KARIŞMIŞ NASIL DA AYRIŞMIŞ?

KARIŞMIŞ NASIL DA AYRIŞMIŞ?

Kavgalarımız vardır kavga olduğunu bilmediğimiz. İçerisinde kaybolup gittiğimiz.
Suskunluğumuzun içerisinde yanıp sönen yangınlarımız. Yoktur çoğu zaman söndüreceklerimiz.
Her birimiz bir yanda sessiz çığlıklarımız. Arşa değerde duymaz sağır kalır kulaklarımız.
Kaybolur gider karanlık çökünce ışığımız. Nerede kaldı der ararız bizim gündüzümüz.
Yalan söyler vakti dolana kadar yıldızlarımız. Şekilden şekile girer gökyüzünde ayımız.

Gölün içinde yüzen bizden ayaklarımız. Salladıkça çalkalanır berrak sularımız.
Koşu gelin dediğimiz sırnaşık arkadaşlarımız. Onlarla dönmez mi çoğu zaman başımız?
Bir sevdadır bizim özlem duyduğumuz dostlarımız. Koşar gelir diye yollarına baktığımız.
İçimizdeki en son karışıklığımız. Sesimizi yükseltiren değilmidir en çok muzib olanımız?
Bizimle bütünleştiğinde acımız. Ayrışı verir, çözülür bağlar, işte o bizim ayaklarımız.

Hoca Nasrettine denk geldi. Karışmış nasıl olduda ayrıştı?

Hocam! Ayaklarımız Karıştı

Sıcak bir yaz gününde serinlemek için ayaklarını Akşehir Gölü’ne sokan çocuklar
bir süre sonra ‘ayaklarımız karıştı’ diye kavga etmeye başlarlar.
Hatta en küçük çocuk; ‘ayaklarımı kaybettim’ diye ağlamaya başlar.
O sırada oradan geçmekte olan Nasreddin Hoca, gürültünün olduğu tarafa doğru yönelir ve;
“Çocuklar, hayırdır, nedir bu gürültü?” diye sorar. İçlerinden biri;
“Hocam, Hocam, ayaklarımız karıştı, bunları nasıl ayıracağız?” der ve ardından ağlamaya başlar.
Bunun üzerine Hoca;“Çocuklarım, ağlamayın, ben şimdi sizin ayaklarınızı bulurum.” der
ve hemen ardından bastonunu suya daldırır. Sonra da çocukların ayaklarına vurmaya başlar.
Ayakları acıyan çocuklar da “Buldum” diyerek ayaklarını dışarıya çıkarırlar.
Dayağın korkusuyla diğer çocuklar da ayaklarını sudan çıkarınca
Hoca, sıkıntıyı çözmüş olmanın verdiği keyifle yoluna devam eder.

Kimlerin nasıl çözdüğünden değildir yakınmamız. Dostların vefasızlığındandır yakınmamız.
Uzun veya kısadan değildir ayaklarımızı uzatmamız. Yorgana göremidir diye düşünmemiz.
Kimine zor, kimine kolay geçinmelerimiz. Geçimsizliklerden değilmidir en çok şikayetlerimiz?
Bir ışık huzmesi gibi karanlığa düşmemiz. Her ne tarafa baksak belli değil çıkmaz yolumuz.
Kimbilir nelerle dolu sağımız, solumuz. Aradığımız her zaman orta bir yol bulanımız.

Hayat yolunda geçti nice yolcular. Her nerelerde verildi ise verildi molalar.
Önünde uzuun bir yol bulunanlar. Yola çıkmadan önce iyi düşünmeliler.
Yolun sonu görünüyor diyenler. Yoldan geçtiklerini, gördüklerini iyi anlatmalılar.
Duran düşünür. Giden bilir. Gidene soran öğrenir. Doğru yol bellenir.
Her kim ki yoldan seslenir. Yol, iz, bilmeyen gizlenir. Yol aynı olsada yoldakiler değişir.

Karışır bazen hiç ummadıkların. Benzettiklerin hep olur en çok tanıdıkların.
Ne zamanki yanar canın. Hatırlatır sana yaşadıkların. Kaybolur gider dost sandıkların.
Adım atanlar, yürüyüp koşanlar değildir kaderi kaldırımların. Olur kazıpta bırakanların.
Yağan yağmurların. Akan sellerin. Bıraktığı derin izlerin. Bulunmaz sonra onaranların.
Bekleme boşuna beklediğin gelir. Eğer gelirse acıtır ayakların. Ayrışır o zaman karışıklıkların.

06 Ocak 2024

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara

Bir cevap yazın