Sormadıklarımız

SORMADIKLARIMIZ

Kırlangıçların çığlıkları, pür telaş içinde, kaplarken gökyüzünü.
Bir fırtına kopar içinde, hatırlatırmı aceleciliklerini?
“Nereye?” der gibi sorar mı bilmem, ince ve tiz tırmalamalarını.
Karanlık çökerken şehire, seyreyle el ayağın çekilmelerini.

Bırak aksın der gibi geçen zamana da, kırık çerçeveli saatin.
Kendinden geçmişti, kimbilir? hangi gün düşmüştü yenikliğine vaktin?
Aramızdan akan derelerin sessizken dili, ne zaman aktı selin?
Sözcüklere boğulurdu dilin, kısıldı mı? Neden çıkmaz oldu sesin?

Papağanlar daldan, dala, konup göçerler, Söyledikleri aynı sözler.
“Birbirine bilmem niye arkasını dönmüş” der, sorar. “Nereden bilmiş?”
Mahallemizdeki yarışan envayi çeşit kuş. Bu gece neden sarhoş?
Belli ki söylemez dünden kalanlar, çok şeyleri kimlere anlatmışlar?

Ağaçlar dünden de yine mahsun. İklimlerin tutarsızlığına suskun.
Rüzgar kime küsmüş bilmem, dallarını oynatmıyor. Sakin, durgun, yorgun.
Yapraklar birer, birer, dökülüyor yerlere. Dalları kaplarken hüzün.
Sesleri duyuluyor bak, yavaş, yavaş, ıslaklığında adını güzün.

Doğanın bildiği, anlattıkları, gözümüzün gördükleri, değilmi?
Ya sihirbazın sakladıkları? fark edilmeyen yanılsamalarımı?
Yaşamın içindeki ve doğanın sezgisini, birleştirebildik mi?
Güven de sorar kendi kendine; “yanlış yerde, yalnış kelimeler” der mi?

16 Temmuz 2025
Güven Gürbüz
Şebinkarahisar -Ankara

KİMİNİN KİMİNE

KİMİNİN KİMİNE

İpek iplikten köprü kurulur, incecikten gönüle.
Kimi tuta, kimi kopara, kimi geçe, kimi kala.
Bir hayalden bir hayale, kimi ağlaya, kimi güle.
Kapılma hiç esen yele, düşürür ya dile, ya dala.

Çok söyleme derdini, derdi pınar yapıp akıtırlar.
Kimi alır satar, kimi atar tutar, hiç görünmezler.
Sermaye kimine neler, neler, her birinde kar güder.
Kimi dolu küpünü yok der, kimi aç bırakır, tok der.

Yalan dünya dedikleri, kulpu yok, kopmuş kızgın tava.
Bilmezsin. Kimini üstte tuta, kimini baştan sava.
Kiminin attığı hava, getirmez kimini hiç tava.
Kiminin sürdüğü sefa, kime cefa, hepsi bir hava.

Aldanma, kadir bileni her nerede, zordur bulması.
Kimine olgundur meyvası, tez gelir sonra arkası.
Kiminin kalındır ensesi, makbulu boynun incesi.
Kiminin güvencesi, kiminin de tez elden kopası.

Hazıra dağ dayanmaz derler, azar, azar, tüketesin.
Kimi varlığın, kimine yokluğun, açlığın, tokluğun.
Kimi har vurup harman savuran, kimi durup düşünen.
Güven der bilesin, tez gelir sonra arkası yarının.

Güven Gürbüz
05 Temmuz 2025
Şebinkarahisar – Ankara

Yazılacak hikayeler

 

Yazılacak hikayeler

Açmamışsa henüz çiçeğini tomurcuk.
Havanın, suyun, rüzgarın, sözü vardır.
Ne zaman ki zaman, emri vaki bulacak.
Son sözü yine, yaratanımız söyleyecek.
Zaman içindeki zaman, vermez aman.
Çiçeğe de ömür biçecek, bir zaman.
Mevsimler, ya kararsız kalırsa.
Bulutlar, ya da yolunu şaşırırsa.
Kim bilir? Ortalık nasıl da karışacak?
Bir küçük hikaye, işte böyle yazılacak.

Dalındaki meyvası ağır geldiğinde ağacın.
Nasıl ki eğiyorsa boynunu yana.
Meyva düşecek yere.
Kim bula? kim göre?
Yenilerden yenilere.
Hepsi dağılacak bir yerlere.
Tomurcuk, tohum, fidan.
Doğa ananın namını sürdürecek.
Bağlar, bahçeler, bostanlar,
Her mevsim başka, başka.
Hikayeler yazacaklar.

Bizlerin hikayesini zaman.
Yaşadıklarımızla, gördüklerimizle,
Mazimize yazacak.
Kimi hatırlayacak, kimi unutacak.
Bizi değiştiren zaman.
Sonradan geleceklere yaşattıklarıyla.,
Başka, başka, hikayeler yazdıracak.

Kaybolan anılar değil sadece.
Topyekün bir gün tüm hikayeler son bulacak.
Bazen erken, bazen geç.
Farkına vardığımız gerçek.
Yaş kemale erdiğinde.
Kendini gösterecek.

Güven Gürbüz
03 Temmuz 2025
Şebinkarahisar – Ankara

 

 

 

 

 

 

 

 

GEÇENDEN GEÇMİŞTEN

 

 

Güven Gürbüz yazdı :

GEÇENDEN GEÇMİŞTEN

Bir sen mi garip kaldın? Bir ben mi? Anadan, babadan, yetim.
Geldik dünyaya gelmesine, bitmez yoksulluk, büklüm, büklüm.
Sorma hiç. Şimdikinden daha da zordu o zamanlar geçim.
Yoksulluk, gözü çıksın derler, çare olmuyordu hiç seçim.

Ne tez büyüdük? Büyüdükçe biz. Neler gördük? Görmeseydik.
Sokak karıştı. Mahalle ayrıştı. Kardeş kardeşe terstik.
Sağ, sol, dediler şaşıttırıldık. Gençliğimizi unuttuk.
Ömrümüzü verdik. Bakakaldık. Geçim davasına düştük.

Kendimize de yettik. Yemedik, içmedik, ayakta kaldık.
Evlendik. Yuva kurduk. Çocuklar oldu. Katlandık. Büyüttük.
Bizler okuyamadık. Onlar okusunlar dedik. Okuttuk.
“Hangi masaldı?” dediler. Kendimize de anlatamadık.

Çalıştık, didindik. Hep katlandık. Ekmek davasıdır dedik.
Dostlarımızca terk edildik. Kapı önüne oturtulduk.
Sazın telleri gibiydik. Titrektik. Nağmeleri titrettik.
Aynı şeylerdi hep söyledik, durduk. İçimizde kaybolduk.

Aç kalırsa, yorgun düşerse, bitkinse koşmaz dört nala at.
Sahibine göre kişner at. Arama kimsede kabahat.
Ne taht, ne saltanat. Sebebe sebepleri kat. Bilinmez baht.
İnsanı insana değişen zat. Adı çıkar ve menfaat.

Bakış. Baktığımız aynanın kırık çerçevesinde gizli.
Asılı bıraktık. Biz bulamadık. Bulursak saklamalı.
Saçlarımız döküldü. Kimimiz kel kaldı. Yalan olmalı.
Bir geceyi, bir gündüze de, bilmem ki nasıl anlatmalı?

Kapanır gözlerimiz. Kısa ve öz olsun son sözlerimiz.
Dizlerimiz. Uzanan ellerimiz. Nicedir hallerimiz?
Gönülde kaldı hep sızılarımız. Tutmazsa bir yanımız.
Yaştan değilse de, baştan, bakıştan, delikanlılıktayız.

Güven Gürbüz
10 Haziran 2025
Şebinkarahisar / Ankara

ÇOCUKTUK BÜYÜDÜK

ÇOCUKTUK BÜYÜDÜK

Gecekondular vardı, şimdiki portakal çiçeğinde.
Bacalardan tüten isli duman, kaplardı sokağında.
Kokarca dere kokardı, mahallenin orta yerinde.
Etrafını ışıtan, gaz lambasının loş ışığıydı.

Talih, kader, kısmet, beş kuruş der, gezerdi şans dağıtan.
İçinde ne yoktu ki, tarağı, cımbızı, aynasından.
Çoçukluğumun güzel tepe mahalesiydi, hep mahsun.
Sokağın içinde, sanki hala kulağımda uğultun.

Karga misali üşüşürlerdi, bohçacının başına.
Kim ne alacak, merak ederlerdi çeyiz sandığına.
Mektup yazdırırlardı, bekar genç kızlar yavuklusuna.
Yaz gelince otobüsler dolar, gurbetten, sılasına.

Havuzlu bağı derlerdi, Çankaya’nın akan pınarı.
Eşeklerin sırtında su taşırdı su satıcıları.
Mahalleli toplanıp gidilen, bize piknik yerleri.
Akar suda, kilimlere vurulan, tok, tokaç sesleri.

Bilmem hangisini tutsam, anlatsam, sorar birileri.
At sırtında geçiş yaparlardı muhafız alayları.
Köşke yakın yerlerdeydi, göz alıcı sefaretleri.
Zenginlerin muhitleri, kaplardı lüx daireleri.

Ayrancı beşinci durakta, açık havada sinema.
Mahalleli yolda, cümbür cemaat bir başka akşama.
Seyrettiğimiz türk filmiydi. En çok hüzün dolu drama.
Gece vakti ıslanırdı mendiller, gel de sen ağlama.

Dikmenin sırtları kıvrılır giderdi yokuşmu, yokuş.
Kömür yakılırdı sobaların da gelince karakış.
Karanlık çöker sokağa, başlar misafirliğe gidiş.
Hoş, sohbet, muhabbet, kestane kebap, çerez, meyva,ne hoş.

Pazar kurulurdu her hafta, haydi derdik iş başına.
Tornetlerimiz vardı, işe yarar, yük taşımasına.
Testilerimiz de sular, buz gibi soğuk su içene.
Çalışır kazanırdık hep, okul haşlığı parasına.

Yıldız mahallesi derler, her evin önünde bahçesi.
Tek katlı, müstakil, bahçeli, güzeldi her bir çehresi.
Ramazan ayında eksik olmaz, duyulur davul sesi.
Sahurda aydınlanırdı, mahallemiz gece yarısı.

Trene binerdik. Hayvanat bahçesine de giderdik.
Gençlik parkı derdik. Buluşurduk. Gülerdik, eğlenirdik.
Piknik derdik. Salıngaç kurar, birbirimizi sallardık.
Uzun eşşek, saklambaç, körebe, oyunları oynardık.

Ne çabuk geçti zaman anlamadık. Biz mi kandırıldık?
Göstermedik hiçte kendimize. Koynumuzda sakladık.
Renkli, renkliydi, misketler vardı. Nerelerde kaybettik?
Resmettik. Boyadığımız kalemlerimizdi. Yok ettik.


Güven Gürbüz
08 Haziran 2025
Şebinkarahisar – Ankara