ANLADIK DOST KALDIK


ANLADIK DOST KALDIK

Tek başımıza kaldığımızda anladık, dostlarımızın aslında tatilde kaldıklarına.
Bir yaz rüzgarıydı esti geçti.
En son kalkarken vapur limandan, el salladık.
Ömrümüzün sadece bir ilkbaharı, bir de yazı vardı.
Kim derdi ki ; Sonbaharı haltedecek kara kış, gazellerinde üstünü örtecek.

Derin bir iç çektiğimizde anladık.
Dostlarımızın hikaye kitabımızın renkli kahramanları olduklarına.
Kimin, neyi, nasıl, yazdığına göre şekillendirdik.
Hayal dünyamıza nasıl da sığdırdık?
Ömrümüzün sadece anları vardı.
Kim derdi ki: Açılınca gözler,hikayeler de, masallar da bitecekler.

Güngeldi. Düşündük. Aslında hiç anlayamazdık.
Anladıklarımız anlamak istediklerimizdi. Keşke dedik yine.
Anlamak istemediklerimizi de anlasaydık.
Dostlarımız ayrı, ayrı, dünyalardandı.
Ömrümüzün her mevsiminde varlardı.
Kim bilirdi ki: Ortalık çokta aydınlık değildi.
Mevsimlerin aslında çokta önemi yoktu.
Göremediklerimiz gecemizde. Duyamadıklarımız gündüzümüz de kaldı.
Ömrümüz den, İki yarım dan bir bütün çıkarmaktı.

Uzun lafın kısası, anlamak bize münhasır.
Ömrümüz sınırlarımız. Mevsimler duraklarımız.
Biz ve yaşam. Bir kısadan bir uzun çıkarmak gibi.
Anlayarak, kavrayarak, yaşamak. Dostlarımızı anlamak.
Kitabın sayfalarını bitirmeden, tekrar başa dönüp, tekrar yapmak.
Zamanı geri getiremesekte aslında, okumadan geçtiğimiz sayfalarında, var olduğunu görmek.
En güzel dostluklar anlamakla başlar.
Bizleri zorluyan ihmalkarlıklar. Onlar da olmasalar.
Bir başka yaşanırdı ömürde kalan boşluklar.
Bir daha yeri dolmasalarda, içimizde kalan kabarcıklar.
Bir balon gibi arada bir patlayacaklar.

GÜVEN GÜRBÜZ
05 MAYIS 2025
Şebinkarahisar – Ankara

GÜÇ UNSURLARI VE DENGELERİ

GÜÇ UNSURLARI VE DENGELERİ

Dünya coğrafyaları tedirgin. Kutuplaşmaların boyutları tartışılıyor. Nüfus artışı hayati öneme haiz konuları öne taşıyor.
Açlık ve yoksulluk temel sorunlardan. İklimsel tedirginlikler endişe verici. Sanayileşmenin sonucu ekolojik denge risk altında.
Silahlanma yarışı diğer boyutu. Nükleer tehlikeler ürkütücü. Süper güçler hegomanyacılık peşindeler.

Yeni dünya düzeni kendi içinde içten içe şekillenirken, yönlendirmelerde çağın mevcut durumuyla entegre halde işliyor.
Adına ne projesi denilirse denilsin, operasyonel sahada durum ürkütücü boyutlara da taşınabiliyor. Ortadoğunun durumu malum.
Güç unsurları ortak projelerle, işbirlikçilerini ortaya koyuyorlar. Meydan okumaya kadar gelen vahim durumlar ortada.
Tehditkar duruşlar endişe verici. Müttefiklik, staretejik ortaklık, işbirliği kuruluşları, birlikler, topluluklar vs.
Bir çok yapılanmalar, siyasi dengeler, toplumsal hareketler, dünya liderlerinin tutumu vs dünya arenasında, sofradaki payı şekillendiriyor.

Hangi tarafından bakarsak bakalım etkin olan güç unsuru EKONOMİ ve TİCARET.

Sahnede sergilenen her türden savaşların temeli de buradan doğuyor.Yöntemler geçmiş yüzyıllarda yaşananların benzeri de denilebilir.
Gerekli gördüklerinde metotlar yöneticileri nezdinde farklılık arz etsede hedef aynı. Ülkelerin liderlerinin tutumuna göre değişikliklerde
arzedebiliyor. Atılan her adım da daha ileriyi görmek elzem hale geldi. Geleceğin kimden yana, neyi getireceği veya götüreceği tartışılıyor.
Süper güç olarak tabir ettiğimiz ülkeler ve liderlerinin uygulamaları, hep kendi çıkar ve menfaatleri yönünde, değişken aksiyon planları ile sahnede görülmekte. Yansımalarını ekonomi ve ticaret savaşlarında görüyoruz.

Yeraltı ve yerüstü kaynakları. Jeopolitik coğrafyalar. Staretejik durumlar. Müttefiklik boyutları. Etnik dağılımlar, dinsel inançlar, iklimsel değişimlerin yansımaları, mali politikalar, yönetimsel pozisyonlar vs. Bir çok, çok yönlü unsur bir araya geldiğinde masanın etrafında oturup kalkanlarda derin düşüncelerin içerisinde çalkalanıp duracaklar. Bu çalkantılardan güçlülerin zeytinyağı gibi üste çıktıklarını hep göreceğiz.

Süper güçlerin sahip oldukları, operasyonel boyuttaki teknolojik donanımları bir yana, sınırların kalktığı ekonomi haritalarında, yatırım kanallarının paylaşıldığı ülkelerde, sermaye güçleri ile tröstlerin oluşturdukları, başını çektikleri kartellerin, dünyanın dört bir yanında, yatırım kanallarının aktivasyonun da nasıl etkin olduklarını görebilmeliyiz. Bu kanalların ülkelerin ekonomilerine etkileri, dolaylı yollardan da olsa, enflasyonik hareketlerde yarattığı değişimlerinde, nasıl yansıtıldığını araştırmalıyız.

Politikaların; ülkeler nezdinde seyrini izlediğimizde, agresif hareketlerinde olabildiğini, tutarsızlıkları da görebileceğimiz unutulmamalı.
Yönetemeyen yöneticilerin de olduğu varsayılırsa vay hallere. Halkın yaptığı feveranların, çokta göz önünde bulundurulduğunu düşünebilecekmiyiz? Adil gelir dağılımı konusu bir çok ülkelerin sorunu olsa gerek. Güç unsurları bu konunun üzerine çok gitmek istemezlerse de toplumsal yaşamın önemli unsurudur. Sermayedarlar, yöneticilerle iç içe aldıkları kararlarla, tolere edilecek derecelere taşıyarak, çalışan iş gücüne ister istemez destek vermeye devam edeceklerdir. Ülke yöneticileri ise yasalarla, kanunlarla, uygulama alanlarını, değişen şartlara göre revize edeceklerdir.

Güç dünyanın her neresinde olursa olsun, bulunduranın tekelinde olduğu müddetçe, kontrolsuz seyri halinde, olumsuz etkileri toplumsal yaşamda negatif etkili olacaktır. Toplumları idare edenlerin, yönetebilen yöneticilerden ve onun liderlerinden, aynı zamanda ahlaki, vicdani, hür düşünce ve fikirleri savunan kimliklerden oluşmalıdırlar. İki dudağının arasında toplumsal yaşama yön veren liderler ülkeleri nezdinde dünya yaşam kültürüne sağladıkları ve sağlamadıkları ile tarihe damga vururlar. Yönetebilen yöneticilere ve liderlerine, başında bulundukları dünya ülkelerinin geleceğinin, olumlu yönde ilerleyebilmesi için, çok büyük sorumluluk yükler. Yöneticileri, liderleri başa getirirken de, bilinen kriterleri en ince detayına kadar inceleyip, kararlar almalıdır. Demokratik haklar kullanılırken bilinç düzeyimiz bir adım öne çıkmalıdır.

Yönetmek, liderlik yapmak, kavramı, uygulama alanında geniş kapsamlıdır.Bir ülkeyi yönetmek, bir kurumu yönetmek, bir şirketi yönetmek, vs.vs
Temel amaç yönetebilme kabiliyetine haiz olabilmekte yatıyor. Güçlü olmak kadar, adilane, hakkaniyetli, vicdani, duygulara da sahip olmak önemlidir.

Güç unsurunun; sahada etkili ve başarılı olabilmesi, toplum nezdinde de kabule şayan uygulamaları ile şekil bulmalıdır. Güç unsurları sonsuz değildirler. Doğanın kendini yenilemesi gibi ani ve etkin durumlara maruz kalabilirler. Ekonomik, sosyolojik, politik,vs bir çok unsurlar birbiriyle paralel halde seyreder. Çelişen her unsur bir diğerini etkiler. İstikrarlı olmak terimi burada ön plana çıkar.

Gelir dağılımındaki sosyal adalet önemli bir olgu olarak öne çıkar.Sosyal adaletin sağladığı her pozitif etki toplumları ve insanları bir adım öne taşır. Kendi geleceğini, dünyanın geleceği olarak düşünenler, doğru adım atanlardır. Geleceğe yön vereceklerse, at gözlüğünü bir kenara atanlardan oluşur. Objektif, analitik, hür, bağımsız, ahlaki, vicdani, edebi, bilim ve ilim ile eğitimli, öğrenimli, donanımlı yöneticiler toplumları ileri taşırlar. Gücü yönetenler, böylelikle güçlü bir irade ve sağlam duruş sergilerler.

Güven Gürbüz
24 Nisan 2025
Şebinkarahisar / Ankara

Biter yazısı Kalır mazisi

Biter yazısı Kalır mazisi

Yaklaşık iki yıl sürdü. Nasrettin hoca fıkralıydı. Nihayetinde yazdıklarımdı.Yazı serisinin de sonu geldi.
Elbette bitti. Okudukça okuyanlarım oldu. Bir çok yazılarım da bir köşede unutuldu. Bir kısmı kayboldu.
Küme, küme, bulutlar gibiydi. Bazen dolu vurdu. Bazen Sıcak gördü. Soğuğu ısıttı. Isıcağı serinletti.
Demlikte kaynayan su gibiydi. Bazen döküldü kucağımı yaktı. Nihayetin de bardakta çay gibiydi.
Bazen demliydi. Bazen açıktı. Şekerlisi de vardı. Şekersizi de oldu. Her neye benzetirsen oydu.
Kimi anladı. Kimi anlamadı. Hepsinde aynı düşünce de olacak değildi. Onlar benim yazılarımdı.
Kelimelerimden kelimeler türedi. İçine memleket havası karıştı da karıştı. Bazen bulanıktı. Bazense açıktı.

Öter zurnamız. Çalınca davulumuz. Düğünümüz. Derneğimiz. Hoş sohbet muhabbetimiz. Elbette güzeldir düşüncemiz.
Geleceği için arzulayan atalardan yadigar bizim memleketimiz. Yapıldı okullarımız. Tünelimiz. Ötemiz. Berimiz.
Velakin memleketten çok oluyor. Yola düşenimiz. Gurbete kanat açan gurbet kuşlarımız. Kalmıyor diyecek sözümüz.
Nereden gelecek diyorlar gençlerimiz. Evlenirsek bizlere ekmeğimiz aşımız. Ah şu bizim yokmu geçim dünyamız.
Gurbete çok çalışıyor eski yollarımız. Fayda etmiyor yenilememiz. Yerinde durmuyor toprağımız taşımız.
Sürüyor yaz, kış, heyelanlarımız. Tepe aşağı uçan araçlarımız. Duyulur dört bir yandan kaza haberlerimiz.
Çoktur derdimiz. Söyleyemeyiz. Aradığımızsa dermanımız. El uzatsın diye hep bekleriz. Devlet büyüklerimiz.

Ne kadarsa kesemiz. Ona göre uzar ayağımız. Yoksa soğukta kalırız. Yatağımız, yorganımız. gecemiz, gündüzümüz.
Ömürden geçer, gider, ömrümüz. Elimizde azalan sermayemiz. Bitirdiğimiz ömrümüz.Fayda etmez ağlayıp sızlanmamız.
En büyük uhdemiz. Gelsin diye beklediğimiz Vilayetliğimiz. Ne gezer dediğimiz. Boynumuzu büküp kenara çekildiğimiz.
Kocadık artık derken çoğumuz. Günden güne artıyor yaşlı nüfusumuz. Çoğalsın gelecek diye beklerken genç neslimiz.
Döndü artık anlayamadık tersimiz. Elimizde belli ortada imkanlarımız. Yokluktan, darlıktan, nasıl çoğalsın varlığımız.

Beğenimiz efendiliğimiz. Kibarlık nezaketimiz. Yürüyüşümüz zerafetimiz. Sözümüz edebimiz. Kimsede sanmasın bizleri keriz.
İnce düşünürüz. Kalın puntolarla yazarız. Sözümüzün arkasında dururuz. Kaypaklık yapmayız. Şebinkarahisarlıyız.
Eğribel yanı başımız. Az saç, baş, yolmayız. Yapılsın diye tünelimiz. Göründüğünde ucunda ışığımız. O gün oldu bayramımız.
Bitmedi diyorlar çoğumuz. Elde değecek diye de bekler diğer yanlarımız. Bağlantılı yollarımız. Eklerimiz. Uzantılarımız.

Nihayetinde önceden vilayettik. Sanmasınlar ki unuttuk. Her baharda açan çiçek gibiyiz. Saksıda da biteriz.
Yaylada da açarız. Ne de güzelmiş dedirtiriz. Anlatır. Söyleriz. Olur, olmaz, diyenimiz. Anlatmak bizim işimiz.
İyi anlatmalıyız. Gider, geliriz. Velakin Anadoluya dönük yüzümüz.Bir yanda Sivasımız. Elimizi uzatsak Suşehrimiz.
Orta yerde barajımız. Zayıflasa da tarımımız. Feveran etsede köylerimiz. Yaz gelince dolar boşluklarımız.
Çiftçiliği cazip hale getirmeliyiz. Mesleki alanda olgunlaştırmalıyız. İmkanlar, olanaklar, karın doyurmalıdırlar.
Bulursa çoğu ekmeği aşı. Alıp gitmez gurbet eline başı. Gözünden akıtmaz yaşı. Ayrılık ömrün kışı.
Yaşlısı genci bilmeli her işi. Görmeli hal ve gidişi. Tutturmalı kumaşta dikişi. O zaman başka olur elbisenin parlayışı.

Amacımız birliğimiz beraberliğimiz. Bir araya gelmeliyiz. Çevremizdeki ilçeleri ikna etmeliyiz.
Ortak noktada buluşup Vilayetliği almalıyız. Elbetteki daha çok yazarız. Ama umudumuzu bir kenara atmamalıyız.
Memleketten göçü durdurmalıyız. İş sahaları açmalıyız. Yeni konutlar için arsa üretmeliyiz.
Emeklilere de imkanlar sunmalıyız. Koşa, koşa memlekete getirmeliyiz. Bu konuya ehemmiyetle önem vermeliyiz.
Derneklerimiz. Vakıflarımız. Bir çok konunun üzerine samimiyetle eğildiklerini biliriz.
Ancak neresinden bakarsak bakalım yetersiziz. Kaplumbağa adımıyla yürümemeliyiz. Taşa, tikene takılıp kalmamalıyız.
Yağan yağmurdan kaçmamalıyız. Yağarken doldurmalıyız. Fırsatlara iyi bakmalıyız. Nedir imkanlarımız?
Çoktur heveslilerimiz. Önde gelenlerimiz.En yetkili mercilerimiz. Onlarla teması kesmemeliyiz.
Gece gündüz kapılarını çalmalıyız. Hizmet yarışında BİZDE VARIZ DEMELİYİZ.

Nerede o’günler..? deyipte geri durursak. Birbirimizin yüzüne bakıp kaçarsak. Duvar dibinden seyredirsek.
Trenin raylarını başka yerlere döşerler. İstasyonumuz da yer değiştirir. Gülen yüzler kimleri bekler?
Tutuşacak olan bizim eller. Yabana konmazlar. Olur olmaza bakmazlar. Demesinler sakın ola söz dinlemezler.
Konuşan diller. Düşünen akıllar. Gelişen fikirler. Elbetteki çağ atlatırlar.

09 Aralık 2024
Güven Gürbüz
Şebinkarahisar / Ankara

Tut dediğinde Bul kendinde

Tut dediğinde Bul kendinde

Açılan her bir kapıda bir aralık. Uzattığında başını bir anlık. Her yerde aydınlık.
Pencereden içeri akan ışık. Kaybolan karanlık. Aranan rahatlık. Mutluluk bir anlık.
Elindeki anahtarlık. Her kapıya bir gerdanlık. Her kimdedir bilinmezlik? O’Adamlık.
Darlığı içine alan karanlık. İyiliğin yok ettiği darlık. Her ikisindedir buluşmalık.
Her nereden çıkar bir anlık. Adam gibi adamlık. İyiliğe niyet ettik. Her gün aradık.

İyilerde aranır hep adamlık. En güzeline yakıştırmalık. Duyarlılık. İlgi ve alakalık.
En iyi tarafındandır bakmak. İletişimde olmak. Yakınlaşmak. Anlaşılır olmak. Anlamak.
İşine geldiği gibi davranmamak. Çözüm aramak. Uzlaştırmak. Barıştırmak. Kavuşturmak.
Düşeni yerden kaldırmak. Kırılanı da görmek. Onarmak. Arkasını dönüp kaçmamak. Bakmak.
Hoca Nasrettine çoktur sormalık. Tencerede pişen aş olsa doymalık. Tadında bırakmalık.

Adam Olmanın Yöntemi Nedir?

Günün birinde Hoca’nın da içinde bulunduğu topluluktan birisi;
Hocam, adam olmanın yöntemi nedir?” deyince;
Hoca Efendi, adamın nefes almasına bile fırsat vermeden;
“Canım, bunu bilmeyecek ne var, elbette kulaktır.” der.
Fakat Hoca, arkadaşlarının “kulaktır” cevabından pek bir şey anlamadıklarını anlayınca
açıklama yapma gereğini duyar:“Aa!. . Bunu bilemeyecek ne var?
Herhangi bir adam konuşurken onu can kulağı ile
dinlemeli; bu arada kendi ağzından çıkanı kendi kulağı duymalıdır.”

Anlamanın geçtiği yoldan. Akar su gibi bir an. Yavaş, yavaş, belleğe sızan. Dağılan.
Beyinde yuvalanan. Bilinçaltına giren. Rüyaları süsleyen. Beklenenler en güzelinden.
Hayalimizde yaşanan. Bir gün çoğalan. Bir gün azalan. Adam gibi adamdan. Her kimden?
Bir nasihat atalardan. Sesin yankısı kayalardan. Elinle tuttuğundan. Esas yakalanan.
Özenip bezendiğin nereden? Adamlığında yarattığın eserden. Atar. Tutar. Aslına bakar.

Yaptığın ettiğinde. Zambak, sümbül, gibi toprakta bittiğinde. En güzeli hep bir günde.
Çayır, çimen yeşerdiğinde. Koyun, kuzu, melediğinde. Bir köşede sessizce dinlediğinde.
Her biri, her birinden ne anladığında. Sorma her şey ortada. İnsanlığında. Adamlığında.
Boynu bükük yol kenarında. Boyun büken tepebaşında. Sormazlar mı her birisi kaç yaşında.
Tut dediğinde. Bul kendinde. Adamlık el uzatan da. Arama boş yere nerede. Burnunun ucunda.

02 Aralık 2024
Güven Gürbüz
Şebinkarahisar / Ankara

 

Tuttuğun tutamak Kaçtığın kaçamak

Tuttuğun tutamak Kaçtığın kaçamak

Niyet ile kısmet. Gelsin diye bir araya dayat. Kimi derler taze olur, kimi bayat. Öyle geçmez mi hayat?
Her kime derler sonra hangi niyet? Geldi bak kapıya kime kısmet. İçindekini beklet. Dışındakine koş git.
Seyri alemde her bir baht. Oturduğun yere bak, güzelse her yer taht. Neler anlatıyor o zaman bak o sıfat.
Konuşan dildir düşünmez. Hangi kafa neye hükmetmez? Söylenen söz her zaman yerini bulmaz. Kime sorulmaz?
Tuttuğun tutamak olur. Kaçtığın kaçamak. İnanmazsan derler ahmak. En iyisi mi her anlatılanı iyi anlamak.

Bu günün yarını belli olmaz. Kahinim desen kimse inanmaz. Aklı olan her şeye kanmaz. Yalnış yola sapmaz.
Beşer, şaşar. Düşer kalkar. Geriden kimler bakar? Kimi ağıt yakar. Kimi türkü söyler. Ömür de gelir geçer.
Komşu hakkı derler. Neler, neler, bilirler? İleriden, geriden söylerler. İcraata gelince arkasını dönerler.
Her kılığa hazır kıyafetler. Birini çıkarır diğerini giyerler. Sahneyi nerede bulurlar? Açıkgöze sorarlar.
Hoca Nasrettindir neler bilir? Komşuyu komşuya öğretir. Sebep nedir kimbilir? Sonuca göre çok fikir üretir.

Allah’ın Rahmetinden Kaçılmaz

Günün birinde bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaktadır.
Elbette yağmur yağdığı vakit ya koşulur, ya da bir yerlere sığınılır.
Nasreddin Hoca da yağmurun yağışını ve sokakların yalnızlığını pencereden seyrederken
bir de bakar ki yağmurdan kaçan bir adam… Hoca biraz dikkatli baktığında bunun bir komşusu olduğunu anlar
ve pencereyi açarak; “Komşu, komşu, utanmıyor musun, niçin Allah’ın rahmetinden kaçıyorsun?” deyince
adam koşmayı bırakır ve yavaş yavaş evine doğru gider. Bu arada adamın da ıslanmadık yeri kalmaz.
Ertesi gün hava yine yağmurludur. Bu defa Hoca Efendi alışveriş için sokağa çıkmıştır.
O, işini bitirip de hızlı adımlarla evine doğru giderken bir gün önceki komşusunun evinin önünden geçer.
Bu sefer komşusu; “Hoca Efendi, Hoca Efendi, sen dün bana ‘Allah’ın rahmetinden kaçılmaz. ’ demiştin;
bak şimdi kendin kaçıyorsun.” deyince, Hoca komşusuna doğru döner ve;
“Be adam! Ben Allah’ın rahmetinden kaçmıyorum, Allah’ın rahmetini çiğnememek için koşuyorum.” der.

Halimize hal gerek. Söylemeye ne gerek? Çoğumuz orta direk. Geçim için elimizde kazma, kürek. Kuyudan su çıkarmak.
Huylu huyuna bakar. Kendine ne biçer? Döşeği yere serer. Battaniyesini kimler örter? Merhametliyse şefkat der.
Her geçenin sözü direk diker. Direğin ucunda lamba kime yanar? Gece karanlık çöker. Etrafındakilere ışık saçar.
Dinlemezler her kimler? Aydınlık yollardan ayrılmazlar. Kesilince ışıklar. Geldikleri yolu bir daha bulamazlar.
Her yolun halini bilir bilenler. Her gördüğünü çok anlatmaz uyanık geçinenler. Velakin pek iyi olmaz sonuçlar.

Her kimin kime düşerse işi. Zorluktandır gidişi. Düşünür, bulur, bilirkişi. Merhamet ile muamele eder hep er kişi.
Kaşa, göze, göre değildir anlayışı. Elektrik akımı gibidir taşıyışı. Kimedir deyişi? İyi düşünmeli çekmeden fişi.
Söyleriz birbirimize her telaşı. Bir olmuyor hayatın yazı, kışı. Her köşenin yakarışı. Yuvarlağın köşeyi dönüşü.
İyi hallidir kimine bu günün aşı. Kiminin bedenini sıkar dar kumaşı. Kimi yer aşı. Kimi gezmektendir dünya telaşı.
Yaşamın başkadır bilinmez her yaşı. Yürür, gider, iyi tutarsa başı. Atın telaşı. Binenin yarışı.Sonunda biter işi.

28 Kasım 2024

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara