YERİNDE İSTİHDAMIN ÖNEMİ ARTIKÇA ARTIYOR.

YERİNDE İSTİHDAMIN ÖNEMİ ARTIKÇA ARTIYOR.

İnsanoğlunun bir yanda doğanın zenginliklerine olan özlemi, bir yanda büyükşehirlerde yaşamın mecbur kılan yönleri, hizmete olan mesafeler, eğitime duyulan ihtiyaçlar, maddiyata yansıyan yönleriyle mecburiyetler, maneviyatın günden güne daha az dikkate alındığını gören gözler, her gün daha çok düşüncelere sevk ettirmekte.

Yönetimsel faaliyetlerin yıllar nezdinde izlediği politikaların ve uygulamalarının yansımaları toplumun her kesiminde, her bir yurt köşesinde, farklı, farklı, tabloları çizmeye devam ediyor. Nüfusun dengesiz dağılımı bir yanda metropolleri şişirirken, sorunlarıda artırmakta, Taşrada yaşayanların, hizmete, iş gücüne, gelire, eğitime, gelişime, kalkınmaya duyduğu gereksinim, günden güne yerinde istihdam kanunlarına duyulan aciliyeti hızla artırmaya devam ediyor.

Yıllardır bahse konu olan yerinde istihdam pojeleri yaygınlaştırılmaya çalışılsada, yeterli olmadığı aşikar oldu. Toplumsal birlikten ve bütünlükten bahsederken, konunun çözümünde verilen uğraşların ne kadar yetersiz olduğu, hatta bir çok yörelerde ise tamamen ilgisiz kalındığı, sorunun başka alanlara kanalize edilerek uzak tutulduğu gerçeğini de unutmamak gerek. Taşranın kaderi yollara bağlanırken, işadamlarının rantı yüksek alanlara olan rağbeti, yatırım koşullarının zorluğuna, yetersizliğine, dengesizliğine, vs.bir çok konu birbirini zincirleme takip ederken, asıl sorunu geçim dünyasının en alt düzeyde yaşayan kesimi, daha çok günden güne etkilemeye devam ediyor.

İdame noktasında halkın, iş alanlarına doğru akması, geçimin boyutunu gözler önüne serdiği yıllar, seneler bir su gibi akıp giderken, hala aynı derede balık tutmaya devam eden, balıkçıların haline ne dense gerek. Bu derelerin suları akmadığında, ırmakları kuruduğunda, barajlar hangi suyla dolacak. Hayat değirmeninde dönen çarkın direnci, gücün emeğe dönüştüğü sahaların ürettiği gelirin, nerelerde, nasıl dağıldığı, kazanma hırsından, etrafına sırtını dönen sermayenin yönetimi, verilen desteklerin rantabıl olup, olmadığı, nasıl biliniyor. Yöneticiler olarak görev alanlarının vicdani sorumlulukları ise manevi yönüyle bakıldığında ne olduğu yorumu da ayrı bir konu.

Şebinkarahisarın nüfüsunun her yıl eridiğini duymak, hiç bir Şebinliyi mutlu etmediği gerçeğini unutmamak gerek. Taşıma suyu ile değirmen döndürme misali, kağıt üzerinde nüfus artırma gibi geçici çözümlerin işe yaramadığı gerçeğinden yola çıkarak, istihdama ivme kazandıracak büyük projelerin, sermaye ortaklıkları ile güç birliğine gidilmesi elzem olmaya devam ediyor. Her yöre insanı bu yönde kenetlenmeye, metropollerin istihdamda yarattığı gücü buralara taşıma üzerine kafa yormalıdır.

Giresun Limanına taşınacak ihracata dönük emtia üretim sahalarının teşekkülü ile ucuz maliyetli enerji hammaddelerinin teminine yönelik çalışmalar, zor denilen olguların önünü açacaktır. Yatırım boyutunda uzun vadeli sabırlı ve sebatlı çalışmalar için ilk adımın atılması sağlanmalıdır.

Şebinkarahisarlıların üstün akıl ve düşüncelerinin en önemli örneğini Yardımlaşma Derneği altında sergilemesi bizler için birer cesaret kaynağıdır. Keza İşadamları derneğimizin açıklamaları yine aynı. Bizler zoru başardığımızda gerçek memleket sevdasının hakkını verebiliriz. Kolay yoldan hiç bir edinim olmadığı belli iken, tek taraflı yaklaşımların çare olmadığı bilinci ile aklın ve bilimin yolunda, iman gücüyle ciddi projelere ortak olabilmeliyiz. Bu cesaret ve azim bizlere atalarımızdan miras kalsa gerek.

Milli değerlerimize ve analelerimize bağlılığımız her satıhta belli iken, fiiliyatta kalkınmanın gücüne etki edecek değerlerimiz bize yol gösterici olmalıdır. Akademik alanlarda çok ciddi saftlarda görev alan eğitim ve öğretimin miğferleri değerlerimiz ise artık bir ucundan tutup bizde varız demelidirler. Her birimizin kendi alanlarında dağınık bir halde icrai faaliyetlerde olmamız doğal olsada, bu doğallığı kanalize ederek atardamarda buluşturacak, vücuda can verecek oksijen kaynağı gibi harekete geçmek zamanıdır. Bu memleket hepimizin, geleceğimizin, adından hep söz edeceği kültürel mirasımız, ata yadigarımız.

Yarınlar çok geç olmadan, bir sıfırdan büyüktür diyebilme noktasına da gelebilmeliyiz.

Cesaret ve azimle, ha gayret memleket insanı,

Memleket sevdalılarına sevgi ve saygılarla.

Güven Gürbüz

06 Şubat 2022

Şebinkarahisar / Ankara..

NEYİ BİLDİĞİMİZ DEĞİL, NEYİ BİLEMEDİĞİMİZ.

NEYİ BİLDİĞİMİZ DEĞİL, NEYİ BİLEMEDİĞİMİZ.

” Her hafta memleket gündemleri yeni bir şekle bürünmeye devam ediyor. Kendiliğinden oluşan gündemlerin, yarın neleri getirip veya götüreceğini kestirmek zor. Bildiğimiz bir şey var. O’da Neyi bildiğimiz değil neyi bilemediğimiz.

Kendi içimizde yanıt bulmasına bile tahammül gösteremeyen bizler, durduğumuz yere bakarken, duramadığımız yerden bakmasını tasavvur dahi edemiyoruz. Hatalarımızın birçoğunu başkalarında ararken, kendimizi görebileceğimiz bir iç aynamız olduğunu keşfedemiyoruz. O’aynada zihnimizin içinde, düşüncelerimizin derinliklerinde, kalbimizin bir yerlerinde gizli. İşte o’nu bulmakta zorlanıyoruz desek yeridir.

STK’toplantılarına doğru uzandık biraz. Görüntülerden yansıyanlar aslında iç aynamızın yansımalarıydı. Yazılana çizilene baktığımızda ise diğer bir yüzümüz. Yapmamız gerekeni yapmak yerine, yapamadıklarımızı, yapmamız gerekenleri, görebilmekte önemliydi. Oysaki bizler kabulenemediklerimizi görmek istemeyiz her nedense. Adına ister bencillik, ister egoizm, ister hırs, isterse aşırı özgüven deyin. Kendilerinden, kendiliklerinden, kendinden, ait olduklarından, haklılıklarından, doğru yaptıklarından, bahisle başlayan, söz kesmeyle, susturmayla, araya girmeyle, yönetim zaafiyetiyle, umursamazlıkla, ilgisizlikle, duyarsızlıkla, vs.vs devam eden ve sonunda sıfıra sıfır elde var sıfır ile biten bir günden kalan, takvimin koparılmış yaprağı.

Neden..? sorusunun düğümlendiği yerde yine aynısı. Neyi bildiğimiz değil neyi bilemediğimiz.

Uzak dediğimiz mesafelerden Şebinkarahisara doğru uzanan yolun uzunluğuna, her ne kadar da, teknoloji katılmasa, kısa desede, gerçekler ruh dünyamızda, her gün değişik renklerde, dans etmeye devam edecek. Aklımızın bilinçle dalga geçmediğini düşünerek, ‘Dur bir dakika’ demeyi, kendimize soracağımız anlarda kapıyı çalacaktır. İşte o’anlarda bizler nerelerde olacağız bilemeyiz. Unutmamak gereken o’ki davranışlarımız örnek olabileceği gibi gölde yüzen ördek misalide olabilir. Bakanların, ‘işte bildiğimiz ördek türünden’, dediği gibi de olabilir. Örnek olmak yaş ile alakalı olsaydı, yaşımız hep genç kalır, düşüncelerimiz her gün yenilenir, yeni fikirlere gebe kalırdı. Ya da örnek olmak yaş ile alakalı olsaydı, yaşlandıkça fazlaca düşünmemeye yönelir, her gelip geçene ” Evet……evet” derdik. ” Akıl yaşta değil, baştadır.” dediği gibi atalarımızın, öğrenmenin yaşı yok, öğrenebilecek şeyler gözlerimizi kapatana kadar çoktur. Bitmez.

Şebinkarahisar hakkında söz hakkı alanlar, konuşması gerekirken sözü kesilenler, hep ben, bizden, diyenler, çok önemli konulara değinenler ama zaman yetmeyenler, ‘karıştırmayın, katmayın’, ve ya ‘Sana sıra gelmedi ne yapayım’lar. Aslında çok güzel şeyler anlatacaktı ama işte zaman. Sahnemizde envayi çeşit tavır, duruş, şekil, şemal, uslup, usturup vs. Hepsi değişik rollerde, aynı yerde, ayrı saatlerde, zamanlar akıp giderken, yaş alıp başını tüketirken. Ve bizler. Göz kapaklarımız yavaş, yavaş kapanmadan, sözlerimize de son noktayı koyalım ne dersiniz?

Hayatın bizleri uyutmaya çalıştığı anlarda, uyanık kalmak her ne kadar zor olsada, yaşam çokta acımalı değil. Geleceğin mirasçıları şimdiden bizleri yazmaya başladılar bile. Bizlerin olmadığı zamanlarda, bizleri konuşacaklar. Yaptıklarımızla, yapamadıklarımızla..

İyiden iyiye, doğrudan güzele, açılan her kapıdan geçmek için, içimizde ki arzu ile kamberi birleştirelim. Bir mutsuzluk, diğer mutsuzluklara davetiye çıkarmadan.

Nice güzel düşüncelerle dolu mutlu yarınlara..

Güven Gürbüz

30 Ocak 2022

Şebinkarahisar / Ankara

 

 

EĞRİBELİN AŞKI YOLLARI AŞTI..

EĞRİBELİN AŞKI YOLLARI AŞTI..

Şebinkarahisar yolları, adamı yorar diyor her gidip, dönen. Heyelanlı toprağın yollarla arası pek iyi değil. Eh işte diyipte tutmaya çalışsa da kafası bozulunca bendini yıkıp geçer. Barajında altında kalan verimli topraklara. Yeni topraklar. Cıbıl dağlardan, tepelerden yağmurlarla, sellerle, fırtınalarla, süzüle, süzüle, gelirken, barajın sularıda kucak açar. Dibe atar. O’nu tutacak ağaçlar pek fazlaca yoklar.

Aklımıza gelmişken, ceviz ormanları kurulacaktı bir zamanlar. O’nun yerine ceviz bahçeleri kurulsa da çabuk ve çok yetişen cinslerden, hakiki ise yıllar önce ceyiz sandıkları olarak evlerin kim bilir hangi köşelerindeler. O’da ayrı bir konu.

Gurbete yolcu gönderen yollar, giderken de, gelirken kıvrıla kıvrıla, içini dışına çıkarma peşinde. Suşehri ile arasına giren yolun kaderi bir türlü barışmasa da, genişlete, asfaltlana, düzelte, onara, idare ediyor.

Ancak Eğribelin beli doğrulunca koluda uzayacağa benziyor. Birde Giresun limanı canlanırsa Alimallah tut tutabilirsen kocaman tırları. Dereli’den, tepeliden, Şebinden, Suşehrinden, yılan gibi kıvrıla, kıvrıla uzamak isteyecek yollar. Devlet baba her ne kadar da tasarrufa yöneliyorum dersede, bir yandan da Limanları ehya edeceğim diyorken, Giresun Limanının da nasibini alacağı aşikar. Öyleyse Eğribel tünelinden Anadoluya, Sivasa, Kayseriye, oradan Akdenize. Kolay değil. Yollar hakiki yollar olmak isteyecekler. Barajın üstümü kapatılır, yol geçer. Viyadükler mi dikilir, yollar ayağının üstündemi durur, orasını bilemeyiz. Bildiğimiz tek şey. Giresun dan Anadoluya akacak yollar otoban olmak ister.

2005 de başlayan Eğribelin aşk hikayesini ilk dillendiren Bakan Özak, en duygulu anları seçmiş olacak ki İlk Ceviz festivalinde dillendirdi. ‘Biz onu bunu dinlemeyiz. Olsun diye bekleriz’ diyenler çığ gibi büyüdüler. Şiirlerle coşkuya, temellerle şarkıya, aşıklarla türkülere gire, çıka, olurdu olmazdıların eşliğinde 2022 de, hep ikiler sıra sıra dizildiğinde, gözlerinden birini açtı Eğribel. Sırtım doğruldu da, ya diğer gözüm ne olacak diyecek. ‘Eh artık biraz sabırlı olalım’ diyenlerde çıkacak. Dayanamayıp şuradan biride ‘Ne yıllar geçti be..’ diyecek. Zamanında işinin ehli bir bürokratımız, ‘Artık bu işler eskisi gibi değil devletin gücü yerinde, dedim mi yapar’ dediğinde kulağımın biri sımsıcak olmuştu. Ya bir diğeri, O’da ‘Bu kadar para, buraya, değer mi. Ne nüfus var ki burada’ dediğinde, diğer kulağım yerinde yoktu. Ya bir de bir milletvekilimizi ‘Eğribele Tünel hayal’ dediğini öğrendiğimde. O’ndan hiç bahsetmeyelim ne dersiniz. İnşallah kulaklarımız çınlasın. Bir an önce eksiği, gediği ile selametli yollar, özgürlüğünü ilan etsin. Bu yolların yükü çok ağır. Limana bakıyor. Yakından, uzaktan, gelecek gemilerin ihracata katkısından bahsediyor. Gazeteler yazıyor. Yolların kaderi, büyük işlerin gözünün içine bakıyor. Büyük işler Limana karşı bacak, bacak, üstüne atmış seyrediyor. Ne derseniz deyin, Emeği dünden çok Şebinliler Eğribele manzaralı yerlerde birer fincan kahveyi hak ediyor. Yollar kısalacak, bahtlar açılacak, tırlar bir yanda, binekler bir yanda, kornalara basa basa seyredecek.

Şebinkarahisar yolları kısaldıkça, turizmde gözlerini daha çok açacak. Belki bir ufak havaalanı, Şebinin üstünden bakan hava boşluğunun altında yerini alacak. Kulakları çınlasın Eski Belediye başkanlarından Mehmet Özdemir ağabeyimizin havaalanı projesinden kimbilir bahsedilecek. Meryemana manastırına, Trabzon Sümeledan uçakla seyrü seferlerle turistlerde buraya inecek. Tarih canlanacak. Ankara vakfında bir iftarlı toplantı da Miletimizin vekillerine şöyle bir bahsettiysekte orada kaldı. Yıllar geçti unutuldu elbetteki.

Memleketimizin her yeri cennet köşesi. Yeterki değerini bilelim. Değerli kılacak akıllı insanlarımızı ön plana çıkaralım. Onlara sahip çıkalım. Bunların hepsi sözde kalıyor, deselerde bir gün sözde kalmayacaktır. Yavaş, yavaş derken giden ömürden gidiyor. Her gelen yeni nesil ‘Ne yapmışlar ki..’ demeyecekleri günlere şimdiden bir adım daha atabilmeliyiz.

Gençlere çok iş düşüyor bu anlamda. Koşturulmayan hiç bir iş zamanında bitmez.

Selametle kalın.

Güven Gürbüz

09 Ocak 2022 / Şebinkarahisar – Ankara

 

 

 

 

SORUMLULUK ÇOK YÖNLÜDÜR

SORUMLULUK ÇOK YÖNLÜDÜR

” İLGİ, PAYLAŞIM,DENETİM,SORUMLULUK..

İLGİLİ OLMAZSAK BİLGİLİ OLAMAYIZ…

PAYLAŞMAZSAK DUYURAMAYIZ..

DENETLEMESSEK BİLEMEYİZ, GÖREMEYİZ, DÜZELTEMEYİZ..

SORUMLULUK ÇOK YÖNLÜDÜR, İÇİNE GİRDİKÇE ÇOĞALIR..

” Madencilik sektörü dünyada olduğu kadar ülkemizde de önlemlerin en fazla alınması gereken, risk faktörlerinin çok, iş kazalarının yanısıra, çevre facialarının da gündemde olduğu sanayi kollarından birisidir.

Gelişen teknolojiyle birlikte, maliyet unsurları, yatırım zamanlaması, kaynak aktarımları, denetim süreçleri, kurumların işlevliği, toplum kesimlerinin duyarlılığı, STK ların tutumları, vs,vs.vs.. bir çok konu bir bütün olarak masaya yatırılarak görüşülmesi sektöre destek sağlıyacaktır. Salt tek yönlü çıkışlar yerine, sektörel bazda uygulamalar sistemli, kontrollü, denetime tabi olmalıdır.

Yeraltı kaynaklarının işletilmesi salt rant kaynaklı yaklaşımlarla değil, gelişimine ışık tutacak teknoloji ile entegre, üstün denetim ve kontrol mekanizmalarını da devreye sokmak gerekir. Burada en büyük tetikleyici mekanizma toplumsal davranışlarla da alakalı. İlgi ve alakanın da, gerek yerel bazda, gerekse yönetimsel icraatlar da, bir o kadar önem arz ediyor.

Şirketlerin yeterli kaynak ve yatırım olanaklarını işletmecilikte sahaya entegre ederken, operasyonun zarar görmemesi için denetim mekanizmalarını da kurması beklenir. Facia geliyorum derken sessiz kalmak, davetiye çıkarmak demektir. Tedbir her zaman her yerde dikkat den önce gelir. Dikkat tedbirin alınmasını gerektirse de, maliyet bazlı yatırıma kaynak ayrılmaması da akla adam sendeciliği çağrıştırır. Kısacası İşletmelerin denetimi, ilgili kurumlarca,yerinde ve zamanında yapılması gerekir. Müfettiş incelemeleri ile sabit kılınması, denetimin de bir üst kolu olarak görev yapacaktır. Denetim istatistiklerinin de her yıl ibraz edilir , kamuoyuna açık bildirilir olması da sağlanmalıdır.

Operasyonel sahada, denetimlerin özel bağımsız denetim firmalarınca ve de kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılırken, sorumlulukta ortak paylaşılır olmalıdır. Maddi zarar ve ziyanlarda sorumluluklar da ortak yükümlülükleri kapsamalı. Bu yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediği denetimlerle sabit hale getirilir. Denetiminde sorumluluğu, kanunlar nezdinde bağlayıcı olması sağlanmalıdır. Karar mercilerinin doğru bilgilendirilmesi ve işin ciddiyeti gereği önem arz eder.

Toplumun ve toplumsal kuruluşların, yani STK ların burada ki sorumluluk payları olduğu unutulmamalıdır. Toplum yararı gözeten her eylemde STK lar nasıl ki başı çekiyorsa, toplumu etkisi altına alan çevresel olaylara karşı da tutum ve davranışını yerinde ve zamanında göstermelidir. Facia geliyorum denilen olguları bilmesine rağmen, duyurmayan, sessiz kalan, ilgili kurumlar nezdinde takipçisi olmayan, paylaşmayan, sadece olaylar karşısında feveran etmek kafi gelmemelidir.

Felaket geliyorum muhakkak demektedir. Denetim mekanizması bu sesi bir şekilde muhakkak duyacaktır.Felaketin gelmesine yol açan temel etkenlerin iyi bilinmesi, bilimsel çalışmalar ve denetimlerle önlemlerin yerinde zamanında alınması sağlanabilir.

Çevre felaketleri sonrası konuşulan, duymadım, bilmiyordum, görmedim, öylemiymiş, ben söylemiştim, yapmadılar mı, ben ne yapayım, amaaan sende vs..Ve ya spekülatif açıklamalarla, sözlerle, sosyal medya ile vs.vs. geçiştirmek yerine;

Dur!..Düşün!.Yap!..

Çevre ile ilgili olumsuzluk yaratan durumların mahal bulması sonrasında, kök analizleri bilirkişiler tarafından hassasiyetle yapılarak, sektörlerle, çalışanlarla, kurum ve kuruluşlarla, paylaşılarak, tekrarının bir daha yaşanmaması için bilgilendirmelerin paylaşılması gerekir.

Sektörel cezaların caydırıcılık unsuru olduğu düşünülse de, etkin olduğu söylenemez. Sektörün işlevliğine katkı sağlayacak unsurların, tamamlayıcı yönleri çevrecilik alanında da birinci öncelik olarak yer almalıdır. Ülkemizin her yeri, aynı denetim ve ilgi alanına tabi olmalıdır.

Şebinkarahisar’da meydana gelen çevre olayı ile memleket gündemine otursa da, en büyük eksikliğin kimlerde ve nerelerde olduğu asla kulak ardı edilmemelidir. Çevreye duyduğumuz saygı kadar, çevreyi geliştiren, kalkındıran, koruyan, sahip çıkan duyarlı toplum bireyleri olmakta gerekiyor. STK larla kurulan birliktelikler de bu nedenle bir bağlaç unsurudur. Bu unsurun içinde görev alanlarında bu idrak içinde olduklarına inanmak isteriz.

Örgütlü toplumlarda hak hukuk arayışı bir bütünlük içerisinde hakettiği yeri bulur. Salt sözlerle varılmak istenen hedef, hedefinden zamanla uzaklaşır. Hedefe ulaşmadan nihai sonuç olmaz. Ulaşana kadar mücadele etmek gerekir. Fiiliyatta hakim olan güç sahiplenme yetisidir. Sahiplenmek memleket için olduğunda tüm unsurlar tek vücut demektir.

Geçmiş olsun Şebinkarahisar.

Sevgi ve Saygılarımla,

Güven Gürbüz

21 Kasım 2021

Şebinkarahisar / Ankara

 

 

 

OLDUNDA OLDUN

OLDUNDA OLDUN..

” Memleketin taşına toprağına gönül vermiş, ecdadını unutmayan, gelişip kalkınmasını, büyüyüp gelişmesini istemeyen hemen, hemen, yok gibidir.
Hayatın karelerine sığdırır, çerçevesini duvarımıza asarız. Uzaklarda olsakta kalbimiz orada çarpar. O’nu kalesi ile özdeş kılarız. Resimlerde kale resmi olmadan inanmayız.

Şebinkarahisar kalesini kar yağınca tasavvur ederiz. Eteklerine doğru uzayan kayaları, etrafına doğru genişlemesini, büyüdükçe serpilmesini bir ak gelinliğe bezenmiş, ince belli zarif bir geline benzetsek ne çıkar?

Bu gelin de bir gün Ana olsa, sonra evlatlarını yolcu etse gurbet ellerine. Bir kartalın başka diyarlara göç etmesi gibi. Geniş kanatlarını engin deryalara kucak açıp gitmesi. Bir gün gelipte mekan tutttuğu yerlerin dolup taşması. Kanatlarının kırık, yorgun ve bitkin haline baktıkça, bir ananın da olduğunu, oranında memleket misali geldiğini bilmesi de yeter herhalde.

Şiirlerle ara vererek, bir yudum soğuk su ile memleketi hissetsek ne çıkar?

ŞEBİNKARAHİSAR

Kayaların koynunda,
Hisarın altında,
Büyüdükçe serpildin.
Güzel GELiN oldun Karahisar.

Kanatlarının altında,
Uçurdun bizi gurbet’e
Gurbette dar geldi bize,
Duydum ANA oldun Karahisar.

Dikmen’in tepesinde,
Sivri selam durur.
Karahisar kalesine tekbir verir.
Bir ezan sesidir.
Kozluca’dan gelir.
Kayadibi asayiş berkemal der.

Avutmuş, Kadıoglu, canın ferin,
Tamzara, Bağların alın terin,
Arada bir gelir,
Gurbetten de torunların,
Acı, tatlı dillerin bal oldu.
Duydum BABA oldun Karahisar.

Sene Dokuzyüzotuzüç te almışlar yüzüğünü,
Yetim bırakmışlar kurdunu, kuşunu,
Yorulmadan çıktık dik yokuşunu,
Garezlenme bir gün ak gerdanına,
Takacağız incileri,
Duyacağız iL oldun Karahisar.

Güven der; ben’de Meykel’den torunun,
Alnımıza ter oldu, tozların dumanın.
Bir karış toprakta yatar,
Orada Atalarım.
Ecdadımın yadigarı,
Canım Karahisar.

18.05.1997
Güven Gürbüz

Dikmen’in tepesinde sivri bir tepe yer alır. Her yer ayaklarının altında uzanır. Karahisar kalesine bakar her gün. Öğlen vakti olur, Kozluca tarafından ezan sesi duyulur. Kayadibi hemen karşılarda, her şey yolunda merak etmeyin der gibidir. Memleketin sesi dört bir yandan yankılanır.

Baba olmak kolaymıdır? Kol kanattır. Adı Şebinkarahisardır. Bağlarında yetişir envayi çeşit meyve sebze, diğerleri durur mu, alın teri misali kazanımdır her bir karışından gelen gelir. Yaz gelince koşarlar torunları. Acı tatlı diller bal olur. Duyarız ki Baba olur Karahisar. Sarar kucaklar.

Dokuzyüzotuzüç tarihi unutulmaz. Yüzüğünü arar bir daha bulamaz. Kurdu, kuşu yetim kaldım diye fevaran ettiğinden buyana duymamışlar bir daha sesini. Ama yine de yorulmadan çıkılır o dik yokuşu, kaleye doğru uzanır. Garezlenme der her sevdalısı. Bir gün ak gerdanına inciler takacağız. Değerleneceksin. Yine Vilayet olacaksın. Cümle alem duyacak. Garezlenme.

Eh işte.. Aşşağıdan yukarıdan yazının sonu görünüyor. Meykel denilen, adının çoğunun belki de ilk kez duyduğu, Öreğel ( Diler)’in bir mahallesi Meykel’in de adı geçsin değilmi? Dedelerimizi yad edelim. Torunları olduğumuzu bilelim. Tozlu topraklı yollarından, ter ile harç yapıp, yüzümüze yol yapalım. Baktıkça o yollara, ecdadında Karahisar topraklarında yattığını unutmayalım. O’yadigarın anısına bu yazımızın devamını da memlekete bırakalım.

Sağlıcakla Kalın..

Güven Gürbüz

18 Ekim 2021, Şebinkarahisar – Ankara