BEYHUDE GEÇMEDEN ÖMÜR..

BEYHUDE GEÇMEDEN ÖMÜR..

 Hayatın acımasız yüzünün maskesini hep görürdük de, insanın maskesinin üstüne bir maskeyi de yaşama tutunmak için takacağını bilemezdik.

Yaşam boyunca edinilen tecrübeler her ne kadar da beyhude geçen zaman dan kalan birikimler olsa da, işe yaramadığını da kabul ettirdiler.

Biz bilirizciler her ne kadar da köşeleri tutsalarda, bilemediklerinin de tecrübeliler de saklı olduğunu akıl dahi edemediler. Velhasılı, akıl yaşta değil, başta olsa da, aklı iyi kullanmak ta tecrübeleri çoğaltıyor. Günümüze gelindiğinde çaresizliklerin ilacını salt nebatlarda değil, sabır ve sebatlarda da olduğunu düşünür, Bilimin yolunda azimle yol alır, İnançlarımız gereği, sabırla taşır, gayretle aşarız.

Umutsuz kaldığımız durumlarda düzenin düzen tutmadığını, ifadenin yetersiz, mevsimlerin çaresiz tad vermediğini düşünürüz. Tepeden bakanların kendilerini değerliymiş hissi vermek için, takla atan güvercinler misali havada uçuştuğunu seyrettikce, kibirle hareket ettiğine kanaat getirir, nihayetinde de varlıkta boğulsa, sarayda da yaşasa beyhude olduğunu göremeyiz. Ömür defterinde yazılanların mürekkebi kurusa da, anlatılanlar dan akıldan kalanların da olmadığını, beyhude kalan zihinleri, suyu boşalmış sürahiye bakar gibi bakarız. Bir yudum su bile bulamayız. Doyasıya içmeye.

Şiirlerin çığlığına da kulak versek mi acaba..? Derken;

BEYHUDE

Yıkılmış yiğidim, bozulmuş düzen.
Titrer olmuş, kırık telleri sazın.
Farkı kalmamış, ne kışın, ne yazın.
Mevsimlerde beyhude vermez tadın.

Kimi ağayım der, kimi paşayım.
İster ki el üstünde tutulayım.
Kibir boyundan büyük ne yapayım.
Varlık beyhude, olsada sarayın.

Uyu bebeğim uyu uykularla.
Büyütecekler seni şarkılarla.
Büyüdükçe küçülen hayallerle,
Yaşam beyhude, küçük tepelerle.

Sinsi. İlerler, dert çiğeri sarar.
Doktoru bulunmaz, görenler kaçar.
Geceler uzundur… Bilir hastalar..
Baş ucunda beyhude kimler bakar.

Ömre vefa sormaz, kadir bilenin.
Yüreğinde ateş sönmez sevenin.
Büyük, küçük, sorulmaz hiç çilenin.
Dünyada beyhude, konup göçenin.

Güven’der ; kimler geldi, kimler geçti.
Boy, boy, oldu ekinler, tırpan biçti.
Yağmurlar sel oldu, tarlalar yitti..
Memleket beyhude, insanlar gitti.

26 Şubat 2015
Güven Gürbüz – Şebinkarahisar

Şiirlerin için de kaybolurken, aslında şiirimiz de konuşuyor adeta. Çok şeyler anlatıyor aslında. Nennilerle sadece uyutulmuyor bebekler, bir çok metodlarla büyüklerde. Şarkı gibi gelirken kulaklara, aslında büyüdükçe küçüldüğünü, göremeyenleri de görüyoruz. Maalesef. Küçük tepelerin arasında sıkışan tavşan gibi zıplasa da havaya, dağlar daha uzaklarda değil.

Hasta düştüğünde yatağına garibim, Doktor bulunmaz, görenler kaçar, geceler uzar. Gecelerin uzun olduğunu en çok hastalar iyi bilir. Elinden bir şey gelmeyen de beyhude gözlerle bakar. Ömre vefa sorulur mu..? Nerede kadir bilenin..? Büyük, küçük her çilenin, sarıldığı yumağında büyüklüğünde olsa da görüneni, beyhude dünyanın, her konup göçenin.

Kimler geldi, kimler geçti. Beyhude dünya. Tarlalarda boy atan başaklarla dolu saplar misali, biçti geçti, saman yaptı, un etti, sonunda beyhude kalan bir ömür, toprak oldu bitti. Yağan yağmurların altında ıslanırken hoş idi, sel olup kaptığın da beyhude oldu. Tarlaları su aldığında, toprağın feryadı nehirlerde son buldu. Memleket beyhude kaldı. İnsanları aradı. Onlar da çoktaan gitti.

Dünya bir handır, konan göçer dediği gibi atalarımız, bu fani dünyaya gelen elbet bir gün göçecek.

Beyhude geçen yıllara nisbet, daha çok tutunmak için hayata; Dolu, dolu yaşamak için, daha çok emek, daha çok çalışma, her şeyden daha da önemlisi daha da çok düşünmek, beyhude geçirmemek için ömrü, her birimiz, kendi alanında, ürettiği değerleri faydaya dönüştürmeli. O’zaman faziletin önemi medeniyetin doğumuna ebelik yapar. Doğan her medeniyet geleceğe güvenle taşınır.

Beyhude geçmeden ömür, hep sizleri de kucaklasın.

Sabır ve selametle,

Güven Gürbüz

30 Ekim 2021 Şebinkarahisar / Ankara