AKLINA ESER, TUTUŞUR GİDER

AKLINA ESER, TUTUŞUR GİDER

Nerden gelir deme bu vesvese. Aklını alır kor kafese. Güven olmuyor herkese.
Çölde serap gibi gelse. Uyma sakın kötü nefse. Oku bildiğin dua ne varsa.
Bu gün olan, yarın yoksa. Gelir haktan, nasibin varsa.

Sabır ile selamet birbirini bekler. Yolların uçları farklı yere gider.
Farklıdır, her birinde dönen değirmenler. Kimi öğütür un eder. Kimi dönmez, kurutur gider.

Yola bakan değil, yoldan giden bilir. Yolda gideni soran tecrübe eder.
Tecrübe elde harita. Bindirir kıra ata. Hayat dediğin gelmez son sürata.
Yolun hali uymaz her saate. Karda yağar, güneşte açar. Akıl başta saklar.
Kandırmasın gördüğün rüyalar.Rüyalar biter,hakikat başlar.Gerçekler hep bizlerle yaşar.

‘Akıl, müminin dostu; ilim, veziri; sabır, ordusunun komutanı; amel ise temsilcisidir.’ Der Hz. Ali (r.a)

Ey mümin, dost arama, sana dost aklın. Öğren bil. İlmin sendeki, senin vezirin.
Güç dediğin ordun, sendeki sabrın. İyi olsun seni temsil eden amelin.

Diyarı memleket. Uzak illere kısmet. Kısmeti bulmak ister zahmet.
Elinde kolunda varsa kudret. Aklınla hizmet et. Akıl götürür, akıl getirir.
Bazen ola ki şeytan dürter. Yollar yolluğunu terk eder. Zahmeti cefa eder.
Alır aklını baştan, sürükler gider. Uyma sakın nefsine. Dönderme herşeyi tersine.
Kuru dallar tez tutuşur.Sonunda seninle buluşur.Giden sevdiklerinden oluşur.
Can tende,her kimde. Ateş yandığı yerde. Tutuşur.

Hoca Nasrettin’de yine yazımızın içinde gezer.

Aklın Varsa Göle Koş

Nasreddin Hoca günün birinde eşeğine binerek ormana odun kesmeye gider.

Kuru odunlardan epeyce kestikten sonra bunları eşeğine yükler ve evin yolunu tutar.
Ancak, yolda aklına, kestiği odunların yanıp yanmayacağı konusu gelir ve ince kuru dallardan birkaçını tutuşturur.

Başlangıçta odun çıtır çıtır yanarken Hoca ve eşeği gayet rahattır.

Fakat bir süre sonra kuru odunların tamamı yanmaya başlayınca Nasreddin Hoca’yı bir telaş alır ki sormayın.

Bu arada odunların yanmasıyla birlikte semeri de yanmaya başlayan eşek iyice huysuzlanır ve hoplayıp
zıplamaya başlar.

Eşeğin bu acı haline çok üzülen Nasreddin Hoca yüksekçe bir yere çıkar ve; “Eşeğim, aklın varsa göle koş, yoksa halin duman…” deyiverir.

Kimi başımızda, kimi sonumuz da. Kimi önümüzde, kimi arkamızda.
Ne sağımızda. Ne solumuzda. Buluştuğumuz yerde. Tam ortamızda.
Uzanan eller, konuşan diller. Açılır derinden derine sohbetler.
Dökülürler inci gibi hepsi birer, birer. Ne güzel olur tatlı diller.
Sarılır ince beller. Erir gider şiş göbekler. İnsanoğlu iç içedirler. Hep böyle şenlenirler.

Memleket dediğin bir ulu çınar. Kimler göçer, kimler konar.
Anlattığımız sayfalar. Saklayacak kitapları da bulamazlar.
Kitap dediğinin ağaçtandır özü. Saklar kalbinde her bir derin sözü.
Okuyanın bazen dolarsa da gözü. Hatıralar canlanır. Kim bilir kimler nerelerde aranır.
Dağlar, taşlar, susar durur. Rüzgarın dediği ne de güzel anlaşılır.
Pınarları dertlenir. Suları kesilir. Sıcaktan yanan çiftçiler. Dağları taşları deler.
Saklandığı yerdedir, buz gibi sular. İnsanoğludur ararsa onu da bulur.

Düştük bir yola, yol, yoldan öte gider. Yoldan yola, nice taze otlar biter.
Geldik dünyaya, işte bizdeki kader. Kimini gülden gül eder. Kimini sarar dertten dert eder.
Yaşanılan ömürden. Yaktığımız ne odundan, ne kömürden. Hayatın geride bıraktığı tezeğinden.
Yanar ateş olur. Tutuşur keder tüter. Bacalarımız her sene başka tüter.

Yolların kaderi yollarda biter. Alır götürür bizleri neyler. Kim bilir bizleri nerelerde terk eder.
Vefayı aradık. Aradıkta ne yaptık. Maddiyata kul ettik. Maneviyatı da terk ettik. Köşelere attık.
Gün geldi hatırladık. Hatırladık hatalarımızı anladık. Aradık, aradık, bir türlü bulamadık.
Akıl başta. Kalmasın kara kışta. Mendile saklanan gözdeki yaşta.
Hayat böyledir hep bir yarışta. Koşanlarda yorulur. Birde bakmışsın nefeste durur.
Ömür dediğin budur. O’ da bir gün son bulur.

Aklı selim dostlara selam ile..

Sevgiler, Saygılar……

28 Aralık 2022

Güven Gürbüz

Şebinkarahisar / Ankara

AY KUYUDA, HUY İNSANDA

AY KUYUDA, HUY İNSANDA

İhtiyaçtan hasıl olur her dem. Nedir diye sormaz acelem.
Görür de inanır, inanır da bilmez. Ay kuyuya düşmez. Hakikat saklanmaz.

İnanmaktır hissettiğince gönlüne. Gönlün açılır geniş bir engine.
Her insanın dengi, kendi kendine. Döner gelir, uyar rengine.

Gerçekler ayna gibidir. Yansıdığının aynısıdır. Velakin gerçeğin kendisi yansıtılan yerdedir.

Başımızı kaldırdığımızda, aklımızı başımıza aldığımızda, düşünüp taşındığımızda.
Sorup araştırdığımızda, ortaya çıkar o zaman yanlışa ve doğruya nasıl karar verdiğimizde.

Zaman yaşadığımız an. Ne oradan, ne buradan. Aklımızı başımıza aldığımız an.
Yalnışları doğuran, çoğu zaman acele alınan kararlar.

Doğru bilinen yanlışlar, insanları yanıltırlar. Çoğu zamanda pişman olurlar.
Son pişmanlık çare etmez diyenler. Bakmışsınız pişmanlığı da başkasına mal etmişler.

Doğrular geçte olsa bir gün gelir yerini bulurlar.

Düşüncesinde mutlu olanlar, fazlaca kafasını yormayanlar. O’ kadar çoklar.

Yürür gideriz hisara hisara. Başında Şebin olanlara. Karanlıktan aydınlıklara.
Yolumuz yine uğrar Şebinkarahisara. Vilayetlik kaldı içimizde yara.
Gelen kanatır, giden aratır. Bu yolda yürüyenlerde inattır. Vilayetliğin iadesi bir haktır.

Gecelerin ayın yansıdığı yerdir. Öyle bir aydır ki. Ne göldür, ne ırmaktır.
Ne kayıktır, Ne de su da yüzen balıktır. Kimi gelir çıkartır. Kimi gündüz olunca unutur.
Her uyandığımızda bir rüyadır. Yinede bıkmayız. Yinede Usanmayız.
Vilayetlik olur suya düşen yansımamız.

Her gün umulur. Yeri olsada dipsiz kuyudur. Kuyudan da çıkartırız. Kime ne..

Biz inanırız. Düşer kalkarız. Tükenir dolarız. Dolar boşalırız.
İpimiz, çengelimiz, emeğimiz. Umutla dolu kuyumuz. Geçsede uykusuz gecelerimiz.
Gece baktığımıza, gündüz gördüğümüze inanırız. Kendi kendimizi teselli ederiz.

‘ Neler çektik neleeeer….’ de deriz.Çekenler. Ne varsa. Açıp konuşsa.
Duyan kaçsa. Gören gelse. Anlatılacak ne varsa.Hepsini bir, bir, anlatsa.
Kimi anlasa, kimi boş, boş, baksada. Bu diyarlar yalnız başına da kalsada.

Yüreği kocamanlar. Arzuları istekleri yaşatırlar. Ayakta tutsada hayaller.
Geçmişe dönüp, dönüp, her defasında baksada. İnsanoğlunun yapamadıklarını.
Unuttuklarını, unutturduklarını, ilgisizliklerini, umursuzluklarını.
Olsaydı, olmalıydı, olabirdi, varlarını, yoklarını. Uzatsada ellerini kollarını.
İnci taneleri gibi dizsede sözlerini. Hepside zamana yenik düşen kaybettiklerimiz.
Nice çınarların arkasından göz yaşı dökerken. Vefasızlıklarımıza sünger çekerken.
Yan gelip yan yatarken. Koltukları süslü kelimelerle süslerken.Makama mevkilere övgüler dizerken.
Hazır olda durup menfaate kul. El ovuşturana, gel de bir sokul. He diyene he diyen.
Bu yollardan gelip geçen.Gülerken hal ile hallenen. Ne oldu gören. Ne bildi duyan.

Az okuyan çok konuşan. Bakmadan etrafına kanan. Ne çıkarsa dipsiz kuyudan.
İster inan. İster kan. Gerçeklerden olmaz yalan.
Geçte olsa gerçek her zaman göremediğimiz pencelerden bakacak.
Baktığımız pencereden de güneş doğacak. Belki o’zaman karı, kışı, atlatanlar, ısınınca anlayacak.

Hoca Nasrettin’de geçmiş bu yollardan. Neler anlatmış hakikatten..?

Ay da Çıktı Ama Ben de Neler Çektim Neler?

Geceleyin ay ışığının etrafı aydınlattığı bir saatte Nasreddin Hoca evde suyun olmadığını öğrenince, kova ve testiyi alıp kuyuya gider.

Nasreddin Hoca kovayı kuyuya sarkıttığında bir de ne görsün, kuyunun içerisinde kocaman bir ay…“Hay Allah, ayın kuyuda ne işi var?”

Hoca, ayın kuyuya düştüğünü sanarak evine gelir, ipin yanına çengeli de alarak tekrar kuyunun başına döner. Çengeli ipe bağlayarak kuyudan aşağıya sarkıtan Nasreddin Hoca, çengelin bir taşa takılması üzerine var gücüyle asılmaya başlar. Bir asılır, iki asılır, üç asılır, ancak çengel çıkmaz.

Biraz daha kendisini çengeli çekmeye hazırlayan Nasreddin Hoca var gücüyle ipi çekince,çengelin takıldığı taştan kurtulmasıyla birlikte sırtı üzerine düşer. Bir süre toz toprak içinde kaldıktan sonra Hoca, kendisine gelir ve gökte ayı gördükten sonra; “Ay çıktı ama ben de neler çektim neler?” deyiverir.

Yarınlar umutlarımız. Yaşama onlarla bağlıyız.
Bakmayın öyle, yoktur solduğumuz. Bahar gelende çiçekte açarız.
Dağlara, ovalara kaçarız. Soğuk sulardan içeriz. Bu gün ağlar, yarın güleriz.
Ne az konuşur. Ne çok söyleriz. Budur her arzu halimiz.
Bir bizler bir türlü anlatamayız. Vilayetlik diye dayatırız.
Kendimizi kandırdığımızı da sanarız. Kimlere aldanırız? Tabiata mı kanarız?

Ay düşer mi kuyuya? Çıkar hadi başla çıkarmaya. Gündüz olur. Ay kaybolur.
Kimi inanır. Kimi kanar. Koca göbekli dünya neleri neleri, neleri yutar.
Doymayan arzular, istekler. Yarınlar olunca hep kendini yeniler. Niceleri unutulur gider.
Neleri, neleri daha, garip aşıklar söyler. Çalan sazlar, hep birlikte horanlar.

Böyledir bizim sevdamız. Ne anlaşıldı dediğimiz. Ne dinlendi sözümüz. Aksada iki gözümüzden yaşımız.
Ne mendil verenimiz. Ne silenimiz. Arar dururuz, budurmu kaderimiz? Biz hep böyle boyunmu eğeriz?

Ne söylerdi küçükken büyüklerimiz? Uslu çocuklar, her zaman sevilirler. Başları okşanır öpülürler.
Güngelir küçükler büyür. Büyükler köşelerine çekilir. Bir çoğumuz artık ortalarda ne görünür. Ne bilinir.
Söylenilen sözler, yenilere de yenik düşerler. Bizlerden bu kadar. Sözcüklerde yoruldular.
Ne zaman anlaşılırlar. O zaman yenilere de yol açarlar.

Sevgiler, Saygılar……

Güven Gürbüz

24 Aralık 2022

Şebinkarahisar / Ankara

GÖRME, DÖN. YÖN AYNI YÖN..

GÖRME, DÖN. YÖN AYNI YÖN..

Dünya dönüyor. Küçükler büyüyor. Büyükler göçüyor.Devran dönüyor.
Doğa ana dantel gibi işlemesini örüyor. Kimini ateş sarıyor. Kiminin bacası tütmüyor.
Nereye dönerseniz dönün, oraya yönün.Birbirini tutmuyor arkan, önün.
Varsa yiyeceğin bir kaç öğün. Yeri çok olur şükrün.
Niyaz ettiğimiz yaradan. Yaratmış bizi çamurdan, topraktan.

Yorulduğumuzda yoldan. Tükendiğimiz de yokluktan. Çektiğimizde vefasızlıktan.
Nereye baktığımız değil, bindiğimizin baktığı yer olur yönümüz.
Dönsekte sırtımızı, kandırsakta kendimizi, bizi götüren zaman, mekan.
Taşıyan ha taşıt, ha hayvan. Dayan yüreğim dayan. Ne anlasın sana hariçten bakan.
Gazel okumakla değil, yol aşılmakla bitiyor. Bu gün düşen, yarın kalkar.
Bu dünyanın saltanatı, ne şahlara, ne padişahlara kalmadı.
Kimi gülerken, kimi ağladı. Yalan dünya kimselere kalmadı.

Yaşamın vadettikleri; İnsanoğlunun elinde tuttukları.
Kiminin hayalleri, başkalarının buldukları. Çalış senin de olur dedikleri.
Kiminin taptıkları, kiminin elinin kiri. Ne para, ne pulları.Ne makam, ne mevkileri.
Şımartmamalı kulları. Ne düzde, ne yokuş.Can kafeste bir kuş.Son seferinde kanatlanış.
Ebedi yolculuğa akış. Bir buse bile bırakamadan daha. Sevdiklerinden oluşan bu saha.
Döner yönünü allaha. Dualar yükseldikçe semaya. Canlar, canlar. Yaşamdan geriye kalanlar.
Gönüllerde kalan sevdalar. Kaybolup giden nidalar. Hazlar, heyecanlar. gülüşler, serzenişler.
Kurulup, kalkan sofralar. Sevinçler, heyecanlar. Bir masal misali içinde kalanlar.

Görmek istemediklerimizdir bildiklerimiz.
Kaçışlarımızdır kendimizden, hatalarımız, eksikliklerimiz.
Boncuk gibi dizilidir boynumuzda hatalarımız. Geceleri rüyalarımızda yakarışlarımız.
Kaybettiklerimizdir sevdiklerimiz. Kime ne söyler, kimden ne dinleriz.
Aramızda gevezelerimiz. Bitmez hiç dedikodularımız. Her gün bir şeyleri atar tutarız.
Az değildir saçını başını yolanlarımız. Hepsinden kaçışlarımız fıkra gibidir anlarsak hepimiz.

Hoca Nasrettini görelim, birde ona soralım. Ne anlatmış dinleyelim.

Aynı Yöne Gittiğimi Görmemek İçin

Hoca bir gün eşeğe ters binerek giderken, karşısına çıkanlar merakla sorarlar:

“Hoca Efendi, niçin eşeğe ters biniyorsun?”

Hoca gülümseyerek cevap verir:

“Eşekle aynı yöne gittiğimi görmemek için…”

Bu hafta yazmak gelmedi içimden. Yine de vazgeçmek istemedim, kendime kıldığım vazifemden.
Ne ondan olsun, ne bundan. Hemen en yakınımızdan. Döndüğümde iki günlük yoldan.
Selam verdiğim dağdan taştan. Yine sordum. hep sordum. Aramızdan ayrılan yakınımıza dualar ettim.
Akşam duruma resmini ekledim. Altına da bir şeyler karaladım.

Ozanlının dağları taşları. Akar mı gözlerinin yaşları.Eski Muhtar İdris’i sordular.
Sardı bağrına toprağı taşı. Diyemedim be..Ey gurbet kuşu.

Rahmeti bol olsun İdris Bacanağımın da.
Ozanlının dağında. taşında, orağı tırpanı sırtında, motorun tam ortasında.
Ekininin de, tütününde. Damında, turpunda, ahırında, mereğinde.
Yıllar sonra bir de gurbet elinde.
Yalova da, Altınova da. Dağın bittiği, denizin coştuğu yerde.
Şebinkarahisar / Ozanlı’dan, Yalova / Altınovaya. Göçüp gitmiştin oraya.
Onu al, buraya, onu koy şuraya. İşte yalan dedikleri dünya.
Emri vaki oldu. mukadderat buydu. Bir akşam üstü gözlerini yumdu.
Hısım, akraba,eş, dost, duyan koştu. Gurbet ellerden yolllara düştü.
Gözyaşları buharlaştı. Gönülleri hüzünler kapladı. Ne çok ağlayanı varıdı.Toprak bağrına sardı.
Rahmetle anıyorum. Ailesine sevdiklerine başsağlığı diliyorum. Mekanı cennet olsun.

Yönümüz yaradanımız. Yine ona döneceğiz. Alnımızda yazılı ömrümüz.
Ha bu gün, ha yarınız. Dua ile olsun hep niyazımız.
Dünyada yaşarken sevdiklerimizin kıymetini bilmeliyiz.
Onlara sahip çıkmalı. Hal hatır sormalıyız. Gönül almalıyız.
Sözde değil özde, sular çağlar bir gözede, dolduğu küründe.
Aktığı ağaç dibinde, suladığı tarlada, bağda. Evimizdeki bardakta.
Su gibi akan ömür. Dolar boşalır. Nice canlar gelir, Niceleri göçer.
Dünyanın kanunu bu. Bu hana konanlar, muhakkak göçer.

Ömrünüz çok olsun.

Güven Gürbüz

Aralık 2022

Şebinkarahisar / Ankara

İSTEK YOKSA BAHANE VAR.

İSTEK YOKSA BAHANE VAR..

‘Cesareti olmayanın, bahanesi çok olur.’ derler.Günlük hayatta yaşarız.Hemi düşer, hemi kalkarız.
Kimi az yürür, kimini çok yürütür. Kimi çok yürür, kimini az yürütür.
Yürümekten maksat koşmak, koşuşturmak. Yürütmek ise tembelliği kanmak.Kim, kimi kandırır, kim, kimi andırır.
Ne yaparsa insan önce kendine yaptırır.Kandırdığı hep başkası sanır. İstemek için arzu doğar.
Arzunun içi aydınlığa bakar.Cesaret kapıyı açar. Bahaneler havaya uçar.

‘Kısmet ise gelir Hint’ten, Yemen’den, kısmet değilse ne gelir elden?’ Derler.
Derler demesine de; Kısmete istek, İsteğe destek, bahane etmemek, o’na doğru yürümek.
Cesarete davet.Davete icabet gerek. Eller, kollar serbest, sen bu yolda devam et.
Gün gelir fikirler çarpışır. Düzyolda karşılaşır.
Yol veren yol alır, tartışan yarı yolda kalır.
Hedef yakında da olsa, Akıl uzaktan baksa. Bahaneler götürür, şahaneler sırıtır.
Sularla dolunca yutar dereler. Alır götürür, toprak eder çürütür.

En güzel sözler, hep bizler. Bitmez insanoğlunda arzular istekler.
Sevmek gerek, sevmeyide bilmek. Sevdirmek gerek incitmemek. Önemlidir hissettirmek.
Hissettiğini göstermek. El uzatmak. Kucaklamak. Sarıp sarmalamak.
Kapalı perdeleri aralamak. En kenara yer ayırmak. Güneşe davet sıcaklığa istikamet.
Tam isabet. Açılır tüm kapılar. Uzaklaşır soğukluklar. Isınır çam çerçeve.
Koşan gider davetlere. Ne ona, ne buna. Önce bakmak gerek en yakınına.
Sevgi açar kapıları. Saygı gösterir odaları.
Kiminde çözülür sorunlar. Kiminde erir buzlar. Erkekler, kızlar, hep birlikte çalan sazlar.
Düğün dernek kurulur. Sofralar şenlenir. Kimi erer muradına. Kimi çıkar kerevetine.

Masal gibi gelse de, gerçeğin ta kendisi de. İnanamaz rüya sansa da.
Her şey istek ile oluşsada, bahane varsın olsun da. Arada bir el sallasa da.
Her şey tatlı dilde, güleryüz de. Herşeyden önce çözüm anlatıp söylemesinde.
Akıl sende, fikir sende. Yoksa hepsi de vardır bir yerde. Oturma oturduğun yerde.
Vardır elbet çare her bir derde. Ah etme, vah deme.
Bırak dokunulsun birazda kürküne. Kürkte eskir, yeniside gelir.
Dostluklar sevgiler daha çok aranır.

Nasrettin Hocaya peki ne demeli…?

” Bağdat’a Gitmem Gerekir

Günün birinde komşularından birisi Hoca’nın kapısını çalar ve;

“Hoca Efendi, senden bir isteğim var.” der.
“Nedir komşu?”
“Hocam, Bağdat’ta bir dostum var, ona mektup yazmak istiyorum, fakat benim yazım çok kötü. Mümkünse bu mektubu yazıversen.” deyince Hoca;
“Olmaz, çünkü benim Bağdat’a gidecek vaktim yok.” der.

Hoca’nın yanlış anladığını zanneden komşusu; “Hocam, Bağdat’a gitmeyeceksin, mektubu yazıvereceksin.” deyince Hoca adamı
başından savmak için yeni bahaneler uydurur ve; “Ah dostum! Bir bilsen benim yazım ne kadar kötü, ancak kendi yazdığımı kendim okuyabiliyorum, bu sebepten de Bağdat’a gitmem gerekir.” der.

Anlayalım dinleyelim. Hep elele verelim. Saklamayalım gizlemeyelim.
Dürüstlüğü önce kendimize gösterelim. Üstelemeyelim, kükremeyelim, korkutup ürkütmeyelim.
Bahane dediğin bir gün aratır. Dillendirir söyletir. Uzatır, kısaltır. Güngelir aratır.
Bahaneye mazeret olmaz, kendi kendine anlatamaz. Aradıkların gün gelir bir daha bulunmaz.

Anlatacak sözler, bulur elbet iki çift gözler. Nice dağlar tepeler, yaylalar ovalar.
Kimi yüksekten, kimi alçaktan. Selam söyleyin dostlara uçan kuşlar.
Bu gün varlar, yarın yoklar. Sağolsun hatır gönül bilen dostlar.

Hal bilenin, halden anlayanındır. Halden hale girene sormalı sebebin.
En güzel huy sendeki edebin. Kaybolmasın sakın, her şey bir nefes kadar yakın.
Sendeki marifet, önce cesaret. İstek olmalı, bahane bulmamalı.
Her söylenenin altında bir şey aramamalı. Hayra yormalı, hayır bulmalı.
Anlayıp dinlemeli. Israr etmemeli. Vardır elbet bir isteği isteksizlikse isteği.
O’da bir istek. Altını üstünü doldurmak gerek. Anlayanlar anladı.
Anlamayana anlattı. Yine ortada bahane kalmadı.

Güzel günler, tatlı sözle başlar.
Güzel sözlü, hakikatten özlü, dostlara sevgilerle, saygılarla..

Güven Gürbüz

07 Aralık 2022

Şebinkarahisar / Ankara

MAKSAT PERDE İSE, MIZRAP SEBEP

 MAKSAT PERDE İSE, MIZRAP SEBEP

Gayeyi, maksatı aşar bazen sebep. Sebebi yaratmak olmamalı hacet.
Hacetten yaratırsa maksat. Olursa şayet hayatmelat.
Gel birde, sen de dayat.Olur sonunda yazılacak kitap.
Her şeyin ilkidir güzel görünen.
İlkler son olmadan yaşatırsa da mutluluklar.
Yok eder onu da sonunda yanlışlıklar.
Gaye bizim maksadımız. Aşmamalı onu haddimiz.
Selam verdiğimiz sağımız, solumuz.
Olmaz olur birde bakmışsınız umudumuz.
Her nereye baksak sonuç gaye ile başlar.
İyi gayelerin sonucu bizlerle olgunlaşır.
Nereye baktığımızdan çok neyi gördüğümüz o’ zaman anlaşılır.
Sonuç ne olursa olsun gayemiz samimi ve içten ve ulaşılır olmalı.

Ne oldum dememeli. Ne olacağım demeli. Makam ve mevki gelir gider.
Hayat ummadığının boynunu büker.
Eline geçene değil, elindekinin kıymetinedir değer.
O’ değer olgunlukla şahsiyete şahsiyet katar.
Beklentilerin bazen çaresizdir. Hayatın en önemli cilvesidir.
Değer ehlinin elinde değerlenir. Cahilin elinde ise küllenir.
Ateş olup yakar da, ilaç olup iyi ederde.
Marifet kişide şekillense de. Değer, fayda, çare sonucun içinde.

Az söyleyip, çok işitse de. Söz gümüşse, sukut altındır dese de.
Yazılır bir yerlerine hayat defterinde.
Ödülü haktan gelir. İyilikten iyilik bilinir doğar.
İnsanoğlu bu gün var, yarın yoksa da.
Öğüt iyilikten yana varsa da, çarede onu takip eder yolda.
Ha bu gün, ha yarın belki de kapında.
Gülümseyerek açmakta sende, somurtup kapatmakta.

Her ne beklersen hayattan. Hepsi de bir nizam, bir intizam.
Yazılıp, çizilen, sonucu hep bir mizan.
Doğruluktan yana ise senin de hizan.
Şaşan olmaz derler hiç bir zaman hesabından.
Eğrilirsede, bükülürsede doğru, odur asla kırılmayan.
Doğru eğrilir ama kırılmaz!

Her söyleyenin arzusu isteği. Bilinmez içindeki dileği.
Hoşgörü olursa öngörü. Öngörü’ nün de var elbet söyleyeceği.
Nedir, kimedir, niyedir..? Tavsiye eder idrak ile tecrübe etmeyi.
Sonuçlar iyi, kötü. Kimin ne dediği değil, kimin ne isteği.
Anlaşılan odur ki; Maksat perde ise, mızrap sebep.
Maksadımız, gayemiz, neyi nasıl söylediğimiz.
Mızrap misali elinde tutanın. Elinde şekillenenin.
İster eğri, ister büğrü. Bulanın elinde. Söyleyenin dilinde.
Dinleyense kalbinde, yüreğinde. Sonuç değişmese de.
Herkes aradığını bulma yolunda.
Kimine bulduğu kısa, kimine uzun.
Bilinmesi gereken tek şey sonuç tutanın elinde.
Elinde tuttuğunu bilmek önemli sonunda.

Hoca Nasrettin’in dediği gibi;

Ben Perdeyi Buldum ve Çalıp Duruyorum

Bir gün Nasreddin Hoca’yı ziyafete davet ederler. Yeme içme faslından sonra saz çalan bir misafir sazını ortaya çıkararak;
“Hocam, saz çalmasını bilir misin?” diye sorar.

Hoca da hiç düşünmeden, sözünün sonunun ne olacağını aklına kestirmeden; “Evet, çalarım.” deyiverir.

Bunun üzerine sazı Hoca’ya uzatırlar. Ne perde, ne mızrap… Hiçbir şeyi bilmeyen Nasreddin Hoca sazı eline alır ve gelişigüzel mızrapla tellere vurmaya başlar.

Sazdan garip garip sesler çıkınca oradakiler; “Hoca Efendi, bu nasıl saz çalış? Bunun da bir çalma usulü vardır, seninki saz çalma
değil işkence.” derler.

Nasreddin Hoca, saz çalmasını bilmediğini belli etmemek için kahkahayı basar ve; “Arkadaşlar, bunda şaşılacak ne var? Bu işte perde arayanlar, aramaya devam etsinler,bakın ben buldum ve çalıp duruyorum.” deyiverir.

Yaşam felsefesi. Tarihten gelen sesi. Kiminin başına oldu fesi.
Kiminin fötr şapkası.Değişir değiştikçe değişenlerle.
Adı papak, adı kalpak. Yaşamın başımızın üstündeki yeri.
Dökülse de, döküm, döküm. Sonbaharda gazellerle salkım sökükler.
Rengi yeşil, rengi sarı. Mevsimlere bağlı. Kimi açarken, kimi solarken.
Hayatımızdan gidenler bir daha dönmezken.

Yaşam felsefesi. İçimizdeki ılgıt, ılgıt, esen nefesi.
Düşündürmeli yönümüz neresi.
Her bir can. Doğar bir anadan. Bizlere neler bahşetmiş yaradan.
Düşününce anlayan. Anladığını bağışlayan, sarılıp kucaklayan.
Her can ile paylaşan. Yardımlaşan. Dayanışan.
Var mı senden iyi insan.

Maksadı iyiliğe çıkan her dosta,

Sevgi ve hürmetle.

Güven Gürbüz

3 Aralık 2022

Şebinkarahisar / Ankara