NE YAPARLAR ZAPT OLMAZSA KAPATIRLAR


NE YAPARLAR ZAPT OLMAZSA KAPATIRLAR

Dolu doludur doluyla dolu. Nereden gelirse dolunun oradadır yolu. Doludan ne olmalı?
İdareli kullanmalı. Ağzını açık unutmamalı. Maazallah açıksa etrafa dökülüp saçmamalı.
Kimi maddiyattan dolu. Kiminin maneviyattan yolu. Düşündürür aklı eren her bir kulu.
Taşmak ister, taşanı nereye taşımalı? Kimde varsa o faydalı. Varsa verimli alanları sulamalı.
Ya olursa bendini yıkmalı. Birbirini kovalamamalı. Sel olup akmamalı. Zarar yok tedbir almalı.

Korkarız dolunun dolgusundan. Kaybetmeden olgusundan. Neler geçer sağından, solundan?
Her gidişin vardır bir yolundan. Zapt olmazsa ya düşünce kolundan. Tedbirin hepsi bundan.
İnsanoğlu dağılır her koldan. Biri o yandan, biri bu yandan. Acaba dünyanın dengesi neden?
Ayakta duran. Sağlam kalan. Çok olur o zaman. Sahip çıkan. Ya bir de etrafa saçıp saçılan.
Havadan. Sudan. Ağızdaki sözden. Ardan. Edepten. Hoca Nasrettine soralım bulur bir neden.

Boşuna Tıkamamışlar Senin Ağzını

Bir yaz günü öğle sıcağında Nasreddin Hoca, komşu köye gitmektedir.
İşi acele olmalı ki, ikindinin serinliğini beklememiştir.
Bir yandan güneş tepeden yakar, bir yandan da susuzluk içini kavurur.
Dili damağına yapışmak üzere iken yolu bir çeşmeye uğrar.
Olacak bu ya, adamın birisi de ‘su boşa akmasın’ diye çeşmenin oluğuna
ağaç parçası tıkamıştır. Hoca, oluğu tıkayan ağaç parçasına var gücüyle
asılır, asılır, bir iki denemeden sonra tıpayı çıkarıverir.
Çıkarır çıkarmasına da çıkarmasıyla birlikte basınçlı su Hoca’nın üstünü başını ıslatır.
Bütün bu olan bitenlere kızan Nasreddin Hoca, suyun karşısına geçerek;
“Boşuna tıkamamışlar senin ağzını… Demek ki, hak etmişsin!” der.

Akar akıcı olan. Akarken etrafa bakan. Hem madden. Hem manen. Hikmet kendinde esasen.
Cemiyette bilinir haktan. Taktir edilir hakikati bilen. Söz ile yerini bulur anlatılmak istenen.
Sözün aslı doğruluktan. Çok konuşursan. Ardı ardını almazsan. Şüphe duyulur bendinden.
Yıkmamalı bendini, çoğu zarardan. Her şeyin en iyisi başlar azından. Düşünüp, taşınmaktan.
Bilinir hali vaktin. Susmak değildir bilgisizlikten. Her fayda gelmez bende alimim diyenden.

Tedbirin adı, önüne almanın bendi. Açık bırakırsan çabuk gelir ardı. Kim bilmeden nereyi yıktı?
Yasalar maddenin özünde. Bilim ne diyor tahlil ile analizinde. Faydaya çevirmek bulmakla elimizde.
Yaşayan canlı da ne yok ki içinde? Hepsi bir madde, kainatın içerisinde. Sırrı aslına dönmesinde.
İnançlarımızla bağdaşan hususta. Düşüncemiz usumuzda. Düşünüp çözmek insanoğluna düşmekte.
Tutmak tutulanı kopartmamakta. Her güzelliğin ardı yerli yerinde sunmakta.Görmek değil bakmakta.

20 Eylül 2024

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara

İYİDİR BAŞTAN SONRASI HÜSRAN


İYİDİR BAŞTAN SONRASI HÜSRAN

Bir yol hikayesidir bizdeki yaşam. Her geçtiğin yerde bulunmaz kelam. Alamazsın uzaktaysan bir kuru selam.
Dostlarımı dersin, düşünüp şöyle bir hatırlasam. Vefalısını, vefasızını, boncuk gibi peşpeşe sıraya dizsem.
Onları rengarenk renklerle renklendirsem. Bilmem hangisine methiyeler dizsem? Hangisini gül dalına kondursam?
Gönlüme uzanıp bir sorsam. O sorsa ben söylesem. Ne elemden iz kalır, ne de kederden. Gözlerimi bir yumsam.
Yatsam, uyusam, uyanıp kalksam. Hayaller kursam. Ezeyip, bezesem. Değiştiremem. Cihanı alemde öyle bir yaşam.

Katlanmaktır hayat, eğilene, bükülene. Ağaç gibidir kök salar bak bir sökülene. Yeni fidanlar dikilir yerine.
Uzanabilmektir sevginin en uzakta kalanına. Kulak vermektir yanındaki yakınına. İyi niyet her zamanda buluna.
İkram değildir ikramı değerli kılan. İkramda ne aradığına bakmaktır altında yatan. Ne çıkar dersin sonradan?
Halimi sorma diyor benden, hepsi senden. Bir bak etrafına halin, halinden niye perişan? Ders çıkar yaptığından.
Zengini fakire değişen. Fakiri, fukarayı, vardır küçümseyen. Anlaşılır ahvali halinden. Bellidir duruşundan.

Bu Adam Dediğini Yapar

Nasreddin Hoca bir gün cami çıkışında cemaatten birisiyle tanışır.
Birbirlerine hâl hatır sorarlar,sohbeti ilerletirler. Hoca, adamın hoşuna gider.
Adam; “Hocam, sen çok hoşuma gittin; bugün akşam bizim fakirhaneye buyur da beraber
tuz ile ekmek yiyelim.” der. Nasreddin Hoca akşama doğru yemek vakti gelince adamın evine varır
ve sohbeti koyulaştırırlar. Derken sofra kurulur, ortaya da güzel bir sini konulur.
Sininin üzerinde ise tuz ve ekmekten başka hiçbir şey yoktur.Hoca, yemeklerin gelmediğini zannederek
sohbeti sürdürünce ev sahibi Hoca’yı sofraya davet eder:“Hocam, soframıza buyurun.
” Tam sofraya oturdukları sırada kapıya bir dilenci gelip ev sahibinden ekmek istemez mi?
Ev sahibi her ne kadar,”Hadi hadi, Allah versin” deyip uzaklaştırmak isterse de dilenci bir türlü gitmez.
Bu duruma kızan ev sahibi, pencereden kafasını çıkararak dilenciye bağırmaya başlar.
“Defol git, bak, şimdi gelirsem, kafanı kırarım!. .” Bu sırada tuzu ekmeğe katık etmekte olan
Nasreddin Hoca yerinden kalkıp dilencinin yanına gider ve ona; “Aman arkadaş, çabuk buradan kaç;
vallahi bak bu adam dediğini yapar, kafanı filan kırar, maazallah” der.

Gördük sonradan arama kim nereden? Anlamaz halden görmeden bilmeyen. İpi tutan elden. Düğümü çözen dilden.
Bir bilene sorulur merakından bilmeyen. Çok konuşunca bulamazsın dinleyen. Anlaşılır her birinin halinden.
Ne demişler; Gönül küsermiş sevdiğine. Ele niye versinler bilmeyeni bildiğine? Yaz arzuhalini bir söylesene.
En güzel sözler. Gönülden açar filizlenirler. Toprağını, suyunu, sevgisinden alırlar. Ne bilsin bilmeyenler?
Yetişir fidan en başından. Medet ummasa da toprağından,taşından. Beslenirde büyür yine dinmeyen gözyaşından.

Aldanma fani kullarız, özürler çoktu. Kabahatini bilmeyenin gönlü yoktu. Arama her şeyden çıkar, bitmez çoktu.
Eli cebinden büyüktü ne yaptı? Anlattığı şekerli şerbetli bardaktı. Gönül evi dediği dalları kurumuş çardaktı.
Gönül dedi kime elverdi? Gönül gözünde kendi bitti. Oturdu sohbet etti. Dün söylediğini bu gün nasılda unuttu?
Alıp başını gidecekti. Gitmeden önünde daha neler bitti? Yetmedi tikenleri güllere batırdı. Hikayesi de bitti.
Yazılanları tutan bir kağıttı. Kağıdı mürekkebi niye kuruttu? Kim kime ne okuttu? Okuyanda gün geldi unuttu.

Güven Gürbüz
18 Eylül 2024
Şebinkarahisar / Ankara

İYİ GELEN BİZE KÖTÜSÜ HANGİMİZE

 

 


İYİ GELEN BİZE KÖTÜSÜ HANGİMİZE

Her zaman, her yerde. Sıra gelsin hangimize? Benzemeyiz elbet birbirimize.
Hakkaniyet deriz. Ayyuka çıkarır, büyültürüz. Gece, gündüz, durmadan ararız.
Anlatmasını iyi biliriz. Hikaye yazar ekleriz. Büyültürüz. Olmazsa küçültürüz.
Sırtına elbise dikemeyen terzi misaliyiz. Nereden görünüyor acaba söküğümüz?
En iyisimi sus demeliyiz. Çünkü var her birimizin birbirimize söyleyeceğimiz.

Söz ile örülse çıkmaz kumaş. Göz ile bakılsa tutmaz dikiş. Yola düşsen yokuş.
Bizdeki öyle bir gülüş.Yokuş aşağıdır iniş. Kabahatimiz kaybolur, büzüş, büzüş.
Atış, tutuş, övüş. Tabakta durduğu gibi durmuyor söğüş. Bilemeyen hangi sarhoş?
İşine gelirse kendine dönüş. İşine gelmezse değişir bakış. Biter kavşakta yarış.
Anlat verme sakın gargış. Anlatılanlar mizah ile yarış. Hoca Nasrettin ne demiş?

Bu da Hoca’nın Atışı

Nasreddin Hoca, sağda solda “Ben şöyle yay çekerim, şöyle ok atarım.” diye konuşur durur.
Bunun gerçek olup olmadığını anlamak isteyen gençler onu yarışmaya davet ederler.
Hoca, ilk okunu atar, ama hedefin çok uzağına düşer. Çevreden gülüşme sesleri artınca Hoca;
“Bu bizim subaşının atışı; o, oku böyle atar.” der.
İkinci olarak oku attığında, hedefi yine vuramaz, yine gülüşme sesleri arasında Hoca;
“Bu da bizim Kadı Efendi’nin atışı…” der. Üçüncü olarak oku atan Hoca hedefi vurunca;
“Bu da Hoca’nın atışı…” deyiverir.

Elimize aldığımız söğüdümüz. Kabuk olur çekip soyduğumuz. Ne işe yarar şimdi çubuğumuz?
Gölgesinde yatıp uyuduğumuz. Rüzgar ile serinlik bulduğumuz. Nede güzel akar deremiz.
Dost ile muhabbet gölgemiz. İçimizde doğar güneşimiz. Her gecemiz. Her sabahımız.
İyi düşünürüz. İyi buluruz. Dar günümüzde birbirimizi ararız. Nerede kaldı sırdaşımız?
Hep kendimize değil övgümüz. Hakkaniyeti hatırlatır edebimiz. Yiğide hakkını vermeliyiz.

Biz yazarız bizde kalanları. Unutmayız maziden kalan hatıraları. Rüzgar ile uçurmaları.
Kuşun kanadına taktık anıları. Yemledik, suladık, saldık uçan kuşları. Gitti buldu gurbet elleri.
Takdir ettik çalışkan gençleri. Dinlendirmeye çektik yaşlıları. Ayırmadık uzun, kısa, kaşlıları.
Yaşarken ördük nice nakışları. Çeşit, çeşit dizdik işlemeleri. Her birinde vardır emekleri.
Bitiremeyiz anlatmakla anlatılacakları. Her daim unutulmaz hatıraları. Gönül dostları.Bitmez şakaları.

17 Eylül 2024

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara



GÜNÜNÜ BİLMEYEN HESABINI GÖRMEYEN


GÜNÜNÜ BİLMEYEN HESABINI GÖRMEYEN

Gelip geçerken zaman. Zorda kalınca çekilen el aman. Çözüm bulmalı hemen.
Atılan her adımdan. Bir mesul vardır bulunan. Velakin o sensen umulan.
Boşalırken etrafından. Hiç bir şey kalmazken kalabalıktan. Sessizlik ve sen.
Unutulur bir an. Sukunetle dalarsın bir zaman. Sessizliğin çığlığından uyanan.
Sorduğun her sorudan. Bir bölüm varken senden. Çözümü bekleme karşıkinden.

Bilmeli gününü bu gün hangi gün? Solup tükenirken çiçek gibi ömrün. Düşün.
Bahçesinde sulamadığın o gönül bağın. İçerisinde kaybolurken çiçek bahçesinin.
Bahçıvanını arama içinde sakladığın. Her gün elinde kazma, kürek, dolaştırdığın.
Suyunu kesip akıtamadığın. Toprağını eşip, çapalamadığın. Çitlerin arkasındasın.
Toprak ananın sesi sesin olsun. Silkelenip kendine gelesin. Anlatılanları dinleyesin.

Bugünlerde Ay Alıp Satmadım

Nasreddin Hoca bir gün pazarda dolaşırken yanına bir adam yaklaşır ve;
“Hocam, bugün ayın kaçı?” der. Hoca, adamın niyetini anlamış olmalı ki;
“Arkadaş, bugünlerde hiç ay alıp satmadım, bilmem.” cevabını verir.

Gün ışığı akarken her bir delikten. Deliğin içinden geçen her bir gün ömürden.
Saymakla bitermi der bilmeyen. Bilmez ki o sayar yerine her birini bir ömürden.
Karışır gider günler günlerden. Biri selam vermeden geçmez diğerinden. Sensin geçen.
Sorarsan ben nerdeyim diye birden. Karıştırırlar sonra bahsettiğin hangi senden.
Günden gelir gün çiçeğinden.Tarlada açar yaz güneşinden. Bahsedeyim sana hangi birinden.

Benzer birbirine çokça duran. Ya huyundan, ya suyundan. Vardır elbet bir tarafından kapan.
İnsanoğlu bilmez bildiren. Kimi vardır sormaz sorduran. İşimize gelmemeli yalan dolan.
İyi seç bilgiyi bilgi günlerden. İyi tanı birini diğerinden. Karıştırma birbirine benzeyen.
Ne renginden. Ne dilinden. Özünü bilenin sözünden. Dinlemesi senden. Nasihatı atadan.
İyi bilir bu yollardan geçen. Vardır her sorudan anlayan. Velakin doğrusu ne yandan?

Güven Gürbüz
13 Eylül 2024
Şebinkarahisar / Ankara

HERŞEY AYAN BEYAN. KİM DİYECEK YALAN?


HERŞEY AYAN BEYAN. KİM DİYECEK YALAN?

Almış gidiyor başını rehavet.Gerekmiyor davetsize davet. Aç kapıyı bak git. Nerede edep?
Kim nerede görmüş hangi servet? Neresinden baksan kabahat. Gerekmiyor kimseye izahat.
Koşturanlar, koşmayanlar. Önde durup hep konuşanlar.Payeyide kapanlar. Seninkisi külfet.
Çok aradık arzuhale tercümanlar. Oysaki orta yerde arzuhaller. Kim acaba nasıl dinler?
Bizi bizden iyi bilenler. Güngörmüş, geçirmişler. Yüzüne yansır her türlü kerametler.

Eşeğin yanında giden sıpa. Bilemez hangi yol nereye sapa? Dağ başında kimi kurt kapa?
Taşlı toprağa işlemez çapa. Şişenin başını tutar tıpa. Anlatılanlar gelmez ipe sapa.
İnancı olmayan neye tapa? Kanma şifa diye verilen her hapa. Bayılınca vermez kimse kupa.
Yaşam bu koşarsın dere, tepe. Her bulduğun girmez sepete. Bir gün gelir herşey geri tepe.
Hoca Nasrettin baktı küpe. Küpten öte kulaktaki küpe. Her şey ortada sere serpe.

Bunlardan Daha İyi Bir Şahit Bulunabilir mi?

Nasreddin Hoca’nın Akşehir kadısı olduğu zamanda makamına bir adam girer.
Bu adamın sıkıntısı olduğu hareketlerinden kolaylıkla sezilmektedir.
Hoca; “Anlat, bakalım, nedir derdin?” dediğinde adam;
“Kadı Efendi benim bir tamburam vardı, onu filan adam çaldı, ondan davacıyım.” der.
Kadının emri üzerine davalı huzura çağırılır. Kadı;“Sen bu adamın tamburasını çaldın mı?”
deyince adam; “Hayır, Kadı Efendi bu tambura benim babamdan kalmıştır, istersen şahitlerimi
getirebilirim.” der. Kadı’nın emri üzerine şahitler davet edilir ve onlardan birincisine;
“Tamburanın sahibi kimdir?” diye sorulduğunda şahit; “Tambura dava edilen adamındır.”
Öbür şahit de;“Evet aynen öyledir, hatta ben tamburanın beş teli olduğunu bile biliyorum.” der.
Şahitlerin anlattıklarını duyan şikâyetçi ifadelere itiraz edince, Kadı Efendi sebebini sorar.
Bu defa şikâyetçi adam; “Kadı Efendi, şahitlerden birisi düğünlerin köçeği, birisi şarkıcısı, birisi de …”
deyince Kadı adamın sözünü keser ve; “Be adam! Böyle bir davada bunlardan daha iyi bir şahit bulunabilir mi?” deyiverir.

Hali halden, hali yoldan. Yol bozuksa ne anlasın halden. Kimine elden. Kimine dilden.
Bir başkadır hal bilen. Uğraşır çözer düğümleri birden. Zarar gelmez inançlı alimden.
Sevgiden geçer yolu iyiliğin. Değişir değişmez deme en iyi bildiğin.Yaşam en büyük şahidin.
Yanılma, doğruyu eğride bilirsin. Doğrultayım derken sende eğrilirsin. Sen, sende gizlisin.
Marifeti kendinden bilirsin. Marifetli olanı nereden tanırsın? Yaşamda herkes gibi bir nefessin.

Çok söyleme saç gibi bükülüyor. Büküldükçe yerinden sökülüyor. Eskimişse yapı kendinide tartmıyor.
El açmış yalvarıyor. Çağ değişti diyor uyarıyor. Kim nerede, kimlerle yürüyor? Bakta gör diyor.
Sorma hiç bilmeyene bilmiyor. Zorlama üstüne hiç almıyor. İçinde kanlar kaynıyor. Hala anlamıyor.
Organlarımız vücutta bir bütün, birlikte yürüyor. Biri acı çekince, diğeri hissediyor. Ağrıyor. Ağlıyor.
Birbirinden çare arıyor. Her şeye akıl yetişiyor. Beyin sağlamsa her yerde doğruları buluyor.

Güven Gürbüz

06 Eylül 2024

Şebinkarahisar / Ankara