Açar Solar Dostluklar

Açar Solar Dostluklar

Çiçek gibidirler. Açar,solar, dostluklar. Mevsimlere göz kırparlar. Bilir yalancı baharlar.
Adını her nereden alırsa alsınlar. Başına taç taksınlar. Yürekten olanları zor bulunurlar.
Gecelerine yıldızlar şahittirler. Gündüzlerineyse güneşler. Büyür, küçülür. Küçülür, büyür.
Sebebini aramaz bulamaz kimseler. Sadece içerisinde büyütürler. Balon gibi şişer. Patlarlar.
Ayrılıklar o’zaman koşmaya başlarlar. Şahit olan geçen yıllar. Maziye bakınca hatırlatırlar.

İnsan ömründe dostluklar. Çağ değiştikçe hep değiştiler. Çıkarı, menfaati, ön plana geçirdiler.
En çok görüşenler kimler? İşi düşenler. Sahte gülücükler. Yapmacık çiçek gibiler. Hiç solmazlar.
Tarihten kalan dostluklar da elbet varlar. Acı, tatlı, gününde birlik olanlar. Onlar unutulmayanlar.
Yokluğu görmeyenler. Varlığı kimdir az bulanlar? Paylaşımcılığı unutanlar. Yönünü yana kıranlar.
Hoca Nasrettine sorarlar. Çoktur devr-i senelerinde ibreti alemler. Örnek olarak yer alırlar.

Başını Pencerede Unutmasın

Hemşerileri bazen candan, bazen de sahte olarak Hoca’ya saygı gösterirler.
Günün birinde sahte saygı gösterenlerden biri Hoca’yı evine davet eder.
Hoca da konumu gereği davete gider. Gider gitmesine de eve yaklaşınca
ev sahibinin başını pencereden içeriye doğru çektiğini görür.
Hiçbir şey olmamış gibi evin kapısına çalan Hoca;
“Komşu, komşu ben geldim.” deyince, kapının arkasından değiştirilmiş bir ses duyulur:
“Ah Hocam, ah! Evin sahibi buradaydı, az önce gitti, bensizin geldiğinizi söylerim,
mutlaka çok üzülecektir.” Hoca bu söz karşısında iyice sinirlenir ve;
“Ev sahibine söyleyin, bir daha bir yere giderken başını pencerede unutmasın.” der.

Her gülüşün ardında ince bir seziş. Her gidişin ardında bir dönüş. İyi niyete bakar her iş.
Suyun coşmasındadır her akış. Göl olup hep bir araya toplanış. Birde bakmışsınız birleşmiş.
İyi niyettedir her arayış. Hayır olsun diye dualar ediş. Yalvarış. Yakarış. Birer davranış.
Hakettiğini bulmak ister her bakış. Tuttuğu gibi havalara kaldırış. Mutluluğa içten serzeniş.
Beklentilerin en güzeliymiş. Saf ve temiz düşünceymiş. Kim nerede bulmuş? Hepsi mazide kalmış.

Ümitlerimizi çaldılar. Elele verdiler. Süpürdüler. Dost görünüp düşman oldular. Kuyu kazıcılar.
Bilmedi, duymadı, sanki o’ eski dostlar. Yerlere serildi kimler için postlar? Kıymet mi bildiler?
Dünyaya gelen göçer. Göçmeden dünyada iken yapacağını yapar. İki yüzlülük kimden kaçar? Naçar.
Dünyaya gelmesin artık yeter. Olmasınlar her biri birinden beter. Ne derler? Kul görmezse hak görür.
Unutur gider her bir derbeder. Bulduğu yeri hep mahveder. Dostluğa ne derler? Üstüne su içerler.

08 Kasım 2024 Güven Gürbüz
Şebinkarahisar / Ankara

Gövdene sığmaz başın. Sessizdir kavgaların.

Gövdene sığmaz başın. Sessizdir kavgaların.

Kavgalarımız vardır kavramadan. Neresinden tutsam dersin kabahatinden. Dokunma kopar, kalır bir tutam.
Birde ben dersin, ben anlasam. İçimizdeki köz, buram, buram. Koparıp atsam. Yüreğimin kırık parçasından.
Kavgalarımız vardır aldırmadan. Kemirir içleri yavaş, yavaş, anlamadan. Suçlusu kim bilir, kim nereden?
Şafak sökmüyor, sökmez bir baksan. Geceler uzun bir duysan. Biri açılan, biri kapanan. Tahta kapılardan.
Ses gelmiyorsa ıslak duvarlardan. Çığlığın, gözyaşın, feryadın. Gövdene sığmaz başın. Sessizdir kavgaların.

Küsler bir gün barışırlar. Kavgalarımız birbiriyle yarışırlar. İçimizde kalanlar. Sessiz, sessiz, yaşarlar.
Kimi gün yürek kan revan. Kimi gün nefes olur yetmeyen. Çektikçe aynı çekilen. Eseri rüzgarsız pencerelerin.
Hangi resim nereden? Hangi senenin neresinden? Bilmeyen seni resmeden.Esinlenen. Bil hangi ressamın eserinden?
Okumadığın kitaplarından. Kavgaların yaşamın derinliklerinden. Cümlesi dahi tamamlanmamış son yazılarından.
Kavgaları vardır sokağın. Saç, baş, yolanların. Hoca Nasrettin uyan. Bu kavgada nereden? Vardır bilmeyen soran.

Belki de Barışmışlardır

Nasreddin Hoca evinin bahçesindeki ağacın gölgesinde namaz saatini
beklerken telaşlı bir şekilde kapısının tokmağına vurulduğunu işitir.
Hoca, kapıyı açınca komşusunu görür ve; “Buyur komşu, nedir bu telaşın?”
deyince komşusu; “Sorma Hocam, karımla baldızım saç saça, baş başa dövüşüyorlar.” der.
Bunun üzerine Hoca merakla; “Komşu, ayıramadın mı?” deyince,
komşusu sızlanarak cevap verir: “Ne mümkün Hocam, bırak ayırmayı yanlarına bile yaklaşamadım.”
“Pekiyi, bu hanımlar ne diye kavga ediyorlar?” deyince komşusu;“Bilmiyorum Hocam!” der.
Hoca bir defa daha sorar: “Sakın, ‘sen yaşlısın, ben yaşlıyım’ diye kavga etmesinler?”
deyince komşusu;“Yok Hocam, yok başka bir konuda kavga ediyor olmalılar!” der.
Bunun üzerine Hoca rahat bir şekilde konuyu çözüverir:“Komşum, o zaman telaşlanmaya gerek yok!
Konu yaş değilse çabucak barışırlar, belki de şimdiye barışmışlardır bile.” der.

Umursamaz düşünmezse aklın. Güler, geçer, gelin der bana takılın. Kim anlasın halinden baksana sefilin.
Görmezler diyor halini her boydan tıfılın. Kolu uzanmaz her boyu uzun olanın. Sor halini birde halilin.
Dilden dile, kim diye melul. Allahın yarattığı her bir kulun. Vardır elbette ki bir izi tuttuğu yolun.
Sobada yanan ağaçtan odun olursun. Köz gider unutma kalır külün. Rüzgara katın, savurun. Varsın uçuşsun.
Ömürden ömür çalandır, bitmez kederin. Kiminin gözünde de, yoksa eğer bir ederin.Kavgalarda bitmesin sonun.

Barışırlar. Kimlerdir yarışırlar. Bu gün kavgada, yarın barışırlar. En yakındır bak, saç baş yolanlar.
Küçük, küçük, nedenler. Büyük olan bedenler. Kavgaya sebep, ele avuca gelmeyenler.Kartopu gibidirler.
Yanan ateşin sıcağını görünce erirler. Bu dağlarda karlar hiç eksik olmazlar. Kara kışa teslim olmazlar.
Bahar gelir uçuşurlar. Nice, nice, envayi kuşlar. Birbirlerini bulurlar. Mazi olurken eskiden kalanlar.
Düşününce akılda kalanlar. Nice gereksizmiş dediklerimiz kavgalar. Gün gelir pişmanlıkları hatırlatırlar.

Güven Gürbüz

06 Kasım 2024

Şebinkarahisar / Ankara

Kimi olur dilekle Kimi görür merakla


Kimi olur dilekle Kimi görür merakla

Bilinmeli önemi temkin ile tedbirin. Tedbir ile temkin iş bilenin. Nereleredir bu koşmaların? Bu ne acele vehimin?
Bilinir elbet umumi erkin. Yerindeyse eğer senin de gücün, kuvvetin. Niye düşünesin? Tereddüte mahal olsun?
Her nerede bak önün, ardın. Bilemezsen tez elden şimdi yandın. Bu gün var dersin.Yarın yerinde bulamazsın?
Efendim dedikleri ne olsun? Dayın olsun. Arkan olsun. Sırt olsun. Olmazsa ya dersin? Aklınla dalgamı geçersin?
Efendim, efendim, neylersin? Aklına sor önce söylesin. Düşününce bilirsin. Ağa da sensin. Efendi de sensin.

Kişi bilir derler kendi halini. lakin gideremezse ya endişesini. Bulamaz ustasını. Düşünür çırağını.
Şaşırır gören aceminin cesaretini. Kafasından atar düşüncenin esaretini. Düşün önce bul der kendini.
Açtı hayaller yelpazesini. Kendine çevirdi rüzgarın esintisini. Hesaba katarsa ya birde üşütmesini.
Dikti havaya kulaklarını. Kolaçan etti çevresini. Korkuda duyulan ecelin sesini. Yokladı ensesini.
Hatırladı Hoca Nasrettinin fıkrasını. Bırak dedi her düşündüğünün sanmasını. Rahatlattı içini.

Ben de Birisini Tıraş Ediyorlar Sanmıştım

Nasreddin Hoca tıraş olmak için berber koltuğuna oturduğunda ustanın olmadığını anlar,
fakat iş işten de geçmiştir. Çünkü berber çırağı çoktan Hoca’yı tıraş etmeye başlamıştır bile.
Berber çırağının hareketleri, aletleri kullanmadaki beceriksizliği artınca Hoca’nın da keyfi kaçar.
Tam bu sırada komşu dükkândan garip garip sesler gelmez mi? Sanki orda bir öküz böğürüyor.
Hoca, berberi biraz oyalamak için; “Bu ses nedir?” deyince berber çırağı;
“Önemli bir şey değil, komşumuz nalbanttır; herhâlde öküze nal çakıyor.” der.
Bu sözleri işiten Hoca rahatlar; “Oh, çok şükür, ben de birisini tıraş ediyorlar sanmıştım.” der.

Kendine geçmez filin dişi. Hortumu görür derler her bir işi? Cüssesinde duruşu. Yıkar devirir vuruşu.
Düşününce şöyle bir er kişi. Fili hizaya getirmek akıl işi. İyi ise her bakışı. Filinde vardır diz çöküşü.
Karıncanın yürüyüşü. Bir başkadır tırmanışı. Yerin altını eşişi. Yorulmak bilmez gidişi.Çalışmaktır işi.
Önünü, ardını, görmez kimi şaşı. Her tarafa oynar durmaz kaşı. Görünce yağmuru, yağışı. Değişir yalvarışı.
Cüssede değil marifet işi. Çalışmakta nihayet buluşu. Nedir o zaman endişesi? Düşündüren karşıdaki kişi.

Endişe ile olmaz temkin. Temkinli olmakla geleceğin. Attığın her adımın. Yarına kalacak izin. O’da senin.
Düşünce gayesi nedir zamanın. Kolayca akmasıdır her anın. Penceresinden bakmak gibidir evin. Görmelisin.
Dışarıda gece, gündüzün. Bazen sevinç, bazen hüzün. Önemi çoktur bu günün. O’nu da bekleyen var bir yarın.
Tezi yok bu günden yarının. Yarının beklediği bu günün. Devam demelisin.Yarını olmaz hep arkasına bakanın.
Acele giden derler ecele. Hayır değilse bir gece bekle. Kimi olur dilekle. Kimi görür merakla. Unutma

Güven Gürbüz

03 Kasım 2024

Şebinkarahisar / Ankara

Biliriz bilmesine Söyleme gerisine


Biliriz bilmesine Söyleme gerisine

Her geçen zaman. Bizlerden bir şeyler koparan. Gece, gündüz ile yol alan. Ömrü uğurlayan zaman.
Kimler gördü nerelerden? Hangi sular coştu bu derelerden? Yolu geçen bilir elbette buralardan.
Dervişin fikridir derler derinlerden. Zikri de o’ olur elbet tez elden. Duyulur çok uzaklardan.

Bilenler, yaş kemale erenlerden. Görenler dünü bilemeyenlerden. Fikirler nasıl çarpışır birden?
Zordur bazen ayırmak meyvayı dalından. Ceviz misali kabuğundan. Yiyince vazgeçilir mi tadından?

Zahmeti bilen Ahmet. Ahmeti gören Mehmet. Hasan, Hüseyin, devam et. Bizdeki rahmet. İyilikten kısmet.

Yola düşenin hali bir hat. Anlamaz her halden her zat. Yaptığın işte gönül rahat. Gerekmiyor izahat.
Bir ineriz. Bir çıkarız. Yolumuz nereye düşer görürüz. Yol da düşmek istermiyiz? Ama düşüreni biliriz.

Aldırmayın çoktur gülenlerimiz. Eskilerden kalma yenilerimiz. Ömür vefa ederse, daha neleri de görürüz.
Yol kenarına çekiliriz. Kendi kendimize söyleniriz. İçimizdeki sırrımız. Nasrettin Hocayı da biliriz.

Ben Senin Delikanlılığını da Bilirim

Günlerden bir gün Nasreddin Hoca, alışveriş yapmak için şehre gidecektir.
Ahırdan eşeğini çıkarır, evin önüne getirir. Şehirden siparişi olan komşular Hoca’nın başına toplanırlar.
Hoca, eşeğine binmeye çalışır, fakat her çaba boşunadır.
Bir kez daha denemek ister “Ha gayret” deyip bir daha eşeğin üstüne sıçrar
ama bu kez de eşeğin üzerinden öbür tarafına düşüverir.
Komşuları Hoca’nın gayretlerinin bu şekilde bitmesine bir taraftan üzülürler,
bir taraftan da ellerinde olmadan gülmeye başlarlar.
Bu durum karşısında canı iyice sıkılan Hoca komşularına dönerek;
“Yahu komşular, benim delikanlılığımı görmediniz. Ben, bir sıçrayışta değil eşeğe
binmek damın üzerine bile atlardım.” der.
Hoca, böyle der demesine de bir yandan da kendi kendine;
“Hey gidi Hoca, ben senin delikanlılığını da bilirim.” deyiverir.

Gönül meyhanesindeki sarhoş. Ne ekmek ister, ne aş. Bir bakışa bin bakış. Köşende dur da derler yakış.
Biz biliriz bize kim ola ki gardaş. Gönlümüzdekiler bize sırdaş. Ne çok soru sordun derlerse arkadaş.

Yolları yol eyledik yaz kış. Atlet, mintan, bir yarış. Göllerde yüzerken çırpınış. Havada kanat çırpış.
Er meydanında bitmeyen yarış. Akan ter ile yüzümüzde yapış, yapış. Her gün götürür bizden karış, karış.

Ömürden eser yüzdeki kırış, kırış. Dantel gibi ördü hayat geldi kış. Fayda etmez kendimizedir yakarış.
Bir ömürden kalanlar. Yazılacak bitmez bu satırlar. Kime kimden kalır ne miraslar. Bizimkisi atadan.

Boş çuvalın neresinden tutarlar. Ezip, büzüp, bir yerlere sıkıştırırlar. Kördüğüm atar. Çözdürmezler.
Memlekete uzanır yadigarlar. Onlarda tez elden unuturlar. Nice gelinler, kızlar, damatlar. Büyür sülaleler.

Her yazılanı masal sanırlar. Elde avuçta öğütürler. Ateşe de atar birde yakarlar. Kimbilir? Kimler ısınırlar.
Biz yazdık hatıralar. İçimizdeki defter ile rafa kaldırırlar. Rafın ömrü kısa derler. Tez zamanda unuturlar.

31 Ekim 2024 Güven Gürbüz  Şebinkarahisar / Ankara