GÜNÜNÜ BİLMEYEN HESABINI GÖRMEYEN


GÜNÜNÜ BİLMEYEN HESABINI GÖRMEYEN

Gelip geçerken zaman. Zorda kalınca çekilen el aman. Çözüm bulmalı hemen.
Atılan her adımdan. Bir mesul vardır bulunan. Velakin o sensen umulan.
Boşalırken etrafından. Hiç bir şey kalmazken kalabalıktan. Sessizlik ve sen.
Unutulur bir an. Sukunetle dalarsın bir zaman. Sessizliğin çığlığından uyanan.
Sorduğun her sorudan. Bir bölüm varken senden. Çözümü bekleme karşıkinden.

Bilmeli gününü bu gün hangi gün? Solup tükenirken çiçek gibi ömrün. Düşün.
Bahçesinde sulamadığın o gönül bağın. İçerisinde kaybolurken çiçek bahçesinin.
Bahçıvanını arama içinde sakladığın. Her gün elinde kazma, kürek, dolaştırdığın.
Suyunu kesip akıtamadığın. Toprağını eşip, çapalamadığın. Çitlerin arkasındasın.
Toprak ananın sesi sesin olsun. Silkelenip kendine gelesin. Anlatılanları dinleyesin.

Bugünlerde Ay Alıp Satmadım

Nasreddin Hoca bir gün pazarda dolaşırken yanına bir adam yaklaşır ve;
“Hocam, bugün ayın kaçı?” der. Hoca, adamın niyetini anlamış olmalı ki;
“Arkadaş, bugünlerde hiç ay alıp satmadım, bilmem.” cevabını verir.

Gün ışığı akarken her bir delikten. Deliğin içinden geçen her bir gün ömürden.
Saymakla bitermi der bilmeyen. Bilmez ki o sayar yerine her birini bir ömürden.
Karışır gider günler günlerden. Biri selam vermeden geçmez diğerinden. Sensin geçen.
Sorarsan ben nerdeyim diye birden. Karıştırırlar sonra bahsettiğin hangi senden.
Günden gelir gün çiçeğinden.Tarlada açar yaz güneşinden. Bahsedeyim sana hangi birinden.

Benzer birbirine çokça duran. Ya huyundan, ya suyundan. Vardır elbet bir tarafından kapan.
İnsanoğlu bilmez bildiren. Kimi vardır sormaz sorduran. İşimize gelmemeli yalan dolan.
İyi seç bilgiyi bilgi günlerden. İyi tanı birini diğerinden. Karıştırma birbirine benzeyen.
Ne renginden. Ne dilinden. Özünü bilenin sözünden. Dinlemesi senden. Nasihatı atadan.
İyi bilir bu yollardan geçen. Vardır her sorudan anlayan. Velakin doğrusu ne yandan?

Güven Gürbüz
13 Eylül 2024
Şebinkarahisar / Ankara

HERŞEY AYAN BEYAN. KİM DİYECEK YALAN?


HERŞEY AYAN BEYAN. KİM DİYECEK YALAN?

Almış gidiyor başını rehavet.Gerekmiyor davetsize davet. Aç kapıyı bak git. Nerede edep?
Kim nerede görmüş hangi servet? Neresinden baksan kabahat. Gerekmiyor kimseye izahat.
Koşturanlar, koşmayanlar. Önde durup hep konuşanlar.Payeyide kapanlar. Seninkisi külfet.
Çok aradık arzuhale tercümanlar. Oysaki orta yerde arzuhaller. Kim acaba nasıl dinler?
Bizi bizden iyi bilenler. Güngörmüş, geçirmişler. Yüzüne yansır her türlü kerametler.

Eşeğin yanında giden sıpa. Bilemez hangi yol nereye sapa? Dağ başında kimi kurt kapa?
Taşlı toprağa işlemez çapa. Şişenin başını tutar tıpa. Anlatılanlar gelmez ipe sapa.
İnancı olmayan neye tapa? Kanma şifa diye verilen her hapa. Bayılınca vermez kimse kupa.
Yaşam bu koşarsın dere, tepe. Her bulduğun girmez sepete. Bir gün gelir herşey geri tepe.
Hoca Nasrettin baktı küpe. Küpten öte kulaktaki küpe. Her şey ortada sere serpe.

Bunlardan Daha İyi Bir Şahit Bulunabilir mi?

Nasreddin Hoca’nın Akşehir kadısı olduğu zamanda makamına bir adam girer.
Bu adamın sıkıntısı olduğu hareketlerinden kolaylıkla sezilmektedir.
Hoca; “Anlat, bakalım, nedir derdin?” dediğinde adam;
“Kadı Efendi benim bir tamburam vardı, onu filan adam çaldı, ondan davacıyım.” der.
Kadının emri üzerine davalı huzura çağırılır. Kadı;“Sen bu adamın tamburasını çaldın mı?”
deyince adam; “Hayır, Kadı Efendi bu tambura benim babamdan kalmıştır, istersen şahitlerimi
getirebilirim.” der. Kadı’nın emri üzerine şahitler davet edilir ve onlardan birincisine;
“Tamburanın sahibi kimdir?” diye sorulduğunda şahit; “Tambura dava edilen adamındır.”
Öbür şahit de;“Evet aynen öyledir, hatta ben tamburanın beş teli olduğunu bile biliyorum.” der.
Şahitlerin anlattıklarını duyan şikâyetçi ifadelere itiraz edince, Kadı Efendi sebebini sorar.
Bu defa şikâyetçi adam; “Kadı Efendi, şahitlerden birisi düğünlerin köçeği, birisi şarkıcısı, birisi de …”
deyince Kadı adamın sözünü keser ve; “Be adam! Böyle bir davada bunlardan daha iyi bir şahit bulunabilir mi?” deyiverir.

Hali halden, hali yoldan. Yol bozuksa ne anlasın halden. Kimine elden. Kimine dilden.
Bir başkadır hal bilen. Uğraşır çözer düğümleri birden. Zarar gelmez inançlı alimden.
Sevgiden geçer yolu iyiliğin. Değişir değişmez deme en iyi bildiğin.Yaşam en büyük şahidin.
Yanılma, doğruyu eğride bilirsin. Doğrultayım derken sende eğrilirsin. Sen, sende gizlisin.
Marifeti kendinden bilirsin. Marifetli olanı nereden tanırsın? Yaşamda herkes gibi bir nefessin.

Çok söyleme saç gibi bükülüyor. Büküldükçe yerinden sökülüyor. Eskimişse yapı kendinide tartmıyor.
El açmış yalvarıyor. Çağ değişti diyor uyarıyor. Kim nerede, kimlerle yürüyor? Bakta gör diyor.
Sorma hiç bilmeyene bilmiyor. Zorlama üstüne hiç almıyor. İçinde kanlar kaynıyor. Hala anlamıyor.
Organlarımız vücutta bir bütün, birlikte yürüyor. Biri acı çekince, diğeri hissediyor. Ağrıyor. Ağlıyor.
Birbirinden çare arıyor. Her şeye akıl yetişiyor. Beyin sağlamsa her yerde doğruları buluyor.

Güven Gürbüz

06 Eylül 2024

Şebinkarahisar / Ankara

BİLMEKTE BİLDİRMEKTE


BİLMEKTE BİLDİRMEKTE

Yabancı gelir bize görmediğimiz. Şaşkınlık yaratır bazen bilmediğimiz.
Her nere varsak vardır öğreneceğimiz. Her biri bir yerlerde bizimde beklediğimiz.
Uzun olur bazen kısa mesafelerimiz. Aklımıza eserse kalmaz yollar arşınlamadığımız.
Yanlışı istemeyiz. Yanlış yapmamayı hep düşünürüz. Velakin neredeyiz iyi bilmeliyiz.
Her bir dağın farklı rüzgarıyız. Havanın durumuna göre değişir çoğu zaman yönümüz.

İyi düşünmeli her nere yolumuz. Belli olur gittiğimiz izimiz. Zaten hep misafir değilmiyiz?
Her bir köşeden, her birimiz. Fark etmez memleketin neresindeniz.Kendimizedir önce yabancılığımız.
Oturaklı olmalı deriz düşüncemiz. Düşününce çokta gerilmemeliyiz. Vardır elbet bir gidişimiz.
Kundaktan beşiğe yerdeyiz. Sürüne sürüne evin bir köşesindeyiz. Sonra emeklememiz. Yürümemiz. Koşmamız.
Dayanamayınca yorgunuz. Kesilir bazen soluğumuz. Kalmazsa takatımız. Hoca Nasrettine sormalıyız.

Buralı Birine Soruver

Bir gün Nasreddin Hoca’nın yolu, daha önce hiç geçmediği bir köye düşer.
Hoca’yı gören bir köylü; “Efendi, Hoca’ya benziyorsun. Sen bilirsin, bugün günlerden ne?”
Keyfi yerinde olmayan Hoca, köylüyü süzdükten sonra; “Ben köyünüzün yabancısıyım.
Ne bileyim sizin gününüzü? Sen buralı birine soruver.” deyiverir.

Değişir her bir yerin havası. Gelin kızlara yakılır kınası. Memleketin süsü.
Heybetlidir kiminin kalesi. Bitmez tırmanmakla tepenin arkası. Memleketi seyretmesi.
İçilir çoğu yerin kahvesi. Kahvede kara değil mi der kimisi. Ekis ederse de birisi.
Ömür biter de bitesi. Bekleme olmaz yolların bitmesi. Her birinin sesi kendisi.
Eksikse keyfinden bir heçesi. Sözün yakındır bitmesi. Başından savmaktır en iyisi.

Çok sormayın her gelene. Dokundurmayın güle, dikene. Sorulmaz sonra eline batana.
Dağılırız gideriz her bir yana. Sor bakalım cancağız komşuna. Anlatsın çevresini sana.
Uzaklara varırız bir baksana. Oturupta bir fıkra anlatsana. Ne fikirler gelir fikrine.
Güler mi, ağlarlar mı, yabancılığına. Bir anlamda veremezsen ya sorulan sorularına.
En iyisimi çekilmesini bil köşene. Yanıtını bırak havale ettiğine. Fazlada düşünme.

24 Ağustos 2024

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara

YAKIŞTIRMAZ KENDİNE ZARARI BENDİNE


YAKIŞTIRMAZ KENDİNE ZARARI BENDİNE

Göz dikerler. Büyük, küçük, demezler. Yaşamın içerisindeler. Kendini kendinden bilmezler.
Toprağın altıda, üstüde, bir derler. Eşer, deşer, keser, biçer, alır, kaçar. Görünmezler.
Götürürler bizden birer, birer. Zaman ne kadar da dar. Göz açıp kapayıncaya kadar. Manidar.
Islanınca topraklar. Yeryüzüne çıkan solucanlar. Yem arar uçuşan kuşlar. Umursamazlar.
Isınınca toprak. Yeryüzüne çıkar mantarlar. Kim bilir hangi ağacın gölgesinde seni bulurlar?

Bizi bizden çalanlar. Çantada keklik gibi görenler. Uykumuzu bölerler. Nerelere dalarlar?
Yaşamımızdan çalanlar. Kendilerine paye çıkaranlar. Bilmezler ki peşinizden koşar uyananlar.
Söz geçer mi arsızlar. Her yerde ipsizler, sapsızlar. Karşımızda dursalar. Utanmazlar.
Edeple oluşur hayalar. Ar ile olgunlaşır damarlar. Utanma nedir bilmez karşısında da dursalar.
Hoca Nasrettin bir zamanlar. Yaşayıp, görüp anlatmışlar. Zaman geçsede değişmez arsızlar.

Buraya Yeni Taşındığımızı Sanıyordum

Hoca ile hanımı bir gece yataklarında mışıl mışıl uyurlarken evlerine hırsız girer.
Usta hırsızın, onlar uyurlarken evde bulduğu değerli eşyaları bir çuvala doldurup
kapıdan çıkacağı sırada Hoca Efendi uyanır. Bir bakar ki hırsız eşyalarını çuvala doldurmuş götürmektedir.
Alelacele kalkan Hoca epeyce bir süre hırsızı takip ettikten sonra ikisi birlikte bir eve girerler.
Bu ev de hırsızın evidir. Karşısında Hoca’yı gören hırsız heyecanlı bir şekilde;
“Hoca Efendi, benim evimde senin ne işin var? Burası benim evim, haydi var git işine!”
der.Hoca, hırsızın pişkinliğine aldırmadan cevabını yapıştırır:
“Be adam ne kızıyorsun? Senin sırtındakiler bizim evin eşyaları değil mi?
Ben de buraya yeni taşındığımızı sanıyordum!”

Akarsu gibidir yaşam. İlk doğduğundaki ihtişam. Üstüne yakışır, giyim, kuşam.
Bir dursam der, bir aksam. Akan derelerle çoğalsam. Irmaklara, göllere, karışsam.
Taştığımda ağaçlar altında gölgem. Yağmurlarla rengime renk katsam. Denizlere de ulaşsam.
Bitmez arzunun pençesinde ki gizem. Açıldıkça açılsam. En güzel yerlerinde çözülsem.
Nedir ki hiç bilmesem keder, elem? Toprağa can verdiğimde her defasında ot olsam. Bir tutam.

Yaşarken anlarız iyileri, kötüleri. Yol yürürken biliriz dağları, tepeleri. Esen rüzgarları.
Bir kelebek gibi ömür diyenleri. Sivri sinek gibi kanımızı emenleri. Doğada hastalık saçanları.
Hakkımız hak olsun,görmeli hak edenleri. Baş tacı etmeli hakkı, hukuku, koruyanları. Yaz bunları.
Sevgi ile çoğaltmalı en güzel anlayışları. Yaz gelince unutmamalı karakışları. Hatırlat onları.
Biz yaşadık öğrendik bilmeleri. Kolay gelir hoş söz ile örmeleri. Çoğaltmalı güzel örnekleri.

Güven Gürbüz

18 Ağustos 2024

Şebinkarahisar / Ankara