MEMLEKET

Şebinkarahisar derler, bir garip diyar, dağlarından akar sular, adına yazılmış destanlar.


“..Köyümün her yanı kaya.
Vilayete geldim yaya.
Ne oldu küçük Mustafa’ya
Ben köyümün delisiyim….”

 Diye başlar, adı kara, bahtı kara, bir yanı suşehri, bir yanı zara, hepsi sıra, sıra. İşte orda bir köy var uzakta ,işte o köy bizim köyümüzdür, gitmesekte görmesekte o köy varya işte o köy hepimizin köyü.

  Orda yatar atalarım, bir karış toprakta. Onların yadigarı bize. Kanatlarının altında uçurmuş nicelerini gurbet denilen uzak illere. Kimi yine aynı garip, kimisi okumuş adam olmuş, kimi unutmuş ecdadın yattığı yerleri. Adam olmak dilde olmuş, kalbte bir şey kalmamış ne çıkar. Bağrıyanık analar, bir türkü tutturmuş. “..Ekine gidiyor elinde orak. Ekini kurumuş, tarlası ırak. Daha iflah olmam bunun üstüne..” diye.

  Hasat zamanı gelince canlanır o koskoca memleket. Arada birde gider torunların. Traktörler dizilir köy yollarına. Salı dan salı’ya kurulur çarşı, pazar. Allah değdirmesin bu kalabalığa nazar. Memleket memleket nerden bakarsan bak yine memleket.

  Ne yazarsın garib hallerini bencileyin. Halini bilsen düşermisin yollara geceleyin. Zemheri ayında hasta omuzlayıp, bacakların titreyi, titreyi, tutarmısın dağları, dağları. O memleket ki bilinmez adı, şanı, kısılmış soğuktan çıkmaz sesi. Yıllardır akar gurbete insan seli. Hani sen, osmanlının sancak beyliği, hani sen, fatihin otağ kurduğu, kalesinden fermanlar saldığı, memleketim. Hani sen; Dedemin küçükken hadi gel oğul deyip haber saldığı ,Dikmen’in eteklerinde, yedi kardaş düzünde, koyunların otlağı. Hani sen, kiraz pınarı, sütlüce.
Memleket, memleket deriz ya hep, eğilir bir yana boynumuz, yine hatırlar, derinden bir nefes çekeriz. Yinede hep memleket deriz. İnsanın hası, yaptığı gönül tahtı. Varmola böyleside demeyin. Elbet gönlünü
memleketi için çarpmış, onun için okullar, mescitler yaptırmış evlatlarıda var. Hüseyin Hüsnü Tekışık. Küçükken ilkokulda onun kitaplarını okurduk. Ne güzel yazardı. Şebinkarahisar’ın yetiştirdiği namı değer, elleri öpülesi büyüğümüz. Onu anmak memlekete bir busedir. Bir zamanlar yöre gazetesinde yazılar yazan değerli üstad, Ali Özdemir abimiz. Nur içinde yatsın. Lise yıllarımda memlekete kitap satışına çıkmıştım. O yıllar tanışmış, her gitmemde matbaasında konuk eder sıcak birer çayını içerdim. Çok güzel şiirleri ve yazıları vardı.Onuda rahmetle anıyorum.

  Yazılar, mısralar, satırlar, kafiyeler, uyaklar, hep kardeş oldular. Gönül deryasında çoştuda çoştular. Memlekete doğru gittik hep beraber.

 Hadi kalın sağlıcakla,deyipte gitmek kolayda, yazıların, yazısını yazanlara okutturmak zor. Yaş ilerlerlerken sessiz gemi gibi, bükülen yalnız belimiz değil. Düşününce şöyle bir, dosluk, muhabbet, sevgi, maddiyatı düşünmekten, onlarda nasibini almış. Hasret kelimesi kayaların üstünde,yosun bağlamış.
Neye, kime, kimden, neden, bulmak için uğraşalım birazda. Kimi mi? Kendimizi, memleketimizi, ecdadın yadigarını, kisaca insanlığımızın özünde yatan gerçekleri.

27 MAYIS 2001 ANKARA

GÜVEN GÜRBÜZ

Emeğin Rengi

Güneş tutulmuştu. Ay ise akşamı beklemekteydi. Güneş patrondu. Kimi zaman ısıtır, kimi zaman kavururdu ortalığı. Ay ise yanında yağdanlık gibi, onun ışığını o olmadığı zamanlarda güya yansıtır. Olsa ne farkederki, ışığı yine güneşten. Yorgun, argın gelmişti iş yerinden, bir yudum sıcak çayı içerken dahi göz kapakları yavaş,yavaş kaymaktaydı sonsuzluğa kayan yıldız gibi. Güneş patronuydu, elini oğuştururdu akşama kadar, yetmezdi yinede ona. Az, az bu para az, nasıl vereceğim sizin maaşınızı der, koltuğa gerilirdi. Dalmıştı gözleri. Rüya değildi sanki, tekrar işyerine dönmüştü zihni. Ve bir gün yeter beeee…diyip haykırası geldi. Ama o patrondu, nasıl derdi…

Eğdi boynunu yana,sus dedi kendine, gömdü sözlerini toprağın dibine. Emeğin rengi neydi, dedi kendi, kendine. Ve düşündü Buğday sarısı olsun, yok yok bulutlarınki, o da olmazdı o da mevsimlere uyar renk değiştirirdi. Ve düşündü emeğin rengi, zaten kendi rengi değilmiydi. Güneşten yanmış, kavrulmuş.

Gözlerinden ışık saçtığını gördü. Zengin olsaydı bir gün, lacivert takım elbise. Bir de o biçim kravat, fena olmazdı ama ne derdi o zaman diğer emekçi kardeşleri, yoksa sendika ağasımı oldun Len. Boş ver istemem zengin olmayayım dedi. Birden gözlerini açtıki, çay üstüne dökülmüştü. Küçük dakikalarda yaşadıkları, ve buram, buram tüten hayalleri, parça, parça idi.
Uyan dedi kendine, Çaresizlik çare değildi. Öğrenenden öğrenmek olmalıydı amacı, ve yine o amaç uğruna katlanmalıydı ağız kokularına. Gecelerini kattı, gündüzüne. Yıllar resmini çizdi yüzüne, bir gün birde bakdıki, ayaklarının üstünde daha yeni durabilmişti. Emeğin rengi demekki ayakta durabilmekti. Dimdik ayaktaydı ama, beden tükenmişti. Ne yapsın.
Yorgun ayaklarını uzattı üçlü koltuğa. Seslendi küçük oğluna.” Bir yudum su ver hele oğul” dedi. Su geldi, iki yudum içildi. Sert bir yastık istedi başucuna.
Başını yavaşca dayadı. Oğlu tekrar yanına bir şey diyecektim baba dedi.
Babadan ses yok. Baba sana dedim dedi. Elini dokundu koluna. Yuvarlandı salona cansız beden. İşte artııık dinlenmişti büsbütün ama artık dinlendiğini anlayamazdı. Yıllarca ilaçla yaşadığı yılları, silmişti bir kalemde bütün acılarını, filim kopmuştu. Söylenecek söz kalmamış. Emeğin rengi yine askıda kalmıştı. Mevsim artık sonbahardı, güneşte yok ortalıkta, geceleri sisli hava, ay’da olamazdı. Hepsi mazi olmuştu. Uçuşan yıllar, bir selam vermeden giden yıllar, ömrünü çalan yıllar, hakkını helal et diyemeden evladı babaya.

Emeğin rengini bulamadan elveda diyen emekçi babaya sahib çıkanlar elbet olacak birgün. O emekçi babaların evlatları dimdik ayakta, verecek mücadelesini ve bütün renklerin sahibi olacak. Gökkuşağı gibi saracak dünyayı. İşte bizde varız diyecek birgün. Hadi aslanlarım diyerek.
Kükreyecek sesini, dayanacak, ecdadın viyana kapılarına dayandığı gibi.

Güven Gürbüz

21.05.2001

ALİMLER NE DEMİŞ..?

İnsan doğduğu andan itibaren ölmeye başlar ve sonunda her mezarı ot bürür. Bu dünyada dahiler doğmuştur, yetiştirilmemiştir. Durmadan çalışalım, çünkü dinlenme ölülere mahsustur. Dost bildiklerimiz kendilerini zindan kapısında belli ederler. Ne demişler; Dost yüzünden, düşman gözünden bellidir. Yaş’a gelince insan hissettiği yaştadır. Kızgın olduğunuz kişilerden intikam almak mı istiyorsunuz? Onu affedin. Bazen gönlümüz bize aklımızdan daha yakındır ona göre hareket ederiz. Unutmayalım ki insan hırsı, mutlu olamamamızın tek nedenidir.

    Senden iyilere yerini vermesini bil. Ancak unutmaki öğüdü veren, öğünü vermez. Bir şeyi ezberlemek bilmek sayılmaz bunu hiç unutma. Büyük düşünceler yürekten doğar. Cesaretli olalım cesaret bütün silahları yener. Çalışmak hayat, düşünmek ışıktır. Önce çalışıp sonra dinlenelim, dinlenmek yarı doğmaktır. iyilik yapalım iyilik iyiliği doğurur. Kitap okuyarak dinlenelim, kitap hiç aldatmayan bir arkadaştır. Düşünelim düşünmeden öğrenmek zaman yitirmektir. Düşünüyorum öyleyse varım. Acı çekenin en kuvvetli ilacı yine acıdır.

    İnsanı yücelten iki şey vardır; bunlardan biri kuşku, diğeri ise korku. Aksilikler genellikle zincirleme gelir onun için gülmeye çalışalım gülmediğimiz günler kaybolmuş demektir. Kendi kendini yenmek başarının en büyüğüdür.

  Başarıdan mutluluk doğar. Mutluluğu tatmanın tek çaresi onu paylaşmaktır. Mutlak güzellik gizli kalmaz ve güzellik aşksız olamaz. Bir gün hepimiz öleceğiz ölülerin değeri arkada bıraktıklarının acıları ile ölçülür.

    Güçlümüsünüz? Öyleyse herşeyden korkmalısınız. Alay etmeyin alay çoğu kez akıl yoksulluğundan doğar. Eğer önünde iki dert varsa sen en küçük olanı seç. Güvenmeyi bil güvensizlik başlayınca dostluk kaybolur. Hayata korkusuz bak korkusuz bakanlar ölümden korkmazlar.

    Kendini sağlam bilen hastanın tedavisi olmaz ve hastalık ölümün hizmetçisidir.  Gereksinme insana herşeyi öğretir. Erdemli olun ve erdemi hiçbir zaman altınla değişmeyin, Şunuda bilin konuşmak yaradılıştan, susmak akıldan gelir. Hiçkimse kendi isteğiyle kötü değildir.

    İnsanları devamlı suçlamayın. Gerçek ağırbaşlıdır. Bir anlık öfke herşeyi yok eder. Fırsatları değerlendirin. Fırsat yaz bulutuna benzer. Biraz dikkat büyük kazaları savuşturur. Kimse düşüncelerine hükmedemez. Anlayışlı bir insan için tek bir sözcük yeter. Yaratıcı olalım görmek yaratmanın başlangıcıdır. Bazende davranışlarımız sözlerimizi yalanlar. Bir düşmanı baıtan atmanın en iyi yolu dost olmaktır. Acı çekmeyen bilge yoktur. Bunu bilelim.

  Başarılarını gizlemek en büyük başarıdır. Doğal olan hiçbirşey utandırıcı degildir. Doğal olmakta fayda var.

04, Mart, 2001
Güven Gürbüz

ŞEBİNKARAHİSAR

fotoğraf0229

ŞEBİNKARAHİSAR

Kayaların koynunda,
Hisarın altında,
Büyüdükçe serpildin.
Güzel GELiN oldun Karahisar.

Kanatlarının altında,
Uçurdun bizi gurbet’e
Gurbette dar geldi bize,
Duydum ANA oldun Karahisar.

Dikmen’in tepesinde,
Sivri selam durur.
Karahisar kalesine tekbir verir.
Bir ezan sesidir.
Kozluca’dan gelir.
Kayadibi asayiş berkemal der.

Avutmuş, Kadıoglu, canın ferin,
Tamzara, Bagların alın terin,
Arada bir gelir,
Gurbetten de torunların,
Acı, tatlı dillerin bal oldu.
Duydum BABA oldun Karahisar.

Sene Dokuzyüzotuzüç te almışlar yüzüğünü,
Yetim bırakmışlar kurdunu, kuşunu,
Yorulmadan çıktık dik yokuşunu,
Garezlenme bir gün ak gerdanına,
Takacağız incileri,
Duyacağız iL oldun Karahisar.

Güven der; ben’de Meykel’den torunun,
Alnımıza ter oldu, tozların dumanın.
Bir karış toprakta yatar,
Orada Atalarım.
Ecdadımın yadigarı,
Canım Karahisar.

18.05.1997
Güven Gürbüz