ESARETE KARŞI DURUŞ

ESARETE KARŞI DURUŞ..

“30 Ağustos esarete karşı Türk milletinin karşı duruşu, birlik ve beraberliğimizin ispatı, bağımsızlığa giden yolda Türk milletinin özünde var olan milli şuruun yarattığı inanç, irade ve kararlılığın bir göstergesidir. Cumhuriyetimizin kuruluşunun da önünü açan mihenk taşıdır.

Türk ordusunun zaferlerle dolu şanlı tarihinin destanlarını anlatır kitaplar. O’nunla özdeş milli kahramanları anlat, anlat, bitmez. Dişiyle, tırnağıyla, nasırlı elleriyle, her türlü yokluğa rağmen, cesaretle, azimle, gayretle, Türk milletinin üstün şuuru ile nice zaferler kazanarak tarih sayfalarına damga vurmuş, asaletini tüm cihan-ı aleme duyurmuş bir milletiz.

Yaşasın Türk milletinin şanlı zaferleri.

Zafer Bayramını dünden daha çok kutlama ve dünyaya milli birlik ve beraberlik duygumuzun yüceliğini göstermek durumundayız.

Tarihsel süreçlerin birbirini takibi ve dünya barışının tesisinde izlenecek yolda, kararlığın vatan savunmasında ki yerini ve önemini, sosyolojik açıdan en iyi anlatan ve bayram olma özelliğini kazandıran bu olgunun, iyi kavranılması ve anlatılması da gerekir.

Milli şuurun ne demek olduğu, Vatan söz konusu olduğunda Türk milletinin azminin ve cesaretinin ne demek olduğunu idrak ile gelecek nesillere de aşılamak gerekir. Her ne pahasına olursa olsun canımızdan daha çok sevdiğimiz aziz vatan topraklarının bir karışına dahi halel getirmeyeceğimiz aşikardır.

30 Ağustos Zafer bayramının anlam ve önemini küçüğünden, büyüğüne her Türk insanın bilmesi gerekir.

Zaferler bir milletin asli mücadele, savunma, koruma, kollama, kurtarma ve sonuçta başarının zirvesine ulaşmayı temsil eder. Her Zafer bayramı kutlamalarında da bu bilinç ile hareketle, bu milli duygunun yaşatılması sağlanır. Zaferlerin kahramanları yad edilir.Adları yaşatılır. Tarihsel gerçeklerin arkasında yatan temel olgunun barış olduğu, mutlak iradenin karşılaştığı zor durumda, hareket tarzının gelişiminde, izlenen yol ve karşılaşılan zorlukların neticesinde, zorlukların aşılarak, doğan bir güneştir zaferlerimiz.

Türk milletinin bağrından çıkan, ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, Vatanı müdafada bir saniye dahi tereddüt etmeden canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Ruhları şad olsun.

Ulu önder Atatürk’ün önderliğinde kurtulaşa erdik. O’nu övmek, övmelerin en şanlısıdır. O’nun anmak anmaların en şereflisidir. O’nu her daim gönlümüzde yaşatacağız. Unutmadık, Unutmayacağız.

Milli duygularımızn coştuğu günlerde elbetteki şiirlerin de sırası geliyor. Onlarda okunmak istiyor. Paylaşmak istedim.

UNUTMADIK!…….
UNUTMAYACAĞIZ!….

Cihan-ı alemde bilir, Milli kahraman.
Unutturamaz adını geçsede zaman.
Sinesinde yattığın, ecdatımdan kalan.
Her karış toprağında vardır bir hatıran..

Nice canlar oldularda yollara revan.
Bir nefes gibi bir oldu, yek vücut halktan.
Dağ, taş, inilerdi kaçarken hain düşman.
Bir millet uyandıda, kuruldu tek vatan..

Her Türk bilir elbet kadrini rahat uyu..
Bilmeyene vefa, dipsiz derin bir kuyu.
Sadakattir öğretir, O’asil duyguyu,
Hatırlatır elbet gösterirde deryayı..

Atatürk deriz sana, Atamızdan gelir.
Seni ne çok severiz cümle alem bilir.
Yıkılır düşman, elbet şaşar, Vatan yaşar..
Sevginle memleket nice dertleri aşar.

Cumhuriyet ayakta, yıkılmaz kaledir.
Her türk asker doğar, her zaman siperdedir.
Hainler dünden daha çoktur, tetiktedir..
Aşar geçeriz, sevgin yüreğimizdedir.

Sen ölmedin. Öldü demek bize yakışmaz.
Gazi Mustafa Kemal bir daha bulunmaz..
Memleket olur, insan olur, ruhsuz kalmaz..
Eser durur rüzgarlar, Bayrak yere inmez..”

yıl :2014 / Şebinkarahisar – Ankara

Güven Gürbüz

Zaferler denilince ilk aklımıza gelen ulu Önder atamızı da anmak istedim. O’yüce insan aramızda olmasa da her daim gönüllerimizin bir köşesinde, ayrı bir yeri ve önemi olacaktır.

Sevgi ve saygılarımla,

30 Ağustos 2021

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara

ŞEBİNKARAHİSAR NEREYE BAĞLI..?

ŞEBİNKARAHİSAR NEREYE BAĞLI..?

Şebinkarahisar’ın nereye bağlı olduğunu bilmeyen insanlara verilecek yanıtın Giresun Vilayeti olacağını bilmeye gerek olmasada, bir an düşünüp durunca sadece Şebinkarahisar diyebiliyoruz.

Vilayetliğinin iade edilmeyişi hala içlerinde ukde kalanlar, bu talihsiz kaderin İade ile son bulmasını büyük hayallerle beklemeye devam ediyor. Bu bir efsaneye dönüşüp, kimbilir ileride daha neler, neler anlatılacak. Karahisar kalesinden Karaboğa’nın sesi yankılanacak, Fatihin otağ kurduğu yerler gösterilecek, camilerinden okunan ezan sesleri, bir zamanlar ibadet edilen kiliseleri, coşkun, coşkun akan tarihi pınarları, Meryemana manastırının gerçek tarihi, Romalıların yaşayıp, yaşamadığı, toprağın altında yatan engin tarihi, birer, birer, dile gelip kitaplar dolusu yazılara konu olacak.

Atatürk’ün Şebinkarahisar adını vermesi, bir de Vilayet yapması, ama maalesef kısa süren o’tarihsel sürecin bir yasa ile son bulması, elbetteki tarih önünde hep sorgulanacak.

” Şebinkarahisar zamanında efendim işte şuraya da bağlıymış, yok buraya da..Hayır, hayır, en çok buraya bağlıymış. Yapma ya.. O’zamanlar İlliği elinden alınan ilçeler zamanla tekrar il olmuş ya onlar nasıl olmuşlar acaba..?” sözleri her yer de söylenir durur olmuş. Artık bitkin ve yorgun bir halde düşünmekten bitap düşen düşüncelilerde düşünmekten vaz geçmişler. Boş ver diyenlerin sayısı da artınca, kimbilir biri de çıkar Vilayet yapıyorum derse, mucize olarakta tarihte yerini alır.

Şebinkarahisar’ın yerel yaşam şartları ve koşulları, karadeniz ikliminden uzak coğrafi yapısı, farklı ekonomik, kültürel yapısı, örf, adet, gelenek ve görenekleri her ne kadar da sürdürülmeye çalışılsa da, Karadeniz den daha çok Orta Anadoluya bakan yüzü ayna gibi parlamaktadır. Tarihsel geçmişinden gelen bir çok özellikleri ile anlat, anlat bitmez.

Şebinkarahisar’dan sonra, Giresun’un deniz görmemiş yüzünde kalan Alucra, Çamoluk gibi ilçeleri de düşünecek olursak, Coğrafi yapılanmada bir Vilayetin gerekliliği alenen ortada gözükür iken, hiç ses seda çıkmayan, sesi çıkması konuşması gerekenlerin de kenardan, kıyıdan, köşeden seyirci gibi bakmasına da bir anlam vermek mümkün değil. Acaba neden..? sorusuna ise yanıt bulanlarınız olduğunu da çok iyi biliyorum.

Şebinkarahisar’ın Vilayeti Giresun’a bağlı olmasını göstermek üzere aralarında ki mesafeyi de kısaltmak ve ticari ağa katkı sağlamak üzere Eğribel tüneli’de vücuda getirilip bitirilmesine az kaldı. Ha gayret..Ha gayret..Bitti şunun şurasında ne kaldı ki.. diyenler..Aradan geçen uzuuuun yılları hesaba katmaz isek iyi iş çıkardılar diyenleri de biliyorum.

Eğribelle ilgili çok mühim bir günün akabinde yazdığım şiirim aklıma geldi. Fırsat bu fırsat yazımın içine de serpiştireyim dedim.

E Ğ R İ B E L

Bahar gelince açar rengarenk çiçekler.

Selama durur yükseğinden uçan kuşlar..

Türküsünü söyler, estikçe esen rüzgar..

Dağlar arasında garip kalmış Eğribel..

* * * *

‘Hasta düştüm’ der ‘baba’, ‘Vilayet ne yana..?’

Zemheride fırtına, Çığ düşmüş yoluna.

Sol yanını tutmuş sancı, gelde dayana.

Eğribel kapalı. Başın sağolsun Ana..

* * * *

Karahaber gelir, memleketten duyulur.

Bakmaz efendi.. Daha ne kadar uyunur.

Top atıldı bak, toplaşan yola koyulur..

Eğribel der, ‘Değmen gitsin böğrüm delinir..’

* * * *

Dediler ki gelmiş bakanı, bakmayanı.

Toplanmış ahali, doldurmuşlar meydanı.

Tez elden bite demiş, her dile geleni.

Eğribel der, ‘ Devlet baba uzat elini..’

* * * *

Bu gün dost, bayram var taşında toprağında.

Delinir dağlar, görünür ışık ucunda.

‘Bilmemki’ der, ‘hangi mevsimlerin sonunda.’

Eğribel der, ‘yollar şimdi benim koynumda..’

* * * *

‘Koşun’ der ‘uşaklar’, ‘Karahisar göründü.’

Alucra, Çamoluk, Suşehri de bilindi..

Anadolu ses verdi, sahilden duyuldu.

Eğribel der; Sağır kulaklarım açıldı..

* * * *

Selam sana Vilayet, elbet geleceğim.

Bir mektupta yazdım postaya vereceğim.

Dağlar yol verirse, kar, kış, demeyeceğim..

Kollar sıvalı, geliyorum der Eğribel.

* * * *

Güven’der, dövünme hiç, gel söyle, git söyle.

Bülbül ötsün, gül övünsün, türkünü söyle..

Vefa bil, dost kal, gelince çileler dile..

Eğribelinde gün gele beli doğrula..

 

Güven Gürbüz
28.Nisan.2015 Ankara.

Şebinkarahisar’ın Eğribel tünelinden aşarak Giresun’a bağlandığını bilenler daha çok olacaktır. Eğribel daha çok bağlayacak inşallah.

Metropollerde yaşayanların Şebinkarahisarlılara en çok sordukları sorunun “Nerelisin..?” , “Nerede burası”, ” Nereye bağlı” dediklerinde verilecek yanıtın her ne kadar da şöyleydi. böyleydi desekte, Şebinkarahisarlıyım yanıtı ile son nokta konacak. ” Vilayettik, Vilayet olacağız, gönlümüzde vilayet, Olmalı Vilayet, Olacak Vilayet vs.vs.vs..” sözleri daha çok konuşulacak ve dillendirilmeye devam edecek.

Vilayetliğin tez elden verilmesi dileğiyle bu haftaki yazımızı da sonlandıralım.

Ümitlerimiz bol olsun..

Güven Gürbüz..

22 Ağustos 2021

Şebinkarahisar – Ankara..

RİVAYET ODUR Kİ

 

RİVAYET ODUR Kİ..

“Hayatımızın her aşamasında duygu ve düşünce dünyamızda yaşadığımız değişikler bizleri hem aşındırıp, hem de güçlendirerek bir yerlere taşır. Bazen kendimizden kaybettiklerimiz, bazen de toplumsal kaybedişler hep birer soru işareti olarak kalır. Kimi zaman yanıt bulsa da, çoğu zaman yanıtlar askıda da kalabilir.

Duygu ve düşüncelerin anlatım da şiirlerin payı ise elbetteki küçümsenemez. Kimi anlar anlamaz, kimi anlamaz anlar gibi yapar.

Şiirlerin doğduğu yerin gönüllerimiz olduğu bilinse de, bittiği yeri de kimseler bulamaz. Ya Irmaklar misali denizlere akar, ya akarken buharlaşır gökyüzüne karışır. Ama ve yine de şiirler tekrar toprağa karışır, yine yetişir dal verir, çiçek açar, her mevsimde olmasa da mevsiminde güzelliği daha çok fark edilir.

Etrafımıza bakıpta çevremizde gördüklerimiz, yaşadıklarımız, hissettiklerimiz aslında hayat bilgisi sayfasından derlemelerdir. İnsanoğlun bildiği ölçüde bilgili olduğu var sayılsa da, bilmediklerini de aslında bildiğinin de farkına varabilir.

Dikkatlice yoğunlaştığımız da aslında şiirlerin ne kadar çok şeyleri hatırlattığıdır.

Nedir bunlar;

hayatımızı idame ettirmek için çalışıp çabaladığımız yıllarda, bir çoğu haksızlıklara uğradığını düşünmüştür. Haksızlık yapanların zalim olduğunu düşünür, zalimi yaradana havale ederken, doğruluktan da asla sapmamayı tavsiye etmeliyiz.

Hayatın baki olmadığını bilmektir aslolan, dünyada elde ettiklerinin gücü ile fırtınalar estirenlerin de bir gün sonunun geleceğini düşünür, bu güce sırtını dayayanların da bir gün düşebilecekleri sefil durumları da unutmamaları gerektiğini söyleriz.

Tüm olumsuzlukları görüpte, görmezcilikten gelenlerin haline baktıkça da ne denir ki.? Bir de üstelik bunları adeta tasdikleyen çıkarcıları gördükçe, onların da bir gün sonlarının ne olacağını düşünür, yine doğruluğun mükafat olacağına inanmalıyız.

Böbürlenmenin, hayatın verdiği nimetlerin içinde yüzenlerin kendi başarıları gibi göstermelerine rağmen, Lutfun allahtan geldiğini düşünmediklerini düşünür, oysa ki sonunda geldikleri yere, toprağa döneceklerini hiç akıllarına dahi getirmediklerini görürüz. Yaptıkları haksızlıkların da birgün hesabının ahirette sorulacağını düşünür ve noktayı koruz.

” RİVAYET ODUR Kİ..

Zalimdir reva gören garibe çileyi.
Hak bilir elbette çektirdiği ezayı.
Görür Rab, garibin yaptığı havaleyi.
Gönül düçar olmuşta, tutarsa sineyi.
Rivayet odur ki; Doğru tutar kaleyi.

Devran biter, makam kimseye baki değil.
Zenginim der, maddiyat ile avlar gafil.
Bilmez, kuruşa tamah eden olur rezil.
Bilir cümle alem, işte odur en sefil.
Rivayet odur ki; Doğruluktur hep kefil.

Çökmüş bulut gibi yarab, bu ne rehavet.
Kimi ekmek bulamaz, kimi bol şatafat.
Dönüp bakmaz zalim, at sırtında son sürat.
Dalkavuklar hep sırada, düşmüşler bitab.
Rivayet odur ki; Doğruluktur mükafat.

Böbür yok. Kendine bilme herşeyi ihsan.
Lutuf tanrıdan, kendini bilme tek insan.
Dünya malı sendemi..?, Etten kemikten sen.
Çürür beden sende, bir gün toprak olursan.
Rivayet odur ki; Sorulur fani kuldan.

Burnunla su içme sakın, burnunda kalmaz.
Büyüksünme sakın, boyundan fazla olmaz.
hepside inanır amma.., Yaradan kanmaz.
Büyük olan insan, asla tepeden bakmaz.
Rivayet odur ki; İnançsız adam olmaz.

30 Temmuz 2017 Ankara – Şebinkarahisar

Güven Gürbüz – Şebinkarahisar – Ankara”

Şiirlerle yaptığımız yolculukta dura, kalka, nefes alıp, vererek, devam ediyoruz.

Bazen yazmaya hiç bir şey bulamadığımızda imdada yetişen şiirler, duygu dünyamızın vazgeçilmezleri arasında yerini korumaya devam edecek. Yeter ki inanarak ve severek okumasını, okutmasını bilelim.

En güzel günler sizleri kucaklasın.

Güven Gürbüz

16 Ağustos 2021

Şebinkarahisar / Ankara

 

Bir hikaye idi,sayfası kalmadı.

Bir hikaye idi,sayfası kalmadı.

“Bir ömrü tüketip baktığınızda geriye; Sisin bulutun içerisinde sıkışıp kalmış gibidir en son fotografımız. Dökülen gazelleri seyre dalıp, ağacın son halinden kalan kuru dallarından güneşe son bakışımız. Sırtına giydiği urbanın rüzgara karşı dik duran elbisesinin kabuklarının, yavaş.., yavaş.., inceldiğini görmektir. Seyrettiğimiz filmin son sahnesi gibidir. Bir ara verelim demeye gelmeden. Her düşen yağmur taneciğinin yavaş yavaş süzülerek toprağa inmesi, daha köküne ulaşamadan ağacın, buharlaşıp uçup gitmesidir.

Yazdığın en son şiirin son mısrasında takılıp kalmasıdır, dur daha bitmedi demeye fırsat kalmadan, biteceğini anlamaktır. Noktanın da sırasını almaya hazır beklediğini görmektir. En çok sevdiklerinizin bal yaptığı o’ oymak, oymak dallarınınızın sırtında kovanların kalmadığı, arıların ise başka trafikte seyrettiğidir, gelen, geçene konup, havalanan, duruma göre ses çıkardığını duyup, bazende duymazcılıktan geldiğinizdir acı sesinin yankılanmasını.

Bir dağın yamacından dikliklere bakarken, nefesinin koyduğu sınırlara bakarak, en kolayı aşşağılarda gezdirmektir kendinizi. Üzerinize sıçrayacak göleklenmiş su birikintisine basacakta birisininin, üzerinize sıçrayacak çamur zerreciklerine bakarak, sıçrayıpta kenara çekilememektir. Aradığınız gözlerin mehtapta hayaller kurduğunu gördükçe genceciğin, rüzgarın nereden eseceğine aldırış bile etmediğini görmektir orada kendinizi. Sonra susmaktır, sessizce bir ağacın gölgesinde serinleyerek, bir yudum su uzatan hayırsevere ” Allah razı olsun ” demektir. Söylediğinizi kendiniz bile zor duyarak. Mutlu olabilmektir bazen sevdiklerinizin de hatırladığını hissetmek. Anılara yaslayıp bağrınızı, onun mahzun hikayesini dinleyip, gözlerinizin yavaş, yavaş kapandığını uyuyakaldığınızı bile fark etmeden, kimbilir belki de son uykunuz olduğunu dahi bilemeden.

Yaşlılık üzerine kısa bir gezinti yapsakta, yine yetmedi anlatmaya. Kelimeler yine kısa oldu. Ne kadar çekip uzatsanda fazla uzatmaya gelmiyor. Sonra kopuyor bir tarafından lastik misali. Sinirlerimizde zayıflamışsa, sazın telleri gibi eski sesini çıkartmasa da, boğuk sesin uğultusuna dayanamayıp kopmaktansa, yine yenilere, hep yenilere, daima yetinelere, anlatmakla bitmeyecek hikayelere, bol şanslar dileyerek veda edelim yazımıza..

Yine eskiden şiirlerimden son rütuşları yapalım derim.

YAŞLANDIK MI NE…?

Yıllara verdi kendini esti rüzgar.
Dağ,taş,ova,dere,tepe,ırmak, nehir.
Sildi, süpürdü, mazi oldu anılar.
“Aldımya seni senden” derde kim anlar?

Gelmez geriye,bekleme hiç boşuna.
Son kez el salla uçan gurbet kuşuna.
Her insanın gurbeti kendi içine.
“Ya döner,ya dönmez dost” Der de kime ne?

Yetimliğini vurma sakın yüzüne.
Kalmaz bu devran elbet döner tersine.
Sende anlarsın kalınca tek başına.
Erir giderde,karışır gözyaşına.

Çileden çile,candan can olur tende.
Gönülde yaşarda,terk eder bir günde.
Anlar elbet yaş kemale erdiğinde.
“Nerede?” derde,bulamaz en derinde.

Bir hikaye idi,sayfası kalmadı.
Yazarı kim idi? Kimse bilemedi.
Dediler “İnsanoğlu,O’bir hiç idi.”
“Şurada yatar bak,karatoprak oldu.”

Güven der, sözlerden söz ola biline.
Sözlerden kitaplar olupta okuna.
Kalpten kalbe giden yollarda görüne.
Irmaklar misali coştukca coşana.

08 Şubat 2017

Güven Gürbüz
Şebinkarahisar – Ankara

En güzel günler sizlerin olsun. Yaşlanmayı hücrelere bırakıp, ruhunuzu hep genç tutmaya çalışın. En güzel gençlik ruhumuzda canlandıkça, yazılacak güzel şeyler hep sırasında acele edecek bizi de yazsın diye. Kelimelerle dost, şiirlerle ahbap, türkülerle arkadaş, bu hayat yolunda tüm sevenlerime mutlulukla..

Güven GÜRBÜZ

08 Ağustos 2021

Şebinkarahisar / Ankara “

” BAŞLIĞINI SİZ BULUN!… “

” BAŞLIĞINI SİZ BULUN!… “

” Küresel ısınmanın etkisiyle dünya coğrafyası ciddi boyutlarda doğa olaylarına gebe hale geldi. Bu gebelikten doğan olumsuzluklar tüm dünyayı etkisi altına almakla beraber zarar ve ziyanlar ve de kayıplar had safhaya çıktığı da artık hissedilir ölçüde görülmeye başladı. Bunun üzerine bir de bilinçsiz toplum kesimlerinin vurdum duymaz tutumları tuz biber olmaya yetiyor. Üzerlerine çok ciddi sorumluluk düşen yöneticiler ise kendi söylediklerine kendileri dahi inanamaz hale gelebiliyorlar bazen. Dünyanın bu hale gelmesinin en büyük sorumlusu, yönetilmesi gereken yöneticiler olduğu gerçeği ile de karşı karşıyayız gibi duruyor. Eğer yöneticileri de yönetecekleri de aramaya kalkarsak bunun sonu hiç gelmeyecek gibi gözükecek.

Uzun yıllar boyunca küresel ısınmanın etkileri tartışılıp kararlar alınması beklenirken, konulara sırtını dönen yöneticiler, meydana gelen sorunların ceremesini insanoğluna yüklemekle kenardan seyirci kalmamalıdır.

Yenilikçi toplumlar olarak örgütlü ve bilinçli olma yolunda emin adımları atmak zorundayız. Yoksa insanoğlunun varlığı sadece suluetinden ibaret kalacak.

Eriyen buz dağları, yükselen sular, kıyı cenneti kentleri tehdit etmeye başladı.

Var oluştan bu yana buz dağlarının erimesiyle birlikte, buzulların altında yaşıyan virüsler, doğanın sularına karışmaya başladı. Dünyanın bir çok ülkelerinde erimeden dolayı bu durum tsunami tehditinin varlığı karşısında teyakkuza geçirdi. Kutuplar tehdit altında.

Ülkeler çıkar hesapları peşinde. Dünyanın uydusu ayın dünyaya yakınlaşması ile birlikte önümüzdeki yıllar da dünya da gelgit olaylarının artması kaçınılmaz hale gelecek. Uzay çöplüğü bir yana, meteor ve astoit çarpmalarına karşı güvensiz ortam uzay güvenliği ile birlikte dünyayı da tehdit ettiği yine gündemlerde. Ülkeler işbirliğine çağrılırken yine umursuzlar sırtları dönük uykuya yatmaya devam ediyor.

Dünya ısındıkça ısınıyor. 40 dereceleri normal görmeye başlayacağımız dönemler kapıda diyenlere de şaşmamak lazım. Aşırı sıcaklık doğa ananın canını sıkmaya devam ediyor. Orman yangınları tüm dünya da ciddi bir tehdit oluşturuyor. Yanan ormanların yerine yeni fidanlar dikilsede, yanan ormanların yeri ancak yıllar sonra doldurulabiliyor, ya da gözü doymayan rantçılara kalıyor.

Yasalar, kanunlar, nizamlar sürekli değişikliği uğrarken, Doğanın anayasası değişmiyor. Doğa kanunları kendi hükmünü uygulamak için kimseye sormuyor. Yine dereler taşıyor, bulutlar şiddetle yağmurunu boşaltıp gidiyor, hortumlar aniden oluşup kentleri dümdüz ediyor. Yer altının da doğa olayları arasında ki payı düşündürmeye devam ediyor. Depremler, yer sarsıntıları, heyelanlar, yok olan yeraltı kaynak suları, yanardağ faaliyetleri, obrukların oluşumu vs.vs..peşpeşe birbirini izliyor..

İnsanoğlu’nun alması gereken radikal kararlar alınmadığı müddetçe çağın bizleri hiçte iyi bir yere götürmediği gerçeği ile karşı karşıyayız. Dünya ülkelerinin başındaki en üst yönetimden, en alta doğru tüm yöneticilerin sorumlulukları tartışılır hale gelmeye başladı. Yönetemeyenlerin sorumluğu yönetebilme kabiliyetinde olanlara devredilmesi elzem hale geldi.

Küresel ısınmaya yol açan etkenlerin faaliyet alanları; en az %25 tam kapanmaya, modernasyonu ve revizyonları %50, uygulama alanlarında ki denetimleri %25, artırım sağlanarak hedefler ve aksiyonların oluşturulması ve behemehal aktifleştirilmesi, uluslararası anlaşmalarla sabit hale getirilmesi beklenir.Zaman hızla akarken kayıpların azaltılarak minimize edilmesi gerekir.

İnsani çerçevelerde alınması gereken önlemlerin göz ardı edilmesi, geçiştirilmesi, vurdum duymaz davranılması, uykuya yatılması, görmezcilikten gelinmesi vs.vs. ileride daha ciddi tehditleri beraberinde getirmesi, daha vahim sonuçlara mahal verebilir.

Ülkeler uzay çağından bahisle, nükleer silahlanmalara üstü kapalı ve açık meylettikleri gerçeği, dünyayı saran ciddi tatbikatlarla gözler önüne serilmeye çalışılmakta. Üzerinde düşünülmesi gerek konunun önemi ” Su uyur, düşman uyumaz” sözünü çağrıştırıyor. Bu nedenledir ki, sorunların kaynağına inilmedikçe hiç bir sorun sorun olmaktan çıkmayacaktır.

Ülkemizin geleceğinde söz sahibi olan yöneticilerin de elbettek bu konuları düşünmediğini düşünemeyiz. Ancak düşünmelerin neresinde durduğumuzu da bilmek, yerinde ve zamanında düşünerek aksiyon planlarını uygulamaya geçirebilmeliyiz.

İnsanoğlu’nun yüksek idrak gücüyle, düşüncelerini geliştirerek,yönetimsel kavramlar ve sosyal yaşamın gereği olan vazifeleri ile birlikte, uygulama ve kavrama yeteneğini olgunlaştırması beklenir.

Bilinçli toplum olma, hep bir adım önde koşma yolunda, tüm vatan, millet, memleket sevdalılarına..

Sevgi ve hürmetle..

Güven Gürbüz

01 Ağustos 2021 Ankara”