BİLMEMEK AYIP DEĞİL.YA ÖĞRENMEMEK..?

BİLMEMEK AYIP DEĞİL.YA ÖĞRENMEMEK..?

Hayatın acımazsızlığının hüküm sürdüğü yaşam koşulları etkisi altına aldığı kesimleri, her ne kadar da, sisin, pusun, içerisinde göstermesede; öğrenmesini, bilgilenmesini, düşünmesini, karar almasını, yön bulmasını, vs.vs. etkilemeyecektir.

Düşünen varlık yol alan varlıktır. Varlığımızın nedeni yaşam, hayatın ince çizgilerinin çizdiği kalın portrelerinden yansırken, bakanla, görenin arasında gidip gelmekte. Bakanın bakıp geçtiği, görenin düşünüp taşındığı hal ile bilenler bilmeyenlere anlatsın imajı ile yollar akıp gidiyor.

Zamanında gurbete çıkarken yaşanılan sorunların üzerinden yıllar geçmesine rağmen, fazlaca değişmeyen sadece memleketin yıllara inat sulueti değil. Yaşam ve bu döngünün içerisindeki yaşam mücadelesi.

Şiirlere ara versekte, arada bir de seslerine de kulak vermeyi ihmal etmeyelim ne dersiniz..?

BENNEM BİLMİYRİM Kİ;


Gam gasevet sarmış buğday rengini.

Söyle hele artuh, bileh bizde derdini.

Gelin dedi “Çekemem köyün çilesini”

Herif vurıy duvara gafasını.

Sallıy başını.

“Bennem bilmiyrimki”


Ambar gurumuş, zahra yetmiy.

Hangisini saya, dertleri bitmiy.

Beş çocuk köşede zırliy.

Gelin ağlıy, Ana ağlıy.

Dede gafıyı sallıy.

“Bennem bilmiyrimki”


Bıldırda beyliydi ne bu çile?

Zemheride mi? Deyi, çıkacuk yola.

Herifin mintanı dönmüş çula.

Emice hersleniy. Birde geline çala.

Görümce aciy .

“Bennem bilmiyrimki”


Şehere varınca gurbet dedi.

Durdu birden. Yüreği darlandı.

İki gödük arpayı da sattı.

Gurbet yoluna baktıda baktı.

Yazıhane önünde.

“Bennem bilmiyrimki”


Gayfe önünde telledi iki parmak cıgarayı.

Çok istiyrim dedi gızlarıda okutmayı.

Ensesine değdi bir el. baktı ki dayı.

Sert taşa vurduk derken baltayı.

Dayı da sustu.

“Bennem bilmiyrimki”


Köy yolunda çatısız evler.

Dili olsada söylese taşlar duvarlar.

Gurbet elde ahirete göçenler.

Döndüğünü bilemeden bir gün gelirler.

Yazanda sustu.

“Bennem bilmiyrimki”


Güven Gürbüz

18.11.2013

Ankara “

Yıllara nisbet, çekilen onca acıların, çilelerin, gam ve kederlerin hepsi mazinin derinliklerinden seslense de, duyacak kulaklar kuşaklandı. Kuşaklar doğdu. sonra yeni kuşaklar geldi.

Eskiler mi..? Kuşak bile değil,başka bir şeydi diyenler de çıkacaktır.

Neler değişti? Sırtını dönenler, kendini beğenmişler, akıllı doğanlar, şıp öğrenenler, kendini ezdirmeyenler, kuralcılar, dara gelemeyenler, ses çıkaranlar, eğitimliler, kültürlüler, geniş dağarcıklılar, okumuşlar..vs.vs.vs.vs. Uzadıkca uzayan tabirlerler dolu yaşam kuşakları.

Yıllar yeni kuşaklara modernleşmenin yolunu açsada, mutluluğun yolunu ne kadar açtığı tartışılacak belki.

Yoklukta mutluyduk diyenlerin anlattıkları kitap sayfalarını süslerken, hayretle bakıp, kendi eserlerini sergileyecekler sergilerde. O kadar çok olacak ki okuyanları. Belki de gelir kapısı dahi olacak.

Mazinin derinliklerinde kalan kalın urganlar. Kuşak değil urgan. Bir şeylerin yanında, yukarıdan aşağı sallanıp duracak. Yine işe yaradığında hatırlanacak belki. Yazılan hikayelerde çorbanın içindeki baharat gibi tadı kalsa da, tadıldığı yerde kalacak.Belkide çelikten halatlarız diyenlerde çıkacak ileride. Övgü de sonsuz, takdir de sınırsız, düşüncede arsız, metalaşan bir çok değerlerin yanında.

Karda, kışta, kıyamette, yokluğun dibe vurduğu tabiatta, şehirlerde, kasabalarda, köylerde, bodrum katlarında, gecekondularda, akan derelerin kokuları arasında, çamurlu yollarda, yürümeyle bitmeyen yollarda, sinilerde, yer sofralarında, sedirlerde, ocak başında.En eski karelerde. Ondan daha öncesi, yavaş, yavaş, kaybolan anılarda, saklı kalacak. Güneşin her doğuşunda bir kare daha canlılığını kaybederken, objektiflerde imrendiren kareler en önlerde koşacaklar.

İklim Değişikliği adı yeni çağrışımlarla başka ne değişikliği düşünceleri ile hayat sürüp gidecek. Kuşaklar birbirini ne kadar iyi anlarsa, gelecekte o kadar doğru yön bulacak.

Önemli olan verenin neyi verdiği. Atalarımızın dediği gibi; ” El öğüdü verir, öğünü vermez.”

Yaşadığımız son noktaya kadar, sağlık ve selametle..

Güven Gürbüz

27 Kasım 2021

Şebinkarahisar / Ankara

 

 

SORUMLULUK ÇOK YÖNLÜDÜR

SORUMLULUK ÇOK YÖNLÜDÜR

” İLGİ, PAYLAŞIM,DENETİM,SORUMLULUK..

İLGİLİ OLMAZSAK BİLGİLİ OLAMAYIZ…

PAYLAŞMAZSAK DUYURAMAYIZ..

DENETLEMESSEK BİLEMEYİZ, GÖREMEYİZ, DÜZELTEMEYİZ..

SORUMLULUK ÇOK YÖNLÜDÜR, İÇİNE GİRDİKÇE ÇOĞALIR..

” Madencilik sektörü dünyada olduğu kadar ülkemizde de önlemlerin en fazla alınması gereken, risk faktörlerinin çok, iş kazalarının yanısıra, çevre facialarının da gündemde olduğu sanayi kollarından birisidir.

Gelişen teknolojiyle birlikte, maliyet unsurları, yatırım zamanlaması, kaynak aktarımları, denetim süreçleri, kurumların işlevliği, toplum kesimlerinin duyarlılığı, STK ların tutumları, vs,vs.vs.. bir çok konu bir bütün olarak masaya yatırılarak görüşülmesi sektöre destek sağlıyacaktır. Salt tek yönlü çıkışlar yerine, sektörel bazda uygulamalar sistemli, kontrollü, denetime tabi olmalıdır.

Yeraltı kaynaklarının işletilmesi salt rant kaynaklı yaklaşımlarla değil, gelişimine ışık tutacak teknoloji ile entegre, üstün denetim ve kontrol mekanizmalarını da devreye sokmak gerekir. Burada en büyük tetikleyici mekanizma toplumsal davranışlarla da alakalı. İlgi ve alakanın da, gerek yerel bazda, gerekse yönetimsel icraatlar da, bir o kadar önem arz ediyor.

Şirketlerin yeterli kaynak ve yatırım olanaklarını işletmecilikte sahaya entegre ederken, operasyonun zarar görmemesi için denetim mekanizmalarını da kurması beklenir. Facia geliyorum derken sessiz kalmak, davetiye çıkarmak demektir. Tedbir her zaman her yerde dikkat den önce gelir. Dikkat tedbirin alınmasını gerektirse de, maliyet bazlı yatırıma kaynak ayrılmaması da akla adam sendeciliği çağrıştırır. Kısacası İşletmelerin denetimi, ilgili kurumlarca,yerinde ve zamanında yapılması gerekir. Müfettiş incelemeleri ile sabit kılınması, denetimin de bir üst kolu olarak görev yapacaktır. Denetim istatistiklerinin de her yıl ibraz edilir , kamuoyuna açık bildirilir olması da sağlanmalıdır.

Operasyonel sahada, denetimlerin özel bağımsız denetim firmalarınca ve de kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılırken, sorumlulukta ortak paylaşılır olmalıdır. Maddi zarar ve ziyanlarda sorumluluklar da ortak yükümlülükleri kapsamalı. Bu yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediği denetimlerle sabit hale getirilir. Denetiminde sorumluluğu, kanunlar nezdinde bağlayıcı olması sağlanmalıdır. Karar mercilerinin doğru bilgilendirilmesi ve işin ciddiyeti gereği önem arz eder.

Toplumun ve toplumsal kuruluşların, yani STK ların burada ki sorumluluk payları olduğu unutulmamalıdır. Toplum yararı gözeten her eylemde STK lar nasıl ki başı çekiyorsa, toplumu etkisi altına alan çevresel olaylara karşı da tutum ve davranışını yerinde ve zamanında göstermelidir. Facia geliyorum denilen olguları bilmesine rağmen, duyurmayan, sessiz kalan, ilgili kurumlar nezdinde takipçisi olmayan, paylaşmayan, sadece olaylar karşısında feveran etmek kafi gelmemelidir.

Felaket geliyorum muhakkak demektedir. Denetim mekanizması bu sesi bir şekilde muhakkak duyacaktır.Felaketin gelmesine yol açan temel etkenlerin iyi bilinmesi, bilimsel çalışmalar ve denetimlerle önlemlerin yerinde zamanında alınması sağlanabilir.

Çevre felaketleri sonrası konuşulan, duymadım, bilmiyordum, görmedim, öylemiymiş, ben söylemiştim, yapmadılar mı, ben ne yapayım, amaaan sende vs..Ve ya spekülatif açıklamalarla, sözlerle, sosyal medya ile vs.vs. geçiştirmek yerine;

Dur!..Düşün!.Yap!..

Çevre ile ilgili olumsuzluk yaratan durumların mahal bulması sonrasında, kök analizleri bilirkişiler tarafından hassasiyetle yapılarak, sektörlerle, çalışanlarla, kurum ve kuruluşlarla, paylaşılarak, tekrarının bir daha yaşanmaması için bilgilendirmelerin paylaşılması gerekir.

Sektörel cezaların caydırıcılık unsuru olduğu düşünülse de, etkin olduğu söylenemez. Sektörün işlevliğine katkı sağlayacak unsurların, tamamlayıcı yönleri çevrecilik alanında da birinci öncelik olarak yer almalıdır. Ülkemizin her yeri, aynı denetim ve ilgi alanına tabi olmalıdır.

Şebinkarahisar’da meydana gelen çevre olayı ile memleket gündemine otursa da, en büyük eksikliğin kimlerde ve nerelerde olduğu asla kulak ardı edilmemelidir. Çevreye duyduğumuz saygı kadar, çevreyi geliştiren, kalkındıran, koruyan, sahip çıkan duyarlı toplum bireyleri olmakta gerekiyor. STK larla kurulan birliktelikler de bu nedenle bir bağlaç unsurudur. Bu unsurun içinde görev alanlarında bu idrak içinde olduklarına inanmak isteriz.

Örgütlü toplumlarda hak hukuk arayışı bir bütünlük içerisinde hakettiği yeri bulur. Salt sözlerle varılmak istenen hedef, hedefinden zamanla uzaklaşır. Hedefe ulaşmadan nihai sonuç olmaz. Ulaşana kadar mücadele etmek gerekir. Fiiliyatta hakim olan güç sahiplenme yetisidir. Sahiplenmek memleket için olduğunda tüm unsurlar tek vücut demektir.

Geçmiş olsun Şebinkarahisar.

Sevgi ve Saygılarımla,

Güven Gürbüz

21 Kasım 2021

Şebinkarahisar / Ankara

 

 

 

Paraya Tapanlar

PARAYA TAPANLAR

Evirip çevirirler, yıkılıp devirirler. İndirir, çıkarırlar. Har vurur, harman savururlar, bulamayınca ortalığı kasıp kavururlar. Çok bilirler büyüğü, küçüğü. Akıl küpü olur yoğururlar. Aradığında kaybolur, bulduğunda kaçarlar. Kirlenince çamaşırları ortalığa saçılırlar. Kim bunlar? dediğinde başlarını öne eğerler. Çok bilmişler, bilmemişlerin ellerinde sivrilirler. Bir gün kendilerine dokunduğunda ucu, hiç tanımamışa dönerler. Kim bunlar? dediğinizde kafasını öte yana çevirirler. Paraya tapanlar, hepten gülüp, geçerler..

Maddiyatın inanılmaz cazibesine kapılmış olanların aklı fikri Varsa, yoksa para pul. Maddiyata tapanların çokta mutlu olduklarını zannetmeyin. Onlar için her şey mubahtır. Para için insanlığını unutanlardan, şefkati bir kenara atanlardan, O’nun için kula kulluk yapanlardan, şirinleri oynayanlardan vs bahsetmemek ne mümkün.

Para pul uğruna her şeyi mubah görenlerin, aklı fikri varsa yoksa para pul olsa da, peşinden koştukları uğruna kaybettiklerini hiç umursamadıklarını dahi görmemiz kaçınılmaz. Yüce yaratanımız bu dünyadan isteyene bu dünyadan, ebedi hayattan isteyene ahiretten verirken, İmtihanın olduğu fani dünyanın değil, kalıcı olanın kendi yanı olduğunu belirtir. Her ne istersek nereden, neyi, nasıl istediğimiz önemli.

İmtihanın en güzeli yaratanın emirleri. Ne yaptığımız değil, Neyi, nasıl, yaptığımız önemli. Hayır diye gözüken hayırsızların, hayrından hiç bir hayır gelmezken, her hayırlıyım diyene de hayırlı demek hayırsızlık olur. Gerçek hayırların sahibini sadece yaratanımız bilse yeter.

Şiirlerimizde araya girse ne çıkar..?

Varsa Yoksa Para, Pul

İnsanlığa galip gelmiş, Merhamete üstün. Şefkate küskün.

Varsa yoksa para, pul.

Kula kulluk yapanlar,şirinleri oynayanlar,el üstünde mantar.

Çiçekte açar, taklada atar. Yaş, baş, o da neymiş?,

Haysiyet on para, hissiyat inmiş sıfıra.

Duygu dünyası bombalanmış, saçları ağarmış, çoğu kel kalmış.

Varsa yoksa para, pul.

Kadın, erkek, çoluk, çocuk, ergen. Bulamayınca gergin.

Yokluğunda yerin dibine girdiği moralin.

Ne ilkenin kaldığı, ne etiğin, ne bitiğin, ne olduğunu bildiği.

Eline geçenin anahtar gibi kullandığı.

Varsa yoksa para, pul.

Memleketin bacalarına ot tıkayan. İşçisini kış günü sokağa atan.

Patronluğun rehavetinde, hayaliyle yaşayan.

Yokluğunda uykularını kaçıran. Bulduğunda yoksulu tanımayan.

Varsa yoksa para, pul.

İzzet-i nefis i çul niyetine, takıp, çıkaran. Yırtık potin gibi sokağa attıran.

Zenginin koynunda büyüyen, fakirin rüyasını süsleyen.

Varsa yoksa para, pul.

Ne din tanır, ne iman. Çatlarsa alnı, şah damardan.

Ne anadan, ne babadan, miras kalsa da atadan, çiçek gibi büyümez her saksıdan.

Varsa yoksa para, pul.

Sevenleri ayırır, zenginleri kayırır. Kimde çoksa o’na dayıdır, onu sevmeyen kibar ayıdır.

Varsa yoksa para pul.

Kimi buldu, erdi murada. Kimi kaybetti, arkasından baktı kır ata. Delikanlılığı da bozdu kerata.

Varsa yoksa para, pul.

Uzadıkça uzar bu işin sonu. Kalmayınca giyecek yırtık donu.Unutmadan bir de söyleyin şunu;

Allahın sınavındaydın Allahın kulu.

Üç metre kaput bezi ile gider iken, dünyadan insanoğlu. Azrail e galip gelsin de, verirken son soluğu.

Varsa yoksa para, pul.

13.01.2008 – Ankara – Güven Gürbüz

Zaman her ne kadar da her şeyin ilacıdır dense de, İlacın hastaları tedavi etmediğini, değişenle, değişmeyenin farkını görmek için etrafa bakmamız yeter. Adam sendecilikte yol alan umursuzların hayatlarından memnunmuş gibi hissi vermeye çalışsalar da, aslında kaşıdıkları bir çok konu para pul üzerinedir.

Yoksulluğun adının esamesinin geçmediği, yoksulların sorunlarının dile dahi gelmediği, çekilen çilelerin eziyetlerin, yaşanılan bir çok hayati konuların başka mecralara çekilerek unutturulmak istendiği, bahse konu olmanın dahi, ayıp, kınarlar, rezil oluruz, alay ederleri, dile düşeriz diyenleri.. vs.vs düşünceleri ile hep üstüne sünger çekilen konuların baş sebebi Para, pul.

Sosyal adaletin sağlandığı, milli gelirin adil dağıldığı, eşitsizliklerin ortadan kaldırıldığı, adam kayırmacılıkların, torpillerin olmadığı, O bizden, şu onlardan diyen dar zihniyetlerin değil, çağdaş fikirlere açık, içinde Allah korkusu olan, adil bir düzen de, para pul sadece kağıt üzerinde kalır. Çünkü ihtiyacı olanın ihtiyacının giderildiği, kimsenin kimseye muhtaç edilmediği bir düzen de söz konusu dahi edilmez.

Günümüze gelindiğinde; doların fırladığı, kimin nerelerde ne dümenler çevirdiğinin bilinmediği, Liranın değer kaybı ile ücretlerin azaldığı, hayat pahalılığının almış gitmiş hali, hepimizi derinden düşündürmektedir. Zenginin daha zengin, fakirin daha fakir olduğu bir dünya düzeninde, Paraya tapanlarla, parasız kalanlara dönüp, dönüp bakmak lazım. Milli gelir adil dağılıyor mu..? Bu sorunun yanıtı evet olduğunda bir çok sorunda hal yolu açılacaktır. Saygılarımla.

13 Kasım 2021- Şebinkarahisar / Ankara

BEYHUDE GEÇMEDEN ÖMÜR..

BEYHUDE GEÇMEDEN ÖMÜR..

 Hayatın acımasız yüzünün maskesini hep görürdük de, insanın maskesinin üstüne bir maskeyi de yaşama tutunmak için takacağını bilemezdik.

Yaşam boyunca edinilen tecrübeler her ne kadar da beyhude geçen zaman dan kalan birikimler olsa da, işe yaramadığını da kabul ettirdiler.

Biz bilirizciler her ne kadar da köşeleri tutsalarda, bilemediklerinin de tecrübeliler de saklı olduğunu akıl dahi edemediler. Velhasılı, akıl yaşta değil, başta olsa da, aklı iyi kullanmak ta tecrübeleri çoğaltıyor. Günümüze gelindiğinde çaresizliklerin ilacını salt nebatlarda değil, sabır ve sebatlarda da olduğunu düşünür, Bilimin yolunda azimle yol alır, İnançlarımız gereği, sabırla taşır, gayretle aşarız.

Umutsuz kaldığımız durumlarda düzenin düzen tutmadığını, ifadenin yetersiz, mevsimlerin çaresiz tad vermediğini düşünürüz. Tepeden bakanların kendilerini değerliymiş hissi vermek için, takla atan güvercinler misali havada uçuştuğunu seyrettikce, kibirle hareket ettiğine kanaat getirir, nihayetinde de varlıkta boğulsa, sarayda da yaşasa beyhude olduğunu göremeyiz. Ömür defterinde yazılanların mürekkebi kurusa da, anlatılanlar dan akıldan kalanların da olmadığını, beyhude kalan zihinleri, suyu boşalmış sürahiye bakar gibi bakarız. Bir yudum su bile bulamayız. Doyasıya içmeye.

Şiirlerin çığlığına da kulak versek mi acaba..? Derken;

BEYHUDE

Yıkılmış yiğidim, bozulmuş düzen.
Titrer olmuş, kırık telleri sazın.
Farkı kalmamış, ne kışın, ne yazın.
Mevsimlerde beyhude vermez tadın.

Kimi ağayım der, kimi paşayım.
İster ki el üstünde tutulayım.
Kibir boyundan büyük ne yapayım.
Varlık beyhude, olsada sarayın.

Uyu bebeğim uyu uykularla.
Büyütecekler seni şarkılarla.
Büyüdükçe küçülen hayallerle,
Yaşam beyhude, küçük tepelerle.

Sinsi. İlerler, dert çiğeri sarar.
Doktoru bulunmaz, görenler kaçar.
Geceler uzundur… Bilir hastalar..
Baş ucunda beyhude kimler bakar.

Ömre vefa sormaz, kadir bilenin.
Yüreğinde ateş sönmez sevenin.
Büyük, küçük, sorulmaz hiç çilenin.
Dünyada beyhude, konup göçenin.

Güven’der ; kimler geldi, kimler geçti.
Boy, boy, oldu ekinler, tırpan biçti.
Yağmurlar sel oldu, tarlalar yitti..
Memleket beyhude, insanlar gitti.

26 Şubat 2015
Güven Gürbüz – Şebinkarahisar

Şiirlerin için de kaybolurken, aslında şiirimiz de konuşuyor adeta. Çok şeyler anlatıyor aslında. Nennilerle sadece uyutulmuyor bebekler, bir çok metodlarla büyüklerde. Şarkı gibi gelirken kulaklara, aslında büyüdükçe küçüldüğünü, göremeyenleri de görüyoruz. Maalesef. Küçük tepelerin arasında sıkışan tavşan gibi zıplasa da havaya, dağlar daha uzaklarda değil.

Hasta düştüğünde yatağına garibim, Doktor bulunmaz, görenler kaçar, geceler uzar. Gecelerin uzun olduğunu en çok hastalar iyi bilir. Elinden bir şey gelmeyen de beyhude gözlerle bakar. Ömre vefa sorulur mu..? Nerede kadir bilenin..? Büyük, küçük her çilenin, sarıldığı yumağında büyüklüğünde olsa da görüneni, beyhude dünyanın, her konup göçenin.

Kimler geldi, kimler geçti. Beyhude dünya. Tarlalarda boy atan başaklarla dolu saplar misali, biçti geçti, saman yaptı, un etti, sonunda beyhude kalan bir ömür, toprak oldu bitti. Yağan yağmurların altında ıslanırken hoş idi, sel olup kaptığın da beyhude oldu. Tarlaları su aldığında, toprağın feryadı nehirlerde son buldu. Memleket beyhude kaldı. İnsanları aradı. Onlar da çoktaan gitti.

Dünya bir handır, konan göçer dediği gibi atalarımız, bu fani dünyaya gelen elbet bir gün göçecek.

Beyhude geçen yıllara nisbet, daha çok tutunmak için hayata; Dolu, dolu yaşamak için, daha çok emek, daha çok çalışma, her şeyden daha da önemlisi daha da çok düşünmek, beyhude geçirmemek için ömrü, her birimiz, kendi alanında, ürettiği değerleri faydaya dönüştürmeli. O’zaman faziletin önemi medeniyetin doğumuna ebelik yapar. Doğan her medeniyet geleceğe güvenle taşınır.

Beyhude geçmeden ömür, hep sizleri de kucaklasın.

Sabır ve selametle,

Güven Gürbüz

30 Ekim 2021 Şebinkarahisar / Ankara