ACEMİNİN İŞİ KAÇIRDIĞI KİŞİ

ACEMİNİN İŞİ KAÇIRDIĞI KİŞİ

Usta deyince kaldırır ağır taşı. Rüyada gerçekleşir aceminin düşü. Kolay olmaz hakikatte düşüşü, kalkışı.
Ehli olmaktır her işte kişi. Yetişmekle başlar ilk işi. Bir olmaz yazı, kışı. Düzelir zamanla elbet gidişi.
Ustası bilir marifet işi. Kimseler sevmez hiç gösterişi. Belli olur gidişi. Hal, hale yol açar bilmeli kişi.
İyi bilirsen yaptığın işi. Kolay olur elbette öğretişi. Kimedir huzursuzun serzenişi? Bıktırır aceminin işi.
İçi seni yakar derler, benide dışı. Zarar ile kalkanın zor işi. Neresinden dönsek kar der uzaklaşır er kişi.

Her işte bekleriz selamet. Yanlış işte kopar kıyamet. Ne olur derler biraz sende sabret. Her nerede bir hayret.
Söyleriz deriz bize her şey serbest. Olmaz öyle önce şeytanı defet. Aklından gelen kuvvet. O da düşüncedir elbet.
Vesvese eder seni derdest. Bırakmaz yakanı serbest. Görür yaradan seni de elbet. İnançlıysan önce allaha dua et.
Yaz bulutu gibidir fırsat. Gelir geçer tut bir kenara at. Asılmasın sonra surat. Yeri geldiğinde sıraya kat.
Düzgünse asla bozulmaz fıtrat. Güzel huylar en güzel at. Nasrettin hocayla artar, anlaşılır bir kat. Anla heyhat.

Bir Yanına da Keten Ekeyim

Hoca, her zaman tıraş olduğu berberin dükkânına vardığında ustanın gelmediğini görür,fakat tıraş da olması gerekmektedir.
Ne yapsın kalfanın koltuğuna oturur. Kalfa, Hoca’nın yüzünü şöyle güzelce sabunladıktan sonra usturayı her kullanışından
sonra kopardığı pamuğu Hoca’nın yüzüne yapıştırır. Bir pamuk, iki pamuk derken Hoca’nın bir yanağı bembeyaz olur.
Yüzünün kesilmesine daha fazla dayanamayan Hoca koltuktan kalktığı gibi cübbesini giyer ve kavuğunu başına geçirir.
Bu durum karşısında şaşıran kalfa; “Hocam, nereye böyle daha tıraşın bitmedi.” deyince Hoca;
“Aman oğlum, görmüyor musun yüzümün bir tarafına pamuk ektin, izin verirsen öbür yanına da ben keten ekeyim.”
der ve yavaş yavaş berber dükkânından ayrılır.

Varırlar kapısına. Kim çıkar bilinmez karşısına. Arzular kavuşmaktır hizmetin en alasına. Bakmalı nihayetine.
Sorsan çare olmaz bilmeyene. Bilmeyen ne desin elalemine. Güvenir bilen bildiğine. Bilmezsin neden anladığına.
Hüsran karışmasın işin gidişine. Kestirmek zor olur zararın ne gelir peşine. En iyisimi dön gerisi gerisine.
İşin aslı bakışı bakışına. Bakışı güzel değilse aldanma ağıt yakışına. İnsanoğludur ne gelirse başına. Tek başına.
Aklı yerinde olanın bak yakarışına. Dert bana der, derman sana. İnananlar sığınır yaradanına. Sabır düşer sana.

Uzundan kısa hikaye çıkarmı çıkar. Uzunu anlatmak çabuk yorar. Diyeceksiniz ki kim anlar? Okudukça bıkmayanlar.
Yıllardır anlatılır efsaneler. En çok inananlar yabancılar. Dünyanın her bir yanındalar. Nice dersler almaktalar.
Bizim erenler. Ne çok şeyler söylerler. Anadoludan gelen kültürler. Anlatımlara fıkralarla arada bir eşlik ederler.
Anlaşılsın diyedir tüm gerçekler. Gülmekle eş değerdir düşülen bazı haller. Haller karşısında kimler ne diyecekler?
İyi anlayıp düşünecekler. İşini bilmeyene öğretmeyecekler. Öğreteceklere nasihat diyecekler. Örnekler sunacaklar.

10 Ekim 2024

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara

AYNI BAĞIN TADI BİRİ DE BİR BİNİ DE

AYNI BAĞIN TADI BİRİ DE BİR BİNİ DE

Ham meyve dalında.Tadı gelir olgunlaştığında. Tartmaz dalıda nihayetinde. Dayanamaz yere düşer sonunda.
Marifeti sorun kimde ? Elbet bakanında. El emeği, göz nurunu dökeninde. Zamanında sulayıp büyüteninde.
Bakarsan işte bağda. Bakmazsan derler dağda. İlgi alaka olmalı her zamanda. Emeğinin karşılığı meyvasında.
En güzel yemişler çiçek açar ne zamanda? Baharda. Meyvesi yaz ayında. İnsanoğlu hep yanında.Keyfi de yerinde.
Her bir tatlar. Ayrı, ayrı, her biri yetişse de dallarında. Tadı aynıdır hepsinde. Marifet yetiştiricisinde.

Doğdu. Yaşadı. Öldü. O’da bir allahın kuluydu. Meyve ağacının dalında neler buldu? Olgunluğu onda gördü.
Hey gidi insanoğlu yaradan ne verdi? Ağaç dallarında nice meyveler sundu. Kıymetini bilene neler sordu?
Dikilir tohum idi. Ekildi toprağa fidan oldu. Sulandı boy attı. Ağaç oldu kök saldı. Meyvalarla doldu taştı.
Her canlı aleminde. Yaradan bilir ne sırlar kendinde. İbreti alem, alması sende. Yaratan anlatmış kitabında.
Doyarsa yeter bilmesi sende. Aç gözlülük koşmasın en önde. Her birininin tadı yerinde. Çünkü hepsi aynı bağda.

Birinin de Bininin de Tadı Aynı Değil mi?

Hoca günün birinde Akşehir’deki bağına üzüm kesmeye gider.
Kestiği üzümleri bir sepete doldurduktan sonra eşeğine binerek evinin yolunu tutar.
Bağ dönüşü karşılaştığı mahallenin çocukları Hoca’nın eşeğinin başını tutarlar;
“Hocam üzüm, Hocam üzüm…” demeye başlarlar. Hoca üzümü vermeden geçmenin mümkün olmadığını
anlayınca sepetten çıkardığı bir salkım üzümü çocuklar arasında paylaştırır.
Çocuklar dağıtılan üzümü az bulurlar. İçlerinden biri;
“Hocam, bu ne, bu kadar çocuğa bir salkım üzüm yeter mi?” der.
Hoca daha fazla vermek istemez ama çocukları da kırmak istemez;
“İyi de çocuklar, bunların hepsi aynı bağın üzümü.
Birinin de bininin de tadı aynı değil mi?”deyiverir.

Yaşamı anlatmakla geçer her bir günümüz. Nice ahlarla, vahlarla biter ömrümüz. Zamanında görse deriz gözümüz.
Biri diğerini tutmazsa sözümüz? Ne tarafa dönse deriz arkamız, önümüz. Hiç bitmez gece, gündüz, istememiz.
Sorarız birbirimize biz kimiz? Allahın yarattığı birer fani kullarız. Akıldan başka ne var en önemli sermayemiz?
Yaşarken ne çok bilgiler bilmeliyiz? Her bilgiyi okuyarak öğrenmeliyiz. Nesillerimizle hep yarınlara taşımalıyız.
Marifet bağda. Arama dağ başında. Gücün varsa, dağda kur bağını da, bostanını da. Her hikmet başlar önce akılda.

Geleceğe en güzel örnek. Yetiştirmekle en güzel emek. Sabırla, selamete ermek.Bir halı gibi dokumak, ilmek, ilmek.
Bağda yetişen üzüme bak salkım saçak.Gel de bunu kim toplayacak? Bir elin uzanacak. Bir elin tutacak.Sepete dolacak.
Bak şimdi kimler görecek? Çoluk, çocuk, üşüşecek. Tadını kimler merak etmeyecek? Göz hakkıdır elbet ki verilecek.
Kimi az bulacak. Kimi tadına doymayacak. Kimi daha çok isteyecek. Kimse kimseyi kırmayacak. Hele çocuksa bir duracak.
Biz yazdık kim okuyacak? Misali kendinde kim bulacak? Meyve bahane diyecek. Her kim ki hakikati önce kendinde bulacak.

09 Ekim 2024

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara

 

MERAKLA BAKANLAR VAKTİ UNUTANLAR


MERAKLA BAKANLAR VAKTİ UNUTANLAR

Beklentiler merakın tetikleyicisi. Merakla beklenen en etkileyicisi. En önemlisi gece, gündüz, dememesi.
Sonucunun bilinmemesi. Bekledikçe yenilerini de eklemesi. Çoğalması. Büyümesi. Bir balon gibi şişip kalması.
İnsanın en çok sevdiği mutluluk habercisi. O’da kimmiş? Neyin nesi? Havada kanat çırpan kuşun çıkardığı sesi.
Bir o’yana, bir bu yana, dağılması. Merakın bilinmeyen noktası. Hiç aklına gelmeyecek kişilerin de senaryo yazması.
Ne diyelim bundan ötesi. Merak ile beklemesi. Sonucu yakın ise eşe dosta güvenmesi. Telaşeye de mahal vermemesi.

Geçmişten günümüze değişiyor şartlar. Daha düne bakanlar. Yaşayıp görenler. Bir de bakmışsınız kendi haline gülerler.
Keşkelerle başlayan sözler. Pişmanlıklarla alır başını giderler. Derinden düşünceler. Acelecilikleri de ortaya koyar.
Birbirimizde aradığımız en güzel taraflar. Olmasın asık suratlar. Birbirini anlasın anlaması gerekenler. Gün gelir, geçer.
Mevsimler birbirini kovalar. En güzel yıllar bir masal gibi anlatılırlar. Kiminin bakmazları. Kiminin aldırmazlıkları.
Beklentilerimiz geleceğimizdeler. Endişemiz kaygılarımızdalar. Ne olacak? diye sormalarımızdalar. Yarınlarımızdalar.

Bizim Akşehir’de Araba Tekerine Bile Bakmazlar

Nasreddin Hoca bir Ramazan ayının yaklaştığı günlerde doğduğu Sivrihisar’daki yakınlarını ziyarete gider.
Şehrin girişine vardığında bir de ne görsün, herkes toplanmış gökyüzünde Ramazan ayı doğacak mı, doğmayacak mı, ona bakıyor.
Hoca dayanamayıp; “Hayırdır, neye bakıyorsunuz?” deyince, halk toplu hâlde;“Ramazan ayına bakıyoruz.” der.
Bunun üzerine Nasreddin Hoca; “Yahu hemşerilerim, bizim Akşehir’de bunun araba tekeri gibi olanına bile bakmazlar,
siz incecik ayı göreceğiz diye vaktinizi boşa harcıyorsunuz!” der ve yoluna devam eder.

Her yazıda bir giriş. Hoca Nasrettin fıkrasına varış. Ne güzelde anlatmış. Kim, nerede, neye, nasıl, bakarmış? Acaba nedenmiş?
İçimizdeki arayış. Merakla bekleyiş. Kiminin ki hüsranla bitmiş. Kiminin ki bir türlü bitmemiş. Sormuşlar acep ne iş?
Bildikçe bilgilenmekte her iş. Her bir toprağı işlemekse karış, karış. Sulayıp bakmakta her gün yetiştirmekte elbet bir iş.
Her yeni bir güne mutlu bakış. Akşamdan sabaha neler değişmiş? Kimler merak etmiş? Kimi yetişmiş,görmüş? Kimin de bekleyiş?
Nefes alıp vermekte yaşayış. Sağlıkta bir arayış. Mutlulukta bir kavrayış. Azimle, sebatla, her bekleyiş. Her güne bir gülüş.

Gelecek durmadan geliyor. Kapıdan, bacadan, evimize giriyor. Güneş bir başka doğuyor. Gün, güne, bir bilsen nelerle uyanıyor?
Nesiller nesilden nesile çoğalıyor. Hücrelerimizse ölüyor. İnsan da tükeniyor. Meraksa bitmiyor. Beklentiler yorgun düşürüyor.
Ömrün son çeyreğinde son bir çiçek açıyor. Gönül penceresinden eğilip zar, zor, suluyor. Perdeleri çekme diyor gündüz olmuyor.
Hangi bahardı bilmem nasıl anlatsam diyor. En güzel giyeceklerimdi beni seyrediyor. Çoçuklar yollardan bakıyor. El sallıyor.
Merakla bakılıyor. Sonra sokaklarda boşalıyor. İçin mi kararıyor? Yoksa aydınlanıyor? Kimseler neden bakmıyor? Neler oluyor?

Güven Gürbüz
06 Ekim 2024
Şebinkarahisar / Ankara

Sözümüz, iki gözümüz.


Sözümüz, iki gözümüz.

Dostluk, sevgi, bağları. Kemanın yayları. Çıkardıkça sesleri. Hatırlatır geçirilen nice kışları, yazları.
Sevenlerin dosta ziyaretleri. Açılır her daim kapısı, pencereleri. Birbirini gördükçe eser bahar yelleri.
Hasretlikler sonrası kavuşmaları. Sarılıp, koklaşmaları. Çözülür birden dizinin bağları. Hatırlatır anıları.
Sırtına sarmışsa o’koskoca yılları. Taşmışsa heybeleri. Zamandan kopan her bir parçaları. Süsler masaları.
Dostluğun sofrasındadır payları. Yeşertir gönülden bağları. Her birinde bir tad, nice, nice, nice, meyvaları.

Her insan arar kendi denginden. Ahenginden. Kendine de uysun der huyundan, suyundan. Ayırmayın o’zaman yolundan.
Hangi kuş memnundur sor kafesinden? Her ötüşünde özgürlüğün bir ötesinden. Yankılanır her içini, içine çekerken.
Kim ki bilmezse kendini kendinden. Nazarı da dağılır üfürüğünden, nefesinden. Bahanesi olacak kim bilir neresinden?
Bilen bilir bildiğini bilgisinden. Bilmeyen ne bilsin ötekisinden, berisinden. Sen sen ol anla evirip çevirmesinden.
Hoca Nasrettin bu, anlaşılır neresinden? Dostluğundan. Sevgisinden. Anlayışından. Hoşgörüsünden. Fıkranın dilinden.

Bizim Eve de Uğrardı

Nasreddin Hoca’nın hanımı olmak zor mu zor; geleni olur, gideni olur.
Hoca’nın hanımı gündüzleri hep komşuları tarafından ev oturmalarına çağırılır.
Gitse olmaz, gitmese olmaz, ne de olsa Hoca hanımı… Belki de Hoca hanımı olmanın
verdiği sorumluluktan dolayı kimsenin gönlünü kırmaz ve davetlere gider.
Hanımının çok gezdiğini bilen bir komşusu günün birinde Hoca’ya;
“Hocam, yanlış anlamayın ama senin hanım galiba çok geziyor…” der.
Nasreddin Hoca, komşusunun sözü nereye getirmek istediğini bildiği için;
“Adam sen de! Eğer senin dediğin gibi çok gezmiş olsaydı arada sırada bizim eve de
uğrardı!” deyiverir.

Sözün; meclisi, içerisi, dışarısı, olmaz. Her söz; laf ola, beri gele, bilmez. Söz, söz olacaksa uzakta bulunmaz.
İncedir gönül telleri mızrap istemez. Dokundukça titrer, anlamayan hissetmez. İçindeki nağmelerdedir hiç görülmez.
Sözümüz, iki gözümüz. Her yerde dostluğu benimseriz. Gideriz. Geliriz. Hoş sohbeti iyi biliriz. Dikkatleri çekeriz.
Bilir bilmeze kanmaz. Her bilen bildiğine inanmaz. Düşünür. Taşınır. Çok düşünmekten de aşınır. Nihayeti anlaşılır.
Sıcaktır sözün özü. Ocakta kalan ateşin közü. Isıtır soğukta bizi. Yakarsa elimizi kalır izi. Tanımalı önce kendimizi.

Hayat yolundan gelip geçenler. Anlattı kimi, kimilerine nice hikayeler. Sonucuna bakılanlar. Her birinden ayrı dersler.
Kimi oldu en güzel öğretmenler. Kimi çabuk kızdı, kulağı çekilenler. Ne eziyetler. Ne meziyetler. Unutulur birer, birer.
Gel gidelim dosta gönül derler. Dost bağından gelen sesler. Nedir acaba kulağı tırmalayanlar? Evrilir, çevrilir, yollar.
Bil ki ömür dediğin kısadır. Geceyi, gündüzü kim uzatır? Zaman gelir darlatır. Çok düşündükçe ağlatır. Zaman bu zamandır.
Arama kabahat nedir? Dostu, dosta söyletir. Sineye çeken iyi bilir. Dostlukların uzaması hep böyledir.Kusur aramamalıdır.

05 Ekim 2024

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara