattığı şekerli şerbetli bardaktı. Gönül evi dediği dalları kurumuş çardaktı.
Gönül dedi kime elverdi? Gönül gözünde kendi bitti. Oturdu sohbet etti. Dün söylediğini bu gün nasılda unuttu?
Alıp başını gidecekti. Gitmeden önünde daha neler bitti? Yetmedi tikenleri güllere batırdı. Hikayesi de bitti.
Yazılanları tutan bir kağıttı. Kağıdı mürekkebi niye kuruttu? Kim kime ne okuttu? Okuyanda gün geldi unuttu.

Güven Gürbüz
18 Eylül 2024
Şebinkarahisar / Ankara

İYİ GELEN BİZE KÖTÜSÜ HANGİMİZE

 

 


İYİ GELEN BİZE KÖTÜSÜ HANGİMİZE

Her zaman, her yerde. Sıra gelsin hangimize? Benzemeyiz elbet birbirimize.
Hakkaniyet deriz. Ayyuka çıkarır, büyültürüz. Gece, gündüz, durmadan ararız.
Anlatmasını iyi biliriz. Hikaye yazar ekleriz. Büyültürüz. Olmazsa küçültürüz.
Sırtına elbise dikemeyen terzi misaliyiz. Nereden görünüyor acaba söküğümüz?
En iyisimi sus demeliyiz. Çünkü var her birimizin birbirimize söyleyeceğimiz.

Söz ile örülse çıkmaz kumaş. Göz ile bakılsa tutmaz dikiş. Yola düşsen yokuş.
Bizdeki öyle bir gülüş.Yokuş aşağıdır iniş. Kabahatimiz kaybolur, büzüş, büzüş.
Atış, tutuş, övüş. Tabakta durduğu gibi durmuyor söğüş. Bilemeyen hangi sarhoş?
İşine gelirse kendine dönüş. İşine gelmezse değişir bakış. Biter kavşakta yarış.
Anlat verme sakın gargış. Anlatılanlar mizah ile yarış. Hoca Nasrettin ne demiş?

Bu da Hoca’nın Atışı

Nasreddin Hoca, sağda solda “Ben şöyle yay çekerim, şöyle ok atarım.” diye konuşur durur.
Bunun gerçek olup olmadığını anlamak isteyen gençler onu yarışmaya davet ederler.
Hoca, ilk okunu atar, ama hedefin çok uzağına düşer. Çevreden gülüşme sesleri artınca Hoca;
“Bu bizim subaşının atışı; o, oku böyle atar.” der.
İkinci olarak oku attığında, hedefi yine vuramaz, yine gülüşme sesleri arasında Hoca;
“Bu da bizim Kadı Efendi’nin atışı…” der. Üçüncü olarak oku atan Hoca hedefi vurunca;
“Bu da Hoca’nın atışı…” deyiverir.

Elimize aldığımız söğüdümüz. Kabuk olur çekip soyduğumuz. Ne işe yarar şimdi çubuğumuz?
Gölgesinde yatıp uyuduğumuz. Rüzgar ile serinlik bulduğumuz. Nede güzel akar deremiz.
Dost ile muhabbet gölgemiz. İçimizde doğar güneşimiz. Her gecemiz. Her sabahımız.
İyi düşünürüz. İyi buluruz. Dar günümüzde birbirimizi ararız. Nerede kaldı sırdaşımız?
Hep kendimize değil övgümüz. Hakkaniyeti hatırlatır edebimiz. Yiğide hakkını vermeliyiz.

Biz yazarız bizde kalanları. Unutmayız maziden kalan hatıraları. Rüzgar ile uçurmaları.
Kuşun kanadına taktık anıları. Yemledik, suladık, saldık uçan kuşları. Gitti buldu gurbet elleri.
Takdir ettik çalışkan gençleri. Dinlendirmeye çektik yaşlıları. Ayırmadık uzun, kısa, kaşlıları.
Yaşarken ördük nice nakışları. Çeşit, çeşit dizdik işlemeleri. Her birinde vardır emekleri.
Bitiremeyiz anlatmakla anlatılacakları. Her daim unutulmaz hatıraları. Gönül dostları.Bitmez şakaları.

17 Eylül 2024

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara