Bayramları bayram yapan

Bayramları bayram yapan..”

Birlik ve beraberlik duygusunun ön plana çıktığı, gelenek, görenek, örf ve adaletlerle bezenmiş, sevgi hamurunda yoğrulmuş, saygı ile pişmiş, tadına doyum olmayan, insanlığımızın özünde yatan manevi değerlerin nadide örneğidir bayramlarımız.

Bir bayramdan bir bayrama geçen zaman, her bir gelecekteki bayrama taşıdığı özlemi artırma isteği, bayramların değerini ve önemini anlamakla başlıyor. Çocuklarımıza aşılayabildiğimiz manevi gücün de sihirli bir tılsımı, bir dokunuşu, ruhen canlılığında bir örneği.

Yaşamın gayesini oluşturan en güzel tadlar, birliğin ve beraberliğin kuvvetli hislerle sahip çıkılmasından doğuyor. Özlemlerin kavuşmayla giderilmesi, tadımların hep birlikte yapılması, hep birlikte yaşamın gayesine ortak olunması, bu manevi gücün yaşatılmasının da bir gereği olarak ortaya çıkacaktır.

Hatırlanmak en güzeli. Şimdilerde kavuşamayan ellere, ulaşılamayan bire bir sohbetlere, sevginin ışıltısının yansıtılamayan göz göze gelmeler. Her ne kadar da teknolojinin aracılığı ile duvarlar aşılmaya çalışılsada, yüz yüze olmanın, göz göze durmanın, kucak kucağa sarılmanın, doyasıya yanaklarından öpebilmenin, uzanan büyüklerin ellerini incitmeden öpebilmenin, çocukların sessizce uzanan başlarını okşamanın, onlara haşlık verebilmenin yerini ne tutabilir ki..?

Bayramlar güneşin yeryüzünü ilk ısıttığı gün gibi, bayramlar aydınlığın en ucra köşeyi aydınlattığı nurlu bir ışık gibi, bayramlar sevginin varlığını anlatan, duyguların zirve yaptığı, hatırlanmanın, değer verilmenin, özlemin, hasretliğin anlamı, kavuşmanın hazzı, özlemin varlığının ispatı..

Geçmişin hatırlanması bazen. Aramızda olmayanların, şimdilerde, hüzünle zihinlerimizde ki sessiz çığlıkları. Bir görünüp, bir kaybolan yüzleri. Kavuşma anları, hoş sohbetleri, tatlı bakışların, tebessümlerin çağrışımı. Ve sonunda düşüncelerin yumak, yumak, halinin çözülüşü. Zihnimize giydirdiğimiz rengarenk renklere bürünmüş, ilmek, ilmek, ördüğümüz giysinin altında kendimize bakışımız. Hangi durakta nereye bakamadığımız, yetişemediğimiz araçlar, trafikte kayboluşumuz, yayalarla araçların arasındaki çaresiz koşuşturmacalarımız. Gözlerimizi açıp hayata baktığımızda ilk soracağımız soru.

“Ben nerede duruyormuşum..?”

Yazılarıma yine yazdığım şiirlerden de eklemelerle renk katmak isterim.

” BU BAYRAMDA..

Hangi bayramdı bilmezsin.
Biri yoktu aramızda.
Bu yılda aynı.
Kalmaz mı olacaktı hatırımızda?
Yarında aynı, yarından sonrada.
Yarınki yarınlarda da..
Sormaz hiç gideni.
Gelenlerle bir aradayız.
Bu bayramda.

*

Solgun bir çiçeğe dökülen su gibidir.
Canlanır bir an.
Bakma resimlere öyle..
Canlı değil, canlanan hayalinden.
Seni, sana anlatan. Düşmeden koşan.
Düşlerinden doğan.
Kalmadı be.. Nerede…?
Bu bayramda.
O’eski bayramlardan geriye kalan..

*

Bağrındaki ateş kor, kor, olup.
Yakınca elini, eteğini..
Kafesteki kuş gibi çırpınıp,
Açmak isterken göğüs kafesini..
Bilinmezlerde, birileri vardır..
Bekle. Tutacak bir gün elini.
Hani o eski bayramlar deyip,
Bu bayramda.
Verecek eline belki en son harçlığını.

*

Dalga geçme gönül benimle.
Düşünme çok.
Her ömürde bayramlar olacak.
Bir papatya misali açacak..
Ne toprak ister, Ne su.
Maneviyattan beslenecek.
Kimi düşlere, kimi kuşlara.
Bu bayramda.
Kimi uçuşan yıllara bakacak..

*

Hadi ver elini yeter.
Bu bayramda bak böyle geçecek..
Küsme aynalara.
Onlar, dost bildiklerin gibi,
Yalan söylemeyecek.
Bu bizim bayram ilahimiz..
Neşede, sevinçte, hep bizleri söyleyecek.
Giyin haydi yeni esvablarını.
Bu bayramda..
Belki bir daha seni bulamayacak..

Güven Gürbüz
05 Temmuz 2016 “

Bayramdan bayrama yazılacaklar elbetteki bu kadar olmayacak. Daha çok yazılacaklar olsada, az söz ile çok anlatmakta gerekiyor bazen. Keza anlayan kadar anlatmakta gerek. Anlamayana anlatmakla, anlatmadan anlayana da rastlayacağız. Ancak şu bir gerçek ki; Bayramların manevi değerini kavrayabilmek için, yüreğimizde bir şeylerin olması gerektiğine inanmak gerek. O’yoksa hiç bir şey yok. O’nu da başka bir yazıda inşallah..

Bayramınızı en içten dileklerimler kutluyorum. Daha nice bayramlara daha kavuşmanızı cenab-ı Allahtan niyaz ediyorum.

Sağlıcakla kalın.

Güven Gürbüz

18 Temmuz 2021 / Çankaya – Ankara

BİZİM GENÇLİĞİMİZ…

BİZİM GENÇLİĞİMİZ..

İnsan ömrünün çok kısa olduğunu söylediklerinde hocalarımıza gülüp geçerdik. Bir çok önemli değerlerin varlığını yıllar geçince anladık. Öğrettikleri derslerin bir günde gelip hafızalarda kalmayacağını, ancak ahlaki değerlerin yüceliğini kavratabildiklerin de, Vatan, millet, ecdat, ata sevgisini aşılayabildiklerinde esas görevlerini yapmış olacaklarını söyleyen hocalarımızın bir çoğu rahmetlik oldular. Nur içinde yatsınlar.

Ortaokul yıllarımdı. Hocamız ders arasına mola verip bir hikaye anlatmıştı. Hikayenin içinde adeta kaybolup gitmiştim. Anlattığında çok manalar vardı. Bu manalar O’yaştaki bizlere ilk bakışta komedi gibi geliyordu belki ama benim komiğime hiç gitmemişti. Hikaye bittiğinde sınıfın tamamı neredeyse gülme krizine girmişlerdi. Ben gülmenin değil çok düşünmenin gerektiğine inanmıştım. Gülemedim. Sadece baktım, baktım, baktım… Bir an sessizlik hakim oldu. Çıt çıkmıyordu. Hocamız sadece bir noktaya bakıyor, diğerleri birbirine. Kısa süren sessizlik sanki bana uzun gelmişti. Birden hocanın gözlerimin içine içine baktığını gördüğümde, kalbim çırpınan bir serçenin kafesinde çıkmak için kapısını zorladığı andı sanki. Eyvah dedim içimden, gülmem mi gerekiyordu..? sorusunu sordum kendime bir an. Hayır olamaz gülemezdim. Ama herkez gülmüştü. Sıraların arasından adeta bir kaplan yürüyüşü ile hocanın karşısında av olduğumu düşündüm. Hocanın yüzü birden yumuşacık bir hal alarak tebessümle bana dönerek; ” Ayağa kalk bakalım Güven Gürbüz..” dedi. ” Bu hikayeyi niye anlattığımı ve herkes gülerken sen neden gülmedin? Bana yanıtlarmısın.” diye sordu. Hiç duraksamadan; Bu hikayenin bir komedi gibi anlatılması, olayın gerçek yüzünü yansıtmadığını, olayda yaşanılanlardan dolayı ders çıkarılması gerektiğini ve düşündürücü yönlerini izah ettim. Hocamız sınıfın karatahtasının önüne vardığında ne diyeceğini bütün sınıf merakla bekliyordu. Ve sınıfa dönerek beni alkışlamalarını söylediğinde kalbim normalin bilmem kaç katı daha atmıştı. Ve sınıfa dönerek bu hikayeyi güldürmek için değil düşündürmek için anlattığını meyanla, daha çok yol almamız gerektiğine işaretle elindeki sopanın bir kaba ağaçtan yapıldığını işaret ederek. Bir ağaçta faydalı oluyor ama kaç aşamadan geçerek faydalı oluyor. dedi.

Bizler en güzel çağımızda; yokluğu, memleketi saran siyasi ateşlerin duman, duman tüttüğü, sokaklarda yürüyemez, kolkola arkadaşlarımızla rahat rahat gezemez, kardeşin kardeşe düşman edildiği, sağ, sol diyerek insanların birbirine düşman edildiği, alevi, sünni çatışmalarına sürüklendiği, dönemlerini gördük. İnsanlığın en büyük düşmanı diktanın, cuntacılığın acımasız yüzüne tanık olduk. Dünyanın emperyalistlerin sayesinde cehenneme döndüğünü, Gözü dönmüşlerin ihanetlerini, perde arkasına yatanların kara yüzlerinin vahşetini, kin ve iftira kokan düzmece oyunlarının bir gün gelip hesabının sorulacağına inandık. Yüce yaradanımız dan niyazımız her zaman’o’dur ki; Cenab-ı allah onlara bir daha fırsat vermesin. Şiddetli şekilde islah eylesin.

İnsanoğlu yaşadığı dönemlerin insanıdır. Yılların üzerine çizilen resimlerin renkleri solsada, resimler yerindedir. Resimlerle birlikte göçerken ebedi istirahatgaha, geride resimlerden mana çıkaranlar derste çıkarabilmelidir. Büyüklerine bakan gözlerin, küçüklerine bakarken ne gördüklerinin önemi olmasa da, küçüklerin gelecekte anlatacakları çok şeyleri olmalıdır. Yaşam koşulları, toplum düzeni, ahlaki doku, anlayış, mantelite, değer yargıları, sosyal olgular vs.vs.vs..Hep bir araya geldiğinde bir yaşam döngüsünün içerisinden en büyük hayat bilgisi derslerinin sayfalarını oluşturacaktır.

Yazılarıma yazdığım şiirlerden de ilaveler yaparak yazmaya, biraz daha renk katmaya çalışacağım..

‘Bizim gençliğimiz..’

‘Yokluğu yok sayan, var ile mutlu kalanlar.
Umutları hayaller arasına katanlar.
Bulduğunuda, paylaşmasını da, bilenler.
Bir dağın yamacından fışkıran çağlayandı..

Bizim gençliğimiz.

Mum ışığında, kalemi deftere sevdiren.
Kardan beyaz sözler ile nağmeler dizdiren.
Vefasızlara dem vurup, vefayı gösteren,
Geceleyin gökyüzünü aydınlatan ay’dı.

Bizim gençliğimiz..

Bilinci, cehalete değişmeyen alimdi.
Aklı, ilim ile birleştiren düşünendi.
Yozları, bağnazı bilen, çağdaşlık diyendi.
Şafak vakti aydınlığı doğuran Güneşdi..

Bizim gençliğimiz..

Hak bildiği yolda yalnız giden bir şairdi.
“Gidemediğin yer senin değildir” diyendi.
Umudu satmaz, akıl acizine kanmazdı.
Derya deniz hep biriz diyen, dev dalgalardı.

Bizim gençliğimiz..

Ömrü çabuk biten, bizim büyüklerimizdi.
Ne sitem, ne matem, içimizde sırrımızdı.
Dilimize tiken, çiğneyip yuttuğumuzdu.
Çorakta, papatya gibi açanlarımızdı.

Bizim gençliğimiz..

Elveda demem, yüreğimde inci tanemdi.
Hüznümde vah çekmem, iyi ki sendin diyendi.
Umutlar yaşasın, ben öleyim diyenlerdi.
Karatoprağa yeşillik. Unutulanlardı.

Bizim gençliğimiz.

05 Temmuz 2018

Ankara – Şebinkarahisar ‘

Ümitlerimizin yüreğimizde alevlenen meşaleleri gibi, sözcüklerin ahenkinden doğan, en güzel satırların olgun meyvaları yazdıklarımız:

İsterim ki hiç biri, hiç bir yerde çöpe gitmesin. Okunabildikçe okunan, her devirde; ışıkları sönen sokak lambalarının yerine bir mum ışığı kadar da olsa aydınlatabilen ışık kaynakları olsun. Hangi yürekte nasıl filizlendiğini bilemeyeceğimiz ancak düşündükçe hissedebileceğimiz bilmem kaçıncı gözler olarak kalsın.

Yüreğinde taşıdığı sevgisini paylaşmasını bilen tüm dostlara,

Sevgi ve Saygılarımla..

11 Temmuz 2021

Güven Gürbüz

Ankara / Çankaya

CEP KARDEŞ

CEP KARDEŞ

En iyi arkadaş…?, cep kardeş..? “

İnsanoğlu; Kendisini entegre ettiği teknolojinin inanılmaz dünyasında, kendini kaptırdığı engin deryasında, yüzmeye, jetski yapmaya, sörflerde gün geçirmeye, gününü gün etmeye, her istediğini elde edebileceği hülyasında yaşamına renk üstüne renk katma peşinde. Bunun en iyi ve kestirme yolunu da adına cep telefonu dediğimiz, adeta kendine bir kardeş olarak gördüğü akıllı makinalar, her şeyi kendine celbetmeye ve üstüne üstlükte her gün kendini yenileyerek yol almaya devam ediyor.

İnsanların adeta en iyi arkadaşı, adeta kardeşi olduğunu düşündüğü cep kardeşlerin, iyi huylu mu kötü huylu mu oldukları, kullanıcının yönetiminde olduğu düşünülse de, onun üzerinde ki gizli gözlerin, görünmez yerlerde ne haltlar peşinde koştuğunu da akıllara getirmez değiliz. Kapitalist sistemin en iyi bağlaç unsuru cepkardeşler, internet ağının üzerinden beslenerek ne üdüğü belirsiz mecralarından üzerinden kanat süzerek uçtuğunu da görmek, aman ha diyerek, iyi de düşünmek gerekiyor. Cep kardeşlerin bilgilendirme, haberlendirme, aydınlatma, hatırlatma, alışveriş yapma, ihtiyaç giderme vs.vs. bin bir türlü yetenekleri ile albenisi üstünde, cazibesi ile büyülese de, yine de cep kardeş ile dostluğumuza mesafe koymak elzem hale geliyor.

Uzakları yakınlaştıran cep kardeşin, şeytanında yakın arkadaşı olduğunu düşünmez değiliz. Televizyonu, radyosu, interneti, müzikseti, gazetesi, dergisi, mağazaları, Avm’leri, sosyal medyası, vs.vs.vs saymakla bitmiyor. Bu kadar pazarın içerisinde yüzmeyi sağlayan cep kardeşler elimizden düşmez olmuşlar.

Merak. Bütün varımız yoğumuz merak. insanın başına ne gelirse merakından gelir demiş eskiler bu sözü söyleyenlerimizin bu merakın bazende hiç iyi olmadığını dillendirmelerinden kaynaklandığını düşünmekte haklıyız. Bunu da iyi bilen cep kardeşin mucitleri, onun ilacını da bedava vermiyecekler herhalde.

Ancak şuna da inanmak gerek ki; Her başın bir sonu vardır. Önemli olan sona bakarak başı tutmak en iyi çare olsa gerek. Yani.. Yanisi bağımlılık büyük hastalık. Cep kardeş bizi hasta etmeden, biz onu tedavi etmeliyiz. Çünkü o bizim hasta olduğumuzu düşünerek çare benim demeye devam edecek. Sorun da burada düğümleniyor. Kim hasta..?, kim doktor…? Nereye nasıl baktığımıza bağlı olarak değişse de cep kardeş ile mesafemizi de korumak zorundayız. Yoksa kendimizin de kim olduğunu cep kardeşe sormaya başlarsak şaşmayalım.

Aynı yerde, aynı hane halkı bile yüz yüze diyemediğini, cep kardeşler aracılığı ile sahiplerine iletirken, bir diğeri masum masum bakarken, birisi gülerken, diğerinin ağlamaklı haline nasıl vakıf olacak. Cep kardeşlerin sinsice araları bozduğu gibi, sosyal medyada da ne taklalar attığını kimler biliyor. ..? Elbette bilenler. Kim onlar…? Neyse orasını da karıştırmayalım fazlaca. Çok vahim durumların bile kaçınılmaz olmasına ramak kalabilir. Paranoyalardan, psikolojik saplantılara, depresyon dan, sansasyonele. Maazallah.

Yinede biz biz olalım cep kardeşimizle iyi geçinelim. Nemelazım sağı solu belli olmaz.

Koyu sohbetlerin odağı, uzakların yakını, hasretliğin baş ilacı, özlemi tanımayan, anında üzen, anında sevindiren, bazılarının korku kaynağı, işi düştüğünde canım gülüm, işi bittiğinde her gün yarın, iki yüzlü cep kardeşin hangi yüzünde yüz var ki dediğimizde sakın sigortaları da attırmayalım. Bir çoğuna göre karanlıkta kalmayalım. Onsuz birhayat düşünemiyorum diyen yeni nesillerinde taleplerini dikkate alalım. Keza onların yarınki onları da sorgulayacaklar cep kardeşleri. Belki de bizim tanımaya ömrümüzün yetmeyeceği günlerde onlar ellerinde makinesiz, kafadan kafaya kardeş olup haberleşecekler, ya da cep kardeşler de tarih olacak. Işınlanma ile herkes kendini bir yerlere ışınlayacak. Cep kardeşlerin birbirleri ile kurdukları havadan bağ, ışınlanma ile sesin yerini alabilecek. Ufo çağınında çok uzakta olmadığını dahi düşünenler varken, insanoğlu’nun bu akılalmaz çılgınlıkları kim bilir bir gün sonun başlangıcını da beraberinde getirecek.

Güven Gürbüz

04 Temmuz 2021

Ankara / Çankaya..