– HAVUZLU BAĞ –

SON ÇEYREKTE

KAZANIM İÇİN ÇALIŞMA – 1

“Hayata gözlerimizi ilk açtığımızda ihtiyaçlarımızı gideren bir ailemiz vardı. Yaşam periyodik gelişim sürecimizde bizlere kazanımların elde edilmesinde çalışmanın, üretmenin, fiziksel ve düşünsel hareketlerle olabileceğini öğretti.

Beyinsel güç, fiziksel güç birbirini tamamlayan iki temel ana unsur olarak gözlerimizde canlanırken, yetişme tarzı, eğitim,öğretim, kültürel, toplumsal etkiler, maddi ve manevi unsurlar hepsi birleşerek bizi bir yerlere taşıyacaktı.

Tecrübe ise en zor kazanım olarak bize son çeyrekte elimizde kalacak bir değer olarak bizimle birlikte de ebediyete intikal edecek. Bu değerin nereler de, nasıl, kimler için önem arz edip etmediği ise bize yolun sonunda sorulacak ve yanıt bulacak veya bulmayacaktı.

1960 ların son yıllarında, Şimdiki portakal çiçeği vadisinde derme çatma gecekondularda yaşayan halkın bir çoğunun elektrik ve su sorunları vardı. Evlerde gaz lambasının altında ders yaparken hayallerimiz dahi yeni gelişmekteydi. Çocukluğun en güzel yanı küçük faydalarımızdan, büyük mutlulukların başladığını anlamakla başladı. Mahallenin büyüklerinin yanında çoluk çocuk hep birlikte evlerimize boyutlarımız ölçüsünde su tedarikçisi olma arzumuz, şen şakrak, güle oynaya, havuzlu bağın yolunu tutmak, ilk büyük heyecanlarımdan olmuştu.

Havuzlu bağ adı verilen bir pınar akardı. Bu pınar Başkentin Çankaya’sı nın Dikmen vadisine inen yüzünde yer almaktaydı. Hatırladığım kadarıyla, dört koldan, kol kalınlığı, buz deryası sular şarıl, şarıl akardı. Çocukken bize anlatılan, Atatürk’ün buraya atını sulamak için geldiği yönündeydi. Katırlarla, eşeklerle, merkeplerle, su satıcıları evlere su götürür, mahalle aralarından sesleri yankılanırdı. ” Suciiiiiiiii….” para ile satın alınırdı.

Çocukluğumda ilk defa Havuzlu bağı gördüğümde hayran kalmıştım. Sırayla herkes kablarının boyutuna göre sularını doldururken, benim taşımaya gücümün ancak yeteceği kadar minicik bir bidon anında dolmuştu bile. Kapağını sıkıca kapatarak dökmeden eve götürebilmenin telaşındaydım. Kadınlar bir yandan tokaçlarla halı kilimleri bir tarafta yıkarken, katırlara ve eşeklere metalik büyük su bidonları yükleniyor, çocuklar pür neşe sevinç saçıyordu. Öğlen vakti yanımızda getirdiğimiz yiyecekleri bir kenarda, ağaçların altında, toplu halde paylaşırken, zengin bir yer sofrasının tadını da tadıyorduk.

Evin yolunu tuttuğumuzda bir hayli yorulacağımı bilsemde, eve su götürmenin dayanılmaz hazzını da tadacağımdan mutlu ve gururluydum. Yol boyunca yapılan şakalarla sularını yere dökenler, birbirini ıslatanlar, yorulup geride kalanlar, birbirine destek olanlar, ağlayanlar, sızlayanlar.. Eve vardığımda Annem rahmetli her ne kadar da güvenilir büyüklerle havuzlubağa gittiğimi bilsede merakta kalmamış değildi. Akşam havuzlubağın suyundan ancak bir demlik çay pişirebilmiş olsada, o çayın verdiği tad, küçük bir çocuğun getirdiği büyük bir mutluluk kaynağıydı.” Aman benim oğlumda büyümüşte…su getirmişte.., aman, aman..çayını içeceğizde.” diye severdi.

Kazanım böyle bir şeydi. İlk kazanımımdı. Süresi ve ölçütü değildi önemi yüksek olan, verdiği mutluluk, sevilme, övülme, takdir, vs..adına ne derseniz deyin oydu işte.

1953 yılında Şebinkarahisar’dan, bir kütük kamyonunun sırtında Başkente göçen gurbetçilerden sadece bir tanesi olan babamın, gençlik yıllarının, ( dünyada sadece üç ay yaşamda kalan rahmetli abim Tuncay’dan sonra) ikinci meyvesi olan ben’in bir anısı olarak zihmimde kalanlardı bu satırlar.

Vadiden akan açık kanalizasyon deresinin kokusu yok şimdilerde. Annem rahmetlinin hasta olduğunda evimize yağan yemeklerin sahibi komşularımızın en güzel paylaşımcılıkları. Kıyametlerin koptuğu sahnelerin ardından birbirleri ile barıştırılan, sarmaş dolaş yaptırılan dostlukların sahipleri, bir çoğu şimdilerde hayatta olmasalarda, maddi yokluğun içindeki manevi zenginlerin dünyasında kazanımların ne demek olduğunu öğrenmiştik.

Tenekeci Halime abla, Arnavut Fikriye teyze, otobüs biletçisi, Kamil bakkal, Annesi ölen Kenan, vs..vs..vs..

Tarihin derinliklerinde kalan onlarca anıların arasında;

İpek böceklerimiydik? dut yaprakları.
Zamanı tüketerek ördüğümüz ilmeklerin arasında kaybolduk.
Nani nerede kaldı? desekte, kaybolmuştu ördüğümüz ipekten örtümüz.
Dokular değişsede, kokular burnumuzda.
Her nefes alışımızda zaman acele ediyor gitmek için.
Nefesimiz kadar tutamadığımız zaman, hediyesini yüreğimize hapsetti.

Bir yazının içerisinden ifade ettiği anlamı, şimdilerde çoğu küçümsese de, kazanımdan bahisle söz konusu olan değerlerin doğuş çizgisinin nerelere uzadığı ve bırakacağı izlerdir.

Bizler kazanımın; Mutluluğunun salt maddiyattan değil, paylaşımcılıktan ve onun verdiği sevgi ve mutluluğun ne anlam içerdiğini, ruhsal dünyamızın zenginliğine ne kattığını, ruhsal anlamda da mutlu kalmayı nasıl başardığımızın, canlı sahnelerini, bir sinema şeriti gibi yaşadık.

Son çeyrekte; kazanımlar anlamında anılarla dolu yılları yad edeceğim.

Sevgiyle kalın.

27 Mart 2021

Güven Gürbüz – Ankara

DEĞERLERİMİZ..

DEĞERLERİMİZ..

“Geçmişten günümüze bir çok değerlerin kendi içinde kendi kendini yok ettiklerini düşünsekte, aynanın arka yüzünü çevirdiğimizde, her birimizin ne kadar negatif ve pozitif etklilerinin de olduğunu göz ardı etmemek gerekir.

Sahip olduğumuz değerlerimiz, memleketimizin gelişiminin önünde koşan büyük adımlar atan sporcular misalidir. Onları değerli kılacak, yüreklendirecek, platformlarda önde tutacak, bizlerin verdiği değer ve önemle çok alakalıdır.

Yaşam döngüsü içerisinde dünyamız açık hava satış pazarı. Bu pazarda nasıl ki ülkeler kendilerini ürünleriyle pazarlama yarışında, kalitede, sağlamlıkta, güvenirlilikte pazarlamaya çalışsalarda, bizlerinde bu pazarda yer aldığımızı unutmamak gerek.

Kendi terazisini kendisine göre ayarlayan satıcı olmaması gerekse de, satıcıların da birer alıcısı olduğunu unutmamak gerek. Boşuna söylememiş atalarımız ” Her kelin bir kör alıcısı bulunur..” diye

Değerlere sahip çıkarken; bulunan makam, mevki, imkan, fırsat, olanak vs..her ne kadar çokta önemli olmasada, içten bir gülüş, candan yaklaşım, sempatik, düşünceli, anlayışlı vs.. olmakta kişilikler babında bir çok anlamları içerisinde barındıracaktır. Keza bir çok kapının açılmasının önünde yatan en büyük gerçekte kişilikli örnek bireyler olmaktan geçiyor.

Günümüz şartlarında, hayatın hengamesinde, denizde çırpınan balıklar gibi bir oraya, bir buraya savrulsakta ve yine acı gerçeklere baktığımızda büyük balığın, küçük balığı yuttuğunu görsekte, umutlarımızı tüketmemek zorundayız.

Memleketin gelişmişliğinde geçmişten günümüze gelene kadar, ağır aksak yürüyen bir deve misali yol alırken, kaç yıl geriden geldiğimizi, nüfusu atırmaya çalışırken, etmenlerin ne kadar gözden uzak tutulduğunu, genelden, özele akışın ne kadar adilane ve hakkıyla olduğunu anlatmaya gerek yok.

Yöneticilerimizi seçerken dahi göz önüne aldığımız kriterlerin bizler için ne anlam ifade ettiğini dahi bilmekten aciz hale düşmemeliyiz, düşersek, sonuçlarından da doğacak imkanlardan da, fırsatlardan, şartlardan, koşullardan da o kadar söz etmeye hakkımız olacak. Büyüklerimizin sözlerinde olduğu gibi ; ” İğneyi kendimize çuvaldızı başkasına “

Geçmişe takılıp kalmak geleceği kaçırmak olmamalıdır. Geleceği yakalamak için bu günden tezi yok, durmadan, oyalanmadan, afallamadan, sendelemeden koşar adımlarla yol almak zorundayız. Bizleri yönetenleri teşvik etmek, motivasyonuna katkı sağlamak, el ele vermek, birlikte koşmak, araştırmak, sormak, sonuçları paylaşmak, yeri geldiğinde eleştirmek, yeri geldiğinde övmek, eksikliklerini, noksanlarını, hatalarını, kırmadan, incitmeden yazmak, çizmek, kısacası paylaşımcı olmakta gerek.

Değerlerimiz adı altında açılan parantezin içine aklımıza gelemeyecek kadar bir çok unsurlarında girdiğini unutmamak gerek.

Atalarımız kişilik unsurlarından bahisle bir çok tabirler geliştirmişler. ” Burnuyla su içmek ” gibi, kendisine hiç bir söz söylenmesine müsade etmediği gibi, “Tepeden bakmak” tabiride bu söz ile eş anlamlı olmakta. Böyle bireylerden yönetici olmayacağı gibi değerlerimizide kaybetmeye başlarız. Bulunduğu makam, mevki, imkan, fırsat, olanak, vs,vs..verdiği güç her ne kadar onları bu hale getirmişse bile, yine atalarımız bunada bir yanıt bulmuşlar “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır..” çözüm yine insan davranışlarını, çözümsel sonuçlara taşımakta bitiyor.

Değerlerimiz geleceğin kaldırım taşları, taşlar yerinden oynadığında yeri belli olur. Her biri ne kadar önemli olsada, değerini bilecek, yeni değerler üretecek, yaşatacak, koruyacak, kollayacak, sahiplenecekler de bizleriz.

Değerlerimizi değerli kılan dostlara,

Sevgi ve muhabetle,

22 Mart 2021

AYNI TAS, AYNI HAMAM.

AYNI TAS, AYNI HAMAM.

” Mevsimlerin haftalık, havanın günlük, insanların anlık değiştiği zamanımızın, memleketin üzerinde estiği ya da esemediği rüzgarların, neyi değiştirdiği, neyi değiştiremediği, üzerine ne koyduğu, koyamadığı, neleri aldığı.

Nesillerle birlikte nereden nereye geldiği veya gelemediği gözler önünde uzayıp gittikçe;

etrafınıza şöyle bir baktığınızda hep bir ağızdan;

“ESKİ TAS, ESKİ HAMAM” diyenlerde çıkacaktır.

Okuduğumuza, yazdığımıza, çizdiğimize baktığımızda, ne kadar çok yazamadığımızı, ne kadar çok okuyanın olmadığını, her birinin bir noktaya kayıp, o noktalarda sabit kaldığını, başını dahi çevirmeye takati kalmamışların, nerelerde bir araya gelip ” Körler sağırlar, birbirini ağırlar ” sözünü çağrıştırdığını gördükçe ne demek gerek;

” Aynı tas, aynı hamam ” sözü, diyenleri haklı çıkarabilir.

İçi boş birliktelikler, içi boş ağırlamalar, içi boş haberler, içi boş reklamlar, içi boş sözler, bakışlar, çaresizlikler, üretgensizlikler, aynı kafalar, hep başını sallarlar. İstikamet aynı, yol aynı, çizgi bir. Olursa..

Çağ ise hızlı adımlarla koşarken,

Çağlayanın önü kesilmiş. Suların bağ, bahçe, verimli tarlalara akması gerektiği yerde, denize akar olmuş. Topraklar atıllıktan çoraklaşırken, heyelanlar ise almış başını gitmiş.

Çarenin çarelerini düşünmek bir yana, çaresizlik çaremiz diyenlerde türemiş ise..

Ne kadar iç yakıcı bir kelime devamında gelen ” DEVAM “

“Aynı tas, aynı hamam, devam” yerine, “Tasımız gümüşten, hamamımız lüküsten ” diyebilirdik de. :)

Darwin, meşhur bir şekilde şöyle demiştir: “Ne en güçlü olan tür hayatta kalır, ne de en zeki olan… Değişime en çok adapte olabilendir, hayatta kalan!”

Belki de bu söz ile bir çok bilinmezlere işaret fişeğini çaksada, gelişime muhtaçlıktan olsa gerek, ‘ Fişeğin nerelerde, nasıl çakıldığını, nereleri aydınlattığını, nereleri de kararttığını artık görebilmekte lazım.’

Diyenlerimizde çıkacaktır.

Tarihin derinliklerinden gelen eserlerimiz hayatta değiller. Zoraki canlandırılmaya çalışılsa da kifayetsiz kalmış.

Tarihin izlerini taşıyan mezartaşları bile yok edilmiş.

Hitabeler, yazıtlar, hisarlar, burçlar, sarnıçlar, alet, edavat, yapılar, binalar, çeşmeler, konaklar, hanlar, hamamlar, dini temalar, ibadethaneler,vs, vs,vs..Kültür mirası en güzel eserler..

Değişime adapte olabilmek yıllara nazır bir durum;

Yıllar boşa akan ırmaklar misali silip süpürüp giderken, İcracı mercilerde sefa sürmek yerine, cefa çekene el uzatıp, taş üstüne taş koymak gerekirken,

‘Rabbena!…Hep bana..’

demek yerine, yenilere yer açmak, yeni fikirlere açık olmak varken, aynı zihniyetin ürünlerinin köşe başını tutması yerine,

Yeni zihniyetlerin önünün açılması, hayatta kalanlarında bir başarısı olabilirdi.

Fikirleri öldürmeyin. Konuşanları susturmayın. Horlamayın. Hakir görmeyin. Hep ben bilirim demeyin..

Değişimi önce zihninizde olgunlaştırarak başlayın.

Zihinde olgunlaşmadan başlayan fikirle başlanılan her işte, doğmamış çocuğa elbise biçmekten öteye geçemezsiniz. Zihnin algılayamadığı her işte geri kalmışlığın izini sürmeye devam edersiniz. Oysaki medeniyet çağın gelişimine bağlı adaptasyon sürecine yerinde ve zamanında adapte olmakla başlıyor.

Mecazi anlamda, hayatta kalmak demek;

Çağın nimetlerinden her toplum ve bireyleri gibi yerinde ve zamanında yararlanmayı ifade etmektir. Bir çok medeniyetlerin gerisinde kalmak demek, çağa ayak uyduramamanın bir gereği olarak ortaya çıksada, temel olan insan ve o insanları yönetenlerinde tasarufundadır.

Toplumları oluşturan insan, hakkaniyetler çerçevesinde, hak ettiği yerde, hakettiğini almalı. Haketmeyenlerin neden haketmedikleri de sorgulanmalıdır. Zihnimizdeki adalet kavramı ölçüsü hakkaniyet ve eşitlik ise bu yolda ilerlemek, çağa ayak uyduran, eserleriyle, yapıtlarıyla, doğal varlıklarıyla, toplum yapısı ile dimdik hayatta kalabilmek olmalıdır.

Düşünce yelpazesi geniş tüm dostlara, dostluklara..

Selam olsun..

07 Mart 2021

Güven Gürbüz / Ankara